09 Ekim 2026

Tarihsel Materyalizm Işığında İslami Kavramlar ve Devrimci Potansiyel



“SAVAK muhbirinin Hamaneî’nin konuşmalarından çıkardığı sonuç şuydu: ‘Ayetullah Hamaneî, Kuran’ın devrimci ilkelerini açıklamakta ve üstü kapalı şekilde halkı sınıf farklılıklarına, sömürüye ve baskıya karşı direnmeye teşvik ve tahrik etmektedir.’”[1]

“Înkılapçı ve uyarıcı ahkâmları ile İslam dini, sömürücülerin en büyük ve uzlaşmaz düşmanıydı ve onların tüm komplolarını suya düşürüyordu. İşte bu nedenle sömürücülerin Doğu milletlerinden bu manevi gücü silmeleri ve ellerindeki bu etkili silahları almaları gayet doğaldı.”

[Şehîd Seyyid Ali Hamaneî]

* * *

 

Tarihsel materyalizmin İslam’a yönelik analizi, Marx’ın toplumsal varlığın toplumsal bilinci belirlediği yönündeki temel ilkesine bağlı kalmalıdır. Bu yaklaşım; Kur’an’daki sosyopolitik kategorilerin saf dini kavramlar ya da soyut ahlaki önermeler olarak değil, belirli tarihsel koşullardaki toplumsal ilişkilerin ideolojik yansımaları olarak kavranmasını ve günümüz emperyalist küresel birikim sisteminde taşıyabilecekleri sınıfsal içeriğin açığa çıkarılmasını zorunlu kılar.

“Müstaz’afîn” -ezilenler, zayıf düşürülenler- Kur’an’da merkezi siyasi ağırlığı olan bir kavramdır. Bu terim; Nisa Suresi (4:75, 4:77, 4:97-98), Araf Suresi (7:75), Enfal Suresi (8:26) ve Kasas Suresi (28:4-5) dâhil olmak üzere birçok ayette geçmektedir. Kasas Suresi’nde ezilenlerin tarihsel yazgısı doğrudan şu ifadelerle ilan edilir:

“Biz ise, o yerde ezilip horlananlara lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları mirasçılar kılmak istiyorduk.” [Kur’an, 28:5]

Bu ayetin temel toplumsal içeriği, ezilenlerin eninde sonunda kurtuluşa ereceği ve egemen konuma geleceği yönündeki tarihsel zorunluluğu bildirmesidir. Tarihsel materyalizm açısından bakıldığında bu teolojik önerme, sınıfsal kurtuluşun tarihsel diyalektiğinin dinsel bir ifadesi olarak doğrudan çözümlenebilir. Ayette geçen “o yerde ezilip horlananlar”, günümüz küresel birikim sisteminde emperyalist mali sermaye ile yerel komprador oligarşiler tarafından çifte sömürüye maruz bırakılan proleterler ve geniş emekçi kitlelerdir: Lübnan’ın yoksul Şiileri, Yemen’in köylüleri, Filistin’in mültecileri ve Irak’ın işsiz gençliği. “Onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak” vaadinin materyalist karşılığı ise ezilen sınıfların devrimci mücadele yoluyla ezenlerin iktidarını devirmesi ve kendi siyasi iktidarlarını kurmasıdır. Bu vaadin tarihsel gerçekleşme biçimi, farklı ülke koşullarında ve çağsal bağlamlarda değişik somut biçimlere bürünebilir; ancak taşıdığı sınıfsal kurtuluş içeriği bütünüyle aynıdır: “Dünya tarihinin genel gelişimi temel yasalara bağlı kalsa da, bu durum, belirli gelişim evrelerinin gerek biçim gerekse sıralama bakımından kendine has özellikler sergilemesini kesinlikle dışlamaz; bilakis, tam da bunu öngörür.”[3]

Buna karşılık “müstekbirîn” -kibirlenenler, tahakküm kuranlar- kavramı “müstaz’afîn”in doğrudan karşı kutbunu oluşturur. Kur’an’da bu terim, yeryüzünde büyüklük taslayıp başkalarını ezenleri tanımlamak için kullanılır; bunun tarihsel prototipleri Firavun, Karun ve peygamberlerin çağrısını reddeden tüm tiranlar ve egemenlerdir. Günümüz küresel birikim sistemi bağlamında “müstekbirîn”in sınıfsal karşılığı; ulusötesi mali tekelci burjuvazi ve onun İslam dünyasındaki komprador uzantılarıdır: Pehlevi Hanedanı’nın saray bürokrasisinden günümüz Körfez monarşilerinin petrolden rant sağlayan zümrelerine, IMF ile çalışan Mısırlı teknokratlardan ABD ve İsrail’in askeri vekilliğini üstlenen bölgesel güçlere kadar uzanır. Bu toplumsal gruplar, emperyalizmin İslam dünyasındaki emekçi kitleleri sömürme sürecine çeşitli biçimlerde ortak olmakta ve anti-emperyalist devrimin öncelikli hedeflerini oluşturmaktadır.

“Tağut” -ilahi otoriteyi gasbeden putlar ve istibdat- ise bu teolojik-politik söylemin bir diğer kilit kategorisidir. Kur’an’da “tağut”, Allah’ın otoritesini reddeden ve tiranlık uygulayan tüm baskıcı iktidar odaklarını tanımlamak üzere kullanılır. (Kur’an, 2:256) Materyalist bir duruşla bu kavram, gerici komprador kukla rejimler ve tek kutuplu hegemonya sistemi olarak somutlaştırılabilir: Pehlevi rejimi tağuttur, zira ABD’nin Ortadoğu’daki jandarmasıydı; Saddam rejimi tağuttu, zira Amerikan emperyalizminin bölge devrimini bastırmadaki aletiydi; günümüz Körfez monarşileri ise petro-dolar sisteminin siyasi garantörlüğünü yaptıkları ölçüde tağut niteliği taşımaktadır. İran Devrimi’nin önderi Humeyni’nin ABD’yi “Büyük Şeytan”, Sovyetler Birliği’ni ise “Küçük Şeytan” olarak tanımlaması da özünde iki süper gücün hegemonik sistemlerine yönelik sınıfsal bir nitelemenin dinsel-politik dille yansımasıdır.

* * *

Kur’an’ın adalet kategorileri, İslamî siyasal söylemin genel çerçevesini oluşturuyorsa, Şii geleneğindeki Kerbela anlatısı da bu çerçeveye en keskin devrimci somutluğu kazandırır. Miladi 680 yılında Hüseyin bin Ali, Kerbela çölünde sayıca son derece az bir güçle Emevi ordusuna karşı durmuş ve beraberindekilerle birlikte şehîd düşmüştür. Bu tarihsel olay Şii geleneğinde zaman ve mekânı aşan bir sembolik anlam kazanarak, istibdada direnmenin ve adalet uğruna canını feda etmenin en yüce örneği haline gelmiştir.

1979 İran Devrimi’nin en önemli düşünsel öncüsü sayılan Ali Şeriati, Şiiliğin tarihsel serüvenini derin bir sınıf analiziyle yeniden inşa etti. Şeriati, “Al Şiilik” ile “Kara Şiilik” arasında net bir ayrım koydu: İlki Ali, Hüseyin ve Ebu Zer’in temsil ettiği devrimci ve isyankâr İslam’dır; “kitlelerin dini”dir ve inananlara kendilerine dayatılan çok katmanlı sömürü ve adaletsizliklerin bilincine varma yeteneği kazandırır. İkincisi ise Safevilerden bu yana devlet iktidarıyla bütünleşmiş, işlevi egemen düzene meşruiyet sağlamak ve kitlelerin direniş iradesini felce uğratmak olan muhafazakâr dindir.

Bu ayrımın ekonomi politik anlamı derindir. Sınıf analizi açısından “Kara Şiilik”, dini kurumların devlet iktidarıyla kenetlenerek toprak sahipleri ve tüccar sınıfının çıkarlarına hizmet ettiği tarihsel bir biçimdir. Safevilerin Şiiliği devlet dini yapmasının amacı toplumsal adaleti sağlamak değil, hanedan egemenliğine ideolojik bir meşruiyet sağlamaktı. Dini hiyerarşi, dini vergileri toplayarak ve vakıfları yöneterek ciddi bir iktisadi güç elde etmiş, böylece egemen sınıfla ortak bir çıkar bağı kurmuştur. Şeriati, bu “Safevi Şiiliği”nin devrimci ruhun ölümünü temsil ettiğine, Kerbela’daki şehadeti törensel bir yasa dönüştürerek onun tiranlığa karşı taşıdığı siyasi başkaldırı potansiyelini tasfiye ettiğine dikkat çeker.

Buna karşın “Al Şiilik”, Kerbela’nın ilk devrimci ruhuna dönüştür. Şeriati, Hüseyin’in kıyamından şu tezi çıkarır: Zulüm karşısında sessiz kalmak suça ortak olmaktır; alçakça yaşamaktansa adalet uğruna ölmek yeğdir. Şeriati, İmamet ve “Velayet” (önderlik) kavramlarını mistik soyut dogmalar olarak değil, devrimci liderlik teorisi olarak açıklamıştır. Bu yorumun devrimci ağırlığı şuradadır: Dini otoritenin meşruiyet kaynağını kurumsallaşmış ulema hiyerarşisinden devrimci mücadelenin bizzat kendisine taşımış, İslam’ın meşruiyet ölçütünü zulme karşı fiili direnişe dönüştürmüştür.

Şeriati’nin “Al Şiilik” kavramı, Marksizm ile İslami direniş güçlerinin taktiksel ittifakı için ideolojik düzeyde bir kesişim noktası sunar. Bu durum Marksizmi dine ya da dini Marksizme indirgemek anlamına gelmez; emperyalist küresel birikim sisteminin İslam dünyasına sistematik baskı uyguladığı somut tarihsel koşullarda, devrimci İslam söylemi ile Marksist sınıf analizinin pratikte işlevsel olarak birbirini tamamlayabileceğini kabul etmektir. Marksistler, sosyoekonomik yapının bilimsel analizini ve emperyalist birikim mekanizmalarının teorik kavranışını sunarken; İslami direniş güçleri yerel kültürel kaynaklara dayanan kitle seferberliği yeteneğini ve fedakârlık ruhunun değer zeminini sağlar. Her ikisi de anti-emperyalist mücadele gibi ortak bir pratik hedefte birleşir; bu buluşmanın felsefi temeli ise tarihsel materyalizmin toplumsal varlığın toplumsal bilinci belirlediği ve pratiğin hakikatin tek ölçütü olduğu ilkeleridir.

Ali Can
6 Ekim 2026

Dipnotlar:
[1] Kur'ânî Lider: Şehid Ayetullah Seyyid Ali Hameneî'nin Kur'ânî Siması (İstanbul: Kevser Yayınları, 2026), 29.

[2] Şerh-i İsim: Seyyid Ali Hamanei’nin Hayat Öyküsü, (İstanbul: Kevser Yayınları, 2015), 266.

[3] Lenin, Collected Works, Cilt. 33 (Moskova: Progress Publishers, 1966), 477.

0 Yorum: