12 Ekim 2026

Rahatsız Etmeye Gelmiş Bir Devrimci: Çakal Carlos



Gün gelir, tarihin yeraltı nehirleri, yer kabuğunun altında görünmez bir şekilde akmayı bırakıp, iktidardakilerin kurguladığı polis rehberlerinin ve anlatıların barajlarını yıkarak, bir sel gücüyle patlak verir.

Herkesin Filistinli yoldaşları tarafından Latin Amerika kökenlerine yönelik hürmet üzerinden kullandıkları “Komutan Carlos” ifadesi ile tanıdığı İliç Ramírez Sánchez’in yolu, küresel sınıf mücadelesinin işlediği, yeraltı sularının gürül gürül aktığı coğrafyaya ait bir yoldur. Burjuva basını, onu yalnız bir paralı asker veya devletsiz bir yabani hayvan gibi takdim edip karikatürleştirdi. Bir yönetmen, Londra’da masasının üzerinde tesadüfen Frederick Forsyth’in Çakalın Günü isimli romanını buldu ve onu sinema perdesine uyarladı. Pazarlama amaçlı kullanılan ifadeleriyle birlikte film, sistemin tüm bir çağı sterilize etmek için yürüttüğü ideolojik operasyonun parçası haline geldi.

Devrimci sol ve kapitalist "gerçekçiliğe" boyun eğmeyenler için Carlos, Poissy’nin yüksek güvenlikli zindanlarında sergilenecek bir canavar değil. O, imparatorluğa açıktan meydan okumayı seçmiş, militan bir enternasyonalizmin yaşayan ve rahatsız edici bir simgesi. Bu meydan okumanın bedelini ise bugün onu otuz yılı aşkın süredir Fransız Devleti’nin politik tutsağı kılan hapis cezasını çekerek ödemiştir.

Yetmişlerde Paris’i sarsan, Eylül 1974’teki ünlü Publicis Eczanesi saldırısı gibi olayları anlamak için, kör terörizmin burjuva ahlakını bir kenara bırakıp bu uygulamanın siyasi soy ağacına bakmak gerekir. Bu gizli hücreler, boşlukta faaliyet yürütmediler, neticede Cezayir Kurtuluş Ordusu’nun Cezayir Savaşı’nda başvurduğu tarzı, mücadeleyi kompartımanlara ayırma çabasını ve tüm o netliğini doğrudan ödünç aldılar. Fransa’nın lojistik ve ekonomik kalbine saldırmak, başkentin yeni sömürgeci rahatlığı ve huzuru için inşa edilmiş duvarı yıkmak, savaşı tam da Küresel Güney’in kanını akıtan baskı ve zulüm stratejilerinin kararlaştırıldığı yere taşımak anlamına geliyordu.

Komutan Carlos’un hikâyesi, yetmişler ve seksenlerde uluslararası gerilla hareketinin hayatta kalmasını ve koordinasyonunu sağlayan yoğun ve dayanışmayı temel alan destek ağı ile tanımlı. Bu çerçevede, Muammer Kaddafi’nin Libya’sı ve Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti, anti-emperyalist eksenin iki temel direğini temsil ediyordu. Trablus, İrlanda’dan Latin Amerika’ya kadar uzanan sayısız devrimci harekete koruma, finansman ve uluslararası lojistik üs sağlarken, Arap dünyasındaki tek sosyalist eğilimli devlet olan Güney Yemen, küresel silahlı solun kadroları ve Filistin örgütlerinin kendileri için serbest bir liman ve stratejik eğitim alanı görevi görüyordu. Üçüncü Dünya devrimcileri ile RAF gibi Avrupa’nın silahlı örgütleri arasında operasyonel ittifakın kurulduğu bu yoğun Üçüncü Dünya ağı içinde, ulusal sınırları reddeden ve enternasyonalizmi temel ilke olarak benimseyen uluslararası bir savaşçı kardeşliği teşkil edildi. Bu gelişme, Batılı hükümetleri dehşete düşürdü.

Dayanışma ve jeopolitiğin iç içe geçişi, kaçınılmaz olarak Filistin kurtuluş hareketinin çelişkileri ve içsel başarısızlıklarıyla yüzleşti. Örneğin Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ile disiplin ve strateji açısından yaşanan kopuşu ele alalım. Aralık 1975’te Viyana’da gerçekleştirilen OPEC operasyonu ardından, üst yönetim ayrım gözetmeden herkesin öldürülmesine mani olmak için talimat verdi, bunun sonucunda kopuş yaşandı. Belirli isimler tecrit edildiler.

Bu Halk Cephesi, tek bir bütün değildi. Hareket, Nayif Havatime 1969’da ortaya çıkan FilistinDemokratik Kurtuluş Cephesi ve Vedii Haddad’ın özel operasyonlar kanadının radikalizmi ile diplomatik gerçekçilik arasındaki çözülmemiş gerilim gibi tarihsel teorik ayrışmalarla maluldü. O dönemde Kaddafi’nin Libya’sı ve Hafız Esad’ın Suriye’si gibi destek kuvvet görevi gören yapılar, yeni tesis edilen tek kutuplu düzene boyun eğmeye başlayınca, istikrarlı bir devlet desteğinden yoksun kalan profesyonel devrimciler yüzüstü bırakıldılar. Bu durum, 1994 yılında Hartum’da Fransız istihbarat servislerinin Sudan ile işbirliği içinde gerçekleştirdiği yasadışı adam kaçırma olayıyla doruğa ulaştı.

Kültür endüstrisi, Olivier Assayas’ın yönettiği, Édgar Ramírez’in başrolünde oynadığı önemli biyografik film Carlos (2010) gibi bu dönemi aktarmaya çalışsa da, televizyon ve sinema, izleyiciye gazetelerin imal ettiği mitolojik canavarı takdim etti. Tarihsel boyut kazandırma çabası içine girilmedi. Soğuk Savaş’ın dinamiklerine teslim olmuş, zihni berrak, çok dilli bir militanın ayağının altındaki toprağın kaydığından, iki kutuplu dünyanın çöküşünden ve himaye eden devletlerin onu yüzüstü bırakmasından bahsedilmedi.

Otuz yılı aşkın süredir ağır psikolojik ve maddi tecrit koşullarında hayatta kaldığı Poissy hapishanesinin derinliklerinde Carlos, düşünmeye devam etti. Siyasi inancı hiçbir şekilde sarsılmadı. Verdiği nadir röportajlarda ve yakın zamanda yayınlanan “Çakal Konuşuyor” belgeselinde, kendisini gururla “profesyonel devrimci” olarak tanımlamaya devam ediyor.

Hapishaneden, bugün anti-emperyalizmin çözülmesini analiz ettiği, FHKC’nin mücadelesinin tarihsel meşruiyetini savunduğu, Üçüncü Dünya’daki direnişi dönemi ile Küresel Güney’in ABD ve NATO’nun tek kutuplu hegemonyasına karşı açığa çıkan yeni mücadeleleri arasında süreklilik kurduğu Devrimci İslam kitabı gibi metinler ve anılar yazmaya devam etti.

Bu sınır tanımayan materyalist okuma, günümüz Filistin’inin hareketli fay hattında güçlü bir yankı buluyor. Oslo’daki kafesleme çabalarının başarısızlığı ve Filistin Yönetimi’nin ahlaki iflası karşısında, Hamas’tan Cihad’a kadar İslami direniş güçleri ile Halk Cephesi’nin laik birlikleri arasında silahlı mücadele alanında gerçekleşen nesnel yakınlaşma, tarihsel ayrım çizgisinin felsefi varsayımlarda değil, sömürgeci işgaline kimin karşı savaştığı ve kimin ona boyun eğdiğiyle ilgili olduğunu ortaya koyuyor. Carlos, bu yakınlaşmayı öngörmüş, kendisini tümüyle stratejik ekseni devrimci İran’da emperyalizme karşı olan Direniş Ekseni’nin soy ağacının içine yerleştirmiştir.

Bugün, İlich Ramírez Sánchez, artık sadece Soğuk Savaş’ın tozlu arşivlerine ait değil, doğrudan günümüzü de etkiliyor. Dün Hugo Chávez önderliğindeki Bolivarcı Devrim, Paris tarafından çiğnenen onurunu ve haklarını güçlü bir şekilde gündeme getirirken, bugün enternasyonalist hareket ve ailesinin militan kararlılığı, onun iadesi ve Venezuela’ya dönüşü talebinin ateşini canlı tutuyor.

Bu, insani yardım amaçlı bir geri çekilme çabası değil, devrimci bir adalet eylemidir. Carlos’un vatanına dönüşünü talep etmek, emperyalizmin bize dayatmaya çalıştığı tarihsel unutkanlığı reddetmek, insanların dünyayı kasıp kavurmaya cesaret ettiği bir dönemin politik tutsaklarının sonsuza dek lanetlenerek silinmediğini yinelemek anlamına gelir.

O yeraltı nehri akmaya devam ediyor. Hapishaneden gelen sedası, şu hakikati taviz vermeden hatırlatmaktadır: Kapitalizmin ve sömürgeci tahakkümün alternatifi teslimiyet değil, yılmadan sürdürülen örgütlü mücadeledir.

Geraldina Coletti
18 Eylül 2026
Kaynak

0 Yorum: