1979
İran İslam Devrimi’nin tarihsel anlamı, öncelikle onun sınıfsal niteliğinde ve
ekonomi politik sonuçlarında kavranmalıdır.
Pehlevi
Hanedanı, savaş sonrasında ABD’nin Ortadoğu bölgesindeki en kilit komprador
rejimlerinden biriydi. İktisat politikasının özü, petrol gelirleri karşılığında
Batı’dan teknoloji ve tüketim malları temin etmek, aynı zamanda Amerikan
sermayesinin İran’ın bankacılık, sigortacılık, imalat ve hizmet sektörlerine
doğrudan sızmasına izin vermekti. Bu kalkınma modelinin toplumsal sonuçları son
derece çarpıktı: Petrol gelirlerinin artışına kır-kent uçurumunun derinleşmesi,
tarımın çöküşü, iflas eden çok sayıda köylünün kent varoşlarına akması ve yerli
zanaatları tasfiye eden büyük çaplı Batı tüketim malı ithalatı eşlik ediyordu;
siyasal alanda ise SAVAK gizli polis aygıtı terör yöntemleriyle bu komprador
düzenin işleyişini sürdürüyordu.
1951’de
Musaddık hükümetinin petrol sanayisini kamulaştırma hamlesinin İngiliz ve
Amerikan tezgahıyla boğulması, İran milliyetçiliği ile anti-emperyalist
bilincin toplumsal tabanını derinden şekillendiren tarihsel bir travma oldu.
Sınıf
analizi açısından bakıldığında 1979 Devrimi; kent küçük burjuvazisi, işçi
sınıfı, çarşı (bazar) esnafı ve ezilen Şii kitlelerin komprador rejimi devirmek
üzere birleştiği başarılı bir ulusal-demokratik devrimdir.
Devrimin
önderliği Humeyni şahsında ulema kesiminin elinde olsa da, devrimin toplumsal
zemini geniş bir anti-emperyalist ve komprador karşıtı birleşik cepheye
dayanıyordu.
Devrimden
sonra kurulan siyasal yapı karma bir nitelik taşımaktadır. Bir yandan özel
mülkiyet ve piyasa mekanizmalarını korurken, diğer yandan ulusal petrol
şirketi, kamu ağır sanayisi ve altyapı sistemlerini kapsayan güçlü bir devlet
işletmeciliği sektörü kurmuştur. Anti-emperyalist mücadele açısından
bakıldığında, bu sistemin iktisadi mantığının çekirdek işlevi, uluslararası
tekelci sermayenin İran ekonomisi üzerindeki doğrudan kontrolünü engellemektir.
Ulusal
petrol şirketi, İran’ın uluslararası petrol kartellerine boyun eğmeksizin
petrol üretimi ve ihracat politikalarını bağımsızca belirlemesini sağlamış;
Huzistan Çelik Fabrikası ve Arak Makine Sanayii gibi ağır sanayi yatırımları da
sınai bağımsızlığın maddi altyapısını kurmuştur. Bütün bu uygulamalar “direniş
ekonomisi”nin kurumsal iskeletini oluşturmuştur.
ABD’nin
İran’a uyguladığı uzun vadeli ve kapsamlı yaptırımlar -petrol ambargosu,
finansal abluka, varlıkların dondurulması ve teknoloji ihracatı kontrolleri- İran’ın
ithal ikameci sanayileşme stratejisinin doğruluğunu tersten kanıtlamıştır.
ABD’nin
azami baskı politikası İran’ı enerji açığı ve kapasite kaybı gibi zorluklarla
karşı karşıya bıraksa da, aynı zamanda ülkeyi ithal ikameciliği ve teknolojik
yerlileşme sürecini hızlandırmaya mecbur etmiştir.
İran;
BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi çok taraflı mekanizmalar aracılığıyla
Küresel Güney ile iş birliğini derinleştirmiş, sanayi yapısında petrole
bağımlılığı azaltma dönüşümünde net sonuçlar almış, petrokimya ve çelik gibi
temel sektörlerde hem üretim kapasitesini hem de ihracatı artırmış, kritik
sermaye mallarının yerlileştirilmesi ile savunma teknolojilerinin sivil
sanayiye uyarlanması alanlarında somut ilerlemeler sağlamış ve ticaret ağını
Asya, BDT ve Latin Amerika ekseninde çok yönlü genişletmiştir.
Güney-Güney
finansal iş birliği de somut adımlarla ilerletilmekte, ikili ve bölgesel
çerçevelerde ulusal para birimleriyle ticaret geniş ölçekte hayata geçirilerek
İran’ın dolar yaptırımlarını aşması için alternatif finansal kanallar
sağlanmaktadır.
Lenin’in
emperyalizm teorisi açısından İran’ın ithal ikameci sanayileşme stratejisi
büyük bir teorik önem taşır. Bu pratik; küresel mali tekelci sermayenin
kuşatması altında bulunan bir çevre ülkesinin, devlet öncülüğünde sanayileşme
ve Güney-Güney iş birliği yoluyla mali sermayenin tekelci ablukasını kayda
değer ölçüde kırabileceğini, bağımsız bir sanayi altyapısı ve ticaret ağı
kurabileceğini kanıtlamıştır. Bu uygulamanın ekonomi politik önemi İran
sınırlarını aşmakta; Küresel Güney’in diğer ülkelerine neoliberal bağımlılıktan
kurtularak kendi bağımsız kalkınma yollarını çizmeleri noktasında somut bir
referans oluşturmaktadır.
Ali Can
7 Ekim 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder