“SAVAK
muhbirinin Hamaneî’nin konuşmalarından çıkardığı sonuç şuydu: ‘Ayetullah
Hamaneî, Kuran’ın devrimci ilkelerini açıklamakta ve üstü kapalı şekilde halkı
sınıf farklılıklarına, sömürüye ve baskıya karşı direnmeye teşvik ve tahrik
etmektedir.’”[1]
“Înkılapçı
ve uyarıcı ahkâmları ile İslam dini, sömürücülerin en büyük ve uzlaşmaz
düşmanıydı ve onların tüm komplolarını suya düşürüyordu. İşte bu nedenle
sömürücülerin Doğu milletlerinden bu manevi gücü silmeleri ve ellerindeki bu
etkili silahları almaları gayet doğaldı.”
[Şehîd Seyyid Ali Hamaneî]
* * *
Tarihsel
materyalizmin İslam’a yönelik analizi, Marx’ın toplumsal varlığın toplumsal
bilinci belirlediği yönündeki temel ilkesine bağlı kalmalıdır. Bu yaklaşım; Kur’an’daki
sosyopolitik kategorilerin saf dini kavramlar ya da soyut ahlaki önermeler
olarak değil, belirli tarihsel koşullardaki toplumsal ilişkilerin ideolojik
yansımaları olarak kavranmasını ve günümüz emperyalist küresel birikim
sisteminde taşıyabilecekleri sınıfsal içeriğin açığa çıkarılmasını zorunlu
kılar.
“Müstaz’afîn”
-ezilenler, zayıf düşürülenler- Kur’an’da merkezi siyasi ağırlığı olan bir
kavramdır. Bu terim; Nisa Suresi (4:75, 4:77, 4:97-98), Araf Suresi (7:75),
Enfal Suresi (8:26) ve Kasas Suresi (28:4-5) dâhil olmak üzere birçok ayette
geçmektedir. Kasas Suresi’nde ezilenlerin tarihsel yazgısı doğrudan şu
ifadelerle ilan edilir:
“Biz ise, o yerde
ezilip horlananlara lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları
mirasçılar kılmak istiyorduk.” [Kur’an, 28:5]
Bu
ayetin temel toplumsal içeriği, ezilenlerin eninde sonunda kurtuluşa ereceği ve
egemen konuma geleceği yönündeki tarihsel zorunluluğu bildirmesidir. Tarihsel
materyalizm açısından bakıldığında bu teolojik önerme, sınıfsal kurtuluşun
tarihsel diyalektiğinin dinsel bir ifadesi olarak doğrudan çözümlenebilir.
Ayette geçen “o yerde ezilip horlananlar”, günümüz küresel birikim sisteminde
emperyalist mali sermaye ile yerel komprador oligarşiler tarafından çifte
sömürüye maruz bırakılan proleterler ve geniş emekçi kitlelerdir: Lübnan’ın
yoksul Şiileri, Yemen’in köylüleri, Filistin’in mültecileri ve Irak’ın işsiz
gençliği. “Onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak” vaadinin materyalist
karşılığı ise ezilen sınıfların devrimci mücadele yoluyla ezenlerin iktidarını
devirmesi ve kendi siyasi iktidarlarını kurmasıdır. Bu vaadin tarihsel
gerçekleşme biçimi, farklı ülke koşullarında ve çağsal bağlamlarda değişik
somut biçimlere bürünebilir; ancak taşıdığı sınıfsal kurtuluş içeriği bütünüyle
aynıdır: “Dünya tarihinin genel gelişimi temel yasalara bağlı kalsa da, bu
durum, belirli gelişim evrelerinin gerek biçim gerekse sıralama bakımından
kendine has özellikler sergilemesini kesinlikle dışlamaz; bilakis, tam da bunu
öngörür.”[3]
Buna
karşılık “müstekbirîn” -kibirlenenler, tahakküm kuranlar- kavramı
“müstaz’afîn”in doğrudan karşı kutbunu oluşturur. Kur’an’da bu terim,
yeryüzünde büyüklük taslayıp başkalarını ezenleri tanımlamak için kullanılır;
bunun tarihsel prototipleri Firavun, Karun ve peygamberlerin çağrısını reddeden
tüm tiranlar ve egemenlerdir. Günümüz küresel birikim sistemi bağlamında
“müstekbirîn”in sınıfsal karşılığı; ulusötesi mali tekelci burjuvazi ve onun
İslam dünyasındaki komprador uzantılarıdır: Pehlevi Hanedanı’nın saray
bürokrasisinden günümüz Körfez monarşilerinin petrolden rant sağlayan
zümrelerine, IMF ile çalışan Mısırlı teknokratlardan ABD ve İsrail’in askeri
vekilliğini üstlenen bölgesel güçlere kadar uzanır. Bu toplumsal gruplar,
emperyalizmin İslam dünyasındaki emekçi kitleleri sömürme sürecine çeşitli
biçimlerde ortak olmakta ve anti-emperyalist devrimin öncelikli hedeflerini
oluşturmaktadır.
“Tağut”
-ilahi otoriteyi gasbeden putlar ve istibdat- ise bu teolojik-politik söylemin
bir diğer kilit kategorisidir. Kur’an’da “tağut”, Allah’ın otoritesini reddeden
ve tiranlık uygulayan tüm baskıcı iktidar odaklarını tanımlamak üzere
kullanılır. (Kur’an, 2:256) Materyalist bir duruşla bu kavram, gerici komprador
kukla rejimler ve tek kutuplu hegemonya sistemi olarak somutlaştırılabilir:
Pehlevi rejimi tağuttur, zira ABD’nin Ortadoğu’daki jandarmasıydı; Saddam
rejimi tağuttu, zira Amerikan emperyalizminin bölge devrimini bastırmadaki
aletiydi; günümüz Körfez monarşileri ise petro-dolar sisteminin siyasi
garantörlüğünü yaptıkları ölçüde tağut niteliği taşımaktadır. İran Devrimi’nin
önderi Humeyni’nin ABD’yi “Büyük Şeytan”, Sovyetler Birliği’ni ise “Küçük Şeytan”
olarak tanımlaması da özünde iki süper gücün hegemonik sistemlerine yönelik
sınıfsal bir nitelemenin dinsel-politik dille yansımasıdır.
* * *
Kur’an’ın
adalet kategorileri, İslamî siyasal söylemin genel çerçevesini oluşturuyorsa,
Şii geleneğindeki Kerbela anlatısı da bu çerçeveye en keskin devrimci somutluğu
kazandırır. Miladi 680 yılında Hüseyin bin Ali, Kerbela çölünde sayıca son
derece az bir güçle Emevi ordusuna karşı durmuş ve beraberindekilerle birlikte
şehîd düşmüştür. Bu tarihsel olay Şii geleneğinde zaman ve mekânı aşan bir
sembolik anlam kazanarak, istibdada direnmenin ve adalet uğruna canını feda
etmenin en yüce örneği haline gelmiştir.
1979
İran Devrimi’nin en önemli düşünsel öncüsü sayılan Ali Şeriati, Şiiliğin
tarihsel serüvenini derin bir sınıf analiziyle yeniden inşa etti. Şeriati, “Al
Şiilik” ile “Kara Şiilik” arasında net bir ayrım koydu: İlki Ali, Hüseyin ve
Ebu Zer’in temsil ettiği devrimci ve isyankâr İslam’dır; “kitlelerin dini”dir
ve inananlara kendilerine dayatılan çok katmanlı sömürü ve adaletsizliklerin
bilincine varma yeteneği kazandırır. İkincisi ise Safevilerden bu yana devlet
iktidarıyla bütünleşmiş, işlevi egemen düzene meşruiyet sağlamak ve kitlelerin
direniş iradesini felce uğratmak olan muhafazakâr dindir.
Bu
ayrımın ekonomi politik anlamı derindir. Sınıf analizi açısından “Kara Şiilik”,
dini kurumların devlet iktidarıyla kenetlenerek toprak sahipleri ve tüccar
sınıfının çıkarlarına hizmet ettiği tarihsel bir biçimdir. Safevilerin Şiiliği
devlet dini yapmasının amacı toplumsal adaleti sağlamak değil, hanedan
egemenliğine ideolojik bir meşruiyet sağlamaktı. Dini hiyerarşi, dini vergileri
toplayarak ve vakıfları yöneterek ciddi bir iktisadi güç elde etmiş, böylece
egemen sınıfla ortak bir çıkar bağı kurmuştur. Şeriati, bu “Safevi Şiiliği”nin
devrimci ruhun ölümünü temsil ettiğine, Kerbela’daki şehadeti törensel bir yasa
dönüştürerek onun tiranlığa karşı taşıdığı siyasi başkaldırı potansiyelini
tasfiye ettiğine dikkat çeker.
Buna
karşın “Al Şiilik”, Kerbela’nın ilk devrimci ruhuna dönüştür. Şeriati,
Hüseyin’in kıyamından şu tezi çıkarır: Zulüm karşısında sessiz kalmak suça
ortak olmaktır; alçakça yaşamaktansa adalet uğruna ölmek yeğdir. Şeriati,
İmamet ve “Velayet” (önderlik) kavramlarını mistik soyut dogmalar olarak değil,
devrimci liderlik teorisi olarak açıklamıştır. Bu yorumun devrimci ağırlığı
şuradadır: Dini otoritenin meşruiyet kaynağını kurumsallaşmış ulema
hiyerarşisinden devrimci mücadelenin bizzat kendisine taşımış, İslam’ın
meşruiyet ölçütünü zulme karşı fiili direnişe dönüştürmüştür.
Şeriati’nin
“Al Şiilik” kavramı, Marksizm ile İslami direniş güçlerinin taktiksel ittifakı
için ideolojik düzeyde bir kesişim noktası sunar. Bu durum Marksizmi dine ya da
dini Marksizme indirgemek anlamına gelmez; emperyalist küresel birikim
sisteminin İslam dünyasına sistematik baskı uyguladığı somut tarihsel
koşullarda, devrimci İslam söylemi ile Marksist sınıf analizinin pratikte
işlevsel olarak birbirini tamamlayabileceğini kabul etmektir. Marksistler,
sosyoekonomik yapının bilimsel analizini ve emperyalist birikim
mekanizmalarının teorik kavranışını sunarken; İslami direniş güçleri yerel
kültürel kaynaklara dayanan kitle seferberliği yeteneğini ve fedakârlık ruhunun
değer zeminini sağlar. Her ikisi de anti-emperyalist mücadele gibi ortak bir
pratik hedefte birleşir; bu buluşmanın felsefi temeli ise tarihsel
materyalizmin toplumsal varlığın toplumsal bilinci belirlediği ve pratiğin
hakikatin tek ölçütü olduğu ilkeleridir.
Ali Can
6
Ekim 2026
Dipnotlar:
[1] Kur'ânî Lider: Şehid Ayetullah Seyyid Ali Hameneî'nin Kur'ânî Siması
(İstanbul: Kevser Yayınları, 2026), 29.
[2]
Şerh-i İsim: Seyyid Ali Hamanei’nin Hayat Öyküsü, (İstanbul: Kevser
Yayınları, 2015), 266.
[3] Lenin, Collected Works, Cilt. 33 (Moskova: Progress Publishers, 1966), 477.


0 Yorum:
Yorum Gönder