16 Ekim 2026

, ,

Yahya Sinvar’ın Son Arzusu

Hamas lideri, 16 Ekim 2024 tarihinde İsrail güçlerince katledildi. Sinvar’ın kanının son damlasına kadar savaştığını gösteren görüntüler, dünyanın dört bir yanındaki insanları derinden etkiledi. Hayatı ve direnişiyle tarihe geçen Sinvar’ın son arzusu, şehadetinin ardından yayımlandı.

* * *

Ben Yahya. Sürgünü geçici bir vatana, bir hayali ise ebedi bir mücadeleye dönüştüren bir mültecinin oğluyum.

Bu satırları kaleme alırken, çocukluğumun geçtiği ara sokaklardan hapishanede geçen uzun yıllara, bu toprakların üzerinde dökülen her bir damla kana kadar hayatımın her anını hatırlıyorum.

1962 yılında, Filistin’in paramparça bir hatıraya dönüştüğü ve siyasetçilerin masalarındaki haritalarda unutulup gittiği bir dönemde, Han Yunus mülteci kampında dünyaya geldim. Hayatı ateş ve kül arasında örülmüş bir adamım. İşgal altındaki bir yaşamın, daimi bir hapishaneden başka bir şey olmadığını çok erken yaşta anladım.

Daha ilk günlerimden itibaren, bu topraklarda yaşamanın sıradan bir şey olmadığını, burada doğan herkesin kalbinde ehlileşmeyecek bir silah taşıması gerektiğini, özgürlüğe giden yolun ne kadar uzun olduğunu biliyordum.

Size yazdığım, son arzumu içeren mektup, işgalciye ilk taşı fırlatan o çocukla başlıyor. Yaralarımız karşısında sessiz kalan bir dünyaya karşı, taşların söylediğimiz ilk sözler olduğunu öğrenen o çocukla...

Gazze sokaklarında şunu öğrendim: Bir insan, yaşadığı yıllarla değil, vatanına sunduklarıyla ölçülür. Benim hayatım da böyle geçti. Hapishaneler ve savaşlar, acılar ve umutlarla... 1988’de ilk kez hapse girdim ve müebbet hapis cezasına çarptırıldım, ancak korkunun ne olduğunu hiç bilmedim.

O karanlık hücrelerde, her bir duvarda uzak ufuklara açılan bir pencere; her bir parmaklıkta ise özgürlüğe giden yolu aydınlatan bir ışık gördüm. Hapishanede, sabrın sadece bir erdem değil, aynı zamanda bir silah olduğunu öğrendim, tıpkı denizi damla damla içmek gibi, acı bir silah...

Sizden istediğim şudur: Hapishanelerden korkmayın, zira onlar, özgürlüğe giden uzun yolculuğumuzun basit bir parçasıdır.

Hapishane bana, özgürlüğün sadece gasp edilmiş bir hak değil, acıdan doğan ve sabırla şekillenen bir kavram olduğunu öğretti. 2011 yılındaki “Vefay-i-Ahrar” (Özgürlere Vefa) esir takası anlaşmasıyla serbest bırakıldığımda, artık ben eski ben değildim. Daha güçlü biri olarak çıkmıştım. Verdiğimiz mücadelenin gelip geçici bir çaba değil, kaderimiz olduğuna dair inancım daha da pekişti. Bu, son damla kanımıza dek taşıyacağımız bir kaderdi.

Sizden istediğim şudur: Dik durun, onurunuza ve asla ölmeyen o hayale sımsıkı tutunun. Düşman, direnişten vazgeçmemizi, davamızı sonu gelmez müzakerelere dönüştürmemizi istiyor. Ancak ben size diyorum ki: “Zaten hakkınız olan bir şey için asla pazarlık etmeyin.”

Onlar, sizin silahlarınızdan ziyade, sarsılmaz duruşunuzdan korkuyorlar. Direniş, yalnızca elimizde taşıdığımız bir silah değil, her nefesimizde Filistin’e duyduğumuz sevgidir. Kuşatmaya ve saldırganlığa rağmen var olma irademizdir.

Sizden isteğim şudur: Şehitlerin kanına, bize bu dikenli yolu miras bırakanlara sadık kalın. Onlar, özgürlüğe giden yolu kendi kanlarıyla döşediler. Bu yüzden onların fedakârlıklarını, siyasetçilerin hesaplarına ya da diplomasi oyunlarına kurban etmeyin. Biz, ilk neslin başlattığı şeyi sürdürmek için buradayız, bedeli ne olursa olsun bu yoldan sapmayacağız. Gazze, her zaman direnişin başkenti olmuştur ve öyle kalacaktır. Dünya dört bir yanımızı kuşatsa dahi, Gazze, Filistin’in asla durmayan kalbidir.

2017 yılında Hamas’ın Gazze’deki liderliğini üstlendiğimde, bu sadece bir yetki devri değil, taşlarla başlayıp tüfeklerle devam eden direnişin kesintisiz bir biçimde ilerletilmesiydi. Kuşatma altındaki halkımın çektiği acıları her gün yüreğimde hissettim. Özgürlüğe doğru attığımız her adımın bir bedeli olduğunu biliyordum.

Şunu da iyi bilin: “Teslim olmanın bedeli, çok daha ağırdır.” Bu yüzden toprağa, köklerin toprağa tutunduğu gibi sımsıkı sarılın, zira yaşamayı seçmiş bir halkı hiçbir fırtına yerinden söküp atamaz. Aksa Tufanı savaşında ben, bir grubun ya da hareketin lideri değil, özgürlük hayali kuran her bir Filistinlinin sesiydim. Beni harekete geçiren şey, direnişin sadece bir seçenek değil, bir görev olduğu inancıydı. Bu savaşın, Filistin mücadelesi denilen kitapta yeni bir sayfa olmasını, örgütlerin birleştiği, çocuk ile yaşlı, taş ile ağaç arasında hiçbir ayrım gözetmeyen bir düşmana karşı herkesin aynı siperde durduğu bir dönem olmasını istedim.

Aksa Tufanı, bedenle yürütülen bir savaştan önce ruhla yürütülen bir savaştı. Silahlı bir çatışmadan önce ise iradeye dayalı bir mücadeleydi. Ardımda bıraktığım şey kişisel bir miras değil, özgürlük hayali kuran her bir Filistinli için, oğlunu şehit olarak omzunda taşıyan her bir anne için, hain bir kurşunla katledilen kızı için acı gözyaşları döken her bir baba için kolektif bir mirastır.

Sizden son isteğim şudur: Direnişin asla boşa gitmediğini, direnişin sadece sıkılan bir kurşundan ibaret olmadığını, onur ve haysiyetle yaşanmış bir hayat olduğunu daima hatırlayın. Hapishane ve kuşatma bana, mücadelenin uzun, yolun ise çetin olduğunu öğretti. Ancak şunu da öğretti: teslim olmayı reddeden insanlar kendi elleriyle mucizeler yaratabilirler.

Dünyanın size adil davranmasını beklemeyin, zira ben, dünyanın bizim acılarımız karşısında nasıl sessiz kaldığına bizzat şahit oldum. Adaleti beklemeyin, adaletin bizzat kendisi olun. Filistin hayalini kalbinizde taşıyın. Her yarayı bir silaha, her gözyaşını ise bir umut kaynağına dönüştürün.

Son arzum şudur: Silahlarınızı bırakmayın, taşlarınızı elinizden düşürmeyin, şehitlerinizi unutmayın ve hakkınız olan o hayalden asla taviz vermeyin.

Biz buradayız. Toprağımızda, kalplerimizde ve çocuklarımızın geleceğinde var olmaya devam edeceğiz.

Size Filistin’i emanet ediyorum. Ölüme dek sevdiğim o toprağı ve omuzlarımda, asla eğilmeyen bir dağ gibi taşıdığım o hayali size bırakıyorum.

Eğer ben düşersem, siz benimle birlikte düşmeyin; asla yere düşmeyen o bayrağı alın ve kanımı, küllerimizden daha güçlü bir şekilde doğacak nesiller için bir köprü yapın.

Unutmayın ki vatan, sadece anlatılacak bir hikâye değil, bizzat yaşanması gereken bir gerçektir. Bu topraklarda toprağa düşen her bir şehitle birlikte, binlerce yeni direnişçi doğar.

Eğer tufan geri püskürtülür de ben aranızda olmazsam, bilin ki ben özgürlük dalgalarının ilk damlasıydım. Sizin bu yolculuğu sürdürdüğünüzü görmek için yaşadım.

Onların boğazına saplanan bir diken, geri dönüşü olmayan bir tufan olun. Dünya, bizim bu toprakların gerçek sahipleri olduğumuzu, haber bültenlerindeki birer sayıdan ibaret olmadığımızı kabul edene dek asla durmayın.

Yahya Sinvar
Kaynak

0 Yorum: