19 Ekim 2026

,

Dijital Kapitalizm Tehlikede

Neoliberal küreselleşmenin yerini dijital kapitalizmin alması, son on yılın en önemli dönüşümü. 2008’deki büyük bankacılık kriziyle doruğa ulaşan finansallaşma modeli, teknoloji sektörünün öncülük ettiği, sistemin baskın eğilimlerini belirlediği başka bir şema ile tamamlanmış veya değiştirilmiştir. Kapitalizmin komuta merkezi teknoloji devlerinin eline geçiyor. Bu süreçte eski görevler üstleniliyor, bir yandan da beklenmedik bir güçlükle yüzleşiliyor.

Altı Önemli Değişiklik

Mega teknoloji şirketleri, küreselleşmiş üretimle şekillenen küresel değer zincirleri üzerindeki etkileri sayesinde giderek hâkimiyet kazandılar. Ekonomik faaliyetin uluslararasılaştığı süreçteki sıçrama, sadece ticaret veya finansla sınırlı kalmadı, aynı zamanda üretim yöntemlerini de dönüştürdü. Bu değişim, bilgisayarlarla başlatılan, ağlar üzerinden güçlendirilen ve yapay zekâ tarafından pekiştirilen teknolojik devrim sayesinde mümkün oldu.

Teknoloji şirketlerinin yükselişi ise sektörün kendi evriminin tezahürü. Sektör, dijital iyileşme süreci dâhilinde birbiri ardı sıra gelen aşamalardan geçmiştir. İlk bilgisayar teknolojisi, daha yüksek bellek kapasitesine sahip daha hızlı bilgisayarlara doğru ilerlemiş ve bu işlem gücündeki artış, ticari kullanımını teşvik etmiştir.

21. yüzyılın başlarında, Büyük Veri ile bilgi işlem yeni bir boyuta ulaştı, son on yılda sanal asistanlar, sesleri tanımaya ve telefonları aracılığıyla kullanıcılarla etkileşime girmeye başladı. Bu gelişme, yapay zekânın temel uygulamalarının önünü açtı. Bu olgunlaşmaya paralel olarak, bu teknoloji, iş platformlarının otomasyonu ve robotlaştırılması sürecinde uygulanmaya başladı.

Üçüncü aşamada dijitalleşmedeki artış, 2008 bankacılık krizi sonrasında bilgi teknolojisinin geliştirilmesi için sağlanan muazzam sermaye sayesinde mümkün olabildi. Bu kriz, merkez bankalarının başarısız kurumları kurtarmak için büyük miktarda para enjekte etmesini (nitel rahatlatma işlemini) içeriyordu. Ancak bu fonların daha sonraki hedefi, teknoloji şirketlerinin finansmanı oldu. Bu firmalar, bankaların kendi avantajlarına yönlendirdiği benzeri görülmemiş miktarda kaynağa sahipti ve bu parayı hızlı genişlemelerini tamamlamak için kullandılar.

Kapitalizmin gelişimindeki bu önemli değişim, başta 2008 bankacılık krizine yönelik kapsamlı ilgi sebebiyle gölgede kaldı. Regülasyon ya da finansallaşmanın salt devam ettirilmesi ile ilgili tartışmalar, iktisatçıların asıl ilgilendiği hususlardı. Bu süreç, bankaların çöküşünü önlemek için bankalara yapılan büyük sermaye akışının nihayetinde dijital bir plütokrasiye nasıl yol açtığı fark edilmeden, genel olarak neoliberal dönemin bir başka adımı olarak görüldü.

Bu hızla büyüyen sektör, dijital devrimin temelini oluşturan verileri kontrolü altına alarak kaynakları ele geçirdi ve kapitalizmi yeniden şekillendirdi. Mevcut değişimin bu dördüncü belirleyicisi, bu vazgeçilmez kaynağın bir avuç şirketin elinde yoğunlaşması ve ele geçirilmesiyle mümkün oldu.

Veriler, bilgisayarların, internetin, ağların ve cep telefonlarının yayılmasıyla eş zamanlı olarak toplandı, ele geçirildi, çıkarıldı ve çalındı. Bu altyapının sahipleri (Space, Anthropic, OpenAI, Google, Meta, Microsoft, Amazon), kullanıcıların seksenlerde kredi kartları aracılığıyla ücretsiz olarak sağlamaya başladığı bilgilerin gasp edilmesi işlemini tamamladılar.

Bu temellerin katlanarak biriktiği süreç, daha sonra Büyük Veri'ye dönüştürülmeleri ve Veri Merkezlerinde işlenmeleri yoluyla tamamlandı. Bu firmalar tarafından tasarlanan algoritmalar kullanılarak bu girdilerin işlenmesi, dijital zenginlere sosyal kontrol ve kâr biriktirme için eşi benzeri görülmemiş bir araç sağlıyor.

Bu kontrol, emri altındaki birbirine bağlı devasa kullanıcı ağının sağladığı verilerin kontrolsüz bir şekilde birikmesinden ortaya çıktı. Facebook, yaklaşık 8,2 milyarlık küresel nüfus içinde 3,12 milyar aylık aktif kullanıcıya sahip. Bu platform, dünya nüfusunun yüzde 38’inde ve internet kullanıcılarının yüzde 54’ünde faaliyet yürütüyor. Dünyanın en yaygın kullanılan mesajlaşma sistemi olarak WhatsApp, yaklaşık 3 milyar kullanıcıyı birbirine bağlıyor. Instagram da benzer sayıda kullanıcıya ulaştı, Messenger’ınsa yaklaşık 1,1 milyar kullanıcısı var.

Facebook, WhatsApp’ı satın aldığında (2014), düzenleyicilere bu sistemden elde edilen verileri kendi verileriyle karşılaştırmayacağına dair söz vermişti. Ancak bu taahhüdünü yerine getirmedi, üstelik bu konuda cezalandırılmadı. Rakiplerinin de yaptığı gibi devasa veri depolama işlemlerini gerçekleştirdi. Yapay zekâ, bir avuç şirket tarafından yönetilen sunucularda bu veri platformunu kullanarak gelişti.

Pandemi, bu yeni aşamanın altıncı belirleyici faktörü olarak iş gördü. Yeni teknolojinin tam olarak kullanılmasına yönelik büyük ölçekli bir deney yoluyla dijital devrimde niteliksel bir sıçramayı mümkün kıldı. Beklenmedik tıbbi acil durum, tüm davranışları izlemek, ölçmek ve tahmin etmek için geniş bir altyapıya dayalı küresel bir anlık iletişim sisteminin kurulması sürecini hızlandırdı.

Dijital platformlar, karantina dönemlerinde bu toplum mühendisliğinin uygulanmasını mümkün kıldı. Çalışma, alışveriş ve iletişim için yeni bir model oluşturuldu ve bu model, daha sonra çalışma hayatına entegre edildi. Pandemi sırasında gerçekleştirilen o büyük deney, QR kodları, zorunlu bankacılık ve uzaktan çalışmanın yaygınlaşması yoluyla günlük hayatta kalıcı hale gelen bu yeni sistemin tüm mekanizmalarının geliştirilmesine imkân sağladı.

Dijitalleşmenin Sırrı

Yapay zekâ, son on yılda büyük bir ivme kazanan dijital devrimin en yeni ve en gelişmiş aşaması. Ancak kökenleri, 1946’da bilgisayarın ortaya çıkışına, 1971’de mikroişlemcinin devreye sokulmasına, 1991’den beri de internetin yaygın olarak benimsenmesine kadar uzanıyor. Ardından, milyonlarca kullanıcıyı birbirine bağlayan ve bireysel bilgisayarlardaki veri depolamasını dijital uzaydaki konumla değiştiren ağlar ortaya çıktı.

Bu değişim, bilişimde en önemli sıçramayı başlattı, onun değer zincirleri aracılığıyla Endüstri 4.0’a tatbik edilmesi sürecini hızlandırdı. Bilgisayarın ekonomiye ve günlük hayata dâhil edildiği ilk aşamayı (1985-2008), dijital gelişme için düzenleyici platform olarak Web’in yaygın olarak benimsenmesi izledi (2008-2022). Yapay Zekâ, ekonominin hızla uluslararasılaşmasına ayak uyduran bir dizinin bir sonraki halkasını oluşturuyor.

Yapay zekâ, OpenAI tarafından 2022’de piyasaya sürülen ChatGPT ile sahneye çıktı. Bu proje, biyolojik sistemleri taklit eden algoritmalarla çalışan, sinir ağlarından ilham alan bir “genel öğrenme makinesi”nin takdim edilmesi ile ilgili. Bu sistemler, bu adaptasyona dayalı olarak eğitiliyor.

Gelişimi, dijital evrenin sahiplerini güçlendiren, birleşen üç süreçten kaynaklandı. İlk olarak internetin özelleştirilmesi, ardından verilerin ele geçirilmesi geldi. Bu el koyma, İngiltere’deki ortak arazilerin çitle çevrilmesinin tarihsel örneğini izledi, bu da ilkel sermaye birikiminin temelini oluşturdu. Son olarak, 2008 krizinden sonra teknoloji elitinin merkez bankalarından aldığı para akışı, yeni kastın yükselişini taçlandırdı.

Hali hazırda oluşmuş bir finansal balonun (dot-com) ve gelişmekte olan bir diğerinin (yapay zekâ balonunun) varlığı, tüm teknolojik devrimlerin klasik bir unsurunun tekrarlandığını ortaya koyuyor. Bu durum, kanalların sayısındaki artış (1797), demiryollarının her yana döşenmesi (19. yüzyılın ortaları), borsada çelik ve elektrik merkezli gelişen canlılık (1890-1893), otomobil (1920-30) ve enerji matrisi (1970-80) ile yaşananları tekrarlıyor.

Radikal bir etkiye ve bunun sonucunda ortaya çıkan finansal patlamaya yol açan bir yenilik, kapitalizmin niteliksel dönüşümünü bir kez daha etkiliyor.

Bu trende öncülük eden şirketler, kullanıcılar tarafından özgürce sağlanan verileri kullanmalarına ve toplamalarına imkân tanıyan donanım ve yazılımları kontrol ederek en ön sıralarda yer aldılar. İlk olarak bu bilgileri mevcut belgeleri kullanarak düzenlediler, ardından tüm bu kaynakları ele geçirmek için sosyal medya etkileşiminden yararlandılar.

Microsoft, seksenlerde bilgisayar teknolojisinin sembolik modeli haline gelen Windows işletim sistemiyle bu süreci başlattı. Apple, kendi sistemiyle bu trendi tamamladı, Google, (Gmail e-posta, YouTube video platformu gibi) çeşitli bağlantı araçlarıyla birlikte önde gelen arama motorunu takdim etti. Akıllı telefonlar için Android işletim sistemi, dünyanın verilerinin büyük bir bölümünü toplayıcılarının kullanımına sundu.

Google, kendini bir veri toplama ve düzenleme makinesine dönüştürdü. İnternette zaten mevcut olan belgelerle tüm bilgileri gruplandırarak yola koyulan şirket, ardından kitapları katalogladı (Google Kütüphane Projesi), haberleri düzenledi (Google Haberler), sokakları, güzergahları ve şehirleri haritalandırdı (Google Haritalar), dijital iş dünyasına hâkim olmak için gerekli araçları edindi. Bu temel üzerine, platformlarında şirketlere reklâm alanı satarak, kampanyalarını kişiselleştirmelerine ve müşteri sadakati oluşturmalarına, insanları müşteriliğe indirgeyip kendilerine bağlamalarına imkân sağlıyor.

Dünyanın en çok kullanılan sosyal ağı olarak Facebook, kullanıcılarının sağladığı zengin bilgi birikimiyle aynı yolu izledi. Instagram ve WhatsApp da potansiyel müşterileri belirleyip satış kaynaklarını bu kitleye odaklama işlemini daha başarılı kılmak için fotoğraf, video ve mesajlardan istifade ediyor.

Tüketici gelirleri ve tercihlerine dair detaylı bilgileri temel alan bu yeni model, tüm ticari faaliyetleri dönüştürdü. Bu yaklaşım aynı zamanda, müşteri takip sistemiyle başlayarak ticareti tamamen dönüştüren Amazon’un başarısının da anahtarı.

Amazon, alıcı profilinin sistematize edilmesiyle, sadece çevrimiçi kitap satmaktan (1994) öteye geçerek, Dünya’nın en büyük çevrimiçi perakendecisi haline geldi. Yönetimi ve tüketicileri anlama yeteneği, eski perakende devlerini (Walmart, Carrefour) yerinden etmesini sağladı. Şu anda sesli iletişim için Alexa cihazını devreye sokan şirket, yapay zekâ yarışına da giriyor.

2009’dan beri cep telefonlarının yaygınlaşması, reklâm platformlarının birleşmesi için önemli bir araç sağladı. Bu cihaz, Google’ın başlattığı (1998), Facebook’un devam ettirdiği (2004), YouTube’un güçlendirdiği (2005), Instagram ile Twitter’ın sağlamlaştırdığı (2006) hâkimiyetin ardındaki büyük sırdı.

Uber ve Airbnb gibi diğer platformlar, başkalarına ait araba ve ev gibi varlıkların kullanımında aracı rolü üstlenerek, bu varlıkların yönetilmesi sürecini başlattı. Bu model de, yükümlülükleri ve riskleri bu hizmetlerin sağlayıcılarına devrederek, kâr elde eden teslimat veya kurye hizmetlerinde (PedidosYa, Glovo, Rappi) bir patlamaya yol açtı.

Yeni Plütokrasi

Dijital evrim, tüm kapitalist iş modellerini alt üst etmiş, ilk gelenlere sayısız avantaj sunmuştur. Öncü, kullanıcıları yeni hizmetlere bağlayan ağın kontrolünü ele geçirir. Bu kapitalist başarının anahtarı, her girişimi organize eden verilerin ele geçirilmesinde yatmaktadır.

Verileri çıkaran, analiz eden ve paraya çeviren platformun yönetimi, bu hâkimiyetin ana sırrıdır. Bilgileri ele geçirmek ve güvence altına almak için algoritmalara ihtiyaç duyar. Müşteriler, yeni bilgisayarlı birikim modelini destekleyen devasa altyapıyı kullanıyorlar.

Bu güç araçlarının sahipleri, kapitalist egemen sınıfın içinde eşi benzeri görülmemiş, muazzam bir güce sahip bir elit kesime dönüşmüşlerdir. Bilgi vektörleri, patentler, algoritmalar ve lojistik sistemler üzerindeki kontrollerinden kâr sağlayan, son derece güçlü bireylerden oluşan küçük bir azınlık meydana getiriyorlar. Bu manipülasyon yoluyla, kapitalistlerin geri kalanı ve toplumun tamamı üzerinde muazzam bir etki elde ettiler.

Kendi çevrelerinde, potansiyel rakipler olarak ortaya çıkan şirketlerin tamamen veya kısmen satın alınması yoluyla sektöre girmelerine mani olan bildiğimiz o oligopol yapısını pekiştirdiler. Ana platformlar, yeni gelenleri satın almak veya onlarla ortaklık kurmak için agresif stratejiler geliştiriyor.

Köklü plütokratların hâkim konumunu tehdit eden nişler ortaya çıktığında, büyük bir hızla harekete geçiyorlar. Dijital devrim tüm hızıyla devam ederken, iktidar yapısını sağlamlaştırma sürecine yeni üyeleri dâhil ettikten sonra onları bu elitler sınıfına kabul etmek zorunda kalıyorlar.

Dijital dünyayı kontrol eden bir avuç milyarder, sermayenin bu şekilde yoğunlaşmasını önlemek veya sınırlamak için tasarlanmış tüm mevcut düzenlemeleri kolayca aşmıştır. İnternetin ortaya çıkışıyla birlikte gelmesi beklenen bilginin demokratikleşmesine dair nahif beklentiler, sistemin sahiplerinin uyguladığı despotizm karşısında kesin olarak suya düşmüştür.

Bu dünyanın en ünlü isimleri, mülkiyeti sektördeki şirketleri organize etme veya yönetme rolüyle birleştiren kapitalistler olarak faaliyet yürütüyorlar. Gates, Zuckerberg, Bezos, Musk ve Altman’ın muazzam kârları, esas olarak bu şirketlerin sahipleri olmalarından kaynaklanıyor.

Bu şirketlerin borsadaki etkileyici değerleri ve elde ettikleri getiriler, bu sahiplikten kaynaklanıyor. Ancak birçok durumda, bu rol, dijital icatları kârlı ürünlere dönüştürme ve yenilikçilik işlevleriyle birlikte var oluyor. Bu ikinci özellik için aldıkları övgü, benzeri görülmemiş bir eşitsizlik yapısı içinde milyarder olarak birleşmelerinin yol açtığı muazzam toplumsal olumsuzlukları çoğu zaman gizliyor.

Dijital inovasyon etrafında ortaya çıkan yeni modele çeşitli isimler verildi. İlk terim olan “teknokapitalizm”, bilgi teknolojisi devriminin, geleneksel petrol, çelik veya otomotiv şirketlerinin yerini alarak, sistemin başına yeni bir iş sektörünü nasıl gündeme getirdiğine vurgu yapıyordu.

Daha sonra ortaya atılan “platform kapitalizmi” ifadesi, bu yan kuruluşların sistemin genel işleyişinde oynadığı yeni baskın role işaret ediyordu. Bu ifadeyi ortaya atan yazarlar (Nick Srniceks), tedarikçilerden oluşan bir kamuoyunun, ağları kontrol eden yeni oligopoller aracılığıyla tüketicilerden oluşan bir başka kamuoyuyla nasıl bağlantı kurduğunu gösterdi.

Kullanılan diğer bir terim olan “dijital kapitalizm” de, yeni bilgi teknolojilerinin aracılığıyla şekillenen bir sistemin genel dinamiklerine vurgu yapıyor.

Bu üç tanım da kapitalizmden farklı bir sistemin varlığına işaret etmiyor, kurulduğu imasında bulunmuyor. Ekonomi ve toplum, sömürüden elde edilen kârlar için rekabete dayalı bir toplumsal rejim etrafında işlemeye devam ediyor. Değişen şey, bu üretim biçimi içindeki birikim aşaması, modeli veya biçimidir.

Bu yapının zirvesinde ve yeniden üretim dinamikleri içinde, kapitalizmin gidişatını ve önceliklerini belirleyen yeni bir zenginler sınıfı ortaya çıkmıştır. Benzeri görülmemiş bir zenginlik düzeyine ve sistemin gidişatını etkileme konusunda da benzeri görülmemiş bir kapasiteye sahipler, ancak projeleri, uluslararası ilişkilerdeki beklenmedik bir değişimle yüzleşiyor.

Dijital Küreselleşme

Dijital devrim, daha önceki tüm benzer dönüşümleri aşan küresel bir ölçekte gerçekleşti. Demiryolları, elektrik, otomobiller, plastikler veya enerji alanlarında yaşananların aksine, doğrudan gezegene yayıldı. Yabancı yatırımlar veya şirketlerin kurulması yoluyla bir ülkeden diğerine yayılmadı, bilâkis, en başından itibaren küresel çapta kullanıcıları tüketiciler olarak birbirine bağladı. Bu nedenle Google, Meta, Microsoft, Amazon ve Facebook, kuruluşlarından itibaren küresel ağlar ve işletmeler olarak ortaya çıktı.

Dijital çağla birlikte başlayan bu uluslararasılaşma, küreselleşmenin yükselişiyle aynı zamana denk gelmesi sayesinde mümkün oldu. Bilgisayarlaşma ekonominin küreselleşmesi sürecini hızlandırırken, küresel faaliyetlerdeki bu sıçrama da mega teknoloji şirketlerinin yükselişini güçlendirdi. Bu süreçler de jeopolitik (küresel yönetişim) ve ideolojik (kozmopolitizm ve ulusötesilik) düzeylerde küreselleşmenin temellerini besledi.

Ekonominin küreselleşmesi ve dijital devrim, rekabetin baskısı altında şirketleri daha büyük pazarlarda kârlılık elde etmek için yatırımlarını küreselleştirmeye zorlayan kapitalizmin aynı itici gücüyle yayıldı. Bu baskı, üretim sürelerinin önemli ölçüde kısalmasının yanı sıra mekânsal bir genişlemeye de yol açtı.

Doksanlardan beri neoliberal ekonomi politikaları, kapitalist birikimin temelini oluşturan uluslararasılaşma eğilimini hızlandırdı. Bu küresel etki, 21. yüzyılın başlarında, üretimin uluslararasılaşması ve tüm sanayiinin dönüşümüyle, yani sanayinin Doğu’ya taşınmasıyla, benzeri görülmemiş bir ölçeğe ulaştı.

Bu bölgenin ekonomileri imalat faaliyetlerindeki paylarını ikiye katladı. ABD, Avrupa ve Japonya’nın tarih boyunca imalatın merkezi olma vasfını ortadan kaldırdı. Bu büyük dönüşüm, dijital devrimin getirdiği yeni iletişim ağları, kullanıcı bağlantıları ve küresel pazarlama modelleri sayesinde mümkün oldu.

Küreselleşme, altmışlarda sanayilerin çevreye taşınması, ürün döngüsünün farklı lokasyonlara ayrılması, çokuluslu şirketlerin ortaya çıkması ve dünya ekonomisinin farklılaşmış çerçevesi içinde ulusötesi firmanın homojen bir alanının oluşmasıyla başlayan, uluslararası iş bölümünün yeniden şekillenmesi sürecinin doruk noktası oldu.

Şirketler, vasfa ihtiyaç duyan faaliyetleri seri üretimden ayırarak, ulusal verimlilik ve ücret farklılıklar üzerinden kâr elde ettiler. Küreselleşme, üretim sürecinin uluslararası alana doğru genişlemesiyle birlikte bu yeniden yapılanma sürecini tamama erdirdi. Bu sayede,  Eskiden hammadde ihraç eden çevre ülkesi, üretim merkezi haline geldi. Çevre ülke, endüstriyel üretime entegre edildi.

Bu zincirin son halkası, küreselleşmiş firmalar tarafından dikey uzmanlaşma biçiminde, ara mallara ve ithalata daha fazla önem verilerek, küresel değer zincirlerinin (KDZ’ler) kurulmasıydı. Bu yeniden yapılanma sürecinde amaç, kapitalistler tarafından elde edilen artı değerin beynelmilel kılınmış yönetimi yoluyla, olağanüstü miktarlardaki artı değerin yapının tepesinde birikmesi aracılığıyla kârların artırılmasıydı.

Bu modelde uluslararası şirketler, çalışan sayısını ikiye katladı, küresel GSYİH’nin dörtte birini, dünya ticaretinin yüzde 80’ini ve dünya çapında üretilen servetin yüzde 40’ını kontrol altına aldı. Bu muazzam dönüşümler dizisi, bu yükseliş eğilimlerinin her birine eşlik eden, destekleyen ve teşvik eden dijital devrimin eş zamanlı gelişimiyle mümkün oldu.

Ancak bu model, küreselleşmeye ilham veren ve bilgi teknolojisi devrimine öncülük eden ABD’nin ekonomik egemenliğinin tartışmaya açılmayacağını varsayıyordu. Wall Street bu süreçlerin finansal omurgasını, Washington ideolojik ve politik içeriğini, Silikon Vadisi ise dijital altyapısını sağladı.

Küreselleşme ve dijitalleşmenin birleştiği bu model, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından gelen tek kutuplu dünyada ABD’nin emperyalist üstünlüğünü yeniden kurmayı vaat ediyordu. Ancak bu hayal, 2008 mali kriziyle birlikte sekteye uğradı, son on yılda ise tamamen çöktü.

Küreselleşme Sürecindeki Kopukluk

ABD’nin dünya ekonomisine dijital alandaki liderliği üzerinden yeniden egemen olacağına dair beklentinin suya düşmenin dört sebebi vardı: küreselleşme sürecindeki kopukluk, Çin-ABD ekseninin dağılması, Amerika’daki sanayisizleşme süreci ve Çin’in hızlı yükselişi.

Küreselleşme sürecinde yaşanan aksaklık, otuz-kırk yıllık dönemi kapsayan önemli büyüme sürecinin ardından dünya ticaretinin durgunlaşmasında açıkça görülmektedir. Küresel GSYİH’de ticaretin payı yüzde 25’ten (1970) yüzde 61’e (2008) çıktı, ardından yüzde 57’ye (2024) düştü. Yıllık doğrudan yabancı yatırım (DYY) akışlarının zirve noktası olan 2007 yılında küresel GSYİH’nin yüzde 5,3’ü, bugün yüzde 1,3’e geriledi.

“Yavaş küreselleşme” ve “küreselleşme sürecinden uzaklaşma” gibi yeni terimlerin yaygın kullanımı, bunların karşıtları olan “üretimin merkez ülkeye dönmesi”, “yakın bir ülkeye taşınması” ve “dost ülkelere kaydırılması” gibi işlemlerin sahip olduğu önemin yanında, korumacılık ve neo-merkantilizmin hâkim olduğu yeni gerçeklikteki değişimi ortaya koyuyor. Bu değişimin etkisi, değer zincirlerinin devam etmesi ve imalat faaliyetlerinin ulusal otarşinin eski kalıplarına geri dönmemesi nedeniyle, sanayiden ziyade ticaret ve finans alanında çok daha önemli sonuçlar doğuruyor. Ancak ABD liderliğindeki neoliberal küreselleşme ve dijitalleşme senaryosu, artık geçmişte kaldı.

İkinci olarak, küreselleşmenin temelini oluşturan iki süper güç arasındaki yakın ekonomik ortaklık bozuldu. “Çin-Amerika” dönemi sona ermiş olup, Asya devinin Amerikan tüketicisinin satın aldığı ürünleri üretmesi modeli, bugün ciddi şekilde sorgulanmaktadır.

Asya güçlerinden alınan krediler ve Batılı muadilinin borçlarıyla beslenen bu iyi işleyen sistem, sürdürülemez bir kırılma noktasına ulaştı. Çin’in ticaret ve finansal fazlalıkları ile ABD’nin açığı tarafından yaratılan küresel dengesizlik, dünya ekonomisinde patlayıcı bir istikrarsızlığı körüklüyor. 2008’deki bankacılık krizinden sonra, iki güç, bu dengesizliği düzeltmek için kademeli olarak birbirinden uzaklaşmaya başladı. Bu ayrışma, küreselleşmenin sürekliliğini kesin olarak baltaladı.

Üçüncüsü, üretimin uluslararasılaşmasıyla birlikte, ABD’deki sanayisizleşme süreci, dünyanın önde gelen gücü için sürdürülemez bir seviyeye ulaştı. Sanayisizleşme politikasını savunanlar, Amerika’nın finans, hizmet ve yüksek teknoloji alanlarında uzmanlaşmasının, imalattaki düşüşü telafi edeceğini, Washington’ın küresel liderliğini yeni ve istikrarlı bir küresel iş bölümü içinde yeniden yaratacağını varsaydılar. Neoliberal küreselleşme ve her ekonominin kendi karşılaştırmalı avantajlarında kârlı bir şekilde uzmanlaşmasına dair tüm neoklasik varsayımlar, bu yanıltıcı inanca dayanıyordu.

Bu anlatının yanlışlıkları, ABD’nin yönetemediği bir dizi çelişkiyle birlikte son otuz yıllık dönemde ortaya çıktı. Verimliliğin azaldığı, rekabet gücünün yok edildiği bir ekonomide yapay zekâ temelli inovasyonları uygulamadaki yetersizlik, bu yönetilemez hale gelmiş olan dengesizliğin en çarpıcı ve en yeni kanıtı.

Sonuç olarak, Çin’in ezici yükselişi, küreselleşmeyi, ABD’nin emperyalizmin liderliğini yeniden ele geçirmek için oynadığı o büyük kumarı sonuçsuz bıraktı, hep yek atan Amerika’nın çöküş süreci hızlandı. Küresel ticaretin genişlemesinden asıl faydalanan Washington değil, Pekin oldu, bu nedenle, bu yolun ilk savunucusunun korumacı tepkisine rağmen, küresel işlemleri teşvik etmeye devam ediyor. Hiçbir veri, ABD’nin düşüşünü, başta onun tarafından desteklenen bir projeye rakip olan Çin’in elde ettiği avantajdan daha açık bir şekilde ortaya koyamaz.

Bu plan, Çin’e ast ve bağımlı bir rol atfetmişti. Asya’daki gücü, sadece temel malların üreticisi, uluslararası şirketlerin Amerikalı destekçilerine bu girdileri ihraç eden bağımlı bir ülke olarak tasavvur etti.

Ancak Çin, Batı gücünün sadece bir vasalı olma yolunu izlemek yerine, yabancı yatırımcılara teknoloji transferi düzenlemeleri getirerek, kendi özerk kalkınma modelini oluşturdu. Neoliberalizm ve finansallaşmaya karşıt ekonomik politikalarla iç kalkınmasına öncelik verdi.

Çin, devlet düzenlemeleriyle kapitalistlerini disipline etti. Bu düzenlemeler, firmaların kârlılığını sınırladı, burjuvazinin politik iktidarı kontrol etmesine mani oldu, planlamanın üstünlüğünü yeniden teyit etti. Ayrıca İpek Yolu etrafında kendi küreselleşme modelini oluşturdu. Bu alternatif plan, neoliberal küreselleşmeye ve Amerika’nın dijitali esas alan yeniden doğuş projesine son darbeyi vurdu. Bu sonuç, yapay zekânın yeni gerçekliğini değiştiriyor, onu başka bir yöne doğru yönlendiriyor.

Özet

Dijital kapitalizm, neoliberal küreselleşmenin kurduğu finansallaşma modelinin yerini alıyor. Dijital bir plütokrasi ortaya çıktı. Bu yapı, kullanıcı verilerini ele geçiriyor, banka kurtarma operasyonlarından kâr elde ediyor, pandemide emek dünyası üzerinde yürütülen deneyi kontrol ediyor. Bu hâkimiyeti perçinleyen yapay zekâ, dijital alanının milyarderlerinden oluşan bir elitin bilgiyi ele geçirip manipüle ettiği süreci besliyor. Ancak küreselleşme sürecindeki kopukluk, Çin-Amerika ekseninin dağılması, Amerika’nın sanayisizleşmesi ve Çin’in hızlı yükselişi, bu tesis edilmiş olan üstünlüğün temellerini sarsıyor.

Claudio Katz
16 Ekim 2026
Kaynak

0 Yorum: