11 Ekim 2026

,

1979 İran Devrimi’nin Ekonomi Politiği ve Bağımsız Sanayileşme Pratiği



1979 İran İslam Devrimi’nin tarihsel anlamı, öncelikle onun sınıfsal niteliğinde ve ekonomi politik sonuçlarında kavranmalıdır.

Pehlevi Hanedanı, savaş sonrasında ABD’nin Ortadoğu bölgesindeki en kilit komprador rejimlerinden biriydi. İktisat politikasının özü, petrol gelirleri karşılığında Batı’dan teknoloji ve tüketim malları temin etmek, aynı zamanda Amerikan sermayesinin İran’ın bankacılık, sigortacılık, imalat ve hizmet sektörlerine doğrudan sızmasına izin vermekti. Bu kalkınma modelinin toplumsal sonuçları son derece çarpıktı: Petrol gelirlerinin artışına kır-kent uçurumunun derinleşmesi, tarımın çöküşü, iflas eden çok sayıda köylünün kent varoşlarına akması ve yerli zanaatları tasfiye eden büyük çaplı Batı tüketim malı ithalatı eşlik ediyordu; siyasal alanda ise SAVAK gizli polis aygıtı terör yöntemleriyle bu komprador düzenin işleyişini sürdürüyordu.

1951’de Musaddık hükümetinin petrol sanayisini kamulaştırma hamlesinin İngiliz ve Amerikan tezgahıyla boğulması, İran milliyetçiliği ile anti-emperyalist bilincin toplumsal tabanını derinden şekillendiren tarihsel bir travma oldu.

Sınıf analizi açısından bakıldığında 1979 Devrimi; kent küçük burjuvazisi, işçi sınıfı, çarşı (bazar) esnafı ve ezilen Şii kitlelerin komprador rejimi devirmek üzere birleştiği başarılı bir ulusal-demokratik devrimdir.

Devrimin önderliği Humeyni şahsında ulema kesiminin elinde olsa da, devrimin toplumsal zemini geniş bir anti-emperyalist ve komprador karşıtı birleşik cepheye dayanıyordu.

Devrimden sonra kurulan siyasal yapı karma bir nitelik taşımaktadır. Bir yandan özel mülkiyet ve piyasa mekanizmalarını korurken, diğer yandan ulusal petrol şirketi, kamu ağır sanayisi ve altyapı sistemlerini kapsayan güçlü bir devlet işletmeciliği sektörü kurmuştur. Anti-emperyalist mücadele açısından bakıldığında, bu sistemin iktisadi mantığının çekirdek işlevi, uluslararası tekelci sermayenin İran ekonomisi üzerindeki doğrudan kontrolünü engellemektir.

Ulusal petrol şirketi, İran’ın uluslararası petrol kartellerine boyun eğmeksizin petrol üretimi ve ihracat politikalarını bağımsızca belirlemesini sağlamış; Huzistan Çelik Fabrikası ve Arak Makine Sanayii gibi ağır sanayi yatırımları da sınai bağımsızlığın maddi altyapısını kurmuştur. Bütün bu uygulamalar “direniş ekonomisi”nin kurumsal iskeletini oluşturmuştur.

ABD’nin İran’a uyguladığı uzun vadeli ve kapsamlı yaptırımlar -petrol ambargosu, finansal abluka, varlıkların dondurulması ve teknoloji ihracatı kontrolleri- İran’ın ithal ikameci sanayileşme stratejisinin doğruluğunu tersten kanıtlamıştır.

ABD’nin azami baskı politikası İran’ı enerji açığı ve kapasite kaybı gibi zorluklarla karşı karşıya bıraksa da, aynı zamanda ülkeyi ithal ikameciliği ve teknolojik yerlileşme sürecini hızlandırmaya mecbur etmiştir.

İran; BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi çok taraflı mekanizmalar aracılığıyla Küresel Güney ile iş birliğini derinleştirmiş, sanayi yapısında petrole bağımlılığı azaltma dönüşümünde net sonuçlar almış, petrokimya ve çelik gibi temel sektörlerde hem üretim kapasitesini hem de ihracatı artırmış, kritik sermaye mallarının yerlileştirilmesi ile savunma teknolojilerinin sivil sanayiye uyarlanması alanlarında somut ilerlemeler sağlamış ve ticaret ağını Asya, BDT ve Latin Amerika ekseninde çok yönlü genişletmiştir.

Güney-Güney finansal iş birliği de somut adımlarla ilerletilmekte, ikili ve bölgesel çerçevelerde ulusal para birimleriyle ticaret geniş ölçekte hayata geçirilerek İran’ın dolar yaptırımlarını aşması için alternatif finansal kanallar sağlanmaktadır.

Lenin’in emperyalizm teorisi açısından İran’ın ithal ikameci sanayileşme stratejisi büyük bir teorik önem taşır. Bu pratik; küresel mali tekelci sermayenin kuşatması altında bulunan bir çevre ülkesinin, devlet öncülüğünde sanayileşme ve Güney-Güney iş birliği yoluyla mali sermayenin tekelci ablukasını kayda değer ölçüde kırabileceğini, bağımsız bir sanayi altyapısı ve ticaret ağı kurabileceğini kanıtlamıştır. Bu uygulamanın ekonomi politik önemi İran sınırlarını aşmakta; Küresel Güney’in diğer ülkelerine neoliberal bağımlılıktan kurtularak kendi bağımsız kalkınma yollarını çizmeleri noktasında somut bir referans oluşturmaktadır.

Ali Can
7 Ekim 2026

0 Yorum: