Bu
makale, İran’da 1900’lerin başlarındaki komünist hareketi, 1930’lardaki Tude
(Kitle) Partisi’nin oluşumunu ve her iki partinin de 1900’lerin başlarından
1980’lere kadar Sovyet Komünist Partisi ile olan ilişkisini ele almaktadır.
Rusya’nın İran ile geniş coğrafi sınırı ve Rus komünizminin İranlı göçmen
işçiler üzerindeki etkisi, Sovyetler’in İran’a yönelik politikasına özel bir
önem kazandırmıştır. İran’ın komünist hareketinin tarihini incelemek, Sovyetler
Birliği’nin “Doğu”daki rolüne dair bir fikir vermektedir. Bu makale, Sovyetler’in
İran Komünist Partisi’nin kurulmasını, ardından kurulacak geniş cephe (Tude
veya Kitle Partisi) lehine dağıtılmasını nasıl teşvik ettiğini inceleyecektir.
Ayrıca makale, Sovyetler Birliği’nin Musaddık’a yönelik eleştirisini ve Tude
Partisi’nin 1953’teki CIA darbesinde oynadığı rolü ele alacaktır. Makale, bir
yandan da komünist öğrencilerin ve aydınların, özellikle Fedailerin, Tude
Partisi’ne karşı isyanını, nihayetinde başarısızlıkla sonuçlanan çabalarındaki
eksiklikleri de tartışmaktadır.
1.
Komünist Hareketin Ortaya Çıkışı
On
dokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyılın ilk kısmında İngiliz emperyalizmi ve
Çarlık Rusyası, İran’daki politik ve ekonomik hayatın tüm yönlerine hâkimdi.
Her ne kadar ülke, Britanya İmparatorluğu’nun sömürgesi değilse de bir İngiliz
şirketi olan İngiliz-İran Petrol Şirketi, İran’ın ana gelir kaynaklarından biri
olan, ülkenin güneybatısındaki petrol yataklarını kontrol ediyordu. 1898’de
Tebriz’de Ali Mansur gibi isimlerin kurduğu politik örgüt gibi kimi hareketler
ve aydınlar, çıkar ilişkileri üzerine kurulu otokratik Kaçar hanedanına karşı
itirazlarını dile getiriyorlardı.
Bakû
gibi Rus şehirlerindeki petrol sahalarında çalışan İranlı göçmen işçiler,
sosyal demokrat akımın etkisi altına girdiler. Bu işçiler içerisinde çalışma
yürüten isimler arasında en fazla öne çıkan kişi ise Haydar Emmioğlu idi.
Haydar sonrasında, 1905 yılında Anayasa Devrimi’nin liderlerinden biri hâline
geldi.
Bakû’deki
İranlı işçiler, 1904’te İran’da Himmet adına ilk devrimci sosyal demokrat
örgütü kurdular. Aynı yıl Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin
(Bolşeviklerin) bildirileri Bakû, Tiflis ve Tebriz’de dağıtıldı. Ali Mansur’un
Azerbaycan’da ve İran’ın diğer bölgelerinde dağıttığı bu bildiriler, aynı
zamanda Arapçaya tercüme edilerek Irak’ın Bağdat ve Kazımiye gibi şehirlerinde
de dağıtıldı.
1901-1902
arası dönemde Bolşevik partinin merkezî yayın organı olan Iskra,
Berlin’den Tebriz’e, oradan da Bakû’ye gönderilmekteydi. Bu süreci bizzat Lenin
organize etmişti.
1908’de
İran’ın güneybatısındaki Huzistan eyaletinde büyük petrol yatakları bulundu. Bu
keşif üzerine İngiliz-İran Petrol Şirketi kuruldu. Yalnızca 1912-1933 arası
dönemde şirket, 200 milyon sterlin kâr elde etti. Bu kârın sadece 16 milyonu
İran hükümetine ödenmekteydi.
İngiltere’nin
müdahalesine yönelik öfke, İranlı işçiler ve aydınlar arasında Rusya kaynaklı
sosyal demokrasinin destek bulduğu süreci besledi. 1912’de Ahmed Sultanzade
olarak da bilinen İranlı Ermeni Avetis Mikailyan tarafından sosyalist Adalet
Partisi kuruldu. Sultanzade, 1912’de Bolşevik Parti’ye katıldı. St.
Petersburg’da eğitim gördü.
Altı
bin civarında üyesi bulunan Adalet Partisi, bölgede belirli bir dinî azınlığa
mensup komünistlerin öncülük ettiği tek partiydi. Sonrasında bu parti, 1920
yılında İran Komünist Partisi ismini aldı.
2.
Cengeli Hareketi ve Gilan Sovyet Cumhuriyeti
İran’daki
Cengeli hareketi konusunda yoğun bir ihtilaf söz konusu. Bir bakış açısına göre
hareketin lideri olan Mirza Küçük Han, sosyalist değil, milliyetçi ve
demokrattı. Yirminci yüzyılın başlarında Küçük Han’ın panislamik eğilimleri
bulunan Osmanlı aydın ve subaylarla bağlantısı olduğu doğruydu. Ama
solculaştıktan sonra bu bağlar koptu.
Adalet
Partisi, Cengeli hareketiyle ittifak kurdu. Bu ittifakın çalışmaları sonucu
Gilan Sovyet Cumhuriyeti teşkil edildi. Cumhuriyet, Haziran 1920-Eylül 1921
arası dönemde ayakta kaldı. İranlı sosyalistlere göre Ekim Devrimi sonrası
İran’da devrim olacaktı, dolayısıyla, Sovyet cumhuriyetinin kurulması bu planın
bir parçasıydı.
Cumhuriyet
içerisinde yaşanan önemli anlaşmazlıklar, yenilgiye sebep oldu. Küçük Han,
Lenin’e mektup yazarak, Rusların sürece dâhil olmasını istedi, ama uluslararası
siyaset zaman içerisinde değişti. 1921’de Sovyetler Birliği ile İngiltere
anlaşma imzaladı. Bu anlaşma sonucu Rusya’nın Gilan Cumhuriyeti’ne yönelik
desteği sona erdi. İran’ın yeni hükümdarı Rıza Han, yeni cumhuriyete bağlı
güçleri ezdi.
1920’de
Komintern’in ikinci kongresine delege olarak katılan İran komünist partisi
lideri Avetis Sultanzade, burada Doğu’da faaliyet yürütecek Propaganda ve Eylem
Konseyi’ne seçildi.[1] Sultanzade, milliyetçi liderlerle kurulacak işbirliğine
karşı çıkan, beynelmilel komünist hareketin sol kanadının sözcülüğünü üstlenen
bir isimdi.[2]
Süreç
içerisinde Sultanzade, 1923 tarihli kongrede Adalet Partisi genel sekreterliği
görevinden uzaklaştırıldı ve Sovyetler’de bir banka memuru olarak çalışmaya
başladı. Ocak 1938’de tutuklandı, beş ay hapis yattı, yargılama sonucu, casus
suçlamasıyla idam edildi.
İran
Komünist Partisi, 1925’te Petrol İşçileri Sendikası’nın kurulması sürecine
katkıda bulundu. Polisin baskıları sonucu sendika yeraltına çekildi.
Ayrıca,
İranlı komünistlerin faaliyetleri üzerinden gençlik ve kadın örgütleri de
kuruldu. 1923’te Kadınların Saadetinin Habercisi ismine bir yayın
çıkartılmaya başlandı. 1926’da ise Uyanışımız adını taşıyan kadın örgütü
kuruldu.
Bu
hareketlerin büyümesine mani olmak adına Rıza Şah, baskılarını yoğunlaştırdı.
1929’da İran meclisinde ülkede tüm komünist faaliyetleri yasaklayan bir kanun
çıkartıldı. Bu dönemde ayrıca İran Komünist Partisi içinde Dr. Taki Arani lider
olarak öne çıktı.
Bu
süreçte safları sıklaştırmak için çaba sarf eden parti, 1932 başlarında Dünya
adında teorik bir yayın çıkartmaya başladı. Bir yıl sonra merkez komitenin
kararıyla Dünya, İran Komünist Partisi’nin resmi yayın organı oldu.
3.
Otuzlarda Tude Partisi
Elimizde
Sovyetler Birliği’ndeki tasfiyeler sırasında parti üyelerinin ve aktivistlerin
durumuna dair çok az bilgi bulunmaktadır, ancak Hüsrev Şakiri’nin araştırması
bu insanların durumlarına dair kimi bilgiler sunmaktadır. Şakiri, Komintern
Kadrolar Seksiyonu’nun İranlı solcu yazar Nuşin’e yazdığı bir mektuptan şu
alıntıyı yapmaktadır:
“İranlı komünistlerin çoğu
tasfiye sürecinde öldü. Komünist şair Lahuti gibi birkaç kişi, şüphesiz Halkın
İçişleri Bakanlığı (NKVD) elinden zulüm gören yurttaşlarına karşı Sovyet gizli
polisiyle işbirliği yapmaları nedeniyle Moskova’da veya Asya cumhuriyetlerinde
olağanüstü bir rahatlık içinde yaşıyordu” (Chaqueri, 1999: 1).
3.1
İran’da Faşizmin Doğuşu ve Birleşik Cephe Planları
1936’da
Reich Kabinesi, iki ulusun ortak Aryan kökenini savunarak, İranlıları Nürnberg
Irk Yasaları’nın kısıtlamalarından muaf tutan özel bir kararname yayınladı. Bu
adım, onların “safkan Aryanlar” oldukları gerekçesiyle atıldı.[1] Çeşitli Nazi
yanlısı yayınlarda, konferanslarda, konuşmalarda ve törenlerde İran Şahı ile
Hitler arasında paralellikler kuruldu, führerprinzip’in [“lider ilkesi”]
karizması ve erdemi büyük övgülerle karşılandı.[2] 1941 yılına gelindiğinde,
Rıza Şah, Nazi Almanyası ile ittifaka girdi, neticede 25 Ağustos 1941’de
Müttefik Kuvvetler İran topraklarına girdi. İran’ın kuzeyi Sovyetler Birliği,
güneyi ise İngiliz ve Amerikan kuvvetleri tarafından işgal edildi. Rıza Şah zorla
sürgüne gönderildi, İngilizler oğlu Muhammed Rıza Şah’ı tahta oturttular.
Saltanatının
ilk yıllarında, iktidarı zayıf olan Şah, çok sayıda politik tutsağı serbest
bıraktı. Bunlar arasında, sosyalist ideolojiye bağlı olan, ancak Rusya’daki
yoldaşlarının durumundan habersiz görünen Dr. Arani’nin (“53’ler Grubu” olarak
da bilinen) örgütündeki komünistler de vardı.
İran
Tude Partisi’nin kuruluşunun temelleri Sovyetler’in teşvikiyle atıldı. 29 Eylül
1941’de, Süleyman Muhsin İskenderi başkanlığında Tahran’da partinin kurucu
konferansı düzenlendi. Sovyetler Birliği’nin Tude Partisi’nin oluşumundaki rolü
konusunda çelişkili görüşler bulunmaktadır. Tarihçi Hüsrev Şakiri, bu
tartışmaları “Sovyetler, Tude’nin Kuruluşunda Rol Oynadı mı?” başlıklı
makalesinde özetlemiştir (Chaqueri, 1999). Şakiri, Kızıl Ordu İstihbarat Bölümü’nden
Albay Seliukov’un Tugay Komiseri İliçev tarafından hazırlanan bir rapordan
alıntı yaparak, 29 Eylül 1941’de Solyan Mirza İskenderi ile yaptığı görüşmeyi
anlatıyor. Görüşmede, “İran halkı için demokratik özgürlükler ve daha kolay bir
yaşam elde etmek” amacıyla bir "ulusal-demokratik parti” kurulması fikri ele
alınıyor.[3] Seliukov’un Sovyetler Birliği’ne gönderdiği diğer raporlardan,
yeni partinin programının ayrıntıları, İskenderi’nin önceki politik
faaliyetleri ve Sovyetler Birliği’nden gelen mali yardım teklifinin sonraki
görüşmelerde ele alındığı açıkça anlaşılıyor. Şakiri’nin araştırmasına göre,
Kızıl Ordu istihbarat subayının, 10 Ekim 1941’deki bir görüşmede İskenderi’ye
yeni partinin programının “bizim” görüşümüzle uyumlu olduğunu söylediği, ancak
partinin yasallaştırılması talebi konusunda (muhtemelen o zamanki
İngiliz-Sovyet ilişkileri nedeniyle) tereddüt ettiği görülüyor.
İskenderi
ve Seliukov, aktivistlerin yeni parti için hazırlıklarının her yönünün
tartışıldığı aylık toplantılar düzenliyordu. “Birleşik cephe” fikrine karşı
çıkanlar, burjuva-demokratik, anti-faşist partiye itiraz edenler de destek
bulmak adına, Moskova ile temasa geçiyorlardı. Yazar Nuşin, İran Komünist
Partisi’nin yeniden kurulması konusunda Moskova’ya yazarken, yakın zamanda
hapisten çıkan Avanessain ve Rousta, daha çok komünist girişimden yanaydı.
Tarihsel arşivler, Dimitrov’un Stalin ve ortaklarını (Beria, Molotov ve
Malenkov) bilgilendirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu isimler, Tude’nin İran’daki
birleşik cephe girişimine onay verdiler. Avanessain ile Rousta’nın komünist
girişimine ise karşı çıktılar. İranlı komünistlere, “Süleyman Mirza’nın Halk
Partisi’nde çalışmaları, mevcut aşamada sosyalist ve Sovyetik sloganları dile
dökmemeleri, demokratik platformun genel çerçevesinden ayrılmamaları talimatı
verildi.”[4]
Aynı
zamanda, Komünist Enternasyonal, sadece İran’da (Tude Partisi’nin böyle bir
cephe olarak kurulduğu yerde) değil, komşu ülkelerde de “birleşik, anti-faşist
cepheler” kurma planını devreye soktu. İran’daki planın uygulanması için,
Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu tarafından İran’a gitmek üzere kadrolar
görevlendirildi. Görevlerden biri, (1) Arap ülkelerindeki (Suriye, Filistin,
Mısır ve Irak) ve (2) Hindistan’daki komünist partilerle aşağıda belirtilen
yerler üzerinden temas hatları kurmaktı: Basra veya Irak toprakları; Basra
Körfezi’ndeki İran limanları; Afganistan; veya İngilizlerin elinde olan
Belucistan (şimdiki Pakistan). Ayrıca İran ile doğrudan ilişkiler tesis etmek
ve kendi radyo vericilerini kurmak, aynı zamanda İranlı komünistlere kitle
örgütlerinin oluşturulmasında, nihayetinde İran Komünist Partisi’nin yeniden
kurulmasında yardımcı olmak zorundaydılar.
1942’de
Tude, Komintern’den resmi kabul belgesini aldı. Ardından Siyaset adlı
gazetesini çıkarmaya başladı. Kötüleşen ekonomik durum, partinin kısa sürede
aktivist toplamasına yardımcı oldu. Birçok ildeki sanayi merkezlerinde parti
hücreleri ve sendika örgütleri kuruldu. Azerbaycan, İsfahan, Gilan, Mazenderan
ve Horasan’da ilçe örgütleri kuruldu. Şakiri, Tude’nin Sovyetler Birliği’nin
bir ürünü olduğu, öncelikle Moskova’nın İran’daki çıkarlarına uygun olarak
kurulduğu sonucuna varıyor. Şakiri’nin sunduğu belgeler bu sonucu destekliyor. Ancak
bu noktada, İran’da hapisten kurtulan ve Stalinist tasfiyelerden sonra hayatta
kalan İranlı komünistlerin bu özel “birleşik cephe”nin kuruluşuna destek
verdikleri gerçeğini akıldan çıkarmamak gerekiyor.
4.
Azerbaycan ve Kürdistan’da Demokratik Cumhuriyetler
26
Kasım 1945’te, İran’ın kuzeybatı illerini işgal eden Sovyet birlikleri, İran
ordusunun Sovyet destekli grupların kontrolü ele geçirdiği ve bağımsızlık ilan
ettiği Kürdistan ve Azerbaycan’a ulaşmasını engelledi. Kürdistan ve Azerbaycan’da
sol milliyetçilerin (Gazi ve Pişevari) önderliğinde iki bağımsız cumhuriyetin
ilan edilmesi, Tude üyelerini şaşırttı. Ancak Kızıl Ordu istihbaratına yakın
olan liderlik kadrosunun üyelerinin yaklaşan bağımsızlık konusunda önceden bir
uyarı aldıkları varsayılabilir. İran’ın sunduğu şikâyete cevap olarak,
Sovyetler Birliği'nin Birleşmiş Milletler temsilcisi Andrei Vişinski, Güvenlik
Konseyi’nden devam eden ikili görüşmelere müdahale etmemesini istedi (burada,
1907’deki İngiliz-Rus ittifakının İran’ı iki nüfuz alanı arasında böldüğü ve
petrol zengini bölgelere kukla rejimler kurduğu Sovyetler Birliği ve İngiltere’ye
atıfta bulunuluyordu). Sovyetler’in önerisi, İran tarafından Azerbaycan’ın
bağımsız devletinin tanınmasını, kuzeydeki petrolle ilgili imtiyazların
alınmasını ve İran’ın kuzeyindeki beş büyük eyaletten oluşan bir tampon bölgede
Sovyet askerinin konuşlandırılmasını içeriyordu.
1945
başlarında Tude, tahmini 2.200 üyesiyle, öğrenci ve kadın örgütlerinde on
binlerce sempatizanıyla önemli bir destek toplamıştı. Parti, bağlı sendikalarda
100.000 sempatizanı olduğunu iddia ediyordu. Ana gazetesi Rehber, devletin
yarı resmi gazetesi İttilaat’tan üç kat daha fazla, 100.000’in üzerinde
gazete satmakla övünüyordu. İngiliz büyükelçisi Reader Bullard, partiyi
ülkedeki tek tutarlı politik güç olarak nitelendirirken, New York Times,
müttefiklerinin adil bir seçimde oyların yüzde 40’ına kadarını kazanabileceğini
tahmin ediyordu. Ancak, kuruluşundan bu yana Tude, kendisini yabancı
emperyalizme ve şahlığın tesis ettiği diktatörlüğün tehdidine karşı
vatanseverliğin ve anayasal özgürlüklerin savunucusu olarak hareket etmişti.
Kuzey İran’ın bölünmesi fikrini ve Sovyetler Birliği’ne petrol imtiyazlarının
verilmesi kararını desteklemek zorunda kaldı. Tahmin edilebileceği gibi, birçok
üye bu süreçte istifa etti.
Azerbaycan
ve Kürdistan’da Tude Partisi şubeleri dağıtıldı, muhtemelen Sovyetler Birliği,
ya sol milliyetçi örgütler Azerbaycan Demokrat Partisi’ne ya da Kürdistan
Demokrat Partisi’ne katılmaları talimatı verdi. Pişevari, kırkların başlarında
Tude’ye katılmış olsa da, Moskova ile partiden gayrı bağlantılara sahipti. Bu
nedenle parti disiplinine uymuyordu. Nisan 1946’da Başbakan Kavam’ın İran
hükümeti Sovyetler Birliği ile bir petrol anlaşması imzaladı, Sovyet
birliklerinin İran’ın kuzey illerinden çekilmesi sözü karşılığında hükümete
Tude bakanları atamayı kabul etti (politikasını değiştiren Moskova bu sefer
yeniden Tude’yi tercih ediyordu). Kısmen ABD ve İngiltere’nin baskısı sonucu
Sovyet birlikleri, İran topraklarından çekildi. Kavam, kabinesine üç Tude üyesi
aldı. Ancak aynı yılın ilerleyen aylarında, güneydeki bir aşiret isyanını
bahane ederek, Tudeli kabine üyelerini görevden alarak, Sovyetler Birliği’ne
verdiği tavizleri hükümsüz kılmayı bildi.
Aralık
1946da Kavam ve Şah’ın birlikleri Azerbaycan’a vardığında, Sovyet desteğinden
yoksun kalan Demokrat Parti hükümeti çöktü, Pişevari de Sovyetler Birliği’ne
kaçtı. Stalin’in Pişevari’ye yazdığı mektup, aralarındaki anlaşmazlıkların bazı
yönlerine ışık tutuyor:
“8 Mayıs 1946
Yoldaş Pişevari’ye,
Bana öyle geliyor ki, hem
İran içindeki hem de uluslararası alandaki mevcut durumu yanlış
değerlendiriyorsunuz.
Öncelikle siz, Azerbaycan’ın
tüm devrimci taleplerini hemen karşılamak istediniz. Ancak mevcut durum, bu
programın gerçekleştirilmesine mani oluyor. [...] İran’da derin bir devrimci
kriz yok. İran’da az sayıda işçi var, bunların da örgütlenme düzeyleri düşük.
İran köylüleri, henüz ciddi bir eylemlilik ortaya koymuyorlar. İran, ülkedeki devrimci
çevreleri askeri bir başarısızlıkla zayıflatabilecek harici bir düşmanla savaş
halinde değil. Sonuç olarak, İran’da Lenin’in 1905 ve 1917’deki taktiklerini
destekleyebilecek bir durum yok.
İkincisi, Sovyet
birlikleri İran’da kalmaya devam etseydi, Azerbaycan halkının devrimci
talepleri için verilen mücadelede başarıya ulaşılacağını güvenle dile
getirebilirdiniz. Ancak o askerleri İran’da tutamazdık, çünkü Sovyet
birliklerinin İran’daki varlığı, Avrupa ve Asya’daki kurtuluşçu
politikalarımızın temelini zayıflatıyordu. İngilizler ve Amerikalılar bize,
Sovyet birlikleri İran’da kalabiliyorsa, İngiliz birliklerinin Mısır, Suriye,
Endonezya, Yunanistan’da ve Amerikan birliklerinin de Çin, İzlanda, Danimarka’da
neden kalamadığını sordular. Üçüncüsü [...] Şimdi İran’da ne var? Kavam
hükümeti ile İran’daki en gerici unsurları temsil eden İngiliz yanlısı çevreler
arasında bir çatışma söz konusu. Kavam, geçmişte ne kadar gerici olsa da, şimdi
kendini ve hükümetini savunmak adına bazı demokratik reformlar yapmak, İran’daki
demokratik unsurların desteğini almak zorunda. Peki bu koşullarda taktiklerimiz
ne olmalı? Bence bu çatışmayı Kavam’dan taviz koparmak, ona destek sunmak,
İngiliz yandaşlarını tecrit etmek, böylece İran’ın daha fazla demokratikleşmesi
için bir temel oluşturmak için kullanmalıyız. [...]
Dördüncüsü, öğrendiğim
kadarıyla, önce sizi göklere çıkardığımızı, sonra da uçurumun dibine
yolladığımızı, sizi rezil ettiğimizi söylüyorsunuz. Eğer doğruysa bu
söylediğinize şaşırdığımı belirtmeliyim. [...] Eğer çok ileri gitmeseydiniz,
İran’daki mevcut durumda Kavam hükümetinin şimdi vermek zorunda olduğu bu ‘tavizler’i
elde etme şansınız olamazdı. Devrimci hareketin kanunu budur. Sizin için
herhangi bir rezaletten söz bile edilemezdi. Sizi rezil bir şekilde yere
serdiğimizi düşünmeniz çok garip. Aksine, eğer makul davranır, manevi
desteğimizle Azerbaycan’ın mevcut fiili durumunu esasen yasallaştıracak
taleplerin gerçekleşmesi için uğraşırsanız, hem Azeriler hem de İran tarafından
Ortadoğu’daki ilerici demokratik hareketin öncüsü payesine kavuşursunuz.”
İran'da
Komünist Parti’nin dağıtılıp Tude’nin kurulması, ardından Stalinist rejimin
Azerbaycan ve Kürdistan’daki maceraları, daha sonra milliyetçi ayrılıkçı
hareketin desteklenmesi, İran’daki Tude, iki Demokrat Parti, komünist ve
sosyalistler arasında kafa karışıklığı, öfke ve hayal kırıklığına yol açtı.
Azerbaycan’da Demokrat Parti, toprak reformu ve memurlar arasındaki yolsuzlukla
mücadele konusunda bazı ilerlemeler kaydetti, ancak iktidarı kısa sürdü, Şah’ın
ordusu, bu politikaların hızla tersine çevrilmesini sağladı. Pişevari ve
hükümetine yerel desteğin düzeyi hakkında çelişkili raporlar mevcut, ancak
askeri işgalin, özellikle Urumiye çevresinde, bölgede sağcı şah yanlısı daha
sonra köktenci eğilimlerin büyümesini teşvik ettiğine hiç şüphe yok. 1948’de,
Azerbaycan krizinden merkez komiteyi sorumlu tutan Halil Maliki liderliğindeki
büyük bir grup Tude’den koptu.
5.
Tude ve 1953 CIA Darbesi
Musaddık’ın
başbakanlığı döneminde partinin bir dizi konuda sergilediği kararsızlık ve 1953’te
gerçekleşen CIA darbesi, İran ve sol için felâket sonuçlar doğurdu. Musaddık
1951’de iktidara geldiğinde, ilk önerisi İran petrol endüstrisindeki İngiliz
mülkiyetini sona erdirmek için Petrol Millileştirme Yasası’nın uygulanmasıydı.
İngilizler karara, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Lahey Uluslararası
Mahkemesi’nde İran aleyhine dava açarak karşılık verdi. Lahey Mahkemesi İran
lehine karar verdi. İngiliz-İran Petrol Şirketi feshedildi, Rıza Şah’ın İran
hükümeti ile İngilizler arasında 1933 yılında imzalanan petrol anlaşması
geçersiz ilan edildi. Ortadoğu’nun ilk ulusal petrol şirketi olan Ulusal İran
Petrol Şirketi, 19 Mart 1951’de kuruldu.
Bu
dönem boyunca Tude’nin Musaddık’a yönelik politikası iki uç arasında salınıp
durdu: önce onu “Amerikan emperyalizminin ajanı” olarak değerlendirip eleştirdi,
ardından Temmuz 1952 ayaklanması sırasında ve sonrasında ona destek verdi.
Tude, İngiliz-İran Petrol Şirketi’ne ait petrol sahalarının veya “sadece güneydeki
petrol sahalarının” millileştirilmesi fikrini desteklerken, Sovyetler Birliği’ne
ait olan, işletilen kuzeydeki petrol sahalarının millileştirilmesine karşı
çıktı. 15 Ağustos 1953’te, Musaddık’a karşı düzenlenen bir darbe girişimi,
kısmen Tude’nin askeri ağınca ortaya çıkarılan bilgiler sayesinde engellendi.
Bazıları, Tude’nin iki gün sonra Musaddık’a İran’ı demokratik bir cumhuriyet
ilan etmesi için baskı yapmak amacıyla düzenlediği gösterilerin, istemeden de
olsa milliyetçi hükümeti istikrarsızlaştırmaya yardımcı olduğuna inanıyor. Musaddık,
bu protestolara, göstericileri bastırmak için askerleri görevlendirerek
karşılık verdi. İşin tuhaf yanı, parti, ertesi günün geç saatlerinde, CIA
darbesi gerçekleşirken kılını kıpırdatmadı.
19
Ağustos’ta, İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ın demokratik seçimler yoluyla iş
başı yapmış hükümeti, İngiltere ve ABD istihbarat teşkilatlarınca
gerçekleştirilen bir darbeyle devrildi. Kod adı Ajax Operasyonu idi. Fazlullah
Zahidi liderliğindeki Şah yanlısı askeri subaylarla birlikte çalışan CIA
ajanları, Musaddık’a karşı yürütülen propaganda kampanyasına katılmaları için
haydutlara, din adamlarına ve politikacılara rüşvet verdiler. Şah yanlısı kalabalık,
başbakanın ofisine yürüdü. CIA’in gizliliği kaldırılmış belgelerine göre,
Tahran’ın en korkulan mafya üyelerinden bazılarına Zahidi ve CIA eliyle Şah
yanlısı isyanlar gerçekleştirmeleri için para verildi. Bazı insanlarsa otobüs
ve kamyonlarla Tahran’a getirildiler. Bu kitle, şehrin sokaklarını ele geçirdi
(Zulaika, 2009). Musaddık, Şah’ın askeri mahkemesince tutuklandı, yargılandı ve
vatana ihanetten mahkûm edildi. 21 Aralık’ta üç yıl hapis cezasına çarptırıldı,
ardından ömrünün geri kalanını ev hapsinde geçirmesine karar verildi
(Abrahamian, 1982: 280). Zahidi, Musaddık’ı görevden alan bir kraliyet
kararnamesinin ardından askeri hükümetin başbakanı oldu (Gasiorowski, 1991:
237–9, 243). Musaddık’ın destekçileri toplandı, hapsedildi, işkence gördü veya
idam edildi. Darbeden sonra Pehlevi, 1979’da devrilene dek sonraki 26 yıl
boyunca otoriter bir monark olarak hüküm sürdü.
Milliyetçi
hükümetin sonunu getiren darbe, bir yandan da o zamana dek Ortadoğu’daki en büyük
“sosyalist” parti olan Tude’yi de yok etti. Ağları parçalandı, kadrolarının
çoğu tutuklandı veya Sovyetler Birliği’ne kaçmaya zorlandı. Darbenin gerekçelerinden
biri tabii ki Tude kaynaklı tehdit algısı ve İran’ın Sovyetler Birliği ile
yakınlaşma olasılığıydı. Ervand Abrahamyan, İki Devrim Arasında İran
adlı kitabında, 1953 darbesinden önce ve darbe sırasında Tude’nin
davranışlarını analiz ederek, parti ile Ulusal Cephe arasındaki tarihi politik
farklılıklara dikkat çekiyor. Ayrıca, partinin büyüklüğünü ve Tude’nin elindeki
askeri subay kadrosunun olayların seyrini değiştirebilecek konumda olup
olmadığını da sorguluyor. CIA raporlarına göre, darbenin arifesinde Tude’nin
yaklaşık 20.000 kişilik bir çekirdek üye kitlesi ve Sazman Nizami Hizb
tarafından organize edilen İran silahlı kuvvetleri içindeki bir subay ağı mevcuttu.
Üç günlük gazete çıkartan, İran Barış Cemiyeti (Cemiyet İrani Havadar-e Sulh)
bayrağı altında destekçiler örgütleyen parti, yarı yasal bir siyasi güç olarak
hareket ediyordu.
Tude’nin
askeri örgütlenmesinin tarihine ilişkin olarak Maziyar Behruz, askeri
örgütlenme içindeki subayların parti liderliğinden bağımsız hareket ettiklerine
dikkat çekiyor:[5]
“İranlı Marksistler, 1953
darbesi sırasında Tude’yi ve askeri örgütünü eyleme geçmediği için sorumlu
tuttular. Birçoğu, partililer gibi, yenilgi kaçınılmaz olsa bile, Tude mensubu
subayların ve partinin darbeye direnirken yenilgiye uğramasının daha hayırlı
olacağını düşünüyordu. Her iki grubun da gösterdiği pasifliği ağır bir dille
eleştirdiler.”
[Behrooz, 2001: 367]
Öte
yandan, subay kadrosundaki bazı kişiler, Tude’ye bağlı askeri örgütün herhangi
bir fark yaratamayacak kadar zayıf olduğu iddiasına karşı çıkıyorlardı. Yüksek
rütbeli bir subay olan Feridun Azernur, Tude müttefiklerinin darbe sırasında
önemli askeri mevzileri işgal ettiğine inanıyor, ayrıca, 491 Tude mensubu
askeri personelin partiye darbeyi püskürtme konusunda yardımcı olabilecek
yeteneğe sahip olduğunu düşünüyor.[6] Ervand Abrahamyan, darbenin
savuşturulmasında kullanılabilecek “Tahran çevresindeki kritik tank
birliklerinde” Tude mensubu tek bir subayın bile bulunmadığını, Şah’ın bu subayları
büyük bir dikkatle denetlediğini söylüyor: “İşin tuhaf yanı şu ki Şah’ın kişisel
güvenliğinden, ayrıca İran’ı ziyaret eden ABD Başkan Yardımcısı Richard Nixon’ın
güvenliğinden sorumlu kişi Tude mensubu bir albaydı. Tude’nin Şah’ı ve ABD
Başkan Yardımcısı’nı suikastle öldürme fırsatı vardı, ancak darbenin fitilini
ateşleme imkânına sahip değildi.” Subay ekibinin diğer bir görevi de partiyi
korumaktı. 1954’te bu ekibin ortadan kaldırılmasıyla birlikte parti tüm koruma
kalkanından mahrum kaldı.
Partinin
güçlü ve zayıf yönlerine ilişkin tartışmaların ötesinde, Tude’nin (dolayısıyla
Sovyetler Birliği’nin) bu dönemden iyi bir şekilde çıkmadığı açık. Ellilerin
başlarında, parti liderleri, milliyetçi hükümete karşı tutumları konusunda kafa
karışıklığı içindeydiler. Tude’nin Musaddık’ı “CIA ajanı” olarak yaftalaması ve
kuzeydeki petrol sahalarının millileştirilmesine karşı çıkması, ayrıca darbeye
karşı sergilediği pasif tavır, partinin “hain” olarak nitelendirilmesine yol
açtı. Parti, o dönemde genellikle “Hizb Hain Tude” olarak anılıyordu.
Darbeden
sonra parti, kitlesel tutuklamalar ve yaklaşık 40-50 liderin idamıyla ciddi bir
baskıyla karşı karşıya kaldı: “1953-1957 arası dönemde güvenlik güçleri, Tude’nin
tüm yeraltı örgütünü ve parti üyelerinin yarısından fazlasını gözetim altına
aldı” (Abrahamian, 2008: 122). Çin-Sovyet ayrılığının ardından, altmışların
başlarında Maoist bir grup Tude’den koptu. 1965’te daha küçük bir fraksiyon
daha ayrıldı. 1966’da, merkez komiteden Ali Havari ile Perviz Hikmetçi’nin yanı
sıra Asef Rezmdide ile Sabir Muhammadzade gibi birçok parti üyesi tutuklandı ve
ölüm cezasına çarptırıldı. Bunun üzerine, kardeş partiler, uluslararası düzlemde
tepki geliştirdiler ve hükümeti cezaları ömür boyu hapis cezasına dönüştürmeye
zorladılar. Altmışlar boyunca Tude, “barış içinde bir arada yaşama” ile ilgili
Sovyet dogmasını yineleyen, hatta Şah’ın bazı politikalarında “kapitalist
olmayan kalkınma yolu” ile uyumlu ilerici yönleri “tespit eden” anayasacı,
reformist bir parti olarak varlığını sürdürdü.
6.
Tude’nin Yol Açtığı Hayal Kırıklığı ve Fedailerin Doğuşu
Fedailer
örgütü, İran solunda Tude’ye karşı olan iki grubun birleşmesiyle kuruldu. Bu
grupların birinin başında Mesud Ahmedzade bulunuyordu. Siyaseti, Maoizm ve
gerilla savaşı savunusunun terkibinden oluşuyordu. En yakın müttefiklerinden
biri, 1968’de Avrupa’da tanık olunan olaylardan ve silahlı mücadeleden
etkilenen Emir Perviz Puyan’dı. Ahmedzade’nin “Hem Strateji Hem Taktik
Olarak Silâhlı Mücadele adlı kitabı uzun yıllar Fedailer’in kutsal kitabı
olarak iş gördü. Emir Perviz Puyan, ayrıca Hayatta Kalma Teorisine Karşı
Silahlı Mücadelenin Gerekliliği adında başka bir kitap daha kaleme aldı. “Hayatta
kalma teorisi”, Fedailer’in başkaldırdığı Tude’nin pasif çizgisini ifade
ediyordu. 1953’ten beri, tutuklanma ve hapis cezasından kaçınmak için saldırgan
eylemlerden kaçınan Tude, hayatta kalma politikasını savunuyordu. Puyan, bunun
yenilgiyi kabul etmekle eşdeğer olduğu düşüncesindeydi:
“[...] ‘Hayatta kalmak
için saldırıya geçmeyelim’ diyen teorinin aslında ‘polisin bizi rüşeym
halindeyken en ufak bir direniş göstermeden yok etmesine izin vereceğiz’
demekten başka bir anlamı olmadığını göstermeliyiz.”[7]
Ahmedzade,
ayrıca kılıcını ulusal burjuvazinin devrimci veya ilerici bir role sahip
olabileceği vehmine salladı:
“Emperyalist egemenliğe
karşı mücadele, yani dünya kapitalizmine karşı mücadele, kapitalizmle
mücadelenin bazı unsurlarını içerir, bu nedenle, sosyalist devrimin bazı
unsurları bu mücadelede doğar.”
Proletaryanın
rolü konusunda ise şunları söylüyordu: “İran’da proletarya, sayısal olarak
zayıftır, ancak örgütlenme konusundaki özel nitelikleri ve yetenekleri diğer
tüm sınıflardan daha güçlüdür.”[8]
Bican
Cezeni de önde gelen isimlerden biriydi. Farklı bir eğilimden (Tude’nin gençlik
örgütünden) gelen Cezeni, Tude’ye karşı gelmiş, küçük güçlerini yeni örgüte
katmayı kabul etmişti.
Bu
dönemde Fedaileri etkileyen siyaseti özetlemek gerekirse, kendine has bir
gerillacılık anlayışının hâkim olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca Sovyetler
Birliği’ne karşı tutumu epey basit ve yavandı. Yaptıkları “revizyonizm”
eleştirisi, “barış içinde bir arada yaşama” anlayışının eleştirisinin ötesine
geçmiyordu. Fedailerin, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 22. Kongresi’nin
getirdiği değişikliklere karşı olan kurucu isimleri, hem Rusya’dan hem de Çin’den
bağımsız olduklarını iddia eden bir çizgiyi benimsediler. Ancak gerçekte,
Stalinizmden büyük ölçüde etkilenmişlerdi.
Orta
yolcu bir öğrenci örgütü olan Komünist Birlik ile yapılan tartışmalarda, Fedailer,
Sovyetler Birliği konusundaki duruşları konusunda çok netti. Onların görüşüne
göre, 1962’ye dek Sovyetler Birliği yüzde 65 iyi, yüzde 35 kötüydü. Bu, özünde
Maoizme ait bir görüştü. Ancak Çin, sosyal emperyalizm teorisini, daha sonra “üç
dünya” teorisini benimsediğinde, Fedailer ve diğer İran solcu gruplar,
Maoizmden uzaklaştılar, neticede Sovyetler Birliği’ne karşı yumuşak bir tutum
sergilediler.
1971’deki
Siyahkel ayaklanmasında hayatını kaybedenler, İran’daki gençlik ve öğrenci
hareketini önemli ölçüde etkilediler. Ancak bu, Ahmedzade’nin tahmin ettiği
gibi olmadı. Küçük motor büyük motoru harekete geçirmedi, tüm ülke isyan
etmedi, ancak öğrenci hareketi bu yeni, ortaya çıkan sol akıma fazlasıyla
sempati duydu, birçok genç işçi gibi ondan büyük ölçüde etkilendi.
1971-1979
yılları, İran devriminde Fedailerin başında olan isimlerin politik fikriyatını
biçimlendirdi. Bu açıdan, önemli bir dönemdir. Örgüt olarak esasen yeraltında
faaliyet yürüten Fedailer, silahlı mücadeleye hazırlandılar, ara sıra banka
soygunları gerçekleştirdiler. Faaliyetleri düzensizdi ancak özellikle silahlı
bir örgüt olarak Fedailer örgütünün üyelerinin sokaklarda kolayca
öldürülebileceği gerçeği üzerinden örgüt, kadrolarını yitirdi. Bu durum,
örgütün kitle tabanı oluşturmasına mani oldu. Üniversite öğrencileri gibi
onları destekleyen herkesi tehlikeye attı. Destekçiler, kurulan bağlantılar üzerinden
silahlı hareketin bir parçası olarak kabul ediliyorlardı. Bu dönemde yaklaşık
370 solcu idam edildi, bunların yüzde 60’ı Fedai üyesiydi.
Fedailer
örgütü üyeleri, hapishanede birleşik cephe, işçi sınıfı mücadelelerine müdahale,
silahlı mücadelenin avantajları ve dezavantajları gibi konuları tartıştılar. Cezeni,
ilk başta aldığı konumların bazılarından uzaklaştı. Diktatörlüğe Karşı Birleşik
Cephe adlı kitabında Cezeni, Ahmedzade ve Puyan’ın daha önceki konumlarını
açıktan redde tabi tuttu (bazıları, Cezeni’nin Tude’nin savunduğu görüşlere geri
döndüğünü söyler). Diğer bir kitabı, İran’da Kapitalizm ve Devrim’de Cezeni,
Şah rejimine dair kıymetli bir analiz sunuyordu.
Cezeni,
1975’te Evin Hapishanesi’nde öldürüldü. Bu nedenle, kendisine atfedilen bazı
yazı ve fikirlerin gerçekten kendi görüşleri olup olmadığını değerlendirmek zor.
Çevresindeki insanlar, hapisten çıktıktan sonra Fedailerin başına geçtiler.
1979’da İran’da kitlesel bir devrimci hareket mevcuttu, Fedailerin birçok
üyesi, Şubat ayaklanması sırasında, insanların hapishanelerin kapılarını
kırdığı dönemde hapisten çıktı. Bu dönemde Fedailer, öğrenciler ve gençler
arasında gerçek bir güç haline gelmiş, geçmiş eylemleri sonucunda (bazıları
aslında popülist birer efsane olsa da) popülerlik kazanmıştı. Ancak örgüt, artık
fazlasıyla bölük pörçüktü. Cezeni’nin destekçileri bir politik çizgiyi,
Ahmedzade’nin destekçileri ise başka bir çizgiyi izliyolardı.
Örgüt
içinde silahlı mücadele konusunda iki ayrı tartışma sürüyordu. Cezeni’nin
destekçileri, silahlı mücadele çizgisinin hem strateji hem de taktik olarak
yanlış olduğunu savundular. Bu konuda haklıydılar, çünkü bu pratik, Fedaileri
potansiyel kitle tabanından koparmıştı. Öte yandan, Cezeni’nin kimi
destekçileri, Sovyet dış politikasını artık mazur görüyor, hatta ulusal
burjuvazinin olumlu bir rolü olduğunu düşünüyorlardı.
Bu
dönem boyunca teorik çalışmalar açısından çok az şey yapıldı. Herkesin okuduğu,
Fedai örgütünün önemli isimlerinden birine göre onlara “her şeyi” öğreten
kitap, Lenin’in Ne Yapmalı? isimli eseriydi. Fedailer, sekterlik,
ekonomizm, sendikalizm ve anarşizme karşı duruşlarını bu kitap sayesinde
edinmişlerdi. Tüm analizleri bu kitaba dayanıyordu. Ancak, özellikle Rus
Bilimler Akademisi’nin sorunlu Farsça çevirisi nedeniyle, bunu tam olarak
anlamadıkları da kesindi, zira bu çeviri, demokrasi yerine merkeziyetçiliğe
vurgu yapıyordu.
Ayrıca,
Fedailer, işçi sınıfında veya genel olarak İran toplumunda herhangi bir mevzi
elde edememişti. Ancak, devrim sırasında açıkça görüldüğü üzere,
üniversitelerde büyük bir kitleye sahip oldular. Aydınlar ve özellikle şairler
(ki bunların bazıları ünlü isimlerdi) arasında Fedailere övgüler düzüyorlardı. Ama
şurası açıktı: Devrimci durum ortaya çıktığında ne yapacaklarına dair hiçbir
stratejiye sahip değillerdi. Şubat 1979’daki asıl mesele buydu.
Mollalar,
ekonomik kriz dönemini (1974-1979) kitle tabanlarını oluşturmak, propaganda faaliyeti
yürütmek, halkı harekete geçirmek için kullanırken, hapisteki Fedailer,
diktatörlüğe karşı birleşik cephe gibi konuları çok soyut terimlerle
tartıştılar. Ayrıca Şah, kitle örgütlenmesi çok daha zor olan sol kesime
kıyasla dini gruplara daha fazla hoşgörü gösterdi. Fabrikalara gitmeye
çalıştılar, ancak yapabildikleri tek şey, bildiri dağıtmak ve sonra ortadan
kaybolmaktı.
Dolayısıyla,
kimse, Şubat Devrimi’ni onların elinden çalmış değil. Asıl mesele, solun
devrime hazırlanmamış olmasıydı. Bir bakıma solun iktidara gelmemesi hayırlı
olmuştu, zira solun hiçbir planı, politikası, stratejisi, ne yapacağına dair
hiçbir teorisi yoktu.
Petrol
işçileri, Şubat Devrimi’nde çok önemli bir yerde duruyorlardı. Şah rejiminin
belini petrol işçilerinin gerçekleştirdikleri grevler kırdı. Fedailerin bu
işçiler içindeki nüfuzu sınırlıydı. Fedailerin elini kolunu esas olarak sınıf
içinde çalışma konusundaki deneyimsizlikleri bağladı. Grevle ne yapılacağına
veya nasıl ilerletileceğine dair bir plana sahip değillerdi. Bununla birlikte,
Şah’ın devrilmesinden sonra Tahran’da Fedailer tarafından düzenlenen ilk mitinge
500.000 kişi katıldı. Çekincelere rağmen, bir tür kurucu meclis olan seçimlere
katılan örgüt, birkaç milyon oy aldı.
7.
Ayrışmalar
1979
sonrası dönemde Fedailer ile nispeten daha küçük olan Troçkist grupları da
içerecek biçimde tüm İran solunun tanık olduğu ayrışmalar, genellikle Sovyetler
Birliği ile ilgili görüşlere dair anlaşmazlıklardan kaynaklandı.
1979-1980’de,
merkez komitenin çoğunluğu, dönemin temel çelişkisinin, ABD’nin temsil ettiği
emperyalizmle Sovyetler Birliği’nin temsil ettiği sosyalizm arasında olduğu
görüşünü savunuyordu! İran rejimine ilişkin olarak, hükümetin İslami olmasına
rağmen, nesnel olarak İran’ı “sosyalist kamp”a doğru götürdüğünü, bu nedenle
desteklenmesi gerektiğini söylediler. Sadece merkez komitede çoğunluğu
oluşturdukları için Fedai Çoğunluk olarak adlandırıldılar, ancak kısa süre
sonra ülkede çoğunluğun desteğine sahip olmadıkları görüldü.
1979
baharından sonra işler çok daha gerginleşti. İslami hükümet güçlendi, muhalif
güçlere baskı uygulamaya başladı. Bu nedenle, ABD büyükelçiliğinin ele
geçirilmesi türünden bir dizi olay meydana geldi. Bu büyükelçilik işgali,
Sovyet yanlısı gruplar Fedai Çoğunluk ile Tude’nin yanı sıra İran dışındaki
solun çoğu tarafından anti-emperyalist bir eylem olarak selamlandı. İran’daki
radikal sol ise, işgal eylemini İslami rejime karşı yürütülen politik grevlerin
ve sergilenen muhalefetin önünü kesmek için, kasten tasarlandığını, dikkatleri
başka bir yöne çekmek amacıyla örgütlendiğini söyledi.
Büyükelçilik
olayı, hükümetin kendisini desteklemeyen herkesin “karşı-devrimci” veya “CIA
ajanı” olduğunu ilan etmesi açısından da önemliydi. Karşı-devrimciler
tutuklanabilir, hatta idam edilebilirlerdi: Hükümetin emperyalizme karşı bir
savaş olarak nitelendirdiği İran-Irak savaşı başlayınca bu durum daha da
kötüleşti.
Hem
Fedailer Çoğunluk hem de Tude Partisi, solun geri kalanını bastırması konusunda
hükümete destek sundu. Bu sırada Sovyet çizgisini takip eden Çoğunluk, Tude’ye
yakındı. İşçilere verdikleri mesaj şuydu: “Daha fazla üretin. Bu yaşadığımız, anti-emperyalist
bir savaştır. Savaş ekonomisi uygulanıyor. İran, sosyalist kampa doğru
ilerliyor.” Fedailer Azınlık örgütü ise işçilere, emperyalizme karşı savaşırken
aynı zamanda İslami hükümete karşı da savaşmaları gerektiğini söylüyordu.
İranlı Troçkist grupların da çok benzer çizgilerde bölündüğüne dikkat çekmek
gerek.
8.
İslam Cumhuriyeti’nde İran Solu
1979
Şubat’ında gerçekleşen ayaklanmayı müteakip İran İslam Cumhuriyeti’nde ardı
ardına gelen hükümetlerin uyguladıkları baskılar sebebiyle İran solu, ciddi
şekilde zayıfladı. İlk olarak İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesini savunan
gruplar baskıyla yüzleştiler: Fedailer, Peykâr, Rahe Kârgâr ve Komala. Üyeleri
ve destekçileri seksenlerin başlarında tutuklandı veya idam edildi.
1985’te
Tude ile Fedailer Çoğunluk baskıya maruz kaldığında, onları savunacak kimse
kalmamıştı. Çoğunluk’un ve Tude’nin önde gelen birçok üyesi tutuklandı. Bu,
İran içindeki bu iki örgüt için sonun başlangıcıydı. Bugün iki örgütten geriye
kalanlar sürgünde yaşıyorlar.
1982’ye
gelindiğinde, hükümetin devrimci mi yoksa karşı devrimci mi olduğu tartışmaları
sırasında Çoğunluk veya Tude ile birlikte hareket eden önde gelen petrol
işçileri, her iki örgütü de terk etmişti.
Fedailer
Azınlık’a gelince, önde gelen üyelerinin çoğunu Kürdistan’a taşımak zorunda
kaldılar. Örgütün zorluklara dayanabilmesi için büyük bir güce ihtiyacı vardı.
Kışlar korkunç derecede soğuk, yazlar ise çok kuraktı. Daha sonra, hükümet
saldırısını artırdıkça, Fedailer Azınlık, köylerdeki üslerinden, insanların çok
daha aşiretçi olduğu ve köylerin bulunmadığı daha dağlık bölgelere taşınmak
zorunda kaldı.
Ayrıca,
Kürdistan’da Fedailer Azınlık ile diğer solcu gruplar, zaten emperyalist
fonlarla kirlenmiş Iraklı Kürt gruplarının yozlaştırıcı etkisine girdiler. Celâl
Talibani’nin Kürdistan’daki grubu (Talibani daha sonra işgal sonrası Irak’ın cumhurbaşkanı
oldu), sadece İran Kürdistan’ını değil, aynı zamanda Türk Kürdistan’ındaki
komşu bölgeleri ve Irak Kürdistan’ının bir kısmını da kontrol eden gruplardan
biriydi.
İran
solunun tarihinden çıkarabileceğimiz başlıca dersler nelerdir? İlk olarak,
geriye dönüp bakıldığında, tüm bu hususları eleştirmenin kolay olduğunu görmek
gerekiyor. Aynı şekilde, Şah’ın ve İslam Cumhuriyeti’nin baskısını hafife
almanın da kolay bir yaklaşım olduğu görülmeli. Fedailerin, yeni solun
doğuşunda ve İran Devrimi’nde tarihsel bir etkiye sahip olduğu açık. Örgüt, çok
ağır bedeller ödemiş olsa da ortadan kaldırılamamıştır. Ancak birçok hata yapmıştır:
Tude ve Çoğunluk, reformizm yolundan ilerlemiş, gerici sınıfla işbirliği
yapmış, İran ve Ortadoğu solunun geleceği konusunda ihanetle tanımlı
politikaların anlamını ve sonuçlarını dikkate almadan Moskova’nın yolundan ilerlemiştir.
Fedailer
Azınlık veya radikal sola mensupn diğer küçük gruplar ise Stalinizme yüzünü dönmek,
merkeziyetçilik, kahraman gerilla ve profesyonel devrimci kültürü gibi hatalara
imza atmışlardır. Şubat 1971’in tüm kahramanlığına rağmen, Tude’nin Stalinist
gölgesi, Tude’ye karşı mücadeleyi üstlenmiş olan örgütü rahatsız etti. Bugün,
İran içinde yeni bir devrimci hareketin tekrar canlanma ihtimalinin oluştuğu
bir dönemde, bazı solcuların “ne kadar kötü olursa olsun, reel sosyalizmin
yokluğuna ağıtlar yakması üzücü.
Tude
ve Fedailer Çoğunluk, İran dışında faaliyet yürüttü. Ülke içindeki kimi
destekçileriyle bağlarını kopartmadı. Tude’nin mevcut çizgisi, rejim içre iki
fraksiyona (ılımlı ve muhafazakâr İslamcı fraksiyona) karşı olsa da, geçmişe
dair ciddi bir analiz ortaya koymuyor. Bugüne dek Tude, Musaddık’ı eleştirmeksizin
ona destek sunan yaklaşımdan ona karşı çıkan, onu Batı’nın istihbarat teşkilâtlarıyla
çalışmakla suçlayan yaklaşıma geçmesine, seksenlerin başlarında Humeyni’yi ve
İslam Cumhuriyeti’ni anti-emperyalizmin somutlaşmış hali olarak desteklerken, onun
devrilmesini isteyen bir muhalif örgüte dönüşmesine dair herhangi bir açıklama
sunmuş değil.
Yasemin Mater
[Kaynak:
Communist Parties in the Middle East: 100 Years of History, Yayına Hz.:
Laura Feliu ve Ferran Izquierdo-Brichs, Routledge, 2019, s. 45-59.]
Dipnotlar:
[1] Lenczowski, 1949: 160. Aktaran: WNR.
[2]
Rezun, 1982: 29. Quoted at http://world-news-research.com/ngerm.html (accessed
5 October 2011).
[3]
Transcriptions of conversations with Solayman Mirza, 8 Kasım 1941, Rossiiskii Tsentr
Khraneniia. Izucheniia Dokumentov Noveishi 495/74/192.
[4]
Letter by Dimitriov, 15 December 1941 to Artashes, Avanessian, RtsKhIDNI 495/ 74/192.
[5]
“1944–1946 yılları arasında Askeri Örgüt, kendi feshine ve Tude Partisi’nin kendisiyle
ilişkilerini kesmesine yol açan iki olaya karışmıştır. İlk olayda, Ağustos
1944’te ordunun Horasan Tümeni’nde görevli yaklaşık yirmi askeri personel
başkaldırmış, merkezi hükümete karşı savaş başlatmak amacıyla Batı Horasan ile
Doğu Mazenderan’daki Türkmen bölgelerine ulaşmaya çalışmıştır. İsyan, Binbaşı iskendani
ile Albay Azer tarafından yönetildi. İskendani de dâhil olmak üzere bu teşebbüsün
parçası olan personelin çoğu, hedeflerine ulaşamadan öldürüldü. Azer gibi isimlerse
Sovyetler Birliği’ne kaçtılar. İkinci olayd, Askeri Örgüt, Azerbaycan eyaleti,
merkezi hükümete karşı isyan halindeyken buraya yardım ve subaylar gönderdi.
Azerbaycan hareketinin yenilgisi, parti liderliğini Askeri Örgüt’ü feshetmeye
ve her halükarda onunla tüm bağları koparmaya yöneltti. Askeri Örgüt, partinin
istediği gibi feshedilmedi. Ruzbih gibi subaylar, Askeri Örgüt’ü ayakta tutmak
için parti üyeliklerinden istifa ettiler. Parti, Sovyetler’in aktif baskısı
sonucunda 1948’de Örgüt’ü tekrar saflarına davet etti, yeniden birleşme süreci
ertesi yıl tamamlandı (Behrooz, 2001: 367).
[6]
Feridun Azernur’un Hamid Ahmedi ile sohbeti, Youtube.
[7]
Pouyan, 1980.
[8]
Ahmadzadeh ve Mossalahaneh, 1970.
Kaynakça:
Abrahamian, Ervand (1982) Iran between Two Revolutions, Princeton, NJ,
Princeton University Press.
Abrahamian,
Ervand (2008) A History of Modern Iran, Cambridge, Cambridge University
Press.
Ahmadzadeh,
Massoud ve Mossalahaneh, Mobarezeh (1970) ‘Armed Struggle: Both a Strategy and
a Tactic, Ham Strategy Ham Tactic’, Fedayeen Publications.
Behrooz,
Maziar (2001) ‘Tudeh Factionalism and the 1953 Coup in Iran’. International Journal
of Middle East Studies, 33, 3.
Chaqueri,
Cosroe (1984) ‘Sultanzade: The Forgotten Revolutionary Theoretician of Iran: A
Biographical Sketch’. Iranian Studies, 17, 2–3. Türkçesi: İştiraki.
Chaqueri,
Cosroe (1999) ‘Did the Soviets Play a Role in Founding the Tudeh Party in Iran?’
Cahiers du monde russe, 40, 3.
Gasiorowski,
Mark J. (1991) US Foreign Policy and the Shah: Building a Client State in
Iran, Ithaca, NY, Cornell University Press.
Lenczowski,
George (1949) Russia and the West in Iran, 1918–1948, Ithaca, NY, Cornell
University Press.
Pouyan,
Amir-Parviz (1980) ‘Against the Theory of Survival’, Fedayeen Publications.
Rezun,
Miron (1982) The Iranian Crisis of 1941: The Actors, Britain, Germany, and the
Soviet Union, Wien, Böhlau.
Riddell,
J. (Yh.) (1993) To See the Dawn: Baku, 1920–First Congress of the Peoples of
the East, New York, Pathfinder. Türkçesi: İştiraki.
Zulaika, Joseba (2009) Terrorism: The Self-Fulfilling Prophecy, Şikago, IL, University of Chicago Press.


0 Yorum:
Yorum Gönder