16 Ekim 2026

,

Casus Avcısı



Şehit Yahya İbrahim Hasan Sinvar, 1962 yılında Han Yunus kampında doğdu. Ailesi daha önce, İsrail denilen sahte teşekkül bünyesinde Aşkelon olarak adlandırılan, modern bir şehir olarak kabul edilen Mecdîl'deki evlerinden sürülmüştü. Sinvar, Gazze İslam Üniversitesi’nde Arap edebiyatına ve Müslüman Kardeşler’in öğretilerine kendini adadı. Hamas’ın militan örgüt içindeki İsrail casuslarını ve sızıntıları ortadan kaldırmakla görevli yürütme organı olan gizli güvenlik birimi “Mecid”in kuruluş sürecinde yer aldı.

İsrail askeri mahkemesi, Sinvar’ı 1988’de yargılayıp hapse attı. Hapisteyken İbraniceyi eksiksiz öğrendi. İsrail’i iyice inceleyen Sinvar, düşmanlarının taktiklerini kavradı. Bu komutan için İbranice, sadece bir dil aracı değildi; işgalcinin dünya görüşünün kapılarını aralamanın anahtarıydı. Sinvar, düşmanın dilini bilmenin onun korkularını anlamamızı sağlayacağına inanıyordu.

Yahya Sinvar, 22 yıl boyunca Yahudi devletinin elinde tutsak kaldı. 2011 yılında, hapishaneden kendisinin planladığı bir operasyonla İsrail askeri Gilad Şalit’in serbest bırakılması karşılığında serbest bırakıldı. Altı yıldan kısa bir sürede Hamas’ın Gazze kolunun başına geçti.

Sinvar’ın askeri planlarından biri, bugün “Aksa Tufanı” olarak bilinen olaydır; bu olay, 7 Ekim 2023’te birkaç saat içinde binden fazla İsraillinin öldürülmesine, 200’den fazla kişinin esir alınmasına, İsrail’in güvenlik doktrininin temellerinin sarsılmasına yol açmıştır. Sinvar, Gazze Savaşı’na aktif olarak katıldıktan sonra, 17 Ekim 2024’te Gazze’deki Refah’ta bir binada şehit edildi. Bazıları, Yahya Sinvar’ı İsrail’in en büyük yenilgisi olarak nitelendirirken, bazıları da Yahudi medyasının yarattığı abartı nedeniyle, “Sinvar İsrail’in gizli piyonu olabilir miydi?” diye sormaktadır.

Sinvar’ın güçlü ve devrimci kişiliği, yazar ve araştırmacı Russell Borna’yı 2025 yılında Sinvar hakkında bir kitap yazmaya yöneltmiştir. Bu kitap, Halkın Kahramanı Yahya Sinvar ve Son İntifada adıyla yayımlanmıştır. Bu kitap, kısa süre önce Şehriyar Şafî tarafından tercüme edilerek Yahya: Milletin Kahramanı, Devletin Düşmanı adıyla Şehid Kâzımî Yayınları tarafından yayımlandı ve piyasaya sürüldü.

Sadakat ve Dini Kökenler: Mücadelenin Unsurları

Gençlik yıllarında Han Yunus Filistin mülteci kampında okumaya hevesli bir genç olarak Sinvar, kamp dışındaki dünyanın Filistinlilerin çektiği acılara sadece sempati duymadığını, aynı zamanda bu acıların sebebi ve yazarı olduğunu da görmüştü. 1982’de tutuklandı, Filistin mücadelesindeki giderek artan konumunun farkında olan Siyonist yetkililer, kısa ama yoğun ve yorucu bir gözaltı döneminden sonra, onu serbest bıraktı. O zamana kadar siyasi bir aktör haline gelen Sinvar, serbest bırakılmasından birkaç ay sonra Hamas’ın kurucusu ve lideri Şeyh Ahmed Yasin ile temaslarını artırdı.

Sinvar’ın ikinci tutuklanması 1985’te gerçekleşti, bu olay, onu yeni yeni gelişmekte olan bir devrimciden kararlı bir devrimciye dönüştürdü. Bu tutuklanma ve hapis dönemi, “inanç” ve “devrimci strateji” alanlarındaki çıraklığının başlangıcını işaret etti. Şeyh Ahmed Yasin’in rehberliğinde, önceki Filistin hareketlerinin başarısızlığındaki en önemli faktörün ihanet olduğu sonucuna vardı. Şeyh Ahmed Yasin’in rehberliği ve öğretilerini edinirken “sadakat” unsuruna hayran kaldı. Kendi mücadeleci ve devrimci deneyimlerini aktarırken, Şeyh, mücadelenin dini meşruiyetinin önemine vurgu yapıyordu. Filistin Kurtuluş Örgütü gibi laik Filistinli örgütler, Marksizm veya Pan-Arabizm okulundan ilham alırken, Hamas, köklerini İslami özgünlükte görüyordu. O, diğer örgütlerin aksine, yabancı destekçilere bağımlı değildi, bizatihi halk ve toplum tarafından besleniyordu.

Hamas’ın En Korkulan Birliğinin Komutanı: Casus Avcısı

Hamas’ın kuruluşu, Müslüman Kardeşler’in siyasi vizyonunun halk direnişinin taktiksel militarizmiyle birleştiği ve İslami Direniş Hareketi’nin (Hamas) kurulduğu 1987 yılına dayanmaktadır. Hareket, Nukab hapishanesinin hücrelerinde ve Şeyh Ahmed Yasin’in takipçileri eliyle kuruldu. Hamas’ın doğuşu, en gizli ve korkulan organı olan Mecid’in kurulmasıyla birlikte gerçekleşti. Yapısı devrimci hareketlerin güvenlik mekanizmalarından esinlenerek oluşturulan bu Hamas birimi, düşmana hizmet eden “işbirlikçileri”; yani İsrail’in istihbarat örgütü Şin Bet’e bilgi sağlamak, güvenli evleri ifşa etmek veya savaşçıları tespit etmek için görevlendirilen Filistinlileri ortadan kaldırmakla görevlendirilmişti. Yahya Sinvar, Mecid’i yönetmek üzere hapishane hücrelerindeyken seçilmişti. Mecid’in faaliyetleri, Filistinlilere açık bir mesaj iletti: “Ya saf direnişten yanasınız ya da hiçbir şeysiniz”. Sinvar da bu birimi parmaklıkların ardından yönetti, neticede “casus avcısı” lakabını kazandı.

Bay Duvar!

Sinvar, 1988’de yargılandı ve dört kez müebbete çarptırıldı. Duruşmanın büyük bölümünde sessiz kaldı, çok az savunma yaptı, bazen olan bitene tümüyle kayıtsız kaldı. “Casus avcısı” lakabının yanı sıra, mahkûmlar arasında bir başka lakabı daha vardı: “Duvar!” Sorguda diz çökmemesi ve herhangi bir isim vermemesi nedeniyle, İsrailli sorgucular ve işkenceciler, onda herhangi bir korku belirtisi görmemişlerdi. Herhangi bir mahkûmu veya hükümlüyü çıldırtabilecek uzun hapis cezası, Sinvar için düşünmek ve planlarını oluşturmak için altın bir fırsattı. İbranice metinlere, İsrail gazetelerine ve İsrail toplumu üzerine çalışmalara yoğunlaştı, zira onlar gibi düşünmek istiyordu. İsrail yetkilileri de bu olayın farkındaydı, ona verilmiş olan hapis cezasını bir “hapishane üniversitesi” olarak adlandırdılar.

Sinvar, 22 yıl sonra bir esir takasıyla hapisten çıktığında, daha sonra Hamas’ın “hapishane doktrini” olarak adlandırılacak bir dizi inanç ve ilke oluşturmuştu. Bu görüşe göre, bir hareketin gücü sahip olduğu silahlarla değil, liderlerinin karakteriyle ölçülürdü. Her daim sadakate vurgu yapan Sinvar, direnişin içteki zayıflık sebebiyle kolayca dağılabileceği sonucuna vardı. Bu yüzden, her zaman karşı-istihbarat eğitiminde ısrar etti. Düşmanın sıradan bir konuşmayı bile düşüncelerini açığa çıkarmak için kullanabileceğini bilerek temkinli davrandı.

İşte bu iyi organize edilmiş zihinsel çerçeveler sayesinde Sinvar, İsrail’in yüzleşmeye hazır olmadığı bir ayna haline geldi. Siyonist rejimin böyle bir varlığa karşı sürekli ve bitmek bilmeyen korkusu şuydu: “En tehlikeli düşman, silahlı olan değil, sözlerinizi sizden daha iyi bilen düşmandır.”

Düşman toplumu tam ve doğru bir şekilde anlamış olan Yahya Sinvar, İsrail toplumunun dirençli olmasına rağmen kırılgan olduğunu da biliyordu. Askeri gücü inkâr edilemezdi, ancak siyasi görüşü son derece parçalanmıştı. İstihbarat teşkilatları yetenekliydi, ancak toplumu korkuya ve psikolojik savaşa meyilliydi. Yahudi ekonomisi gelişmişti, ancak uzun süreli çatışmalarda sosyal uyumu kırılgandı. Sinvar, İsrail’in yenilmezliği efsanesinin tek bir saldırıyla değil, sürekli ve hedefi belirlenmiş baskıyla kırılabileceğine inanıyordu.

“En Eşitsiz Mahkûm Takası Operasyonu”nu
Parmaklıklar Ardında Anbean Tahayyül Etmek

Düşman güçlerini önce tutuklayıp, daha sonra büyük çaplı esir takası yapmaları için baskı altına almayı amaçlayan cesur ve gizli strateji/plan, Yahya Sinvar tarafından hapishanenin içinden hazırlandı. Bunu Muhammed Şarate ile birlikte yaptı. Uygulaması şu şekilde gerçekleşti: 2006 yılında, bir Hamas birliği, Kerem Şalom köyü yakınlarındaki bir İsrail kontrol noktasına yeraltı geçidinden baskın düzenleyerek iki İsrail askerini öldürdü ve üçüncü asker Gilad Şalit’i esir aldı.

Bu operasyon, beş yıl sonra bölge tarihinin en eşitsiz esir takasına yol açtı; bu takasta 1027 Filistinli esir, Gilad Şalit karşılığında İsrail hapishanelerinden serbest bırakıldı. Önemli nokta şu ki, Sinvar, yakalama operasyonunu ve nihayetinde esir takasını baştan sona hapishane hücresinin içinden tahayyül etmişti. Bu nedenle, Yahya kitabının yazarı Russell Borna, Sinvar için hapishanenin asla bir ceza yeri değil, bir komuta merkezi olduğunu söylüyor. Hücresinin içinden fiilen müzakere komitesinin bir üyesi haline gelmişti.

Demir Eksen

Sinvar, direnişin tepkisel bir hareketten proaktif bir güce dönüşmesi gerektiğine inanıyordu. İşgalcinin vahşeti için provokasyona ihtiyacı olmadığını, direnişin de bir bahaneye değil, zafere ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Bu Hamas komutanı, inançsız bir kurşunun sadece bir metal parçası olduğuna, mücadelenin direnişin sadece bir yönü olduğuna, diğer yönünün ise zihinsel ve düşünsel istikrar olduğuna inanıyordu. Bu görüşü ve direnişi geliştirmek amacıyla Sinvar, Lübnan’daki Hizbullah, İran İslam Devrimi Muhafızları ve İslami Cihad fraksiyonlarıyla yeni görüşmelere başladı.

Hamas’ın bir diğer komutanı olan ve Sinvar ile yakın çalışan Muhammed Deyf, büyük ölçüde kamuoyunun gözünden uzak durdu. Sinvar da kamuoyunun karşısına çıkmadı, basın toplantılarına rastgele katılmadı, güvenlik ilkelerine riayet etti. Sinvar ve Deyf arasındaki koordinasyon, Hamas’ın Demir Ekseni’nin oluşmasına yol açtı. Her iki isim de Hamas’ın gelişmekte olan, “Diplomasiyle harmanlanmış direniş ve sabır kılığına bürünmüş gizli saldırı” stratejisinin ana mimarları haline geldi. Böylece, Sinvar’ın rehberliğinde, Gazze’de modern yeraltı metro sistemleri kullanılarak tünel kazma çalışmaları başladı ve devam etti.

Franz Fanon ve Malcolm X’ten Alıntılar:
“İsrail Camilerimizden Korkmuyor!”

Sinvar, 2012’de örgüt içinde yapılan seçimlerin ardından Hamas’ın siyasi bürosunun başına geçti. Hamas’ın askeri ve siyasi kolları arasındaki geleneksel ayrımın bir zayıflık olduğunu savunan Sinvar, uzun vadeli planlamada ısrar etti. Ona göre Hamas, çok tepkisel hale gelmişti, İsrail operasyonları onu kolayca kışkırtıyor veya kısa vadeli siyasi çıkarlardan etkileniyordu. Bu nedenle, beş yıllık stratejik planlar önerdi.

Hamas’ın özel siyasi büro toplantılarında sık sık Franz Fanon ve Malcolm X’ten alıntılar yaparak, Filistin’in sömürgecilikten kurtulmasının sadece dindarlığı değil, aynı zamanda anti-emperyalist direnişi de gerektirdiğini arkadaşlarına hatırlatıyordu. Sinvar’ın o günlerinden en akılda kalıcı sözlerinden biri şudur: “İsrail camilerimizden değil, birliğimizden, disiplinimizden, unutmayı reddetmemizden ve mücadeleden geri adım atmayı reddetmemizden korkuyor.”

Yahya Sinvar, 13 Şubat 2017’de Hamas’ın Gazze kolunun yeni lideri oldu. Bu olay, Batı medyasının onu hızla “aşırılıkçı” olarak nitelendirmesine ve İsrail güvenlik yetkililerinin onu “terörün beyni” olarak adlandırmasına yol açtı.

Caydırıcılık Doktrinini Güçlendiriyoruz.
Sert Bir Şekilde Misilleme Yapacağız!

Liderliğinin en önemli gelişmesi, “Hamas'ın caydırıcılık doktrininin güçlendirilmesi” oldu. Sinvar, yeni kırmızıçizgiler belirledi: Gazze’ye herhangi bir sızma, Mescid-i Aksa’ya saygısızlık veya hedef gözeterek gerçekleştirilen suikastlar ağır bir misillemeyle karşılanacaktı. Sinvar’ın liderliği döneminde Gazze, artık sadece kendini savunmakla kalmıyor, çatışmaya hazırlanıyordu. Gazze, yüzleştiği krize üç yönlü stratejiyle yaklaştı: direniş, dayanıklılık ve gözden geçirilen politika.

Direniş, Sinvar için müzakere edilemez bir kırmızıçizgiydi. Kuşatma, devam ettiği ve Batı Şeria’daki İsrail yerleşimleri sürdüğü sürece, silahlı mücadelenin sadece saldırganlığı caydırmak değil, Filistinlilerin onurunu korumak için de onun devam etmesi gerektiğine inanıyordu. Sinvar’ın o günlerden günümüze ulaşan sözlerinden biri şudur: “Kuşatma, sınırlarımızı kontrol edebilir, ancak azmimizi ve irademizi kontrol edemez.”


Sinvar’ın Gözünde Savaşın ve Barışın Anlamı

Sinvar için savaş, kendi başına bir amaç değil, bir amaca ulaşma aracıydı, barışsa teslimiyet değil, bir sonraki çatışmadan önce kısa, stratejik bir duraklama olarak görülüyordu. Oslo Anlaşmaları ve Amerikan diplomasisi tarafından itibarsızlaştırıldığına inandığı “Barış” kelimesini asla kullanmadı, ancak sık sık sakinlik, haysiyet ve karşılıklı caydırmadan bahsetti.

Sinvar’ın, düşmanlarının medya yalanlarına bir cevap, kendisinin ve ortaklarının “ölüm arayışı” söylentilerine ve iftiralarına bir reddiye olarak kabul edilen açıklamalarından birinde şunu söyledi: “Ölümü sevmiyoruz; hayatı seviyoruz, ama teslimiyeti değil, haysiyetli bir hayatı!” Sinvar, bu düşünce çizgisine dayanarak, Hamas’ın silahsızlanmasını talep eden şartlı yardımı kararlılıkla reddetti. Sinvar, bilge bir komutanın sadece savaşlarını değil, sessizliklerini de akıllıca seçmesi gerektiğine inanıyordu.

Zıtlıkların Toplamı ve Erişilemez Kara Kutu

Koronavirüs pandemisinden sonra Sinvar, Hamas’ın sağlık kaynaklarını seferber etti ve çöküşü önlemek için uluslararası sağlık kuruluşlarıyla birlikte çalışarak sıkı karantinalar uyguladı. Sinvar’ın kişiliğinin önemli yanı, koronavirüs döneminde halk sağlığı direktifleri veren savaşçının, mali yardımların dağıtımını onaylayan devrimci ve stratejik sükunet çağrısında bulunan direniş sembolüyle aynı kişi olmasıydı. Bu zıtlıkların yan yana gelmesi, Sinvar’ın pragmatik bir savaşçı olarak mirasıydı. Sinvar’ın kamuoyu önünde konuşmayı reddetmesi, düşmanlarını hayal kırıklığına uğratmıştı. İsrail istihbaratı, kişilikleri analiz etme becerisine rağmen, onu anlamakta zorlanmıştı. Sinvar nadiren telefon kullanırdı, nerede olduğunu kimse bilmezdi, hatta Hamas’taki meslektaşları bile genellikle aracılar aracılığıyla mesaj alırdı. Dijital sinyallerden kaçınırdı, Hamas tünellerinden çıkan mesajların hiçbirinde meta veri bulunmazdı.

Sinvar, böylece kendini gizemli, erişilemez ve tahmin edilemez bir kara kutuya dönüştürdü. Sinvar’ın 7 Ekim saldırısından sonra hayatta kalması, liderliğini bir efsaneye dönüştürdü. Bu efsane, şehit edilmesiyle daha da güçlendi. İsrail, yoğun baskı uygulayarak 7 Ekim’de yakalanan tüm sivillerin koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep etti, ancak Sinvar şu şartı dile getirdi: “Bu, İsrail hapishanelerinde ölmekte olan Filistinli mahkûmların geniş çaplı serbest bırakılması olmadan gerçekleşmeyecekt.”

İsrail’in Dedikodusu

Psikolojik ve medya savaşının ardından İsrailli generaller, onu “cesetlerle satranç oynayan bir deli” olarak nitelendirirken, Batılı diplomatlar, onu “acıya kayıtsız, soğukkanlı bir stratejist” olarak tanımladılar. Bu gizemli komutana ulaşamamaktan dolayı hayal kırıklığına uğrayan İsrailli yetkililer, onun bir hava saldırısında veya çöken bir tünelde öldürüldüğüne dair söylentilere sarıldılar, ancak bunu doğrulayamamaları onları sürekli bir teyakkuz halinde tuttu; hayatta kalma olasılığı Gazze’yi öngörülemez hale getirdi.

Yahya’nın Mirası

Bir keresinde Sinvar, Kur’an’ın bir sayfasının köşesine şu mesajı yazmıştı: “Mezarlarımızda bile teslim olmayız, sadece yaşayanlar olarak konuşuruz.”

Yahya kitabının yazarı Russell Borna’ya göre, Yahya Sinvar hakkındaki gerçek ne olursa olsun, onun kesin bir mesajı vardı: Şekillendirdiği miras, sadece Hamas’ın bir sonraki dönemini değil, Filistin’in kendisini de yeniden tanımlayacaktı.

Mehr News
16 Ağustos 2026
Kaynak

0 Yorum: