05 Ekim 2026

168

Siyonistler, yapay zekâ destekli drone ve hava araçlarıyla Filistinlileri katlediyor. Nuseyrat Mülteci Kampı ve çevresinde gelişen olaylarda görgü tanıkları ve bölge hakkında tutulan raporlarda şu ifade ediliyor: Gece saatlerinde ağlayan bebek, yardım çığlığı atan kadın, ambulans, patlama ve ateş sesleri duyuluyor. Bu insani çığlık karşısında kamptan çıkan insanlar katlediliyor. Esasında bu sesler, dronlara takılan hoparlörlerle (quadcopter) veriliyor. 

Diğer bir psikolojik/ahlaksız harp tekniği ise yeraltı tünellerinde ya da çeşitli bölgelerde gizlenen insanlar, gece yarısı ailelerinin evlerine ulaştığında hava araçlarıyla askerî birime sinyal veriyor ve tamamen havaya uçuruluyor. Gerekçe ise “Filistinli savaşçıyı saklamak”. Bu yöntemin adı “Where is daddy?” yani “Babacık nerede?” İsmail Heniye’nin katledilmesinde de benzer teknoloji kullanılmış olabilir.

Medyaya yansıyan Lavender (kişilerden hedef listesi oluşturan), Habsora (The Gospel/İncil; bina, altyapı ve lojistik hedefleri otonom olarak belirleyen), Where Is Daddy (hedef kişileri takip edip evlerine girdiklerinde sinyal veren takip yazılımı) gibi yapay zekâ destekli teknolojileri İsrail askerî istihbarat birimleri üretiyor. Tüm bu yazılımlar belirli bir konsensüsle oluşturuluyor: İsrailli Elta System, Elbit Systems ve ABD'li Palantir Techonologies.

Askerî ve veri toplama teknolojisinde yapay zekânın işlevi günlük yaşamda çok rahat işliyor, bunun için bu emperyalist ve Siyonistler büyük çaba harcamıyorlar. Sosyal medya paylaşımlarından telefon dinleme ve konum belirlemeye kadar kapitalist şirketlerin her gün “trend” diye ücretsiz şekilde piyasaya sürdüğü uygulamalar, kişisel verilerin toplanmasını kolaylaştırıyor, hem de rıza üreterek.

Farklı renk lens taktığınızda, yaşlandığınızda veya bir saç modeli belirlediğinizde nasıl görüneceğinizi merak ettiğinizde yüz fotoğrafınızı yüklemeniz, yapay zekâ destekli yüz tanıma sistemlerinin bulutuna, yani büyük veri deposuna yerleşiyor. Her kişisel veri, sistemi besleyen ve kendisini geliştirmesini sağlayan maden işlevine sahip. Gittiğiniz yerden paylaştığınız konum, telefonda yaptığınız sohbetler, sosyal medyada bir paylaşım üzerinde ne kadar süre kaldığınız...

Günlük yaşam içinde sıradanlaştırılmış, “Hayatlarımızla ilgili paylaşımların ne önemi var?” sorusunun yöneltilmesi uygundur. Tıpkı boykot gibi bu uygulamalara yüz fotoğrafı yüklenmemesi bile ezilen-sömürülen halkların katledilmesine çomak sokar.

Boykot, işgalcinin ürününün satın alınmadığında ekonomisine; kişisel veri -özellikle görsel- paylaşılmaması, işgalcinin askerî teknolojisine darbe indirir. Bu yönüyle insan olmanın en önemli değeri vicdana göre hareket etmek bile katliamları engeller. Ayrıca verilerin çevrenizin düzenlenmesi konusunda bile nasıl size döneceği ve vereceği sosyal psikolojik zarar ayrı bir tartışma konusudur.

Eylem ve mitinglerde güneş gözlüğüyle ve arkadaşlarıyla çektirdiği fotoğrafı sosyal medya sayfasında paylaşan solcu, tartışmamızın şimdilik dışında kalsın. Yapay zekâ ve Z kuşağını en çok onlar olumladığı için sosyal medyaları bir tür özgürlük ve kendilerini gerçekleştirme alanları. Zaten sosyal medyayı ellerinde tutan emperyalist tekeller de bu solcuları parlatmaya ve makbul diye kitlelere göstermeye uygun algoritma üretip işletiyor.

Gaste Duvar gibi emperyalistlerin gözünden düşenler, algoritmadan da düşüyor. Benzer şekilde Youtube platformuna verilen uygulama reklâmlarında artık Ortadoğulu ve İranlı kadınların giyindiği biçimde çarşaflı kadınların görselleri çöpçatanlık için kullanılıyor. Görsellerdeki çarşafın tek hedefi var: Kadınla birlikte İran’ı açmak.

Bu tür uygulamaların reklâmları sadece 1-2 saniye bile kullanıcı tarafından görülse durumun normalleştirilmesi yönünde emperyalistlerce kirli bir kazanımdır.

Minab’da 168 kız çocuğu okulda katledildi, hava bombardımanıyla. Gerekçe ise on yıldan fazla bir süre önce buranın askerî ve istihbarat birimi olması fakat ilgili tarihte kapatılıp okula dönüştürüldüğü bilgisi, emperyalistlerin raporlarında mevcut.

İsrail’in yapay zekâ destekli katliam teknolojisinin gerekçesi de benzer: Takipteki kişi, evine ulaştığı anda “savaşçıya yardım etmek” gerekçesiyle bütün hane halkı/aile katlediliyor. Bu noktada solun durumuna dönersek, neredeyse yekpare biçimde Minab’da ölen kız çocuklarına sessiz kaldı. Bunun için ideolojik açıdan bırakalım komünist olmayı, ortalama bir demokrat bile sesini çıkarır ama ne sol ne de ortağı feministlerden ses çıktı.

Aynı sol, feministler, LGBT dernekleri, Ukrayna Savaşı başladığında kadınların ve LGBT’lerin Ukrayna'da savunmasız olduğunu açıklayıp yüce kaygılarını dile getirmişti. Sonra bir video servis edildi: Ukraynalı kadınlar, askerî mühimmat hazırlıyor. Günlerce bir medya çalışanı Ukraynalı kadının feryat videolarını sol paylaştı, sonra bu kadın “Çar Lenin’in torunları bize savaş açtı!” dedi.

Minab’daki kız çocuklarının suçu neydi? İranlı olmak. Hem İranlı hem başı kapalı olmak. Narin’de vicdanlı her insanın yüreği yandı. Minab’da 168 Narin katledildi. Sol da feminizm de sessiz.

Oysaki daha 2-3 yıl önce sopaların ucuna bağladıkları saç telleriyle basın açıklaması yapıp Mehsa Emini özelinde İranlı kadınların özgürlüğünü savunuyorlardı. Demek ki katledilen 168 kız çocuğunun saçının teli görünmediği için savunulmuyordu.

İtirazlar şu şekilde yükselir: “Siz molla rejimini mi savunuyorsunuz?” Emperyalizm karşısında cevabımız tereddütsüz “Evet!”.

İran’daki rejime İran halkları karar verir. Bireysel mağduriyet öyküleri üzerinden rejimi eleştirip, sonra da vicdanımızı kaybedip “Mollacı görünmeyelim” oltasına gelmektense yanıtımız “Evet!”. Şöyle düşünelim: Molla rejiminin idam ya da recm ettiği bir insanın öyküsünden yola çıkalım, “Evet, yanlıştır!” diyelim. Hiçbir sorun yok. 168 kız çocuğu üzerinden bütün bir İran halkının katledilmesi karşısında ne demeli, ne yapmalıyız? Çocuklar, rejimin günah keçisi midir?

Fokocu olma kaygısıyla Fukoculuğun peşinde koşan sol, reşit olma yaşının 15’e indirilmesi için imza veren Mişel Fuko şahsında Batı aydınlarının peşinde koşmaya devam etsin. Çocukların katliamına sessiz kalan her yapı, mikro-iktidar eleştirisi yapacağım derken muktedirlere ses etmesin.

Aile, kadın, çocuk ve genç, emperyalist Siyonizmin bir numaralı hedefi. Aile dağıtılırsa geriye kalan üçü bağsız, köksüz ve yurtsuz kalır. En küçük birim dağıtıldığında tüm kolektivizmin ve bütünlüğün taşıyıcı kolonu kesilecektir.

Sosyalist mücadele, bugünün şartı olarak aileyi korumak zorundadır. Filistin ve İran’da dağıtılmaya çalışan yapı, en temelde ailedir. Kimse mülteci olmadı, kimse sınır kapılarını dayanmadı, kimse sokakta rejimi protesto etmedi. Onurlu hiçbir halk, 168 kız evladının öldürülmesi karşısında katilinden taraf olmaz.

Sorun son derece açık: Epstein Adası demek, Minab’da 168 kız çocuğunu katletmek demek. Tüm dünyada kaybolan çocuklara dair tutulan raporlar var. Bu çocukların bulunacağı adres Epstein’lerin adalarıdır. Savaşlarda ölen çocukların katili ise emperyalizmdir.

Burada MESEM’e karşı çıkanlar, LGBT çocuk için KAOS GL’yi pedagoji uzmanı ilan edip dergilerinde yazmaları için sayfalar ayıranlar, onlara eşcinsel çocuk masalları sipariş edenler, politikanın tarihine değil; ezilen-sömürülenlerin tarihinde kara bir leke olarak kalacaktır. Tüm bu kire, emperyalizmin beden ve çocuk tüccarlığına, şeytana iman edenlere sessiz kalıp hiçbir şey gözlerinin önünde cereyan etmiyormuş gibi davranan, açıkça faşisttir. Kendini sol, demokrat ya da sosyalist diye tanıtmasın.

İranlı kadın çarşaftaysa sol için tehlikeli, İsrailli kadınlar ve kadın askerler başları açık olduğu için makbul. Günümüz dünyasında halkı bu şekilde aldatanlar, emperyalizmin fonla beslediği soludur. “Foncu Fatma” kimsenin fonculuğunu örtemez!

Tarih, her zamanki gibi yeniden iki tarafa ayrıldı: emperyalistler ve onların karşısında en “ilkel” mücadele biçim ve araçlarıyla direnenler. Tarafımız çok net, ara yol yok, tüm ara yollar, Epstein adalarına çıkar. Bugünün dünyasında ilkelerden taviz vermeden direnenler onurludur, başkası değil.

Sinan Akdeniz
5 Ekim 2026

0 Yorum: