04 Ekim 2026

, ,

İran’da Komünist Hareket: Reform ve Devrim


Bu makale, İran’da 1900’lerin başlarındaki komünist hareketi, 1930’lardaki Tude (Kitle) Partisi’nin oluşumunu ve her iki partinin de 1900’lerin başlarından 1980’lere kadar Sovyet Komünist Partisi ile olan ilişkisini ele almaktadır. Rusya’nın İran ile geniş coğrafi sınırı ve Rus komünizminin İranlı göçmen işçiler üzerindeki etkisi, Sovyetler’in İran’a yönelik politikasına özel bir önem kazandırmıştır. İran’ın komünist hareketinin tarihini incelemek, Sovyetler Birliği’nin “Doğu”daki rolüne dair bir fikir vermektedir. Bu makale, Sovyetler’in İran Komünist Partisi’nin kurulmasını, ardından kurulacak geniş cephe (Tude veya Kitle Partisi) lehine dağıtılmasını nasıl teşvik ettiğini inceleyecektir. Ayrıca makale, Sovyetler Birliği’nin Musaddık’a yönelik eleştirisini ve Tude Partisi’nin 1953’teki CIA darbesinde oynadığı rolü ele alacaktır. Makale, bir yandan da komünist öğrencilerin ve aydınların, özellikle Fedailerin, Tude Partisi’ne karşı isyanını, nihayetinde başarısızlıkla sonuçlanan çabalarındaki eksiklikleri de tartışmaktadır.

1. Komünist Hareketin Ortaya Çıkışı

On dokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyılın ilk kısmında İngiliz emperyalizmi ve Çarlık Rusyası, İran’daki politik ve ekonomik hayatın tüm yönlerine hâkimdi. Her ne kadar ülke, Britanya İmparatorluğu’nun sömürgesi değilse de bir İngiliz şirketi olan İngiliz-İran Petrol Şirketi, İran’ın ana gelir kaynaklarından biri olan, ülkenin güneybatısındaki petrol yataklarını kontrol ediyordu. 1898’de Tebriz’de Ali Mansur gibi isimlerin kurduğu politik örgüt gibi kimi hareketler ve aydınlar, çıkar ilişkileri üzerine kurulu otokratik Kaçar hanedanına karşı itirazlarını dile getiriyorlardı.

Bakû gibi Rus şehirlerindeki petrol sahalarında çalışan İranlı göçmen işçiler, sosyal demokrat akımın etkisi altına girdiler. Bu işçiler içerisinde çalışma yürüten isimler arasında en fazla öne çıkan kişi ise Haydar Emmioğlu idi. Haydar sonrasında, 1905 yılında Anayasa Devrimi’nin liderlerinden biri hâline geldi.

Bakû’deki İranlı işçiler, 1904’te İran’da Himmet adına ilk devrimci sosyal demokrat örgütü kurdular. Aynı yıl Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (Bolşeviklerin) bildirileri Bakû, Tiflis ve Tebriz’de dağıtıldı. Ali Mansur’un Azerbaycan’da ve İran’ın diğer bölgelerinde dağıttığı bu bildiriler, aynı zamanda Arapçaya tercüme edilerek Irak’ın Bağdat ve Kazımiye gibi şehirlerinde de dağıtıldı.

1901-1902 arası dönemde Bolşevik partinin merkezî yayın organı olan Iskra, Berlin’den Tebriz’e, oradan da Bakû’ye gönderilmekteydi. Bu süreci bizzat Lenin organize etmişti.

1908’de İran’ın güneybatısındaki Huzistan eyaletinde büyük petrol yatakları bulundu. Bu keşif üzerine İngiliz-İran Petrol Şirketi kuruldu. Yalnızca 1912-1933 arası dönemde şirket, 200 milyon sterlin kâr elde etti. Bu kârın sadece 16 milyonu İran hükümetine ödenmekteydi.

İngiltere’nin müdahalesine yönelik öfke, İranlı işçiler ve aydınlar arasında Rusya kaynaklı sosyal demokrasinin destek bulduğu süreci besledi. 1912’de Ahmed Sultanzade olarak da bilinen İranlı Ermeni Avetis Mikailyan tarafından sosyalist Adalet Partisi kuruldu. Sultanzade, 1912’de Bolşevik Parti’ye katıldı. St. Petersburg’da eğitim gördü.

Altı bin civarında üyesi bulunan Adalet Partisi, bölgede belirli bir dinî azınlığa mensup komünistlerin öncülük ettiği tek partiydi. Sonrasında bu parti, 1920 yılında İran Komünist Partisi ismini aldı.

2. Cengeli Hareketi ve Gilan Sovyet Cumhuriyeti

İran’daki Cengeli hareketi konusunda yoğun bir ihtilaf söz konusu. Bir bakış açısına göre hareketin lideri olan Mirza Küçük Han, sosyalist değil, milliyetçi ve demokrattı. Yirminci yüzyılın başlarında Küçük Han’ın panislamik eğilimleri bulunan Osmanlı aydın ve subaylarla bağlantısı olduğu doğruydu. Ama solculaştıktan sonra bu bağlar koptu.

Adalet Partisi, Cengeli hareketiyle ittifak kurdu. Bu ittifakın çalışmaları sonucu Gilan Sovyet Cumhuriyeti teşkil edildi. Cumhuriyet, Haziran 1920-Eylül 1921 arası dönemde ayakta kaldı. İranlı sosyalistlere göre Ekim Devrimi sonrası İran’da devrim olacaktı, dolayısıyla, Sovyet cumhuriyetinin kurulması bu planın bir parçasıydı.

Cumhuriyet içerisinde yaşanan önemli anlaşmazlıklar, yenilgiye sebep oldu. Küçük Han, Lenin’e mektup yazarak, Rusların sürece dâhil olmasını istedi, ama uluslararası siyaset zaman içerisinde değişti. 1921’de Sovyetler Birliği ile İngiltere anlaşma imzaladı. Bu anlaşma sonucu Rusya’nın Gilan Cumhuriyeti’ne yönelik desteği sona erdi. İran’ın yeni hükümdarı Rıza Han, yeni cumhuriyete bağlı güçleri ezdi.

1920’de Komintern’in ikinci kongresine delege olarak katılan İran komünist partisi lideri Avetis Sultanzade, burada Doğu’da faaliyet yürütecek Propaganda ve Eylem Konseyi’ne seçildi.[1] Sultanzade, milliyetçi liderlerle kurulacak işbirliğine karşı çıkan, beynelmilel komünist hareketin sol kanadının sözcülüğünü üstlenen bir isimdi.[2]

Süreç içerisinde Sultanzade, 1923 tarihli kongrede Adalet Partisi genel sekreterliği görevinden uzaklaştırıldı ve Sovyetler’de bir banka memuru olarak çalışmaya başladı. Ocak 1938’de tutuklandı, beş ay hapis yattı, yargılama sonucu, casus suçlamasıyla idam edildi.

İran Komünist Partisi, 1925’te Petrol İşçileri Sendikası’nın kurulması sürecine katkıda bulundu. Polisin baskıları sonucu sendika yeraltına çekildi.

Ayrıca, İranlı komünistlerin faaliyetleri üzerinden gençlik ve kadın örgütleri de kuruldu. 1923’te Kadınların Saadetinin Habercisi ismine bir yayın çıkartılmaya başlandı. 1926’da ise Uyanışımız adını taşıyan kadın örgütü kuruldu.

Bu hareketlerin büyümesine mani olmak adına Rıza Şah, baskılarını yoğunlaştırdı. 1929’da İran meclisinde ülkede tüm komünist faaliyetleri yasaklayan bir kanun çıkartıldı. Bu dönemde ayrıca İran Komünist Partisi içinde Dr. Taki Arani lider olarak öne çıktı.

Bu süreçte safları sıklaştırmak için çaba sarf eden parti, 1932 başlarında Dünya adında teorik bir yayın çıkartmaya başladı. Bir yıl sonra merkez komitenin kararıyla Dünya, İran Komünist Partisi’nin resmi yayın organı oldu.

3. Otuzlarda Tude Partisi

Elimizde Sovyetler Birliği’ndeki tasfiyeler sırasında parti üyelerinin ve aktivistlerin durumuna dair çok az bilgi bulunmaktadır, ancak Hüsrev Şakiri’nin araştırması bu insanların durumlarına dair kimi bilgiler sunmaktadır. Şakiri, Komintern Kadrolar Seksiyonu’nun İranlı solcu yazar Nuşin’e yazdığı bir mektuptan şu alıntıyı yapmaktadır:

“İranlı komünistlerin çoğu tasfiye sürecinde öldü. Komünist şair Lahuti gibi birkaç kişi, şüphesiz Halkın İçişleri Bakanlığı (NKVD) elinden zulüm gören yurttaşlarına karşı Sovyet gizli polisiyle işbirliği yapmaları nedeniyle Moskova’da veya Asya cumhuriyetlerinde olağanüstü bir rahatlık içinde yaşıyordu” (Chaqueri, 1999: 1).

3.1 İran’da Faşizmin Doğuşu ve Birleşik Cephe Planları

1936’da Reich Kabinesi, iki ulusun ortak Aryan kökenini savunarak, İranlıları Nürnberg Irk Yasaları’nın kısıtlamalarından muaf tutan özel bir kararname yayınladı. Bu adım, onların “safkan Aryanlar” oldukları gerekçesiyle atıldı.[1] Çeşitli Nazi yanlısı yayınlarda, konferanslarda, konuşmalarda ve törenlerde İran Şahı ile Hitler arasında paralellikler kuruldu, führerprinzip’in [“lider ilkesi”] karizması ve erdemi büyük övgülerle karşılandı.[2] 1941 yılına gelindiğinde, Rıza Şah, Nazi Almanyası ile ittifaka girdi, neticede 25 Ağustos 1941’de Müttefik Kuvvetler İran topraklarına girdi. İran’ın kuzeyi Sovyetler Birliği, güneyi ise İngiliz ve Amerikan kuvvetleri tarafından işgal edildi. Rıza Şah zorla sürgüne gönderildi, İngilizler oğlu Muhammed Rıza Şah’ı tahta oturttular.

Saltanatının ilk yıllarında, iktidarı zayıf olan Şah, çok sayıda politik tutsağı serbest bıraktı. Bunlar arasında, sosyalist ideolojiye bağlı olan, ancak Rusya’daki yoldaşlarının durumundan habersiz görünen Dr. Arani’nin (“53’ler Grubu” olarak da bilinen) örgütündeki komünistler de vardı.

İran Tude Partisi’nin kuruluşunun temelleri Sovyetler’in teşvikiyle atıldı. 29 Eylül 1941’de, Süleyman Muhsin İskenderi başkanlığında Tahran’da partinin kurucu konferansı düzenlendi. Sovyetler Birliği’nin Tude Partisi’nin oluşumundaki rolü konusunda çelişkili görüşler bulunmaktadır. Tarihçi Hüsrev Şakiri, bu tartışmaları “Sovyetler, Tude’nin Kuruluşunda Rol Oynadı mı?” başlıklı makalesinde özetlemiştir (Chaqueri, 1999). Şakiri, Kızıl Ordu İstihbarat Bölümü’nden Albay Seliukov’un Tugay Komiseri İliçev tarafından hazırlanan bir rapordan alıntı yaparak, 29 Eylül 1941’de Solyan Mirza İskenderi ile yaptığı görüşmeyi anlatıyor. Görüşmede, “İran halkı için demokratik özgürlükler ve daha kolay bir yaşam elde etmek” amacıyla bir "ulusal-demokratik parti” kurulması fikri ele alınıyor.[3] Seliukov’un Sovyetler Birliği’ne gönderdiği diğer raporlardan, yeni partinin programının ayrıntıları, İskenderi’nin önceki politik faaliyetleri ve Sovyetler Birliği’nden gelen mali yardım teklifinin sonraki görüşmelerde ele alındığı açıkça anlaşılıyor. Şakiri’nin araştırmasına göre, Kızıl Ordu istihbarat subayının, 10 Ekim 1941’deki bir görüşmede İskenderi’ye yeni partinin programının “bizim” görüşümüzle uyumlu olduğunu söylediği, ancak partinin yasallaştırılması talebi konusunda (muhtemelen o zamanki İngiliz-Sovyet ilişkileri nedeniyle) tereddüt ettiği görülüyor.

İskenderi ve Seliukov, aktivistlerin yeni parti için hazırlıklarının her yönünün tartışıldığı aylık toplantılar düzenliyordu. “Birleşik cephe” fikrine karşı çıkanlar, burjuva-demokratik, anti-faşist partiye itiraz edenler de destek bulmak adına, Moskova ile temasa geçiyorlardı. Yazar Nuşin, İran Komünist Partisi’nin yeniden kurulması konusunda Moskova’ya yazarken, yakın zamanda hapisten çıkan Avanessain ve Rousta, daha çok komünist girişimden yanaydı. Tarihsel arşivler, Dimitrov’un Stalin ve ortaklarını (Beria, Molotov ve Malenkov) bilgilendirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu isimler, Tude’nin İran’daki birleşik cephe girişimine onay verdiler. Avanessain ile Rousta’nın komünist girişimine ise karşı çıktılar. İranlı komünistlere, “Süleyman Mirza’nın Halk Partisi’nde çalışmaları, mevcut aşamada sosyalist ve Sovyetik sloganları dile dökmemeleri, demokratik platformun genel çerçevesinden ayrılmamaları talimatı verildi.”[4]

Aynı zamanda, Komünist Enternasyonal, sadece İran’da (Tude Partisi’nin böyle bir cephe olarak kurulduğu yerde) değil, komşu ülkelerde de “birleşik, anti-faşist cepheler” kurma planını devreye soktu. İran’daki planın uygulanması için, Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu tarafından İran’a gitmek üzere kadrolar görevlendirildi. Görevlerden biri, (1) Arap ülkelerindeki (Suriye, Filistin, Mısır ve Irak) ve (2) Hindistan’daki komünist partilerle aşağıda belirtilen yerler üzerinden temas hatları kurmaktı: Basra veya Irak toprakları; Basra Körfezi’ndeki İran limanları; Afganistan; veya İngilizlerin elinde olan Belucistan (şimdiki Pakistan). Ayrıca İran ile doğrudan ilişkiler tesis etmek ve kendi radyo vericilerini kurmak, aynı zamanda İranlı komünistlere kitle örgütlerinin oluşturulmasında, nihayetinde İran Komünist Partisi’nin yeniden kurulmasında yardımcı olmak zorundaydılar.

1942’de Tude, Komintern’den resmi kabul belgesini aldı. Ardından Siyaset adlı gazetesini çıkarmaya başladı. Kötüleşen ekonomik durum, partinin kısa sürede aktivist toplamasına yardımcı oldu. Birçok ildeki sanayi merkezlerinde parti hücreleri ve sendika örgütleri kuruldu. Azerbaycan, İsfahan, Gilan, Mazenderan ve Horasan’da ilçe örgütleri kuruldu. Şakiri, Tude’nin Sovyetler Birliği’nin bir ürünü olduğu, öncelikle Moskova’nın İran’daki çıkarlarına uygun olarak kurulduğu sonucuna varıyor. Şakiri’nin sunduğu belgeler bu sonucu destekliyor. Ancak bu noktada, İran’da hapisten kurtulan ve Stalinist tasfiyelerden sonra hayatta kalan İranlı komünistlerin bu özel “birleşik cephe”nin kuruluşuna destek verdikleri gerçeğini akıldan çıkarmamak gerekiyor.

4. Azerbaycan ve Kürdistan’da Demokratik Cumhuriyetler

26 Kasım 1945’te, İran’ın kuzeybatı illerini işgal eden Sovyet birlikleri, İran ordusunun Sovyet destekli grupların kontrolü ele geçirdiği ve bağımsızlık ilan ettiği Kürdistan ve Azerbaycan’a ulaşmasını engelledi. Kürdistan ve Azerbaycan’da sol milliyetçilerin (Gazi ve Pişevari) önderliğinde iki bağımsız cumhuriyetin ilan edilmesi, Tude üyelerini şaşırttı. Ancak Kızıl Ordu istihbaratına yakın olan liderlik kadrosunun üyelerinin yaklaşan bağımsızlık konusunda önceden bir uyarı aldıkları varsayılabilir. İran’ın sunduğu şikâyete cevap olarak, Sovyetler Birliği'nin Birleşmiş Milletler temsilcisi Andrei Vişinski, Güvenlik Konseyi’nden devam eden ikili görüşmelere müdahale etmemesini istedi (burada, 1907’deki İngiliz-Rus ittifakının İran’ı iki nüfuz alanı arasında böldüğü ve petrol zengini bölgelere kukla rejimler kurduğu Sovyetler Birliği ve İngiltere’ye atıfta bulunuluyordu). Sovyetler’in önerisi, İran tarafından Azerbaycan’ın bağımsız devletinin tanınmasını, kuzeydeki petrolle ilgili imtiyazların alınmasını ve İran’ın kuzeyindeki beş büyük eyaletten oluşan bir tampon bölgede Sovyet askerinin konuşlandırılmasını içeriyordu.

1945 başlarında Tude, tahmini 2.200 üyesiyle, öğrenci ve kadın örgütlerinde on binlerce sempatizanıyla önemli bir destek toplamıştı. Parti, bağlı sendikalarda 100.000 sempatizanı olduğunu iddia ediyordu. Ana gazetesi Rehber, devletin yarı resmi gazetesi İttilaat’tan üç kat daha fazla, 100.000’in üzerinde gazete satmakla övünüyordu. İngiliz büyükelçisi Reader Bullard, partiyi ülkedeki tek tutarlı politik güç olarak nitelendirirken, New York Times, müttefiklerinin adil bir seçimde oyların yüzde 40’ına kadarını kazanabileceğini tahmin ediyordu. Ancak, kuruluşundan bu yana Tude, kendisini yabancı emperyalizme ve şahlığın tesis ettiği diktatörlüğün tehdidine karşı vatanseverliğin ve anayasal özgürlüklerin savunucusu olarak hareket etmişti. Kuzey İran’ın bölünmesi fikrini ve Sovyetler Birliği’ne petrol imtiyazlarının verilmesi kararını desteklemek zorunda kaldı. Tahmin edilebileceği gibi, birçok üye bu süreçte istifa etti.

Azerbaycan ve Kürdistan’da Tude Partisi şubeleri dağıtıldı, muhtemelen Sovyetler Birliği, ya sol milliyetçi örgütler Azerbaycan Demokrat Partisi’ne ya da Kürdistan Demokrat Partisi’ne katılmaları talimatı verdi. Pişevari, kırkların başlarında Tude’ye katılmış olsa da, Moskova ile partiden gayrı bağlantılara sahipti. Bu nedenle parti disiplinine uymuyordu. Nisan 1946’da Başbakan Kavam’ın İran hükümeti Sovyetler Birliği ile bir petrol anlaşması imzaladı, Sovyet birliklerinin İran’ın kuzey illerinden çekilmesi sözü karşılığında hükümete Tude bakanları atamayı kabul etti (politikasını değiştiren Moskova bu sefer yeniden Tude’yi tercih ediyordu). Kısmen ABD ve İngiltere’nin baskısı sonucu Sovyet birlikleri, İran topraklarından çekildi. Kavam, kabinesine üç Tude üyesi aldı. Ancak aynı yılın ilerleyen aylarında, güneydeki bir aşiret isyanını bahane ederek, Tudeli kabine üyelerini görevden alarak, Sovyetler Birliği’ne verdiği tavizleri hükümsüz kılmayı bildi.

Aralık 1946da Kavam ve Şah’ın birlikleri Azerbaycan’a vardığında, Sovyet desteğinden yoksun kalan Demokrat Parti hükümeti çöktü, Pişevari de Sovyetler Birliği’ne kaçtı. Stalin’in Pişevari’ye yazdığı mektup, aralarındaki anlaşmazlıkların bazı yönlerine ışık tutuyor:

“8 Mayıs 1946

Yoldaş Pişevari’ye,

Bana öyle geliyor ki, hem İran içindeki hem de uluslararası alandaki mevcut durumu yanlış değerlendiriyorsunuz.

Öncelikle siz, Azerbaycan’ın tüm devrimci taleplerini hemen karşılamak istediniz. Ancak mevcut durum, bu programın gerçekleştirilmesine mani oluyor. [...] İran’da derin bir devrimci kriz yok. İran’da az sayıda işçi var, bunların da örgütlenme düzeyleri düşük. İran köylüleri, henüz ciddi bir eylemlilik ortaya koymuyorlar. İran, ülkedeki devrimci çevreleri askeri bir başarısızlıkla zayıflatabilecek harici bir düşmanla savaş halinde değil. Sonuç olarak, İran’da Lenin’in 1905 ve 1917’deki taktiklerini destekleyebilecek bir durum yok.

İkincisi, Sovyet birlikleri İran’da kalmaya devam etseydi, Azerbaycan halkının devrimci talepleri için verilen mücadelede başarıya ulaşılacağını güvenle dile getirebilirdiniz. Ancak o askerleri İran’da tutamazdık, çünkü Sovyet birliklerinin İran’daki varlığı, Avrupa ve Asya’daki kurtuluşçu politikalarımızın temelini zayıflatıyordu. İngilizler ve Amerikalılar bize, Sovyet birlikleri İran’da kalabiliyorsa, İngiliz birliklerinin Mısır, Suriye, Endonezya, Yunanistan’da ve Amerikan birliklerinin de Çin, İzlanda, Danimarka’da neden kalamadığını sordular. Üçüncüsü [...] Şimdi İran’da ne var? Kavam hükümeti ile İran’daki en gerici unsurları temsil eden İngiliz yanlısı çevreler arasında bir çatışma söz konusu. Kavam, geçmişte ne kadar gerici olsa da, şimdi kendini ve hükümetini savunmak adına bazı demokratik reformlar yapmak, İran’daki demokratik unsurların desteğini almak zorunda. Peki bu koşullarda taktiklerimiz ne olmalı? Bence bu çatışmayı Kavam’dan taviz koparmak, ona destek sunmak, İngiliz yandaşlarını tecrit etmek, böylece İran’ın daha fazla demokratikleşmesi için bir temel oluşturmak için kullanmalıyız. [...]

Dördüncüsü, öğrendiğim kadarıyla, önce sizi göklere çıkardığımızı, sonra da uçurumun dibine yolladığımızı, sizi rezil ettiğimizi söylüyorsunuz. Eğer doğruysa bu söylediğinize şaşırdığımı belirtmeliyim. [...] Eğer çok ileri gitmeseydiniz, İran’daki mevcut durumda Kavam hükümetinin şimdi vermek zorunda olduğu bu ‘tavizler’i elde etme şansınız olamazdı. Devrimci hareketin kanunu budur. Sizin için herhangi bir rezaletten söz bile edilemezdi. Sizi rezil bir şekilde yere serdiğimizi düşünmeniz çok garip. Aksine, eğer makul davranır, manevi desteğimizle Azerbaycan’ın mevcut fiili durumunu esasen yasallaştıracak taleplerin gerçekleşmesi için uğraşırsanız, hem Azeriler hem de İran tarafından Ortadoğu’daki ilerici demokratik hareketin öncüsü payesine kavuşursunuz.”

İran'da Komünist Parti’nin dağıtılıp Tude’nin kurulması, ardından Stalinist rejimin Azerbaycan ve Kürdistan’daki maceraları, daha sonra milliyetçi ayrılıkçı hareketin desteklenmesi, İran’daki Tude, iki Demokrat Parti, komünist ve sosyalistler arasında kafa karışıklığı, öfke ve hayal kırıklığına yol açtı. Azerbaycan’da Demokrat Parti, toprak reformu ve memurlar arasındaki yolsuzlukla mücadele konusunda bazı ilerlemeler kaydetti, ancak iktidarı kısa sürdü, Şah’ın ordusu, bu politikaların hızla tersine çevrilmesini sağladı. Pişevari ve hükümetine yerel desteğin düzeyi hakkında çelişkili raporlar mevcut, ancak askeri işgalin, özellikle Urumiye çevresinde, bölgede sağcı şah yanlısı daha sonra köktenci eğilimlerin büyümesini teşvik ettiğine hiç şüphe yok. 1948’de, Azerbaycan krizinden merkez komiteyi sorumlu tutan Halil Maliki liderliğindeki büyük bir grup Tude’den koptu.

5. Tude ve 1953 CIA Darbesi

Musaddık’ın başbakanlığı döneminde partinin bir dizi konuda sergilediği kararsızlık ve 1953’te gerçekleşen CIA darbesi, İran ve sol için felâket sonuçlar doğurdu. Musaddık 1951’de iktidara geldiğinde, ilk önerisi İran petrol endüstrisindeki İngiliz mülkiyetini sona erdirmek için Petrol Millileştirme Yasası’nın uygulanmasıydı. İngilizler karara, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Lahey Uluslararası Mahkemesi’nde İran aleyhine dava açarak karşılık verdi. Lahey Mahkemesi İran lehine karar verdi. İngiliz-İran Petrol Şirketi feshedildi, Rıza Şah’ın İran hükümeti ile İngilizler arasında 1933 yılında imzalanan petrol anlaşması geçersiz ilan edildi. Ortadoğu’nun ilk ulusal petrol şirketi olan Ulusal İran Petrol Şirketi, 19 Mart 1951’de kuruldu.

Bu dönem boyunca Tude’nin Musaddık’a yönelik politikası iki uç arasında salınıp durdu: önce onu “Amerikan emperyalizminin ajanı” olarak değerlendirip eleştirdi, ardından Temmuz 1952 ayaklanması sırasında ve sonrasında ona destek verdi. Tude, İngiliz-İran Petrol Şirketi’ne ait petrol sahalarının veya “sadece güneydeki petrol sahalarının” millileştirilmesi fikrini desteklerken, Sovyetler Birliği’ne ait olan, işletilen kuzeydeki petrol sahalarının millileştirilmesine karşı çıktı. 15 Ağustos 1953’te, Musaddık’a karşı düzenlenen bir darbe girişimi, kısmen Tude’nin askeri ağınca ortaya çıkarılan bilgiler sayesinde engellendi. Bazıları, Tude’nin iki gün sonra Musaddık’a İran’ı demokratik bir cumhuriyet ilan etmesi için baskı yapmak amacıyla düzenlediği gösterilerin, istemeden de olsa milliyetçi hükümeti istikrarsızlaştırmaya yardımcı olduğuna inanıyor. Musaddık, bu protestolara, göstericileri bastırmak için askerleri görevlendirerek karşılık verdi. İşin tuhaf yanı, parti, ertesi günün geç saatlerinde, CIA darbesi gerçekleşirken kılını kıpırdatmadı.

19 Ağustos’ta, İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ın demokratik seçimler yoluyla iş başı yapmış hükümeti, İngiltere ve ABD istihbarat teşkilatlarınca gerçekleştirilen bir darbeyle devrildi. Kod adı Ajax Operasyonu idi. Fazlullah Zahidi liderliğindeki Şah yanlısı askeri subaylarla birlikte çalışan CIA ajanları, Musaddık’a karşı yürütülen propaganda kampanyasına katılmaları için haydutlara, din adamlarına ve politikacılara rüşvet verdiler. Şah yanlısı kalabalık, başbakanın ofisine yürüdü. CIA’in gizliliği kaldırılmış belgelerine göre, Tahran’ın en korkulan mafya üyelerinden bazılarına Zahidi ve CIA eliyle Şah yanlısı isyanlar gerçekleştirmeleri için para verildi. Bazı insanlarsa otobüs ve kamyonlarla Tahran’a getirildiler. Bu kitle, şehrin sokaklarını ele geçirdi (Zulaika, 2009). Musaddık, Şah’ın askeri mahkemesince tutuklandı, yargılandı ve vatana ihanetten mahkûm edildi. 21 Aralık’ta üç yıl hapis cezasına çarptırıldı, ardından ömrünün geri kalanını ev hapsinde geçirmesine karar verildi (Abrahamian, 1982: 280). Zahidi, Musaddık’ı görevden alan bir kraliyet kararnamesinin ardından askeri hükümetin başbakanı oldu (Gasiorowski, 1991: 237–9, 243). Musaddık’ın destekçileri toplandı, hapsedildi, işkence gördü veya idam edildi. Darbeden sonra Pehlevi, 1979’da devrilene dek sonraki 26 yıl boyunca otoriter bir monark olarak hüküm sürdü.

Milliyetçi hükümetin sonunu getiren darbe, bir yandan da o zamana dek Ortadoğu’daki en büyük “sosyalist” parti olan Tude’yi de yok etti. Ağları parçalandı, kadrolarının çoğu tutuklandı veya Sovyetler Birliği’ne kaçmaya zorlandı. Darbenin gerekçelerinden biri tabii ki Tude kaynaklı tehdit algısı ve İran’ın Sovyetler Birliği ile yakınlaşma olasılığıydı. Ervand Abrahamyan, İki Devrim Arasında İran adlı kitabında, 1953 darbesinden önce ve darbe sırasında Tude’nin davranışlarını analiz ederek, parti ile Ulusal Cephe arasındaki tarihi politik farklılıklara dikkat çekiyor. Ayrıca, partinin büyüklüğünü ve Tude’nin elindeki askeri subay kadrosunun olayların seyrini değiştirebilecek konumda olup olmadığını da sorguluyor. CIA raporlarına göre, darbenin arifesinde Tude’nin yaklaşık 20.000 kişilik bir çekirdek üye kitlesi ve Sazman Nizami Hizb tarafından organize edilen İran silahlı kuvvetleri içindeki bir subay ağı mevcuttu. Üç günlük gazete çıkartan, İran Barış Cemiyeti (Cemiyet İrani Havadar-e Sulh) bayrağı altında destekçiler örgütleyen parti, yarı yasal bir siyasi güç olarak hareket ediyordu.

Tude’nin askeri örgütlenmesinin tarihine ilişkin olarak Maziyar Behruz, askeri örgütlenme içindeki subayların parti liderliğinden bağımsız hareket ettiklerine dikkat çekiyor:[5]

“İranlı Marksistler, 1953 darbesi sırasında Tude’yi ve askeri örgütünü eyleme geçmediği için sorumlu tuttular. Birçoğu, partililer gibi, yenilgi kaçınılmaz olsa bile, Tude mensubu subayların ve partinin darbeye direnirken yenilgiye uğramasının daha hayırlı olacağını düşünüyordu. Her iki grubun da gösterdiği pasifliği ağır bir dille eleştirdiler.”

[Behrooz, 2001: 367]

Öte yandan, subay kadrosundaki bazı kişiler, Tude’ye bağlı askeri örgütün herhangi bir fark yaratamayacak kadar zayıf olduğu iddiasına karşı çıkıyorlardı. Yüksek rütbeli bir subay olan Feridun Azernur, Tude müttefiklerinin darbe sırasında önemli askeri mevzileri işgal ettiğine inanıyor, ayrıca, 491 Tude mensubu askeri personelin partiye darbeyi püskürtme konusunda yardımcı olabilecek yeteneğe sahip olduğunu düşünüyor.[6] Ervand Abrahamyan, darbenin savuşturulmasında kullanılabilecek “Tahran çevresindeki kritik tank birliklerinde” Tude mensubu tek bir subayın bile bulunmadığını, Şah’ın bu subayları büyük bir dikkatle denetlediğini söylüyor: “İşin tuhaf yanı şu ki Şah’ın kişisel güvenliğinden, ayrıca İran’ı ziyaret eden ABD Başkan Yardımcısı Richard Nixon’ın güvenliğinden sorumlu kişi Tude mensubu bir albaydı. Tude’nin Şah’ı ve ABD Başkan Yardımcısı’nı suikastle öldürme fırsatı vardı, ancak darbenin fitilini ateşleme imkânına sahip değildi.” Subay ekibinin diğer bir görevi de partiyi korumaktı. 1954’te bu ekibin ortadan kaldırılmasıyla birlikte parti tüm koruma kalkanından mahrum kaldı.

Partinin güçlü ve zayıf yönlerine ilişkin tartışmaların ötesinde, Tude’nin (dolayısıyla Sovyetler Birliği’nin) bu dönemden iyi bir şekilde çıkmadığı açık. Ellilerin başlarında, parti liderleri, milliyetçi hükümete karşı tutumları konusunda kafa karışıklığı içindeydiler. Tude’nin Musaddık’ı “CIA ajanı” olarak yaftalaması ve kuzeydeki petrol sahalarının millileştirilmesine karşı çıkması, ayrıca darbeye karşı sergilediği pasif tavır, partinin “hain” olarak nitelendirilmesine yol açtı. Parti, o dönemde genellikle “Hizb Hain Tude” olarak anılıyordu.

Darbeden sonra parti, kitlesel tutuklamalar ve yaklaşık 40-50 liderin idamıyla ciddi bir baskıyla karşı karşıya kaldı: “1953-1957 arası dönemde güvenlik güçleri, Tude’nin tüm yeraltı örgütünü ve parti üyelerinin yarısından fazlasını gözetim altına aldı” (Abrahamian, 2008: 122). Çin-Sovyet ayrılığının ardından, altmışların başlarında Maoist bir grup Tude’den koptu. 1965’te daha küçük bir fraksiyon daha ayrıldı. 1966’da, merkez komiteden Ali Havari ile Perviz Hikmetçi’nin yanı sıra Asef Rezmdide ile Sabir Muhammadzade gibi birçok parti üyesi tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. Bunun üzerine, kardeş partiler, uluslararası düzlemde tepki geliştirdiler ve hükümeti cezaları ömür boyu hapis cezasına dönüştürmeye zorladılar. Altmışlar boyunca Tude, “barış içinde bir arada yaşama” ile ilgili Sovyet dogmasını yineleyen, hatta Şah’ın bazı politikalarında “kapitalist olmayan kalkınma yolu” ile uyumlu ilerici yönleri “tespit eden” anayasacı, reformist bir parti olarak varlığını sürdürdü.

6. Tude’nin Yol Açtığı Hayal Kırıklığı ve Fedailerin Doğuşu

Fedailer örgütü, İran solunda Tude’ye karşı olan iki grubun birleşmesiyle kuruldu. Bu grupların birinin başında Mesud Ahmedzade bulunuyordu. Siyaseti, Maoizm ve gerilla savaşı savunusunun terkibinden oluşuyordu. En yakın müttefiklerinden biri, 1968’de Avrupa’da tanık olunan olaylardan ve silahlı mücadeleden etkilenen Emir Perviz Puyan’dı. Ahmedzade’nin “Hem Strateji Hem Taktik Olarak Silâhlı Mücadele adlı kitabı uzun yıllar Fedailer’in kutsal kitabı olarak iş gördü. Emir Perviz Puyan, ayrıca Hayatta Kalma Teorisine Karşı Silahlı Mücadelenin Gerekliliği adında başka bir kitap daha kaleme aldı. “Hayatta kalma teorisi”, Fedailer’in başkaldırdığı Tude’nin pasif çizgisini ifade ediyordu. 1953’ten beri, tutuklanma ve hapis cezasından kaçınmak için saldırgan eylemlerden kaçınan Tude, hayatta kalma politikasını savunuyordu. Puyan, bunun yenilgiyi kabul etmekle eşdeğer olduğu düşüncesindeydi:

“[...] ‘Hayatta kalmak için saldırıya geçmeyelim’ diyen teorinin aslında ‘polisin bizi rüşeym halindeyken en ufak bir direniş göstermeden yok etmesine izin vereceğiz’ demekten başka bir anlamı olmadığını göstermeliyiz.”[7]

Ahmedzade, ayrıca kılıcını ulusal burjuvazinin devrimci veya ilerici bir role sahip olabileceği vehmine salladı:

“Emperyalist egemenliğe karşı mücadele, yani dünya kapitalizmine karşı mücadele, kapitalizmle mücadelenin bazı unsurlarını içerir, bu nedenle, sosyalist devrimin bazı unsurları bu mücadelede doğar.”

Proletaryanın rolü konusunda ise şunları söylüyordu: “İran’da proletarya, sayısal olarak zayıftır, ancak örgütlenme konusundaki özel nitelikleri ve yetenekleri diğer tüm sınıflardan daha güçlüdür.”[8]

Bican Cezeni de önde gelen isimlerden biriydi. Farklı bir eğilimden (Tude’nin gençlik örgütünden) gelen Cezeni, Tude’ye karşı gelmiş, küçük güçlerini yeni örgüte katmayı kabul etmişti.

Bu dönemde Fedaileri etkileyen siyaseti özetlemek gerekirse, kendine has bir gerillacılık anlayışının hâkim olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca Sovyetler Birliği’ne karşı tutumu epey basit ve yavandı. Yaptıkları “revizyonizm” eleştirisi, “barış içinde bir arada yaşama” anlayışının eleştirisinin ötesine geçmiyordu. Fedailerin, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 22. Kongresi’nin getirdiği değişikliklere karşı olan kurucu isimleri, hem Rusya’dan hem de Çin’den bağımsız olduklarını iddia eden bir çizgiyi benimsediler. Ancak gerçekte, Stalinizmden büyük ölçüde etkilenmişlerdi.

Orta yolcu bir öğrenci örgütü olan Komünist Birlik ile yapılan tartışmalarda, Fedailer, Sovyetler Birliği konusundaki duruşları konusunda çok netti. Onların görüşüne göre, 1962’ye dek Sovyetler Birliği yüzde 65 iyi, yüzde 35 kötüydü. Bu, özünde Maoizme ait bir görüştü. Ancak Çin, sosyal emperyalizm teorisini, daha sonra “üç dünya” teorisini benimsediğinde, Fedailer ve diğer İran solcu gruplar, Maoizmden uzaklaştılar, neticede Sovyetler Birliği’ne karşı yumuşak bir tutum sergilediler.

1971’deki Siyahkel ayaklanmasında hayatını kaybedenler, İran’daki gençlik ve öğrenci hareketini önemli ölçüde etkilediler. Ancak bu, Ahmedzade’nin tahmin ettiği gibi olmadı. Küçük motor büyük motoru harekete geçirmedi, tüm ülke isyan etmedi, ancak öğrenci hareketi bu yeni, ortaya çıkan sol akıma fazlasıyla sempati duydu, birçok genç işçi gibi ondan büyük ölçüde etkilendi.

1971-1979 yılları, İran devriminde Fedailerin başında olan isimlerin politik fikriyatını biçimlendirdi. Bu açıdan, önemli bir dönemdir. Örgüt olarak esasen yeraltında faaliyet yürüten Fedailer, silahlı mücadeleye hazırlandılar, ara sıra banka soygunları gerçekleştirdiler. Faaliyetleri düzensizdi ancak özellikle silahlı bir örgüt olarak Fedailer örgütünün üyelerinin sokaklarda kolayca öldürülebileceği gerçeği üzerinden örgüt, kadrolarını yitirdi. Bu durum, örgütün kitle tabanı oluşturmasına mani oldu. Üniversite öğrencileri gibi onları destekleyen herkesi tehlikeye attı. Destekçiler, kurulan bağlantılar üzerinden silahlı hareketin bir parçası olarak kabul ediliyorlardı. Bu dönemde yaklaşık 370 solcu idam edildi, bunların yüzde 60’ı Fedai üyesiydi.

Fedailer örgütü üyeleri, hapishanede birleşik cephe, işçi sınıfı mücadelelerine müdahale, silahlı mücadelenin avantajları ve dezavantajları gibi konuları tartıştılar. Cezeni, ilk başta aldığı konumların bazılarından uzaklaştı. Diktatörlüğe Karşı Birleşik Cephe adlı kitabında Cezeni, Ahmedzade ve Puyan’ın daha önceki konumlarını açıktan redde tabi tuttu (bazıları, Cezeni’nin Tude’nin savunduğu görüşlere geri döndüğünü söyler). Diğer bir kitabı, İran’da Kapitalizm ve Devrim’de Cezeni, Şah rejimine dair kıymetli bir analiz sunuyordu.

Cezeni, 1975’te Evin Hapishanesi’nde öldürüldü. Bu nedenle, kendisine atfedilen bazı yazı ve fikirlerin gerçekten kendi görüşleri olup olmadığını değerlendirmek zor. Çevresindeki insanlar, hapisten çıktıktan sonra Fedailerin başına geçtiler. 1979’da İran’da kitlesel bir devrimci hareket mevcuttu, Fedailerin birçok üyesi, Şubat ayaklanması sırasında, insanların hapishanelerin kapılarını kırdığı dönemde hapisten çıktı. Bu dönemde Fedailer, öğrenciler ve gençler arasında gerçek bir güç haline gelmiş, geçmiş eylemleri sonucunda (bazıları aslında popülist birer efsane olsa da) popülerlik kazanmıştı. Ancak örgüt, artık fazlasıyla bölük pörçüktü. Cezeni’nin destekçileri bir politik çizgiyi, Ahmedzade’nin destekçileri ise başka bir çizgiyi izliyolardı.

Örgüt içinde silahlı mücadele konusunda iki ayrı tartışma sürüyordu. Cezeni’nin destekçileri, silahlı mücadele çizgisinin hem strateji hem de taktik olarak yanlış olduğunu savundular. Bu konuda haklıydılar, çünkü bu pratik, Fedaileri potansiyel kitle tabanından koparmıştı. Öte yandan, Cezeni’nin kimi destekçileri, Sovyet dış politikasını artık mazur görüyor, hatta ulusal burjuvazinin olumlu bir rolü olduğunu düşünüyorlardı.

Bu dönem boyunca teorik çalışmalar açısından çok az şey yapıldı. Herkesin okuduğu, Fedai örgütünün önemli isimlerinden birine göre onlara “her şeyi” öğreten kitap, Lenin’in Ne Yapmalı? isimli eseriydi. Fedailer, sekterlik, ekonomizm, sendikalizm ve anarşizme karşı duruşlarını bu kitap sayesinde edinmişlerdi. Tüm analizleri bu kitaba dayanıyordu. Ancak, özellikle Rus Bilimler Akademisi’nin sorunlu Farsça çevirisi nedeniyle, bunu tam olarak anlamadıkları da kesindi, zira bu çeviri, demokrasi yerine merkeziyetçiliğe vurgu yapıyordu.

Ayrıca, Fedailer, işçi sınıfında veya genel olarak İran toplumunda herhangi bir mevzi elde edememişti. Ancak, devrim sırasında açıkça görüldüğü üzere, üniversitelerde büyük bir kitleye sahip oldular. Aydınlar ve özellikle şairler (ki bunların bazıları ünlü isimlerdi) arasında Fedailere övgüler düzüyorlardı. Ama şurası açıktı: Devrimci durum ortaya çıktığında ne yapacaklarına dair hiçbir stratejiye sahip değillerdi. Şubat 1979’daki asıl mesele buydu.

Mollalar, ekonomik kriz dönemini (1974-1979) kitle tabanlarını oluşturmak, propaganda faaliyeti yürütmek, halkı harekete geçirmek için kullanırken, hapisteki Fedailer, diktatörlüğe karşı birleşik cephe gibi konuları çok soyut terimlerle tartıştılar. Ayrıca Şah, kitle örgütlenmesi çok daha zor olan sol kesime kıyasla dini gruplara daha fazla hoşgörü gösterdi. Fabrikalara gitmeye çalıştılar, ancak yapabildikleri tek şey, bildiri dağıtmak ve sonra ortadan kaybolmaktı.

Dolayısıyla, kimse, Şubat Devrimi’ni onların elinden çalmış değil. Asıl mesele, solun devrime hazırlanmamış olmasıydı. Bir bakıma solun iktidara gelmemesi hayırlı olmuştu, zira solun hiçbir planı, politikası, stratejisi, ne yapacağına dair hiçbir teorisi yoktu.

Petrol işçileri, Şubat Devrimi’nde çok önemli bir yerde duruyorlardı. Şah rejiminin belini petrol işçilerinin gerçekleştirdikleri grevler kırdı. Fedailerin bu işçiler içindeki nüfuzu sınırlıydı. Fedailerin elini kolunu esas olarak sınıf içinde çalışma konusundaki deneyimsizlikleri bağladı. Grevle ne yapılacağına veya nasıl ilerletileceğine dair bir plana sahip değillerdi. Bununla birlikte, Şah’ın devrilmesinden sonra Tahran’da Fedailer tarafından düzenlenen ilk mitinge 500.000 kişi katıldı. Çekincelere rağmen, bir tür kurucu meclis olan seçimlere katılan örgüt, birkaç milyon oy aldı.

7. Ayrışmalar

1979 sonrası dönemde Fedailer ile nispeten daha küçük olan Troçkist grupları da içerecek biçimde tüm İran solunun tanık olduğu ayrışmalar, genellikle Sovyetler Birliği ile ilgili görüşlere dair anlaşmazlıklardan kaynaklandı.

1979-1980’de, merkez komitenin çoğunluğu, dönemin temel çelişkisinin, ABD’nin temsil ettiği emperyalizmle Sovyetler Birliği’nin temsil ettiği sosyalizm arasında olduğu görüşünü savunuyordu! İran rejimine ilişkin olarak, hükümetin İslami olmasına rağmen, nesnel olarak İran’ı “sosyalist kamp”a doğru götürdüğünü, bu nedenle desteklenmesi gerektiğini söylediler. Sadece merkez komitede çoğunluğu oluşturdukları için Fedai Çoğunluk olarak adlandırıldılar, ancak kısa süre sonra ülkede çoğunluğun desteğine sahip olmadıkları görüldü.

1979 baharından sonra işler çok daha gerginleşti. İslami hükümet güçlendi, muhalif güçlere baskı uygulamaya başladı. Bu nedenle, ABD büyükelçiliğinin ele geçirilmesi türünden bir dizi olay meydana geldi. Bu büyükelçilik işgali, Sovyet yanlısı gruplar Fedai Çoğunluk ile Tude’nin yanı sıra İran dışındaki solun çoğu tarafından anti-emperyalist bir eylem olarak selamlandı. İran’daki radikal sol ise, işgal eylemini İslami rejime karşı yürütülen politik grevlerin ve sergilenen muhalefetin önünü kesmek için, kasten tasarlandığını, dikkatleri başka bir yöne çekmek amacıyla örgütlendiğini söyledi.

Büyükelçilik olayı, hükümetin kendisini desteklemeyen herkesin “karşı-devrimci” veya “CIA ajanı” olduğunu ilan etmesi açısından da önemliydi. Karşı-devrimciler tutuklanabilir, hatta idam edilebilirlerdi: Hükümetin emperyalizme karşı bir savaş olarak nitelendirdiği İran-Irak savaşı başlayınca bu durum daha da kötüleşti.

Hem Fedailer Çoğunluk hem de Tude Partisi, solun geri kalanını bastırması konusunda hükümete destek sundu. Bu sırada Sovyet çizgisini takip eden Çoğunluk, Tude’ye yakındı. İşçilere verdikleri mesaj şuydu: “Daha fazla üretin. Bu yaşadığımız, anti-emperyalist bir savaştır. Savaş ekonomisi uygulanıyor. İran, sosyalist kampa doğru ilerliyor.” Fedailer Azınlık örgütü ise işçilere, emperyalizme karşı savaşırken aynı zamanda İslami hükümete karşı da savaşmaları gerektiğini söylüyordu. İranlı Troçkist grupların da çok benzer çizgilerde bölündüğüne dikkat çekmek gerek.

8. İslam Cumhuriyeti’nde İran Solu

1979 Şubat’ında gerçekleşen ayaklanmayı müteakip İran İslam Cumhuriyeti’nde ardı ardına gelen hükümetlerin uyguladıkları baskılar sebebiyle İran solu, ciddi şekilde zayıfladı. İlk olarak İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesini savunan gruplar baskıyla yüzleştiler: Fedailer, Peykâr, Rahe Kârgâr ve Komala. Üyeleri ve destekçileri seksenlerin başlarında tutuklandı veya idam edildi.

1985’te Tude ile Fedailer Çoğunluk baskıya maruz kaldığında, onları savunacak kimse kalmamıştı. Çoğunluk’un ve Tude’nin önde gelen birçok üyesi tutuklandı. Bu, İran içindeki bu iki örgüt için sonun başlangıcıydı. Bugün iki örgütten geriye kalanlar sürgünde yaşıyorlar.

1982’ye gelindiğinde, hükümetin devrimci mi yoksa karşı devrimci mi olduğu tartışmaları sırasında Çoğunluk veya Tude ile birlikte hareket eden önde gelen petrol işçileri, her iki örgütü de terk etmişti.

Fedailer Azınlık’a gelince, önde gelen üyelerinin çoğunu Kürdistan’a taşımak zorunda kaldılar. Örgütün zorluklara dayanabilmesi için büyük bir güce ihtiyacı vardı. Kışlar korkunç derecede soğuk, yazlar ise çok kuraktı. Daha sonra, hükümet saldırısını artırdıkça, Fedailer Azınlık, köylerdeki üslerinden, insanların çok daha aşiretçi olduğu ve köylerin bulunmadığı daha dağlık bölgelere taşınmak zorunda kaldı.

Ayrıca, Kürdistan’da Fedailer Azınlık ile diğer solcu gruplar, zaten emperyalist fonlarla kirlenmiş Iraklı Kürt gruplarının yozlaştırıcı etkisine girdiler. Celâl Talibani’nin Kürdistan’daki grubu (Talibani daha sonra işgal sonrası Irak’ın cumhurbaşkanı oldu), sadece İran Kürdistan’ını değil, aynı zamanda Türk Kürdistan’ındaki komşu bölgeleri ve Irak Kürdistan’ının bir kısmını da kontrol eden gruplardan biriydi.

İran solunun tarihinden çıkarabileceğimiz başlıca dersler nelerdir? İlk olarak, geriye dönüp bakıldığında, tüm bu hususları eleştirmenin kolay olduğunu görmek gerekiyor. Aynı şekilde, Şah’ın ve İslam Cumhuriyeti’nin baskısını hafife almanın da kolay bir yaklaşım olduğu görülmeli. Fedailerin, yeni solun doğuşunda ve İran Devrimi’nde tarihsel bir etkiye sahip olduğu açık. Örgüt, çok ağır bedeller ödemiş olsa da ortadan kaldırılamamıştır. Ancak birçok hata yapmıştır: Tude ve Çoğunluk, reformizm yolundan ilerlemiş, gerici sınıfla işbirliği yapmış, İran ve Ortadoğu solunun geleceği konusunda ihanetle tanımlı politikaların anlamını ve sonuçlarını dikkate almadan Moskova’nın yolundan ilerlemiştir.

Fedailer Azınlık veya radikal sola mensupn diğer küçük gruplar ise Stalinizme yüzünü dönmek, merkeziyetçilik, kahraman gerilla ve profesyonel devrimci kültürü gibi hatalara imza atmışlardır. Şubat 1971’in tüm kahramanlığına rağmen, Tude’nin Stalinist gölgesi, Tude’ye karşı mücadeleyi üstlenmiş olan örgütü rahatsız etti. Bugün, İran içinde yeni bir devrimci hareketin tekrar canlanma ihtimalinin oluştuğu bir dönemde, bazı solcuların “ne kadar kötü olursa olsun, reel sosyalizmin yokluğuna ağıtlar yakması üzücü.

Tude ve Fedailer Çoğunluk, İran dışında faaliyet yürüttü. Ülke içindeki kimi destekçileriyle bağlarını kopartmadı. Tude’nin mevcut çizgisi, rejim içre iki fraksiyona (ılımlı ve muhafazakâr İslamcı fraksiyona) karşı olsa da, geçmişe dair ciddi bir analiz ortaya koymuyor. Bugüne dek Tude, Musaddık’ı eleştirmeksizin ona destek sunan yaklaşımdan ona karşı çıkan, onu Batı’nın istihbarat teşkilâtlarıyla çalışmakla suçlayan yaklaşıma geçmesine, seksenlerin başlarında Humeyni’yi ve İslam Cumhuriyeti’ni anti-emperyalizmin somutlaşmış hali olarak desteklerken, onun devrilmesini isteyen bir muhalif örgüte dönüşmesine dair herhangi bir açıklama sunmuş değil.

Yasemin Mater

[Kaynak: Communist Parties in the Middle East: 100 Years of History, Yayına Hz.: Laura Feliu ve Ferran Izquierdo-Brichs, Routledge, 2019, s. 45-59.]

Dipnotlar:
[1] Lenczowski, 1949: 160. Aktaran: WNR.

[2] Rezun, 1982: 29. Quoted at http://world-news-research.com/ngerm.html (accessed 5 October 2011).

[3] Transcriptions of conversations with Solayman Mirza, 8 Kasım 1941, Rossiiskii Tsentr Khraneniia. Izucheniia Dokumentov Noveishi 495/74/192.

[4] Letter by Dimitriov, 15 December 1941 to Artashes, Avanessian, RtsKhIDNI 495/ 74/192.

[5] “1944–1946 yılları arasında Askeri Örgüt, kendi feshine ve Tude Partisi’nin kendisiyle ilişkilerini kesmesine yol açan iki olaya karışmıştır. İlk olayda, Ağustos 1944’te ordunun Horasan Tümeni’nde görevli yaklaşık yirmi askeri personel başkaldırmış, merkezi hükümete karşı savaş başlatmak amacıyla Batı Horasan ile Doğu Mazenderan’daki Türkmen bölgelerine ulaşmaya çalışmıştır. İsyan, Binbaşı iskendani ile Albay Azer tarafından yönetildi. İskendani de dâhil olmak üzere bu teşebbüsün parçası olan personelin çoğu, hedeflerine ulaşamadan öldürüldü. Azer gibi isimlerse Sovyetler Birliği’ne kaçtılar. İkinci olayd, Askeri Örgüt, Azerbaycan eyaleti, merkezi hükümete karşı isyan halindeyken buraya yardım ve subaylar gönderdi. Azerbaycan hareketinin yenilgisi, parti liderliğini Askeri Örgüt’ü feshetmeye ve her halükarda onunla tüm bağları koparmaya yöneltti. Askeri Örgüt, partinin istediği gibi feshedilmedi. Ruzbih gibi subaylar, Askeri Örgüt’ü ayakta tutmak için parti üyeliklerinden istifa ettiler. Parti, Sovyetler’in aktif baskısı sonucunda 1948’de Örgüt’ü tekrar saflarına davet etti, yeniden birleşme süreci ertesi yıl tamamlandı (Behrooz, 2001: 367).

[6] Feridun Azernur’un Hamid Ahmedi ile sohbeti, Youtube.

[7] Pouyan, 1980.

[8] Ahmadzadeh ve Mossalahaneh, 1970.

Kaynakça:
Abrahamian, Ervand (1982) Iran between Two Revolutions, Princeton, NJ, Princeton University Press.

Abrahamian, Ervand (2008) A History of Modern Iran, Cambridge, Cambridge University Press.

Ahmadzadeh, Massoud ve Mossalahaneh, Mobarezeh (1970) ‘Armed Struggle: Both a Strategy and a Tactic, Ham Strategy Ham Tactic’, Fedayeen Publications.

Behrooz, Maziar (2001) ‘Tudeh Factionalism and the 1953 Coup in Iran’. International Journal of Middle East Studies, 33, 3.

Chaqueri, Cosroe (1984) ‘Sultanzade: The Forgotten Revolutionary Theoretician of Iran: A Biographical Sketch’. Iranian Studies, 17, 2–3. Türkçesi: İştiraki.

Chaqueri, Cosroe (1999) ‘Did the Soviets Play a Role in Founding the Tudeh Party in Iran?’ Cahiers du monde russe, 40, 3.

Gasiorowski, Mark J. (1991) US Foreign Policy and the Shah: Building a Client State in Iran, Ithaca, NY, Cornell University Press.

Lenczowski, George (1949) Russia and the West in Iran, 1918–1948, Ithaca, NY, Cornell University Press.

Pouyan, Amir-Parviz (1980) ‘Against the Theory of Survival’, Fedayeen Publications.

Rezun, Miron (1982) The Iranian Crisis of 1941: The Actors, Britain, Germany, and the Soviet Union, Wien, Böhlau.

Riddell, J. (Yh.) (1993) To See the Dawn: Baku, 1920–First Congress of the Peoples of the East, New York, Pathfinder. Türkçesi: İştiraki.

Zulaika, Joseba (2009) Terrorism: The Self-Fulfilling Prophecy, Şikago, IL, University of Chicago Press.

0 Yorum: