1.
Giriş
Mısır’daki
komünist hareketin tarihi, farklı hassasiyetlerine ve referans noktalarına
rağmen, yakın dönemde Mısır’daki toplumsal-politik yaşamın önemli momentlerinde
katkıda bulunan, çelişkilerle karşılaşan ve çoğu zaman önemli bir rol oynayan muhtelif
sol akımların karmaşık bir hikâyesinden ibarettir.[1]
Mısır
komünizminin evriminde üç aşama vardır:
1.
1922’de, sosyalist bir partinin kurulmasından bir yıl sonra, Üçüncü
Enternasyonal’in bir üyesi olarak ilk Mısır Komünist Partisi’nin (MCP)
kurulmasından 1924’e kadar uzanan aşama: Bu iki yıl boyunca, partinin ilgili
biçimi aktifti ve özellikle işçi hareketine karşı, Genel İşçi Konfederasyonu (GİK)
ile birlikte siyasi yaşam üzerinde, sınırlı da olsa, bir etki yarattı.
2.
1930’lar-1940’lardan 1965’e kadar uzanan aşama: bir dizi yetkisiz komünist
grubu kapsayan ve bunlardan üçünün 1958 ile 1965 yılları arasında tek bir
örgütte birleştiği, daha sonra bazı üyelerinin Nasırcı projeye katılmak üzere
ayrıldığı “ikinci hareket”.
3.
1968’deki öğrenci hareketlerinden, 1970’lerdeki “üçüncü hareket”e kadar uzanan aşama:
aydınlar ve üniversite öğrencileri arasında öne çıkan Mısır Komünist Partisi’nin
(MKP) yeniden kurulduğu, 1990’ların sonuna dek uzanan aşama.
Bu
bölüm, Mısır komünist hareketinin 1922’de ilk MKP’nin kurulmasından Ocak 2011
devriminin patlak vermesine kadar geçtiği farklı aşamaları tek tek analiz
etmektedir. Ardından, hareketin güçlü ve zayıf yönlerinin, bugünün Mısır’ındaki
teorik ve politik hayata katkılarına dair kısa bir değerlendirme sunar.
2. Mısır
Komünist Partisi’nin Kuruluşu
ve İşçi Hareketiyle Bağları (1921–1924)
Birinci
Dünya Savaşı’ndan sonra Mısır, mütevazı ama aktif bir sol akıma ev sahipliği
yapıyordu (Lockman, 2008: 65). En başta, sosyalist parti hızla komünist partiye
evrildi, sendikalar ve federasyonları aracılığıyla işçi hareketiyle nispeten güçlü
bağlar kurdu. Komünistler, birkaç yıl içinde ezilmiş olsalar da işçi hareketi
adına ortaya koydukları çabalar, grubun olağan etki ve faaliyet alanının
ötesinde yankı buldu.
İlk
komünist örgütlerin oluşumu ve sosyalizm ile işçi hareketi arasındaki bağla
tanımlı tarihte bir ismin diğerlerine nazaran daha fazla öne çıktığını
görüyoruz: Joseph Rosenthal.[2] Gençliğinden beri sosyalist olan bu Filistinli Yahudi,
on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Mısır’a geldi ve hemen İskenderiye’deki,
çoğunlukla yabancı, büyük ölçüde Yunan işçilerce örgütlenmiş sendikalarla temas
kurdu. 1919’da Mısır’ın bağımsızlığı için mücadele eden hareketler bağlamında,
Rosenthal, bu yabancı işçilerin, onlardan daha az olmak üzere, Mısırlı
işçilerin teşvik ettikleri grevlerden ve sendikacılıktan ilham alarak, çeşitli
sendikaları ve örgütlenmemiş işçileri birleştirmek ve işçi hareketi içinde
sosyalist bir varlık meydana getirmek amacıyla bir işçi konfederasyonu
örgütlemeye karar verdi. 1920’de bir eylem çağrısında bulunan Rosenthal, Şubat
1921’de İskenderiye’de, sosyalistlerin liderliğinde hareket eden Avrupa (başta
Fransız) sendika konfederasyonlarından esinlenerek GİK’i kurdu. Ancak, yeni
konfederasyon örgütlü işçi sınıfının sadece küçük bir bölümünü temsil ediyordu,
çünkü ana Mısır sendikaları ona katılmamayı tercih etmişti.[3]
GİK’in
doğuşunun doğrudan bir sonucu da aynı yılın Ağustos ayında Mısır Sosyalist
Partisi’nin (MSP) kurulması oldu. Mısır’da sosyalist bir parti kurma fikri, Birinci
Dünya Savaşı’nın sonundan beri mevcuttu. Bu dönemde, en tanınmışı Selamet Musa[4]
olan çok sayıda Mısırlı aydın, Marksizmden ziyade Fabyusçuluktan ilham alarak
sosyalist fikirleri yaymaya başlamıştı. MSP kurulmadan önce bile, Rosenthal da
dâhil olmak üzere daha radikal görüşlere sahip solcular iki grup halinde
çalışma yürütüyorlardı: “Üçüncü Enternasyonal’in bir aracı” olarak kabul edilen
Toplumsal Çalışmalar Grubu (1920) (Ginat, 2011: 36-7) ve kısa bir süre sonra da
Clarté (Vuzuh veya Aydınlık). Her iki çevre de işçi grupları kılıfı
altında faaliyet yürütüyor, komünist fikirlerin yayılması için bir kanal görevi
görüyorken, aynı zamanda hem yabancı hem de Mısırlı sempatizanlarla temas kuruyordu
(Lockman, 2008: 67).[5]
MSP,
Fabyusçuluktan sosyal demokrasiye, Marksizme ve Marksizm-Leninizme kadar
çeşitli sosyalist akımların temsiliyet imkânı bulduğu, çok yönlü bir örgüttü
(Ginat, 2011: 56). Fabyusçu bir isim olarak Musa, diğer birçok solcu Mısırlı aydın
gibi Bolşevik devrimini reddederken, Rosenthal, başta Yunan kökenli vatandaşlar
ve farklı geçmişlere sahip Yahudiler olmak üzere komünizme inananların safında
yer alıyordu (el-Sa’id, 1975; Beinin & Lockman, 1987: 110).
MSP
programı, Mısır’ın yabancı egemenliğinden kurtuluşunu, üretim araçlarının ortak
mülkiyetine dayalı yeni bir toplumun kurulmasını, parasız zorunlu eğitimi,
sendikalar aracılığıyla iyileştirilmiş çalışma koşullarını, meclise işçi vekillerinin
girmesini ve kadınların özgürleşmesini savunuyordu.[6] Tüm bu hedeflere
barışçıl yollarla ulaşılacaktı. Bu biraz iddialı olan program, partinin
kurucularının Avrupa’daki sosyal demokrat partilerin, özellikle de İngiliz İşçi
Partisi’nin izinden gittiklerinin somut bir ifadesiydi (Lockman, 2008: 68).
Sosyalist
partide, sosyal demokratlar ve devrimciler arasındaki farklılıklar artmaya
başladı. 1922 yılının ortalarında liderlik, Kahire’den İskenderiye’ye taşındı,
burada daha radikal pozisyonlar benimsedi; bu da Fabyusçuluktan etkilenen ve
Bolşevizme karşı olan Selamet Musa gibi aydınların partiden ayrılmasına yol
açtı. Bu noktada, aralarında Mısırlı avukat Mahmud Hüsnü Arabi ile Rosenthal’ın
da bulunduğu kişilerin liderliğinde, örgüt bir komünist parti olarak
tanımlanmaya başlandı. Arabi, partinin Mısır proletaryasının temsilcisi olarak
tanınması ve Üçüncü Enternasyonal’e katılması için müzakerelerde bulunmak üzere
Moskova’daki Komünist Enternasyonal’in Dördüncü Kongresi’ne gönderildi (İsmail
& El-Sa'id, 1990: 21). Aralık 1922’de geri döndüğünde, parti, resmen Mısır
Komünist Partisi’ne evrildi, merkez komitesi Komintern tarafından dayatılan 21
koşulu kabul etti (Lockman, 2008).[7]
Mısır
Komünist Partisi Üçüncü Enternasyonal’e katıldıktan sonra, 25 Ocak 1923’teki
açılış konferansında Komintern’in koşullarına uygun olarak komünist ilkelere
dayalı yeni bir tüzük ve program sundu (Ginat, 2011: 90, 103). Program, iki
bölüme ayrılmıştı: milliyetçi politikalar ve sosyo-ekonomik meseleler. Süveyş
Kanalı’nın millileştirilmesi, Mısır ve Sudan’ın özgür kılınıp birleştirilmesi,
yabancılara teslimiyeti dayatan anlaşmaların lağv edilmesi, ulusal borçların
affedilmesi, sekiz saatlik iş günü gibi hususların yanı sıra Mısırlı ve yabancı
işçiler için eşit ücretler talep ediyordu (Ismael & El-Sa’id, 1990: 21–2).[8]
Bu
noktada parti, genel olarak milliyetçilere ve diğer siyasi güçlere yönelik faaliyetlerini
ve esneklik düzeyini arttırdığı bir aşamaya girdi. Komintern, Dördüncü Kongresi’nde,
sömürge veya yarı-sömürge ülkelerdeki bağlı partilerin burjuva milliyetçi
güçlerle ittifaklar kurmasını ve izolasyonlarının üstesinden gelmek için daha
esnek taktikler benimsemesini tavsiye etmişti. Nitekim, 1920’lerde Komintern
stratejistleri, Üçüncü Dünya olarak bilinecek ülkelerdeki komünist partilerin
burjuva önderliğindeki milliyetçi hareketlerle nasıl birleşmesi gerektiğini
anlamaya çalışmakla meşguldü. Seçenekler, burjuva milliyetçi güçleriyle her
türlü ilişkiyi reddetmek ve açıktan komünist olan bir program uyarınca, bağımsız bir
şekilde savaşmak ya da emperyalist egemenliği sona erdirmek ve yerel gerici
güçleri dağıtmak için burjuvazinin bazı kesimleriyle ortak bir cephe
oluşturmaktı (Lockman, 2008: 72–3).
Komintern,
Mısır’daki komünist partinin “İngiliz emperyalizmini onun en önemli
sömürgelerinden birinden kovmak için mücadele etmek zorunda olduğunu”
söylüyordu (Ginat, 2011: 104). Ancak, Arabi, Komintern’in Dördüncü Kongresi’nden
döndüğünde, Mısır komünist hareketi burjuva milliyetçiliğiyle işbirliğinin ne
mümkün ne de arzu edilir olduğuna karar vermişti. Partinin ana yönelimi,
emperyalizm karşıtı olmaktan ziyade kapitalizm karşıtıydı. Yabancı ve Mısırlı
işçilerin sınıf mücadelesi öncelikli hedef, burjuvazinin bağımsızlık için
verdiği mücadele ise tali bir meseleydi. O dönemde milliyetçi burjuvaziyi
temsil eden Vefd Partisi’nin amacı, İngilizleri Mısır’ın kontrolünü Mısırlı seçkinlere
devretmeye zorlamaktı. Dahası, parti, milliyetçi taleplerin temsilini tekeline
almak istiyordu. O zamanlar MKP ile Vefd arasında resmi bir ittifak mümkün
görülmüyordu.
Ancak,
1923’te sıkıyönetimin kaldırılmasıyla politik iklim, MKP’nin bir tür yakınlaşma
girişiminde bulunması için elverişli görünüyordu. Hem MKP hem de Genel İşçi
Konfederasyonu, her iki örgütün de genel sekreteri olan Arabi ile birlikte,
devrimci ruhlarını göstermek amacıyla o yıl düzenlenen grev ve gösterilerde
öncü rol oynamayı seçtiler. Ancak İngiliz kontrolündeki Mısır hükümetine bu, Arabi’yi
tutuklamak, parti genel merkezini kapatmak ve yayınlarına el koymak için bir
fırsat sundu. 1923’ün sonlarında, bazıları doğrudan komünistleri hedef alan bir
dizi baskıcı yasa çıkarıldı (Lockman, 2008: 72).[9]
Arabi
serbest bırakıldıktan sonra, hem MKP hem de GİK faaliyetlerini, Moskova’dan
gelen yeni bir strateji uyarınca yürüttü. Parti, İngiliz işgaline son vermek ve
Mısır için tam bağımsızlık elde etmek üzere milliyetçi liderlerle çalışmaya
başlayacaktı. Bağımsızlık elde edildikten sonra komünistler, sosyalist bir
Mısır için mücadelelerine geri dönebileceklerdi. Bu andan itibaren, ulusal
mücadeleyi toplumsal devrimin önüne koyup koymamak, politik hedeflere ulaşmak
için burjuva güçleriyle tek bir cephede işbirliği yapıp yapmama meselesi, Mısır
solunu yirmi birinci yüzyılın başlarına kadar bölecekti.
Ocak
1924’te Vefd Partisi seçimleri kazandı, lideri ve kurucusu Saad Zağlul başbakan
oldu; bu da halk kitleleri arasında büyük beklentiler yarattı. İngiltere’de bir
işçi hükümetinin kurulmasından cesaret bulan komünistler, politik koşullardan
yararlanmaya ve işçiler arasında eylemlilik sürecinin fitilini ateşlemeye
çalıştılar. Ancak komünist liderler, Zağlul’un genelde komünist hareket, özelde
Mısır Komünist Partisi için hazırladığı planların farkına hızla vardılar. Şubat
ve Mart aylarında düzenlenen, Zağlul’un düşmanlarının yaptığını düşündüğü, Vefd
hükümetine meydan okuma olarak değerlendirdiği bir dizi grevden sonra, MKP
kongresini yasakladı, ayrıca hem MKP hem de GİK liderlerinin tutuklanmasını
emretti.[10] İki örgütün genel merkezleri kapatıldı, sola ve işçi hareketine
karşı medyada karalama kampanyası başlatıldı. Birkaç hafta içinde komünist
hareket ezildi (Lockman, 2008: 78).
Milliyetçi
mücadelenin temsil hakkını tekeline alma girişiminde, toplumsal tabanı komünist
ideolojiyle bağdaşmayan Vefd, partiyi boğmak zorunda kaldı. Üstelik bu eylem
İngilizleri epey rahatlattı.
1921
ve 1924 yılları arasındaki bu kısa dönem haricinde komünizm, Mısır’da aktif bir
siyasi hareket kimliğine bürünemedi. İkinci Dünya Savaşı’na dek kimi
birbirinden kopuk hücrelerle sınırlı kaldı. Bu dönemde politik hayattaki en
önemli mesele, bağımsızlık mücadelesiydi, bu mücadeleye Mısır burjuvazisine
dayanan güçlü bir milliyetçi grup olan Vefd önderlik ediyordu. Komünistler,
milliyetçi hareketi yönetmek ve kitleleri seferber etmek, ulusal kurtuluş
davasını toplumsal dönüşüm mücadelesiyle birleştirmek konusunda yetersizdi.
Komünist hareketin soyut enternasyonalizmi, yarı-sömürge bir toplum için
yeterince çekici değildi. Dahası, ulusal meselenin merkeziliği, toplumsal
meselelerin ikinci plana atılmasına yol açtı. Kamuoyunun dikkati, ülkenin diğer
sorunlarını çözmek için olmazsa olmaz koşul olarak bağımsızlığa odaklandı. Bu
nedenle, Vefd’in görüşüne göre, tam bağımsızlık elde edilene dek Mısırlılar,
ulusun iyiliği için kişisel ve sınıfsal çıkarlarını ikinci plana atmak
zorundaydı (Lockman, 2008: 80).
Ayrıca,
önemli sayıda komünist eylemcinin yabancı olması, halk sınıflarına ulaşması
konusunda partiye hiçbir katkı sunmadı. Ayrıcalıklı bir statüye sahip
yabancıların, engelleri aşmaları ve Mısırlı işçilerle yakın ilişkiler kurmaları
kolay değildi. MKP’ye katılan eğitimli Mısırlılar, taban hareketinden kopmuş,
kendi toplumlarını analiz etmek, anlamak ve Mısır’daki durum için bir program kaleme
almak amacıyla yüzlerini daha çok Avrupa’ya (özellikle Moskova, Londra ve Paris’e)
çevirmişlerdi.
3. “İkinci
Hareket”:
Monarşi Döneminde Komünist Örgütler ve Nasırcı Proje
MKP’nin
ortadan kalkmasının ardından, Mısır’da yeni komünist örgütler ancak on sonra
kurulabildi. Bu durum, 1930’ların ortalarında, uluslararası bir ekonomik kriz
ve Avrupa’da faşizmin yayılması, iç cephede ise milliyetçi militan hareketin
yeniden canlanması, 1936’da İngiliz-Mısır Antlaşması’nın imzalanması ve Faruk’un
yeni hükümdar ilan edilmesi bağlamında gerçekleşti. Ancak, 1940’lara kadar,
1920’lerdeki öncülüne kıyasla işçiler arasında ve genel olarak Mısır kültürü ve
toplumu üzerinde daha büyük bir etkiye sahip olan, “ikinci hareket” denilen
hareket ortaya çıkma imkânı bulamadı. Bazı akademisyenlere göre bu, “en öne
çıkan laik, modernist hareket” olarak kabul edilir (Meijer, 2002: 96).
Ülkenin
başlıca şehirlerindeki öğrenciler, eğitimliler ve sendika üyeleri arasında
etkili olan hareketin kurucuları, çoğu Yahudi olan yabancı doğumlu Mısırlılardı
ve bunların içinde en fazla öne çıkan isimse, o dönem en önemli örgütü kuran
Henri Curiel’di.[11] Hareketin 1940’lardaki en önemli başarısı, saflarının “Mısırlılaştırılması”
ve bazı akademisyenlerin “milliyetçi/vatansever Marksizm” olarak adlandırdığı
(Younis, 2008: 146; Meijer, 2002: 103–6) Mısır vatanseverliği yöneliminin
Marksizme dayatılmasıydı.
1930’ların
ortalarında, yeni bir tarihsel dönüm noktası, Mısır Marksizminin yenilenmesi
için olasılıkları sınırladı. Öncelikle, Sovyetler Birliği’nde Stalinizm,
sosyalist yönelimli reformistleri hayal kırıklığına uğratırken, Avrupa’da
faşizmin yayılması, Mısır toplumunun bazı geleneksel kesimlerini cezbetti, bu
da İtalya ve Almanya’nın İngiliz ve Fransız sömürgeci emperyalizmine karşı
mücadelede potansiyel müttefikler olduğuna inanarak faşizm yanlısı, komünizm
karşıtı bir kampanyayı başlattı (Ismael & El-Sa’id, 1990: 32–3). Bu durum,
yenilenen milliyetçi militan eylemlere ve 1936-1939’daki Filistin ayaklanmasına
cevap olarak imzalanan İngiliz-Mısır Antlaşması ile daha da kötüleşti, bu da
Mısır’daki hâkim politik söylemde Arapçı ve İslamcı ideolojiyi yoğunlaştırdı
(Beinin, 2008: 131).
Bu
koşullar sonucunda, siyaseten sola yönelen ve küçük örgütler kuran gruplar,
büyük ölçüde Mısır’da yaşayan gayrimüslim topluluklarına mensup gençlerden
oluşuyordu.[12] Mısır’da yaşayan Avrupalı topluluk
tarafından desteklenen anti-faşist Marksist gruplar, gelecekteki komünist örgütlerin tohumu olarak, 1930’ların sonlarında
ortaya çıktı. Bu dönemde, Mısır komünist hareketi, 1935 yazında Yedinci Kongre’sini
düzenlediğinde artık Komintern’in bir parçası değildi. Gene de, Fransa ve Çin’de
de benimsenen ve Mısır durumuna uyarlanması gereken bir model olan “faşizme
karşı Halk Cephesi” oluşturma fikrinden etkilenmişti. Bu, Meijer’in “cephe
paradigması” olarak adlandırdığı şeydi (Meijer, 2002: 96-103).
Bu
ilk anti-faşist gruplar arasında, 1934’te kurulan ve üyeleri arasında komünist
hareketin gelecekteki önemli liderlerinden bazılarını barındıran Barış Savaşçıları
Birliği (İttihad Ensarü’s-Selam) de vardı. Bu grup, İspanya İç Savaşı ve
İtalya’nın Etiyopya’yı işgali gibi yurtdışında cereyan eden olaylara
odaklandığı için, dört yıl sonra daha çok Mısır odaklı ve daha büyük bir
Marksist bağlılığa sahip bağımsız bir grup olan Demokratik Birlik (İttihad-i
Dimokrati) kuruldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında, bu grup, ikinci
harekette önde gelen rol oynayacak üç ayrı komünist örgüte bölündü: Henri
Curiel tarafından kurulan Mısır Ulusal Kurtuluş Hareketi veya HAMITU (Hareket’ül-Mısriyye
li-l-Taharrür’ü’l-Vatani, 1943–1947); Hillel Schwartz liderliğindeki Iskra
(“Kıvılcım”, 1942–7); ve Marsil İsrail’in kurduğu nispeten daha küçük olan
Halkın Kurtuluşu örgütü (Munazzamat Tahrirü’ş-Şaab, 1940). Yayın
organının adıyla bilinen dördüncü bir örgüt Yeni Şafak (Fecrü’l-Cedid,
FJ), 1945 yılında Ahmed Sadık Saad, Yusuf Derviş ve Raymond Duek liderliğinde
ve Selamet Musa’nın işbirliğiyle ortaya çıktı. Grubun adı daha sonra İşçi
Öncüleri (Talyatü’l-Ummel) olarak değiştirildi.[13] Marksist-Leninist
doktrine uygun olarak, bu örgütler, ekonomi ve sosyal adaletle ilgili konulara önem
verdiler, Mısır toplumundaki sorunlara sosyalist çözümler sunmak için kendi
yayınevlerini ve yayınlarını kullandılar.[14]
1920’lerin
aksine, 1940’ların ortalarında Vefd muhalefetteydi. Komünistler, siyasi söylemi
radikalleştirmede ve Mısırlıları anti-emperyalist kurtuluş mücadelesi için
seferber etmede nispeten önemli bir rol oynayabildiler. FJ, HAMITU ve Iskra
üyelerinin tamamı, partiyi sola yönelmeye zorlayan Vefd içindeki bir grup olan
Vefdci Öncü Birliği’nde (Talyayi Vefdiyye) işbirliği yaptı (Meijer,
2002: 114–15). Vefd ile işbirliği, ideoloji veya işçi hareketi açısından pek
verimli olmadı. Ancak, 1950-1952 döneminde, oldukça zayıflamış bir Vefd
iktidarda iken, Öncü Parti, pragmatik açıdan bakıldığında, dış politikasına
milliyetçi tarafsızlık söylemini dâhil etmenin, Sovyetler Birliği ile yakın
ilişkileri savunmanın, İngiliz-Mısır Antlaşması’nı feshetmenin ve İngiliz
ordusunu Mısır ve Filistin’den çekmenin akıllıca olacağı konusunda en solcu
kanadını ikna etmeyi bildi (Ginat, 2011: 218-219). Bu ulusal tarafsızlık
politikası sonrasında Cemal Abdünnasır rejimince de desteklendi.
Bu
dönemde farklı gruplar arasındaki işbirliğinin bir örneği de (bu durumda taban
düzeyindeki ittifakların ürünü olan) 1946 yılında kurulan Ulusal İşçi ve
Öğrenci Komitesi’ydi (NCWS) (Lejnayi-Vataniyyeh lil Ummel ve’l-Talebe)
kurulmasıydı (Abdel Malek, 1967: 44–7; Meijer, 2002: 116–17; Beinin &
Lockman, 1987: 335–44). Aralık 1945’te Şubrayel Hayme’deki tekstil sendikasının
baskı altına alınmasının ardından, HAMITU, Iskra, Talya yi Vefdiyye gibi sol
örgütlerin üyesi olan öğrenciler, işçi hareketine katılmaya ve ortak bir cephe
oluşturmaya karar verdiler. 18 ve 19 Şubat 1946’da, HAMITU ve Iskra’nın hâkim
olduğu sendikaların önemli bir yere sahip olduğu Ulusal İşçi ve Öğrenci
Komitesi kuruldu. Komite, İngiliz birliklerinin Mısır ve Sudan’dan çekilmesini
talep etmek için 21 Şubat’ta, “Tahliye Günü” olarak belirlenen günde genel grev
ve gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu. Kahire’de binlerce insanı
harekete geçiren grev, İngiliz ordusu tarafından şiddetle bastırıldı (Ismael
& El-Sa'id, 1990: 55–7).[15]
Gösterilerin
hemen ardından Başbakan Mahmud Nukraşi’nin yerine İsmail Sıtkı geçti. Yaşanan
olayları “komünistlerin büyük komplosu” olarak nitelendiren Sıtkı, 1945-1946 momentinde
ortaya çıkan radikal milliyetçi hareketi ezmeye başladı (Ginat, 2011: 268). Ulusal
İşçi ve Öğrenci Komitesi, silinip gitti, Iskra ve Yeni Şafak gibi yasa dışı
ilan edilen sol örgütlerin yayınları yasaklandı (Meijer, 2002: 117).
Komite,
kısa ömrüne rağmen, Mısır siyasetine farklı sol ve milliyetçi gruplar arasında
işbirliğini esas alan yeni bir formül kazandırdı. 1946’da açığa çıkan toplumsal
ve politik hoşnutsuzluğun yarattığı “devrimci” durum sırasında solcu örgütlerin
liderleri işbirliğini daha verimli bir şekilde koordine etme girişimlerinde
başarısız olsalar da, en önemli iki komünist örgüt olan HAMITU ile Iskra,
birlikte çalışmak için bazı anlaşmalara vardılar (Ginat, 2011: 270). Bu
işbirliğinin ilk adımı, güçlerini birleştirmeye ve yasal çerçeve dışında
örgütlenmeye karar veren iki ana hareketin birleşmesiydi. Mayıs 1947’de HAMITU
ve Iskra, diğer bazı küçük gruplarla birlikte, Demokratik Ulusal Kurtuluş
Hareketi veya HADITU’ya (Hareket’ü’d-Dimokratiyye li-l-Taharrürü’l-Vatani)
katıldılar (Meijer, 2002: 119; Ismael & El-Sa’id, 1990: 59–62; Ginat, 2011:
277–81). Fakat birleşme gerçekleşir gerçekleşmez, örgütler arasındaki
farklılıklar da belirginleşti. Bu farklılıklar, sadece ideolojik değildi.
Misal, HAMITU, “Mısırlılaştırma” (temsir) fikrini desteklerken, Iskra, bu
fikri şovenist bir pozisyon olarak görüyordu. Örgütler arasında bir yandan da
kültür, örgütlenme ve strateji konusunda da farklılıklar açığa çıktı.
Artık
en büyük komünist örgüt olan HADITU, bir Mısır komünist partisi kurmayı
amaçlıyordu (eskiden Yeni Şafak olarak anılan, başka hususlar yanında, fazla
burjuva bulduğu Iskra ile HAMITU arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle Talyat’ül-Ummel
isimli örgüt, bu birliğe katılmadı.) Ancak, öncelikle Marksist ideolojik
pozisyonların savunucuları tarafından yönetilen bölünmeler,, kısa sürede ortaya
çıkmaya başladı. Bu kişiler, HADITU’nun “sağcı burjuva bir güç” olduğu
konusunda hemfikirdi.[16] Diğer eleştiriler ise örgütsel konulara dayanıyordu,
çünkü birleşme süreci alelacele, üstelik tepeden tabana doğru işletiliyordu,
demokratik bir altyapı mevcut değildi, ayrıca iki ana örgüt arasında şiddetli
bir rekabet söz konusuydu. Bu durum, Mısırlı yetkililerin 1948’deki Filistin
savaşının patlak vermesiyle aynı zamana denk gelen “anti-komünist kampanya”
yürütmesiyle daha da kötüleşti.
Curiel,
1950’de İtalya’ya sınır dışı edildi, daha sonra Fransa'ya sürgüne gitti,
Süleyman Rifai ise HADITU’nun başına geçti. 1950’den 1952’ye kadar uzanan
süreçte parti kadroları önemli ölçüde “Mısırlılaştırıldı” (Ginat, 2011: 294).
HADITU’dan
ayrılan Fuad Mursi, 1950 yılında Sancak (Raya) olarak bilinen bir
Mısır komünist partisi kurdu.[17] Bu, kurucusuna göre, “yalnızca bir komünist
parti, işçi sınıfını örgütleyip burjuvaziyi izole ederek devrime önderlik
edebilir" (Meijer, 2002: 123) gerekçesiyle kurulmuş, işçi sınıfının öncüsü
olan klasik bir komünist örgüttü. Grup, HADITU ile Vefd arasındaki işbirliğini
ve proletarya devriminden ziyade anti-emperyalizmi vurgulayan ideolojik çizgiyi
eleştiriyordu.
4.
Nasır Döneminde Komünist Örgütler
Temmuz
1952’de monarşiye son veren ve cumhuriyetçi askeri başkanlık sistemini kuran
başarılı Hür Subaylar Hareketi darbesi sırasında, parçalanmış halde olan komünist
hareket, ideolojik ve örgütsel güç kazanma aşamasındaydı. Çoğunluk gruplarının
yanı sıra, bireysel ve küçük gruplar da bağımsız olarak yeraltında faaliyet
gösteriyordu. Başlangıçta Hür Subaylar, HADITU ve İslamcı Müslüman Kardeşler de
dâhil olmak üzere bir dizi politik örgütün desteğini aldı.[18] Ancak 1954’ten
itibaren Cemal Abdünnasır liderliğindeki yeni rejim, mevcut politik akımlarla
tüm bağlarını kopardı, tüm partileri feshetti, kendi örgütünü, rejim
destekçilerinden oluşan büyük bir blok olan Kurtuluş Birliği’ni (1953-1957)
kurdu (Abdel Malek, 1967: 121-122).[19]
Solcuları
ezmeye yönelik harekâtın fitili ateşlendi, demokratik reformları savunan
komünist eylemciler, Nasır’ın “Siyonizmin ajanları” olmakla suçladığı kişiler,
askeri mahkemelerde yargılandı (Younis, 2008: 150; Laqueur, 1956: 48). Komünist
hareketin bazı üyeleri, Nasır rejimini gerici bir sistem ve ABD’nin savunucusu
olarak görmeye başlayınca, HADITU içinde HADITU Devrimci Kanadı gibi bölünmeler
ortaya çıktı (Meijer, 2002: 161). Ancak, 1955 ile 1957 yılları arasında işçi
hareketinin rejim tarafından kontrol edilmesine ve zulme maruz kalmasına
rağmen, HADITU’nun (fraksiyonlarını birleştirerek Birleşik Mısır Komünist
Partisi’ni [Hizbü’ş-Şuyuyi Mısriyi-Muvahhid) kurmuş olan) ana çekirdeği,
rejimi desteklemeye devam etmeyi seçti. Bu ittifak, vatanseverlik temelinde ve
özellikle Nasır’ın Batı bloğundan uzaklaşma yönündeki dış politika hamleleri,
örneğin 1955 tarihli Bandung Konferansı’nda Bağlantısızlar Hareketi’ni
savunması ve Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi (1956) (Meijer, 2002: 193–4) üzerinden
savunuldu.[20]
Komünistler,
ayrıca Nasır’ın işlettiği millileştirme sürecinden de, sanayileşme
girişimlerinden de her şeyden önemlisi, rejimin sahip olduğu muazzam halk
desteğinden de etkilenmişlerdi. Nasır’ın 1957’de tüm sendikaları rejimin
kontrolü altında tek bir çatı örgütü olan Mısır Sendikalar Federasyonu’nda bir
araya getirmesine rağmen desteklerini geri çekmediler.
8
Ocak 1958’de, (şimdi Birleşik Mısır Komünist Partisi’nde birleşmiş olan) eski
HADITU ve Raya, İşçi ve Köylü Partisi (Talyatü’l-Ummel’in yeni adı olan,
“parti” terimini de içeren Hizbü’l-Ummel ve Felahin’üş-Şuyui-Mısır) gibi
ana komünist örgütler, sosyo-politik alanda destek kazanmak için, her zaman
yasal çerçeve dışında da olsa, birleşip yeni bir Mısır Komünist Partisi kurmaya
karar verdiler. Bu birleşik Mısır Komünist Partisi, Nasır’ın otoritesine bir
meydan okuma olarak yorumlandı ve Nasır, bir yıl sonra komünist harekete karşı
daha da güçlü bir baskı kampanyası başlattı. Bu durum, başından beri rejime
neredeyse koşulsuz destek sunan HADITU liderlerini şaşkına çevirdi (Younis,
2008: 160). Tutuklamaların yanı sıra Nasır’ın politikalarına yönelik farklı
tepkiler sonucunda, Mısır Komünist Partisi içinde bölünmeler ortaya çıkmaya
başladı ve parti üyelerinin hapiste olduğu dönemde parti dağıldı.
1960
yılında, HADITU’nun devrimci kanadının üyesi olan komünist lider Şehda Atiyye Şafiî’nin
işkence sonucu ölümü, hem partinin dağılmasını destekleyen hem de karşı çıkan
tutuklu eylemcileri radikalleştirdi. Nasır işkenceye son vereceğine söz verdi,
beş yıl sonra komünistleri, partinin dağılması ve üyelerinin isterlerse
bireysel olarak Arap Sosyalist Birliği’ne katılmaları şartıyla serbest bıraktı.
Tutsakların serbest bırakılması kararının rejimin “sosyalizme yüzünü çevirdiği”
iddiasıyla bir ilgisi yoktu. 1964’te ülkedeki algılanan istikrarla ilgiliydi. Serbest
bırakılan politik tutsakların halk hareketini kontrol altına alabileceği
korkusu artık silinip gitmişti. 1965 yılında, o zamanki birleşik MKP içindeki
ana akımlar kendilerini feshettiklerini açıkladılar, çoğunluğu HADITU ile
bağlantılı olan az sayıda üye Arap Sosyalist Birliği’ne katıldı (Younis, 2008:
165–8; Ismael & El-Sa’id, 1990: 120–5). Üye sayıları nispeten daha az olan
kimi örgütler, bu karara karşı çıktılar.
Ramsis
Lebib gibi bazı eylemciler için 1965, komünist hareket için bir dönüm
noktasıydı (Monciaud, 2008: 116). Hapisten çıktıklarında, komünistler, Nasırcı
sistemdeki kriz ve iç yolsuzlukla karşı karşıya kaldılar, aynı zamanda
hapishanede maruz kaldıkları işkencenin travmasını da yaşıyorlardı. Nitekim,
hareket, Nasır rejiminin son iki yılına kadar yeniden ortaya çıkmadı.
5.
“Üçüncü Hareket”:
1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan Otoriter Çoğulculuğa
1968’deki
hareketler, genel komünist hareket içinde kısmen Mısır’ın 1967’deki Arap-İsrail
Savaşı’nda yüzleştiği aşağılayıcı yenilgi sebebiyle başlamış olan üçüncü aşamanın
fitilini ateşleyen unsur olarak kabul edilebilir. Bu aşama, altmışların
sonlarından doksanların sonlarına dek uzanan otuz yılı kapsar.
Bu
dönemde ortaya çıkan ve “üçüncü hareket” olarak bilinen örgütler, vatansever ve
demokratik sloganlar kullanan öğrenci grupların desteğini gördüler. İşçiler
arasında öncekilerden daha az etkili olan bu hareketin ilgili versiyonu, aydınlar
arasında daha güçlü bir varlığa sahipti.
1968
protestoları, toplumun bir bölümünün hükümetten hesap sormaya karar verdiği
Nasır rejimiyle bir çatışma döneminin başlangıcını işaret etti. Nasır, buna
tepki olarak tavizler vermek zorunda kaldı. İsrail karşısında alınan yenilgiden
sonra hissedilen aşağılanma duygusu, politik sistemi reforme etme ve daha fazla
özgürlük elde etme arzusuyla daha da arttı. Tüm bu duygular, özellikle Ürdün ve
Cezayir’deki devrimler olmak üzere, bölgeyi de etkileyen dünyayı “radikalleştiren”
faktörlerle daha pekiştirildi.
“Gevaracı”
ve “Maoist” ideolojiler, Arap dünyasındaki aydınları ve öğrencileri etkiledi.
Mısır’da, Nasır rejiminin bürokratik politikalarından hayal kırıklığına uğramış
Marksistler ve Mısır Komünist Partisi’nin dağılmasını kabul etmeyen
komünistler, Nasır’ı politik bir reform programı uygulamaya zorlayan üniversite
öğrencilerinin önderliğindeki protestoları desteklediler (Abdalla, 1985:
72-73). Bu noktadan seksenlerin ortalarına kadar, komünist hareket, edebiyat, sinema
veya tiyatro gibi alanlarda ülkedeki entelektüel yaşamı güçlü bir şekilde
etkiledi.
Yetkililerin
öğrenci protestolarını durdurma girişimlerine rağmen, 1972-1973 akademik
yılında (Enver Sedat döneminde), ana talebi 1967’de İsrail tarafından işgal
edilen toprakların geri alınması olan yeni bir seferberlik dalgası patlak
verdi. Komünist eylemcilerin yönettiği bu eylemlilik süreci, üniversite
kampüslerinde çok güçlü bir varlığa sahipti. Sedat’ın “açıklık” (infitah)
politikası bağlamında 1975’te ortaya çıkacak olan üç ana örgüt (henüz yasal
olmasalar da) bu dönemde şekillenmeye başladı:
a.
Çoğunlukla ikinci hareketin üyeleri tarafından yeniden kurulan Mısır Komünist
Partisi (Zeki Murad, Mişel Kâmil, Yusuf Derviş, Nebil Hilali, Rıfat Said);
b.
Gene ikinci hareketin üyelerince kurulan, ancak daha sonraki liderliği yeni
üyelerden oluşan 8 Ocak Mısır Komünist Partisi;
c.
Her şeyden önce partinin feshedilmesi kararına karşı çıkan, ikinci hareketi
eleştirerek ün kazanan işçiler ve üniversiteler tarafından kurulan Mısır
Komünist İşçi Partisi (MKİP) (Hizbü’l-Ummelü’ş-Şuyui Misri) (Younis,
2008: 171; Ismael & El-Sa’id, 1990: 131).
Bu
üç örgüt, Mısır komünist hareketinin başından beri karakteristik özelliği olan
parçalanmayla uyumlu olarak, bağımsız ve birbirleriyle rekabet halinde çalıştı.[21]
Her üç grup da, Mısır’ın ABD’ye yönelik giderek artan bağımlılığı ve İsrail’in yerleşim
politikalarını kabul etmesinin bir sonucu olarak Arap dünyasında artan
izolasyonunu, ki bu da 1979 Camp David Anlaşmaları ile sonuçlandı, ayrıca Sedat’ın
infitah programının bir parçası olarak teşvik ettiği ekonomiyi
serbestleştiren önemleri reddetti.
8
Ocak Mısır Komünist Partisi, Nasır rejimiyle işbirliği yapmış komünistlerle
işbirliğine karşı çıkarken, 1965’teki dağılmanın hatasını kabul etti, ayrıca
farklı komünist gruplar arasında “birliğin” tesis edilmesi fikrine vurgu yaptı
(İsmail & El-Sa'id, 1990: 139–45). Buna karşılık, Mısır Komünist İşçi Partisi,
komünist hareketin meşruiyetini ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde
sorguladı, geçmişten kopmayı savunan radikal bir programı destekleyerek reform
girişiminde öncü bir rol oynadı.
Tüm
komünist örgütler, Sedat tarafından sert bir şekilde bastırılan ve Sedat’ın
doğrudan MKİP’i ayaklanmaları organize etmekle suçladığı 1977 tarihli “ekmek
isyanları”na iştirak ettiler. Bu durum, Sedat’ın İslamcı güçlerin desteğine ve
işbirliğine başvurduğu, sola karşı yoğun mücadeleye yol açtı.[22]
Ocak
1977’deki halk ayaklanmaları tırmanırken, Ulusal İlerici Birlik Partisi (Tecemmu)
tarafından oluşturulan yeni bir haftalık gazete olan Ahali, giderek daha
önemli bir rol oynamaya başladı. Rejimden destek alan bir fraksiyon olan Tecemmu,
önce 1975’te bir platform, ardından 1977’de bir parti olarak politik-ekonomik
liberalleşme arayışında bir araç olarak kullanıldı. Parti, resmi olarak
onaylanmış solu temsil etmek için Nasırcılar, milliyetçiler, sosyalistler ve
Marksistler arasındaki ittifaktan yararlandı. Başlangıçta Tecemmu büyük
ölçüde 1979 ve 1987’deki seçimlerde bağımsız aday çıkartan MKP’nin
kontrolündeydi (Ismael & El-Sa’id, 1990: 143). Bu örgütü ve yazılı
medyasını kullanarak resmi pozisyonunu radikalleştirmeye çalışan diğer komünist
örgütler MKP ile çatıştı. İstenen radikalleşme mümkün olmadı ve Tecemmu giderek
solcu bileşenini kaybetti. Nasır yanlıları ayrılarak kendi partilerini kurdular.
1980’lerin
sonlarında Sovyet bloğunun çöküşüyle birlikte MKP’nin
toplumsal tabanı azaldı. Aynı zamanda partinin liderleri, giderek rejimin
yanında yer alarak kukla parti haline gelme noktasına geldiler (Kalfat, 2014:
52–3).[23]
Hüsnü
Mübarek, 1981 yılında Enver Sedat’ın uğradığı suikast sonucu ölmesi ardından cumhurbaşkanı
olduğunda görünüşte çok partili olan bir sistemi devraldı. Bu sistemde belirli politik
partilere hoş görüyle yaklaşılıyor, bunların, Arap Sosyalist Birliği’nin
mirasçısı, “parti-devlet” olarak faaliyet yürüten Demokratik Ulusal Parti’nin
kontrolünde seçimlere katılmalarına izin veriliyordu (Lampridi-Kemou &
Azaola, 2012: 125–30).
Seksenlerin
sonlarında, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte MKP’nin Marksist niteliği
daha bariz olan, Tecemmu’nın resmi çizgisine yakın duran Stalinist konuma
bağlılığını koruyan hizbi partiden ayrılarak, Mısır Mısır Sosyalist Halk
Partisi’ni (Hizbü’ş-Şabü’l-İştirakiyi Mısır) kurdu. 8 Ocak Mısır
Komünist Partisi ve MKİP ise birleşerek Birleşik İşçi Partisi’ni (Hizbü’l-Ummelü’l-Muvahhid)
meydana getirdi. Bu iki örgüt, komünist bir blokun yokluğunda yeni oluşan
uluslararası sahnede stratejileri paylaştı ve işbirliği yaptı. İşbirliği,
grupların 1989 yazında hükümet tarafından sert bir şekilde bastırılan çelik sektörü
grevlerine ortak katılımıyla başladı. Sendika liderleri, MKP’den ayrılan
Marksistlerle birlikte tutuklandı. Mübarek rejiminin her türden politik muhalif
faaliyet önüne koydukları (rejimin ardındaki partiyi halktan kopartan) engeller
sebebiyle ilgili örgütler, zayıfladılar ve doksanların sonunda yeraltına
çekildikten sonra dağıldılar.
Doksanların
başında Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nde elit bir aydın çevresi Devrimci
Sosyalistler örgütünü (İştirakiyinü’s Savriyyin) kurdu. Örgüt, parti faaliyetlerinde
deneyimsiz, diğer solcu seçeneklerden memnun olmayan, İngiltere’deki Sosyalist
İşçi Partisi’nin kurucu üyesi Tony Cliff’in görüşleriyle aynı doğrultuda
Troçkist pozisyonlara bağlı olan bir gruptu. Örgüt ilkin, Körfez Savaşı’nı
protesto eden 1991 tarihli öğrenci hareketlerinde aktif rol aldı. Yıllar içinde
grup, defalarca bölünüp tekrar birleşti. Muhalif projelerini yürürlüğe koyma
konusunda yüzleştikleri güçlüklere rağmen örgüt, 2016 yılı itibarıyla
faaliyetlerine halen daha devam ediyor. Ocak 2011’deki devrimde küllerinden
yeniden doğan örgüt, ilgili dönemde, bilhassa büyük şehirlerde, partiyi ilk kez
Mübarek’in yıkılışına yol açan kitlesel gösteriler sırasında keşfeden oldukça
önemli sayıda genç tarafından desteklenmiştir (Kalfat, 2014: 55).
2000
yılından sonra ortaya çıkan bloglar dünyası ve sosyal ağlarla birlikte sadece
küçük bir sosyal tabana sahip olan ve rejim tarafından boğulan geleneksel
partiler, siyasi muhalefet aracı olarak rollerini kaybettiler. Bunun yerine,
farklı geçmişlere ve ideolojik eğilimlere sahip grupları ve bireyleri bir araya
getiren yeni platformlar ortaya çıktı; en temsili örnek ise, 2004 yılında
bağımsızlar, Marksistler, liberaller, İslamcılar, Nasırcılar ve sivil toplum
temsilcileri tarafından Mübarek’in iktidarı doğrudan oğlu Cemal’e devretmesini
engellemek amacıyla kurulan Kifâyet (“Yeter” veya Mısır Değişim
Hareketi) oldu (Azaola, 2010: 159–60).
Kifâyet içinden,
2008’deki tekstil işçisi grevlerini desteklemek için kurulan 6 Nisan Gençlik
Hareketi gibi bir dizi başka örgüt ve platform ortaya çıktı. Diğer grupların ve
ilk bağımsız sendikaların desteğiyle bu hareket, Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in
devrilmesiyle sonuçlanan 25 Ocak 2011 devriminin fitilinin ateşlenmesine katkıda
bulundu.
Geleneksel
siyasi partiler gibi, Mısır Komünist Partisi de 2011 devriminin patlak
vermesinde ve sonraki yıllardaki politik hayatta tamamen marjinal bir rol
oynadı, zira partinin dayanabileceği neredeyse hiçbir toplumsal tabanı yoktu.
Bireysel düzeyde, eski komünist ve sol örgütlerden eylemciler ve sempatizanlar,
Mübarek sonrası dönemde yeni yasal partilere katıldılar; bunlar arasında
Sosyalist Halk İttifakı (Tahalufü’ş-Şaabiyi İştiraki)[24], Mısır Sosyal
Demokrat Partisi (Hizbü’l Mısri Dimokrati İctimai)[25], Anayasa Partisi
(Düstur) ve daha yakın zamanda, Sosyalist Halk İttifakı’ndan ayrılan,
2016 itibarıyla yasallaşma sürecinde olan Ekmek ve Özgürlük Partisi (Ayş ve’l
Hürriye) yer almaktadır.
6.
Sonuç
Mısır’daki
komünist hareketin kökenleri, 1920’lerdeki işçi hareketine uzanır. İlk kısa
ömürlü MKP, o dönemde kuruldu. Sadece 1922’den 1924’e kadar varlığını sürdürdü.
Ardı ardına gelen Mısır komünist partileri, belki de yasadışı statülerinin bir
yan ürünü olarak, siyaset sahnesindeki sınırlı etkileri ve Mısır komünist
hareketindeki diğer fraksiyonlara kıyasla rejime yakınlıklarıyla tanımlıydı. Bu
nedenle, bu bölümde MKP’nin oynadığı özel rol yerine, “Mısır komünist hareketi”nin
bir bütün olarak ülkenin siyasi yaşamında oynadığı kapsamlı rol analiz
edilmiştir.
Ortaya
çıktıktan sonra komünist hareket, giderek işçi sınıfından uzaklaştı ve bu toplum
kesimiyle bağının bulunmaması sebebiyle zayıfladı. Kırklarla altmışların ortaları
arasında parti, burjuvazinin bazı kesimleriyle ittifak kurmayı seçti, işçi
sınıfının desteğiyle tek başına ilerici politik ve toplumsal değişime dair bir
formül ortaya koyamadı. Parti, hem güçlü milliyetçi parti Vefd hem de İslamcı
Müslüman Kardeşler örgütüyle rekabet etti. İhvan, köylülerle güçlü bağlara
sahipti. Ülkenin kırsal kesimlerine kök salmıştı. Gerçekten de, Mısır Komünist
Partisi’nin çoğunluğu köylü, muhafazakâr ve dindar bir toplumu kendine çekmekte
yaşadığı zorluk, grubun ülke çapında bir siyasi parti haline gelmesinin neden
sorunlu olduğunu açıklıyor. Dahası, Nasır rejimi sırasında birliğin tepeden
halledilmesi, işçiler arasında komünist örgütlerin ortaya koyduğu çabaları daha
da marjinalleştirdi.
Geleneksel
olarak, Mısır komünist liderleri, aydınlar arasında hareket eden bir orta
sınıfa mensuptu. Bu aydınların sürekli yürüttükleri ideolojik tartışmalar
hareketi parçaladı, onun halktan destek gören bir akım olma hedefine ulaşmasına
mani oldu. Ama gene de (1946’da Ulusal İşçi Sendikaları’nın kurulması, 1956’daki
Süveyş Kanalı krizi ve 1977’deki ekmek isyanları gibi) kimi momentlerde öne
çıkan aktörlerle koordineli çalışan komünistler, toplumsal nüfuzunu arttırmayı
bildiler.
Mısır’daki
komünist hareket, üniversitelerle de çok yakın bağlar kurdu. Fakat bu bağlar,
güvenlik güçlerinin partinin destekçilerine yönelik baskısı ve birçok
takipçinin eğitimlerini tamamladıktan sonra eylem alanını terk etmesi
sebebiyle, politik eylemlerini sınırladı. Bununla birlikte, Mısır Komünist
Partisi, 1968 ve 1972-1973 akademik yılındaki öğrenci hareketleri gibi kimi
önemli önemli üniversite eylemlerinde işbirliği yapmayı bildi. Bu dönemde parti,
kültür ve sanat alanlarında da kayda değer bir rol oynadı. Seksenlerde Mübarek
rejimi altında, bazı tanınmış Mısırlı sinema yönetmenleri, üniversite
öğrencisiyken komünist örgütler içinde çalışmışlardı.
2011
devriminde, en azından 2012 ortalarına dek, Mısır solunun uzun süredir dile
getirdiği (sosyal adalet, haysiyet, özgürlük gibi) talepler dillendirilse de,
sol, öncelikle parçalanmışlığı ve köylülerle bağının olmaması nedeniyle, politik
dönüşüm sürecinde anlamlı bir rol oynayamadı, daha doğrusu, nasıl rol
oynayacağını bilemedi. Solun yürüttüğü çalışmalar, medya ve sosyal ağlar
sayesinde kamuoyu nezdinde daha fazla görünür olan, bu görünürlüğe bel bağlayan
tekil aktörlerle sınırlı kaldı.
Bárbara Azaola-Piazza
[Kaynak:
Communist Parties in the Middle East: 100 Years of History, Yayına Hz.:
Laura Feliu ve Ferran Izquierdo-Brichs, Routledge, 2019, s. 152-167.]
Dipnotlar:
1. Bu bölüm, İspanya Ekonomi ve Maliye Bakanlığı tarafından finanse edilen “Arap-İslam
dünyasında siyasi dönüşümlerin uluslararası boyutu”, 2015–17
CSO2014–52998-C3–3-P araştırma ve geliştirme projesinin sonuçlarının bir
bölümünü sunmaktadır.
2.
Joseph Rosenthal (1872–1927) ve Mısır’daki ilk komünist partinin oluşumundaki
rolü hakkında geniş bir kaynakça mevcuttur. Bunların içinde öne çıkanlar
şunlar: Ginat, 2011: 9–132'deki 3, 4 ve 5. bölümler ile Ismael & El-Sa’id, 1990:
13–31 ve Beinin & Lockman, 1987: 137–54. İlgili döneme ait polis
raporlarına göre, Rosenthal’ın adı 1901’den sonra Mısır polis listelerinde yer
alıyordu, çünkü kendisi, Filistin’deki Bolşevik gruplarla temasları ve “yereldeki
Yahudiler arasında propaganda faaliyeti yürüten radikal anarşist” olarak kabul
ediliyordu. İngiliz yetkililer de Rosenthal’ın önderliğindeki faaliyetlerden
çok endişeliydi. Rus devriminin başarısından sonra, İngilizler, Bolşevizmin
Mısır ve Ortadoğu’da yayılmasından korktular.
3.
Sosyalistler ve komünistler, 1919’da Saad Zağlul tarafından kurulan Vefd
partisini ülkedeki milliyetçi burjuvazinin temsilci partisi olarak gördüler. Vefd
ise kendi ideolojisine sempati duyan işçi örgütlerinin, “yabancı radikaller”
olarak adlandırdığı kişilerin etkisi altına girmesini istemiyordu. Bkz.
Lockman, 2008: 67.
4.
Selamet Musa (1887–1958), 1909’da İngiltere’ye yaptığı bir ziyaretin ardından
Fabyusçular Derneği'ne katılarak, iki büyük savaş arası dönemde Mısır’a Darvinist
sosyalizm ve Fabyusçuluk fikirlerini takdim eden bir aydın, gazeteci ve
çevirmendi. Musa hakkında bkz.: Shukri, 1965 ve Egger, 1986.
5.
Bu grupların merkezleri İskenderiye’deydi, üyelerinin büyük çoğunluğu Yunan
kökenliydi. Clarté adı, Mısır grubunun sürekli iletişim halinde olduğu,
1919’da Paris’te kurulan bir Fransız edebiyat ve siyaset dergisinden alınmıştı.
Anatole France, Henri Barbusse ve Romain Rolland gibi prestijli yazarların
hepsi dergide yazılar yazıyordu. Bkz. Ginat, 2011: 37.
6.
MSP programı için bkz.: Ismael & El-Sa’id, 1990: 17–19.
7.
Rosenthal, Moskova tarafından belirlenen koşulları reddettiği için partiden
ihraç edildi (Ismael & El-Sa’id, 1990: 21).
8.
Mısır Komünist Partisi’nin politik programı konusunda daha fazla ayrıntı için bkz.:
Ginat, 2011: 103.
9.
Mısır’daki İngiliz güvenlik aygıtının en güçlü figürü olan Alexander
Keown-Boyd, solculuğa yönelik “sert tavrı”yla biliniyordu. Mısır Komünist
Partisi’ne karşı kampanyayı organize eden oydu. Yasa, hükümete saldıran veya
yeni onaylanan anayasaya karşı çıkan, yıkıcı fikirler yaymakla meşgul herkes
için hapis cezası öngörüyordu.
10.
On bir komünist lider, hükümeti şiddet yoluyla devirmek ve komünist bir rejim
kurmak amacıyla komplo kurmakla suçlandı. Sanıklar, bağlı oldukları yere ve
ideolojilerine dair tüm iddiaları kabul ettiler ancak şiddet kullandıkları
iddiasını reddettiler. 6 Ekim 1924’te jüri, partinin altı ana liderini üç yıl
hapis cezasına, diğerlerini ise altı ay hapis cezasına çarptırdı. Mısır
vatandaşı olmayan komünistler, Rosenthal’dan kurtulmak için açık bir girişimle
ülkeden sınır dışı edildi. Sonunda Rosenthal’ın Mısır'da kalmasına, herhangi
bir siyasi faaliyette bulunmayacağı şartıyla izin verildi (Lockman, 2008: 79;
Ginat, 2011: 114–27).
11.
Yahudi Mısırlı avukat Henri Curiel (1914–78) ile ilgili elimizde epey geniş bir
kaynakça mevcut. 1943 yılında komünist örgüt HAMITU’yu kurdu. Bu kaynakçanın
büyük kısmı Fransızcadır, çünkü Curiel, 1950’de Paris’e sürgün edilmiş, orada
sürgündeki Mısırlı komünistlerden oluşan “Roma Grubu” (Mecmuat Roma) adı
verilen örgütü yönetmiştir. 1978’de bu şehirde suikasta uğramıştır. Uluslararası
Sosyal Tarih Enstitüsü (Amsterdam), Roma Grubu’nun (1945’ten başlayan döneme
ayrıca 1979–1984 dönemine ait) belgelerini muhafaza etmektedir. Bu belgeler
arasında Henri Curiel’in yazışmaları da yer almaktadır: PDF.
Diğerlerinin yanı sıra bkz.: Botman, 1988: bölüm 3 ve 4, el-Sa’id, 1975 ve
Ginat, 2011: 254–75'e ve ayrıca Perrault, 1984.
12.
Bu erken dönem gruplarından biri, 1930’ların başlarında bir edebiyat kulübü
olarak kurulan ve André Breton’un sürrealist hareketiyle L’Effort dergisi
aracılığıyla yakın bağları olan Essayistes (Arapçada Muhavilun veya
Deneme Yazarları) idi. Georges Henein daha sonra 1940’larda Arapça sosyalist
dergi Tetevvür’ü (“Evrim”) çıkartan Art et Liberté (Fenn ve’l-Hürriye
veya Sanat ve Özgürlük) grubunu kurdu. Bu grupta Stalinist çizgiyi eleştiren Troçkist
azınlık, 1940’ların ortalarında bir miktar ün kazandı. Bkz. Meijer, 2002: 103 ve
Ginat, 2011: 208–9.
13.
Bu gruplar, halefleri ve yol açtığı sonuçlar konusunda şu çalışmalardaki
tablolara bakılabilir: Ismael & El-Sa’id, 1990: 34–44; Botman, 1988: 69 and
Ginat, 2011: 208–30, 231–75. Fejrü’l Cedid, Yusuf Derviş (1910-2006)
gibi simge haline gelmiş bir isim üzerinden işçi hareketiyle bağ kurdu. 1946’da
Talyatü’l-Şabiyye li’l-Taharrür (Halkın Kurtuluşunun Öncüsü) ismini aldı.
14.
Fecrü’l-Cedid üretken bir hareketti. Yayınevi Darü’l-Karnü’l Işrin
üzerinden Mısır tarihi, tarım sorunu, politik ekonomi ve kültürle ilgili
kitaplar yayımladı. Bkz.: Meijer, 2002: 106.
15.
Günün sonunda 23 kişi öldü, 121 kişi yaralandı (Meijer, 2002: 117).
16.
Aralarında HADITU’daki bürokrasiyi reddeden ve hareketin liderlerinin başka
ülkelerde doğmuş olmasını eleştiren Devrimci Blok (Takattül Savri) gibi
gruplar ayrıştılar. Bu ayrışma
neticesinde HADITU-Devrimci Proletarya (HADITU-Ummeliyyetü’s Savriye)
örgütü doğdu. 1948 yılında Komünist Partiye Doğru (Nahva Hizbü’ş Şuyuyi)
isimli örgüt kuruldu, Muhalefetin Sesi (Sevtü’l Muaraza) örgütü hareketten
koptu (Ginat, 2011: 287–93).
17.
MKP’nin yeniden doğduğu süreçte kaleme alınan program için bkz.: Ismael &
El-Sa’id, 1990: 85–6.
18.
Hür Subaylar içinde komünist örgütlere aynı zamanda İhvan gibi İslamcı
örgütlere mensup askerler de bulunuyordu. Fakat bu askerler darbe öncesinde
hareketi terk ettiler. Örneğin Halid Muhyiddin ile HADITU arasında bağ vardı. Komünistlerle
bağ kuran Hür Subaylar Hareketi kurucusu Muhyiddin, 1954’te İsviçre’ye sürgüne
gönderildi. Bkz.: Laqueur, 1956: 48. Hür Subaylar’la komünistlerin faaliyetleri
arasındaki ilişki konusunda bkz.: Aclimandos, 2008 and Meijer, 2002: 157–8.
19.
Bu bloğa sonradan Ulusal Birlik (1957–62) 1962 yılında ise Arap Sosyalistleri
Birliği adı verildi.
20.
1956’daki Süveyş Krizi esnasında Nasır, komünist örgütlerin üyelerinin
Fransız-İngiliz güçlerine karşı Mısır ordusuyla işbirliği dâhilinde, kanalda
askeri direniş sergilemelerine katkıda bulundu. Bkz.: Meijer, 2002: 197.
21.
Bu üç grubun faaliyetleri ve politik programları konusunda bkz.: Ismael &
El-Sa’id, 1990: 131–47.
22.
Sedat’ın Ocak 1977’de ana tüketim ürünleri konusunda verilen devlet
teşviklerini kesme kararına yönelik protestolar konusunda bkz.: El Hamalawy,
2001.
23.
Bu çalışmanın yayın yönetmeni olan Halil Kalfat, yetmişlerin önde gelen
aydınlarından biriydi, ayrıca Salih Muhammed Salih müstear adıyla yazılar yazan
bir Hizbü’l Ummel örgütü üyesiydi. Parti, genç üyeler arasında görülen krize
tanıklık etti ve bu kriz neticesinde Kalfat partiden atıldı. Edebiyat eleştirmeni
olarak çalışmalarına devam eden Kalfat, 25 Ocak 2011’deki devrim sırasında
politik eylem alanına geri döndü ve 2015 yılında ölene dek faaliyetlerini
sürdürdü.
24.
Halkın Sosyalist İttifak Partisi 2012’de Devrim Sürüyor İttifakı isimli bloğun parçası
olarak girdiği seçim sonucunda meclise yedi vekil soktu.
25.
2015 yılında Mısır Sosyal Demokrat Partisi’nin mecliste dört, Tecemmu hareketininse
iki vekili vardı.
Kaynakça:
Abdalla, Ahmed (1985) The Student Movement and National Politics in Egypt,
Londra, Al Saqi Books.
Abdel
Malek, A. (1967) Egipto sociedad militar, Madrid, Tecnos.
Aclimandos,
Tewfic (2008) “Officiers libres et officiers communistes: collaborations et confrontations”.
Cahiers d’Histoire, revue d’histoire critique, 105–106.
Azaola,
Bárbara (2010) “Le régime de Moubarak: les espaces et les acteurs de l’opposition”.
Confluences Méditerranée, 75, 4.
Beinin,
Joel (2008) “Le marxisme égyptien (1936–52): nationalisme, anti impérialisme et
réforme sociale”. Cahiers d’Histoire, revue d’histoire critique,
105–106.
Beinin,
Joel & Lockman, Zachary (1987) Workers on the Nile: Nationalism,
Communism, Islam, and the Egyptian Working Class, 1882–1954, Princeton, NJ,
Princeton University Press.
Botman,
S. (1988) The Rise of Egyptian Communism, 1939–1970, New York, Syracuse University
Press.
Egger,
V. (1986) A Fabian in Egypt: Salamah Musá and the Rise of the Professional Classes
in Egypt 1909–1939, Lanham, MD, UPA.
El
Hamalawy, H. (2001) “January 18 and 19, 1977: ‘Uprising of Thieves’ or an Aborted
Revolution?”, Tez, Kahire Amerikan Üniversitesi.
el-Sa’id,
Rifa’at (1975) Tarikh al-haraka al-ichtirakia fi Misr 1900–1925, Beirut,
Dar al-Farabi.
Ginat,
Rami (2011) A History of Egyptian Communism: Jews and Their Compatriots in Quest
of Revolution, Boulder, CO, Lynne Rienner.
Ismael,
Tareq Y. & El-Sa’id, Rifa’at (1990) The Communist Movement in Egypt,
1920–1988, New York, Syracuse University Press.
Kalfat,
Khalil (2014) “Kharita al Yasar al Arabi II (Mapping of the Arab Left II)”. Rosa
Luxemburg Stiftung, RLS.
Lampridi-Kemou,
Athina & Azaola, B. (2012) “Contemporary Egypt: Between Reform and
Continuity”. Izquierdo Brichs, F. (Yh.), Political Regimes in the Arab World
içinde, Londra, Routledge.
Laqueur,
Walter (1956) Communism and Nationalism in the Middle East, Londra, Routledge.
Lockman,
Zachary (2008) “La gauche et le mouvement ouvrier au début des années 1920”. Cahiers
d’Histoire, revue d’histoire critique, 105–106.
Meijer,
R. (2002) The Quest for Modernity: Secular Liberal and Left-Wing Political Thought
in Egypt, 1945–1958, Londra, Routledge Curzon.
Monciaud,
D. (2008) “Un travail de mémoire de la gauche égyptienne”. Cahiers d’Histoire,
revue d’histoire critique, 105–106.
Perrault,
G. (1984) Un homme à part, Paris, Fayard.
Shukri,
G. (1965) Salama Musa wa-azmat al-d.amir al-ʻArabi, Sayda,
Manchurat al-Maktaba al-ʻAs.riya.
Younis, S. (2008) “Marxisme et patriotisme dans les régimes militaires de libération nationale: les ‘Officiers Libres’ et les communistes égyptiens”. Cahiers d’Histoire, revue d’histoire critique, 105–106.


0 Yorum:
Yorum Gönder