Hamas
lideri, 16 Ekim 2024 tarihinde İsrail güçlerince katledildi. Sinvar’ın kanının son
damlasına kadar savaştığını gösteren görüntüler, dünyanın dört bir yanındaki
insanları derinden etkiledi. Hayatı ve direnişiyle tarihe geçen Sinvar’ın son
arzusu, şehadetinin ardından yayımlandı.
* * *
Ben
Yahya. Sürgünü geçici bir vatana, bir hayali ise ebedi bir mücadeleye
dönüştüren bir mültecinin oğluyum.
Bu
satırları kaleme alırken, çocukluğumun geçtiği ara sokaklardan hapishanede
geçen uzun yıllara, bu toprakların üzerinde dökülen her bir damla kana kadar
hayatımın her anını hatırlıyorum.
1962
yılında, Filistin’in paramparça bir hatıraya dönüştüğü ve siyasetçilerin
masalarındaki haritalarda unutulup gittiği bir dönemde, Han Yunus mülteci
kampında dünyaya geldim. Hayatı ateş ve kül arasında örülmüş bir adamım. İşgal
altındaki bir yaşamın, daimi bir hapishaneden başka bir şey olmadığını çok
erken yaşta anladım.
Daha
ilk günlerimden itibaren, bu topraklarda yaşamanın sıradan bir şey olmadığını,
burada doğan herkesin kalbinde ehlileşmeyecek bir silah taşıması gerektiğini,
özgürlüğe giden yolun ne kadar uzun olduğunu biliyordum.
Size
yazdığım, son arzumu içeren mektup, işgalciye ilk taşı fırlatan o çocukla
başlıyor. Yaralarımız karşısında sessiz kalan bir dünyaya karşı, taşların
söylediğimiz ilk sözler olduğunu öğrenen o çocukla...
Gazze
sokaklarında şunu öğrendim: Bir insan, yaşadığı yıllarla değil, vatanına
sunduklarıyla ölçülür. Benim hayatım da böyle geçti. Hapishaneler ve savaşlar,
acılar ve umutlarla... 1988’de ilk kez hapse girdim ve müebbet hapis cezasına
çarptırıldım, ancak korkunun ne olduğunu hiç bilmedim.
O
karanlık hücrelerde, her bir duvarda uzak ufuklara açılan bir pencere; her bir
parmaklıkta ise özgürlüğe giden yolu aydınlatan bir ışık gördüm. Hapishanede,
sabrın sadece bir erdem değil, aynı zamanda bir silah olduğunu öğrendim, tıpkı
denizi damla damla içmek gibi, acı bir silah...
Sizden
istediğim şudur: Hapishanelerden korkmayın, zira onlar, özgürlüğe giden uzun
yolculuğumuzun basit bir parçasıdır.
Hapishane
bana, özgürlüğün sadece gasp edilmiş bir hak değil, acıdan doğan ve sabırla
şekillenen bir kavram olduğunu öğretti. 2011 yılındaki “Vefay-i-Ahrar”
(Özgürlere Vefa) esir takası anlaşmasıyla serbest bırakıldığımda, artık ben
eski ben değildim. Daha güçlü biri olarak çıkmıştım. Verdiğimiz mücadelenin
gelip geçici bir çaba değil, kaderimiz olduğuna dair inancım daha da pekişti.
Bu, son damla kanımıza dek taşıyacağımız bir kaderdi.
Sizden
istediğim şudur: Dik durun, onurunuza ve asla ölmeyen o hayale sımsıkı tutunun.
Düşman, direnişten vazgeçmemizi, davamızı sonu gelmez müzakerelere
dönüştürmemizi istiyor. Ancak ben size diyorum ki: “Zaten hakkınız olan bir şey
için asla pazarlık etmeyin.”
Onlar,
sizin silahlarınızdan ziyade, sarsılmaz duruşunuzdan korkuyorlar. Direniş,
yalnızca elimizde taşıdığımız bir silah değil, her nefesimizde Filistin’e
duyduğumuz sevgidir. Kuşatmaya ve saldırganlığa rağmen var olma irademizdir.
Sizden
isteğim şudur: Şehitlerin kanına, bize bu dikenli yolu miras bırakanlara sadık kalın.
Onlar, özgürlüğe giden yolu kendi kanlarıyla döşediler. Bu yüzden onların
fedakârlıklarını, siyasetçilerin hesaplarına ya da diplomasi oyunlarına kurban
etmeyin. Biz, ilk neslin başlattığı şeyi sürdürmek için buradayız, bedeli ne
olursa olsun bu yoldan sapmayacağız. Gazze, her zaman direnişin başkenti
olmuştur ve öyle kalacaktır. Dünya dört bir yanımızı kuşatsa dahi, Gazze,
Filistin’in asla durmayan kalbidir.
2017
yılında Hamas’ın Gazze’deki liderliğini üstlendiğimde, bu sadece bir yetki
devri değil, taşlarla başlayıp tüfeklerle devam eden direnişin kesintisiz bir
biçimde ilerletilmesiydi. Kuşatma altındaki halkımın çektiği acıları her gün
yüreğimde hissettim. Özgürlüğe doğru attığımız her adımın bir bedeli olduğunu
biliyordum.
Şunu
da iyi bilin: “Teslim olmanın bedeli, çok daha ağırdır.” Bu yüzden toprağa,
köklerin toprağa tutunduğu gibi sımsıkı sarılın, zira yaşamayı seçmiş bir halkı
hiçbir fırtına yerinden söküp atamaz. Aksa Tufanı savaşında ben, bir grubun ya
da hareketin lideri değil, özgürlük hayali kuran her bir Filistinlinin
sesiydim. Beni harekete geçiren şey, direnişin sadece bir seçenek değil, bir
görev olduğu inancıydı. Bu savaşın, Filistin mücadelesi denilen kitapta yeni
bir sayfa olmasını, örgütlerin birleştiği, çocuk ile yaşlı, taş ile ağaç
arasında hiçbir ayrım gözetmeyen bir düşmana karşı herkesin aynı siperde
durduğu bir dönem olmasını istedim.
Aksa
Tufanı, bedenle yürütülen bir savaştan önce ruhla yürütülen bir savaştı. Silahlı
bir çatışmadan önce ise iradeye dayalı bir mücadeleydi. Ardımda bıraktığım şey
kişisel bir miras değil, özgürlük hayali kuran her bir Filistinli için, oğlunu
şehit olarak omzunda taşıyan her bir anne için, hain bir kurşunla katledilen
kızı için acı gözyaşları döken her bir baba için kolektif bir mirastır.
Sizden
son isteğim şudur: Direnişin asla boşa gitmediğini, direnişin sadece sıkılan
bir kurşundan ibaret olmadığını, onur ve haysiyetle yaşanmış bir hayat olduğunu
daima hatırlayın. Hapishane ve kuşatma bana, mücadelenin uzun, yolun ise çetin
olduğunu öğretti. Ancak şunu da öğretti: teslim olmayı reddeden insanlar kendi
elleriyle mucizeler yaratabilirler.
Dünyanın
size adil davranmasını beklemeyin, zira ben, dünyanın bizim acılarımız
karşısında nasıl sessiz kaldığına bizzat şahit oldum. Adaleti beklemeyin,
adaletin bizzat kendisi olun. Filistin hayalini kalbinizde taşıyın. Her yarayı
bir silaha, her gözyaşını ise bir umut kaynağına dönüştürün.
Son
arzum şudur: Silahlarınızı bırakmayın, taşlarınızı elinizden düşürmeyin,
şehitlerinizi unutmayın ve hakkınız olan o hayalden asla taviz vermeyin.
Biz
buradayız. Toprağımızda, kalplerimizde ve çocuklarımızın geleceğinde var olmaya
devam edeceğiz.
Size
Filistin’i emanet ediyorum. Ölüme dek sevdiğim o toprağı ve omuzlarımda, asla
eğilmeyen bir dağ gibi taşıdığım o hayali size bırakıyorum.
Eğer
ben düşersem, siz benimle birlikte düşmeyin; asla yere düşmeyen o bayrağı alın ve
kanımı, küllerimizden daha güçlü bir şekilde doğacak nesiller için bir köprü
yapın.
Unutmayın
ki vatan, sadece anlatılacak bir hikâye değil, bizzat yaşanması gereken bir
gerçektir. Bu topraklarda toprağa düşen her bir şehitle birlikte, binlerce yeni
direnişçi doğar.
Eğer
tufan geri püskürtülür de ben aranızda olmazsam, bilin ki ben özgürlük
dalgalarının ilk damlasıydım. Sizin bu yolculuğu sürdürdüğünüzü görmek için
yaşadım.
Onların
boğazına saplanan bir diken, geri dönüşü olmayan bir tufan olun. Dünya, bizim
bu toprakların gerçek sahipleri olduğumuzu, haber bültenlerindeki birer sayıdan
ibaret olmadığımızı kabul edene dek asla durmayın.
Yahya Sinvar
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder