Siyonistler, yapay zekâ destekli drone ve hava araçlarıyla Filistinlileri katlediyor. Nuseyrat Mülteci Kampı ve çevresinde gelişen olaylarda görgü tanıkları ve bölge hakkında tutulan raporlarda şu ifade ediliyor: Gece saatlerinde ağlayan bebek, yardım çığlığı atan kadın, ambulans, patlama ve ateş sesleri duyuluyor. Bu insani çığlık karşısında kamptan çıkan insanlar katlediliyor. Esasında bu sesler, dronlara takılan hoparlörlerle (quadcopter) veriliyor.
Diğer bir
psikolojik/ahlaksız harp tekniği ise yeraltı tünellerinde ya da çeşitli
bölgelerde gizlenen insanlar, gece yarısı ailelerinin evlerine ulaştığında hava
araçlarıyla askerî birime sinyal veriyor ve tamamen havaya uçuruluyor. Gerekçe
ise “Filistinli savaşçıyı saklamak”. Bu yöntemin adı “Where is daddy?”
yani “Babacık nerede?” İsmail Heniye’nin katledilmesinde de benzer teknoloji
kullanılmış olabilir.
Medyaya
yansıyan Lavender (kişilerden hedef listesi oluşturan), Habsora (The
Gospel/İncil; bina, altyapı ve lojistik hedefleri otonom olarak belirleyen),
Where Is Daddy (hedef kişileri takip edip evlerine girdiklerinde sinyal veren
takip yazılımı) gibi yapay zekâ destekli teknolojileri İsrail askerî istihbarat
birimleri üretiyor. Tüm bu yazılımlar belirli bir konsensüsle oluşturuluyor:
İsrailli Elta System, Elbit Systems ve ABD'li Palantir Techonologies.
Askerî
ve veri toplama teknolojisinde yapay zekânın işlevi günlük yaşamda çok rahat
işliyor, bunun için bu emperyalist ve Siyonistler büyük çaba harcamıyorlar.
Sosyal medya paylaşımlarından telefon dinleme ve konum belirlemeye kadar
kapitalist şirketlerin her gün “trend” diye ücretsiz şekilde piyasaya sürdüğü
uygulamalar, kişisel verilerin toplanmasını kolaylaştırıyor, hem de rıza
üreterek.
Farklı
renk lens taktığınızda, yaşlandığınızda veya bir saç modeli belirlediğinizde
nasıl görüneceğinizi merak ettiğinizde yüz fotoğrafınızı yüklemeniz, yapay zekâ
destekli yüz tanıma sistemlerinin bulutuna, yani büyük veri deposuna
yerleşiyor. Her kişisel veri, sistemi besleyen ve kendisini geliştirmesini
sağlayan maden işlevine sahip. Gittiğiniz yerden paylaştığınız konum, telefonda
yaptığınız sohbetler, sosyal medyada bir paylaşım üzerinde ne kadar süre kaldığınız...
Günlük
yaşam içinde sıradanlaştırılmış, “Hayatlarımızla ilgili paylaşımların ne önemi
var?” sorusunun yöneltilmesi uygundur. Tıpkı boykot gibi bu uygulamalara yüz
fotoğrafı yüklenmemesi bile ezilen-sömürülen halkların katledilmesine çomak
sokar.
Boykot,
işgalcinin ürününün satın alınmadığında ekonomisine; kişisel veri -özellikle
görsel- paylaşılmaması, işgalcinin askerî teknolojisine darbe indirir. Bu
yönüyle insan olmanın en önemli değeri vicdana göre hareket etmek bile
katliamları engeller. Ayrıca verilerin çevrenizin düzenlenmesi konusunda bile
nasıl size döneceği ve vereceği sosyal psikolojik zarar ayrı bir tartışma
konusudur.
Eylem
ve mitinglerde güneş gözlüğüyle ve arkadaşlarıyla çektirdiği fotoğrafı sosyal
medya sayfasında paylaşan solcu, tartışmamızın şimdilik dışında kalsın. Yapay
zekâ ve Z kuşağını en çok onlar olumladığı için sosyal medyaları bir tür
özgürlük ve kendilerini gerçekleştirme alanları. Zaten sosyal medyayı ellerinde
tutan emperyalist tekeller de bu solcuları parlatmaya ve makbul diye kitlelere
göstermeye uygun algoritma üretip işletiyor.
Gaste
Duvar gibi emperyalistlerin gözünden düşenler, algoritmadan da
düşüyor. Benzer şekilde Youtube platformuna verilen uygulama reklâmlarında
artık Ortadoğulu ve İranlı kadınların giyindiği biçimde çarşaflı kadınların
görselleri çöpçatanlık için kullanılıyor. Görsellerdeki çarşafın tek hedefi
var: Kadınla birlikte İran’ı açmak.
Bu
tür uygulamaların reklâmları sadece 1-2 saniye bile kullanıcı tarafından
görülse durumun normalleştirilmesi yönünde emperyalistlerce kirli bir
kazanımdır.
Minab’da
168 kız çocuğu okulda katledildi, hava bombardımanıyla. Gerekçe ise on yıldan
fazla bir süre önce buranın askerî ve istihbarat birimi olması fakat ilgili
tarihte kapatılıp okula dönüştürüldüğü bilgisi, emperyalistlerin raporlarında
mevcut.
İsrail’in
yapay zekâ destekli katliam teknolojisinin gerekçesi de benzer: Takipteki kişi,
evine ulaştığı anda “savaşçıya yardım etmek” gerekçesiyle bütün hane halkı/aile
katlediliyor. Bu noktada solun durumuna dönersek, neredeyse yekpare biçimde
Minab’da ölen kız çocuklarına sessiz kaldı. Bunun için ideolojik açıdan
bırakalım komünist olmayı, ortalama bir demokrat bile sesini çıkarır ama ne sol
ne de ortağı feministlerden ses çıktı.
Aynı
sol, feministler, LGBT dernekleri, Ukrayna Savaşı başladığında kadınların ve
LGBT’lerin Ukrayna'da savunmasız olduğunu açıklayıp yüce kaygılarını dile
getirmişti. Sonra bir video servis edildi: Ukraynalı kadınlar, askerî mühimmat
hazırlıyor. Günlerce bir medya çalışanı Ukraynalı kadının feryat videolarını
sol paylaştı, sonra bu kadın “Çar Lenin’in torunları bize savaş açtı!” dedi.
Minab’daki
kız çocuklarının suçu neydi? İranlı olmak. Hem İranlı hem başı kapalı olmak.
Narin’de vicdanlı her insanın yüreği yandı. Minab’da 168 Narin katledildi. Sol
da feminizm de sessiz.
Oysaki
daha 2-3 yıl önce sopaların ucuna bağladıkları saç telleriyle basın açıklaması
yapıp Mehsa Emini özelinde İranlı kadınların özgürlüğünü savunuyorlardı. Demek
ki katledilen 168 kız çocuğunun saçının teli görünmediği için savunulmuyordu.
İtirazlar
şu şekilde yükselir: “Siz molla rejimini mi savunuyorsunuz?” Emperyalizm
karşısında cevabımız tereddütsüz “Evet!”.
İran’daki
rejime İran halkları karar verir. Bireysel mağduriyet öyküleri üzerinden rejimi
eleştirip, sonra da vicdanımızı kaybedip “Mollacı görünmeyelim” oltasına
gelmektense yanıtımız “Evet!”. Şöyle düşünelim: Molla rejiminin idam ya da recm
ettiği bir insanın öyküsünden yola çıkalım, “Evet, yanlıştır!” diyelim. Hiçbir
sorun yok. 168 kız çocuğu üzerinden bütün bir İran halkının katledilmesi
karşısında ne demeli, ne yapmalıyız? Çocuklar, rejimin günah keçisi midir?
Fokocu
olma kaygısıyla Fukoculuğun peşinde koşan sol, reşit olma yaşının 15’e
indirilmesi için imza veren Mişel Fuko şahsında Batı aydınlarının peşinde
koşmaya devam etsin. Çocukların katliamına sessiz kalan her yapı, mikro-iktidar
eleştirisi yapacağım derken muktedirlere ses etmesin.
Aile,
kadın, çocuk ve genç, emperyalist Siyonizmin bir numaralı hedefi. Aile
dağıtılırsa geriye kalan üçü bağsız, köksüz ve yurtsuz kalır. En küçük birim
dağıtıldığında tüm kolektivizmin ve bütünlüğün taşıyıcı kolonu kesilecektir.
Sosyalist
mücadele, bugünün şartı olarak aileyi korumak zorundadır. Filistin ve İran’da
dağıtılmaya çalışan yapı, en temelde ailedir. Kimse mülteci olmadı, kimse sınır
kapılarını dayanmadı, kimse sokakta rejimi protesto etmedi. Onurlu hiçbir halk,
168 kız evladının öldürülmesi karşısında katilinden taraf olmaz.
Sorun
son derece açık: Epstein Adası demek, Minab’da 168 kız çocuğunu katletmek
demek. Tüm dünyada kaybolan çocuklara dair tutulan raporlar var. Bu çocukların
bulunacağı adres Epstein’lerin adalarıdır. Savaşlarda ölen çocukların katili
ise emperyalizmdir.
Burada
MESEM’e karşı çıkanlar, LGBT çocuk için KAOS GL’yi pedagoji uzmanı ilan edip
dergilerinde yazmaları için sayfalar ayıranlar, onlara eşcinsel çocuk masalları
sipariş edenler, politikanın tarihine değil; ezilen-sömürülenlerin tarihinde
kara bir leke olarak kalacaktır. Tüm bu kire, emperyalizmin beden ve çocuk
tüccarlığına, şeytana iman edenlere sessiz kalıp hiçbir şey gözlerinin önünde
cereyan etmiyormuş gibi davranan, açıkça faşisttir. Kendini sol, demokrat ya da
sosyalist diye tanıtmasın.
İranlı
kadın çarşaftaysa sol için tehlikeli, İsrailli kadınlar ve kadın askerler
başları açık olduğu için makbul. Günümüz dünyasında halkı bu şekilde
aldatanlar, emperyalizmin fonla beslediği soludur. “Foncu Fatma” kimsenin
fonculuğunu örtemez!
Tarih,
her zamanki gibi yeniden iki tarafa ayrıldı: emperyalistler ve onların
karşısında en “ilkel” mücadele biçim ve araçlarıyla direnenler. Tarafımız çok
net, ara yol yok, tüm ara yollar, Epstein adalarına çıkar. Bugünün dünyasında
ilkelerden taviz vermeden direnenler onurludur, başkası değil.
Sinan Akdeniz
5 Ekim 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder