21 Ekim 2026

,

İsyan Turizmi



Prometheus Uluslararası Basın Ekibi (PIPS), küresel sınıf mücadelesinin ön saflarında yer almaya çalışan, seyyar bir komünist yazarları grubu. Aşağıda, 17 Ekim’de Paris’te yüz binlerce insanın sokaklara döküldüğü, nihayetinde polisle şiddetli çatışmaların yaşandığı protestolara dair rapora yer veriliyor.

“Barikatlarda acı son bulmuştur. Dönüşüm tamamlanmıştır. Bu dönüşüm, askerlerin ilerlediğini bildiren, çatıdan yükselen bir haykırışla tamamlanmıştır. Birdenbire pişman olunacak hiçbir şey kalmamıştır. Barikatlar, savunucuları ile hayatları boyunca kendilerine yapılan şiddet arasındadır. Pişman olunacak hiçbir şey yoktur, çünkü geçmişlerinin özü şimdi onlara karşı ilerlemektedir. Barikatların kendi taraflarında ise gelecek çoktan başlamıştır.”[1]

Güne erken başladık, sabah 3’te uyandık, arabamıza doluştuk, doğruca Manş Tüneli’ne girdik. Birkaç kez mola verdikten sonra, sabahın ortalarında Paris’in eteklerinde park ettik, merkeze doğru yola koyulduk. Paris’in içine doğru ilerledikçe, genellikle pankart taşıyan veya maske takmış, dolaşıp duran genç gruplar ve onların destekçilerine rastlamaya başladık.

Eylül ortasından itibaren Paris’teki lise öğrencilerinin düzenlediği bir dizi eylem, ülke çapında genel bir ayaklanmaya dönüştü. Şiddetli devlet baskısıyla karşı karşıya kalan eylem çağrıları, okuldan okula, ardından üniversitelere ve toplumun geneline yayıldı. Gençliğin mizah kültürü ile kapsamlı sokak çatışmalarının birleştiği 17 Ekim, şimdiye kadarki en büyük eylem günü olmaya adaydı.

Merkezde, Cumhuriyet Meydanı’na kısa bir yürüyüş mesafesinde bir kafe bulduk, Avrupa’ya has, ucuz ama lezzetli bir kahve içme ve araya 1-2 sigara sıkıştırma ritüeline başladık. Tam meydana doğru yola koyulmayı konuşmaya başladığımız sırada, caddeden bağırışlar duyduk. Birkaç bin genç protestocudan oluşan bir grup, geldikleri mahallenin adının yazılı olduğu bir pankartla doğrudan bize doğru geliyordu. Biz de kalabalığın içine atladık ve günün geri kalanını orada geçirdik.

Londra’dan getirdiğimiz, dayanışma amaçlı hazırladığımız pankart elimizde, bu grupla birlikte yürüdük, meydan yaklaştıkça grup daha da büyüdü. Yürüdükçe her yaştan insanın binaların pencere ve balkonlarından gençlere destek olmak için el salladıklarını ve alkışladıklarını gördük.

Cumhuriyet Meydanı’na yaklaştıkça, çeşitli gruplar birleşti. Bu aşamada, bize sadece gençlerden ve öğrencilerden oluşan gruplar değil, sendika bayrakları sallayan birçok işçi ve devrimci grupların kolektifleri de katılmıştı. Bunların en önde gelenlerinden biri de Sürekli Devrim örgütüydü.[2]

Meydana giden yol kapatılmış, kalabalık başka yerlere doğru yürüyüşe başlamıştı. Bilmediğimiz şey ise, insanların meydana toplanırken çember içine alınmış olmaları ve ardından Fransız çevik kuvvet polisi (CRS) tarafından ayrım gözetmeksizin göz yaşartıcı gaz ve diğer cisimlerle saldırıya uğramış olmalarıydı. Bu saldırı, meydan civarında saatlerce süren çatışmalara yol açtı. Ancak biz, farklı bir hedefe ulaşmaya çalışan ve giderek büyüyen bir kalabalığa katıldık. Meydan ve Bastille ile yetinmeyen bu grup, Élysée Sarayı’na ulaşmaya çalışıyordu.

Aziz Lazare Garı yakınlarında, parçası olduğumuz basın birliği, kısa bir süreliğine ayrılarak, birkaç kutu kaliteli Avrupa birası ve biraz yiyecek aldı. Öğle yemeğini hallettikten sonra ana yürüyüş koluna yeniden katıldık, kısa süre sonra Saint Lazare Garı’nın önünden geçen yüzlerce maskeli genci gördük. Onları takip etmeye karar verdik. Çeviğin minibüsleri de yakından bizi takip ediyordu, amaçlarının istasyonun önünü ele geçirmek olduğu açıktı.

Köşeyi döndüğümüzde, Aziz Augustin Kilisesi’nin önünde göz yaşartıcı gaz ve şok bombası atan çevik tarafından kovalandık. Neyse ki, buradaki insanlar yakındaki inşaat alanlarından ve yol çalışmalarından barikat malzemeleri arıyorlardı. Çitlerden, Lime marka bisikletlerden ve çöp kutularından oluşan barikatların arkasına geçtik. Ardından barikatlar ateşe verildi. Çoğu hâlâ ergenlik çağında olan birkaç yüz maskeli insan, çeviğin ilerlemesini bekliyordu. Gençlere daha fazla göz yaşartıcı gaz ve el bombası atılırken, gençler de ellerine ne geçerse fırlattılar, sonra kalabalık yakındaki bir sokağa çekildi.

Bu gençlerden oluşan grupla sokaklarda dolaştık. Elysee Sarayı’na zorla girmeye çalıştık, ancak polis tarafından püskürtüldük. Polis, TOMA’dan plastik mermilere kadar her şeyi kullandı. Sonuç olarak, grubumuz büyüdükçe tezahürat yapan daha büyük kalabalıklarla karşılaşmaya devam ettik.

Elysee Sarayı’na doğru yürüdük, kalabalık, birkaç bin kişiye ulaşmıştı. Polis hatlarını geri püskürtme girişiminde bulunuldu. Öndeki gençler havai fişek atıyordu. Çevik de karşılık olarak daha fazla gaz bombası attı. İnsanlar, onları örtmeye veya geri tekmelemeye çalıştı. Bir noktada, kalabalık bir gaz bombası yağmurundan sonra yerinden kımıldamayı reddetti ve bunun yerine polise doğru hücum etti. Koşan kalabalık ve gülen gençler karşısında polis hatları paniğe kapılarak daha da geriye çekildi. Bu zaferden duyduğumuz kısa süreli sevinç geçiciydi. Etrafta “Sağlık!” bağırışları yükseliyordu. Çok fazla göz yaşartıcı gaza maruz kalanların gözlerine serum sıkıldı. Yerde yatan, pantolon paçası yırtılmış, kan içinde bir genç gördük. Muhtemelen patlayan bir polis bombasına tekme atmaya çalışırken yaralanmıştı. Gün boyunca, en az bir protestocu, solunum durması nedeniyle hayatını kaybetti, ülke genelinde çok daha fazla kişi hastaneye kaldırıldı.[3]

Polisin saldırısı yeniden başladı, düzenli olarak göz yaşartıcı gaz atıldı ve kalabalık geri çekildi. Geçişimizi engellemek için çitlerden ve diğer ekipmanlardan barikatlar kuruldu. Ardından, arkamızdan motosikletlerin kükremesini duyduk ve kalabalık daha da hızlandı. Şiddet Eylemlerinin Bastırılması İçin Motorize Tugay (BRAV-M) ekibi bizi kovalıyordu. Çiftler halinde motosiklet kullanan bu özellikle sadist kişilerden seçilmiş polis birlikleri, son on yılda faaliyet gösteren en şiddet yanlısı birimlerden biriydi. Bir sürücü ve arkasında silahlı bir polis memuruyla birlikte, motosiklet üzerindeyken gençlere ateş açma ve onları dövme yeteneğine sahip olan bu birlik, misilleme amaçlı dayaklarıyla ünlü.

Barikatlar BRAV-M’i yavaşlatınca, kalabalık, polislerle arasına mesafe koymayı başardı. Aziz Lazare yakınlarında olduğumuzu fark ettik. Güneş batmaya başlıyordu. Binlerce maskeli genç, artık sokaklarda hedefsizce dolaşıyordu, ateşlerden, göz yaşartıcı gazdan ve havai fişeklerden çıkan duman, çoğu sokaktan görülebiliyordu.

Paris’in en güzel mağazalarının bulunduğu Haussmann Bulvarı’na doğru yürüyen bir kalabalığı takip ettik. İlk başta, kalabalık tarafından bir JD Sports mağazasının tahrip edildiğini gördük. Tahta paneller kaldırılmış, pencereler kırılmış, gruplar halinde insanlar içeri koşuyordu. Dışarıdakilerin tezahüratları eşliğinde, yığınla kıyafet ve ayakkabı, kalabalığın içine atılıyordu. Yolun biraz ilerisinde, polis mağazaya girmeye çalışıyordu. Ancak, havai fişekler ve geri püskürtmeyle karşılaşan çevik geri çekilmek zorunda kaldı.

Kalabalık, lüks mağaza Galeries Lafayette’e ulaşana dek ilerlemeye devam etti. Bu mağaza, bölgede dolaşan herkesin odak noktası haline geldi. Kepenkleri kaldırmaya, kapıları kırmaya ve içerideki lüks eşyalara ulaşmaya çalıştılar. Bazıları içeri girmeyi başarsa da, panikleyen bir grup çevik kuvvet polisi, ardından BRAV-M kalabalığı dağıttı. Başkentler arasında elbette çok az fark vardır, ancak buranın çevik polisi, bu lüks mağazayı, yakındaki yağmalanan JD Sports’tan daha öncelikli bir hedef olarak gördü.

Kalabalığın büyük bir kısmı karanlıkta küçük gruplar halinde kaçmaya başlayınca, biz de Cumhuriyet Meydanı’na (Place de la République) geri dönüp günün başlarında yaşananların sonuçlarını görmeye karar verdik. Meydan, dolaşan bireyler dışında boşaltılmıştı. Birkaç yanmış araç ve stant vardı, merkezdeki heykele sarı bir yelek giydirilmişti. Kalabalığın yeniden toplanması ihtimaline karşı yakınlarda çevik polis araçları ve TOMA’lar konuşlandırılmıştı.

Artık çok geç olmuştu, çevik kuvvet mensupları, küçük gruplar halinde sokaklarda dolaşıyordu. Maskeli birkaç protestocuyu hedef alıp döven küçük bir çevik grubuna rastladık, bu durum, birkaç kişinin müdahalesine yol açtı. Buna karşılık, göz yaşartıcı gaz ve bir de plastik mermi sıktılar. Mermi grubumuzdan birine isabet etti. Bunu, 18 Pazar günü uzun bir araba yolculuğu öncesinde hostelimize doğru yürüyerek geri dönmemiz gerektiğinin bir işareti olarak algıladık.

Paris sokaklarında güneş doğarken, yanmış araba ve bisiklet enkazları sokakları kaplamıştı. Büyük zincir mağazaların camları kırılmamışsa bile duvarlarına yazılar yazılmıştı. Sabahın erken saatlerinde birkaç gösteri düzenlendi, gün boyunca aralıklı eylemler devam etti. Biz ise arabada uyuyarak, Pazartesi günkü vardiyaları korkuyla bekleyerek İngiltere’ye geri dönüyorduk.

Ayaklanmaların Genel Önemi Üzerine

Bu cümleleri durum henüz netleşmemişken yazıyoruz, ancak bunların bazılarının gösterilerle ilgili olarak tespit ettiğimiz, politik öneme sahip hususlar olduğunu söylemek gerekiyor.

Bu protestolar başta kötü okul koşullarına tepki olarak başladı ve Fransız devleti açısından daha kapsamlı bir politik krize dönüştü. Val-de-Marne ve Saint-Denis gibi bölgelerde başlamaları tesadüf değil. Bunlar, Paris’in kenar mahallelerinde ağırlıklı olarak işçi sınıfının yaşadığı, sık sık devlet şiddeti ve ırkçı taciz olaylarıyla karşı karşıya kalan bölgeler.[4] Eğitim konusunda yeterli devlet desteği almakla ilgili talepleri, çevik polisin saldırısının ulaştığı büyüklük sebebiyle, hızla daha büyük bir mücadeleye evrildi. Özellikle, daha önce Fransa’nın yurtdışındaki sömürgelerinde görevlendirilmiş, özellikle şiddet yanlısı bir birim olan CRS-8, Cumartesi günü Paris’te görevlendirildi. Bu, sömürgelerin öfkesinin bir bumerang misali dönüp ülkeyi vurmasının somut bir tezahürü. Sömürgelerdeki polis faaliyetleri, imparatorluk merkezine dönüyor.[5]

Bu küresel protesto dalgasını “Z kuşağı isyanları” olarak nitelendiren yaklaşımın yetersiz olduğunu söylemek lazım. Fransa’nın işçi gençliğince başlatılmış olan bu eylemler, en militan biçimde yönetilmektedir. Bu gençlerin çoğu Siyahi ve Arap kökenlidir, Fransız kapitalizminin sömürüsünün yanı sıra devletin sürekli tacizine, İslam düşmanlığına ve ırkçı şiddete maruz kalmaktadır. Ancak bu tahakküm, kendi direnişini de doğurmaktadır. Militanlıkları, mücadeleyi okul koşullarından devlet şiddetinin politik alanına taşımış, burada onlarca yıldır süregelen direnişe, özellikle de 2023’te Nail Merzuk’un polis tarafından katledilmesi üzerine gerçekleştirilen ayaklanmalara dayanmaktadır. Fransa’da ve başka yerlerde mücadelenin temelini oluşturan da bu işçi gençlik ve eylemleridir. Sınıf ve ırk ayrımı gözetmeksizin Fransa genelindeki gençler de bu harekete katılarak birleşmiştir. Özellikle Fransa genelindeki iş yerlerinde daha fazla yetişkin katıldıkça, güçleri de artmaktadır. Devlet, bu oluşan birliktelikleri dağıtmaya ya da ırkçı saldırıların hedef olan işçi gençliği hareketin dümeninden uzaklaştırmaya çalışacaktır.

Bu mücadele, Batı Avrupa’da egemen sınıfların işsiz, eğitimsiz veya staj yapmayan gençlere (istihdamın, eğitimin-öğretimin dışında duran “ev gençleri”ne) kafayı taktığı bir dönemde ortaya çıkıyor. İşçi sınıfına mensup gençler, kaynakları yetersiz sınıflara itilerek daha kötü işler bulmaya, hatta hiç iş bulamamaya zorlanıyorlar. Tüm bunlar olurken, iklim değişikliği, baskı ve savaşla dolu bir gelecekle karşı karşıya kalıyorlar. Gençler arasında suça bulaşma oranlarının yüksekliği ve gençlerde görülen hasta taklidi yaparak kazanç elde etme gibi ahlaki krizler, yaygın görülen sorunlar. Bu isyanlar sonucunda söz konusu sorunlar, muhtemelen daha da yoğunlaşacak. Ancak isyanların ardındaki rasyonel öz nihayetinde doğru: Sizi fazlalık olarak gören, taciz eden, sonra zehirli bir dünyada mayın eşeği olarak kullanan bir devletle neden mücadele etmeyesiniz?

Gençler ülkenin yeniden militarizasyonu meselesini gündeme taşıyor. Fransa gibi emperyalist devletler için merkezi bir sorun bu. Emperyalist devletler, kendi gençleri onlar için savaşmazsa, yaklaşan kaynak savaşlarından nasıl sağ çıkacaklar? Buna karşılık, tek mantıklı olan şey, ölüm makinesi için tek bir kuruş, tek bir adam bile vermemek.

Ancak, isyan, hiçbir zaman yeterli gelmez. Bu protestolar, uluslara yayıldıkça, kitlesel işçi sınıfı direnişinin daha geniş kapasitesini ortaya koymaktadır. Fakat son otuz-kırk yıldır isyana, daha kapsamlı politik sonuçların tam bir bilançosu çıkartılmadan, onay verilip geçilmiştir.[6] Neticede Mayıs 1968 yaşandı, ancak Fransa, aynı yılın ilerleyen aylarında De Gaulle’ü iktidara taşıdı. İşçi gençliğin önderliğindeki bu tür bir militanlık karşısında kapitalist devletlere karşı verilen politik mücadelenin gerekli alanlarından geri çekilmek kimilerine cazip gelecektir. Bu gençliğin militanlığına haklı olarak işaret edip, bir yandan da onu sendikalar ve politik partileri merkez alan, belirli aracı yapıları üzerine kurulu mücadele biçimlerinin karşısına çıkarttığımızda, verili momentin yol açtığı duygulara uygun hareket etmiş oluruz ama bir yandan da ilgili alanları devlet içinde mücadeleyi yeniden kazanmaya çalışanlara terk ederiz.[7]

Bu tür çağrılar, ayaklanmaların işçi sınıfı gençliğinin liderliğine onay veriyor ama bu liderlikten ne öğrenildiğini veya bunun, hareketin tekrarlayan isyan ve ayaklanmaların hafızasıyla nasıl diyaloga sokulabileceğini dile getirmekten her seferinde kaçınıyor. Bunun yerine, devletin özgürleştirici enerjileri yeniden ele geçirmesini önceden eleştirirken, bu yeniden ele geçirmeyi tehdit eden aracılar (partiler, sendikalar ve diğerleri) üzerindeki mücadeleyi devlete bırakıyor. Bu, özellikle Boyun Eğmeyen Fransa ve solundaki partilerin, sendikaların önemli bir kesimiyle birlikte gençlik protestolarını geniş ölçüde desteklediği bir durumda, son derece verimsiz görünüyor. Çıkış yolu yok, tek yol ilerlemek. Militanlar için önemli olan, siyasi ve sivil toplumun tüm alanlarında verilecek amansız mücadele. Bu da militanları bölgeler ve mahalleler nezdinde birbirine bağlayabilecek, bu mücadelelerin devlete karşı kurumsallaşmasını sağlayabilecek bir örgütlenmeye, partinin göreceği işlevlere ihtiyaç duyar.

Fransa’daki mücadelede, Beşinci Cumhuriyet’in yerini alacak yeni cumhuriyet çağrısı çerçevesinde, devlet düzeyinde politik mücadeleyi vermek için zaten belirli bir çerçeve mevcut. Bu talep, sadece Boyun Eğmeyen Fransa’nın popülist güçlerince değil, aynı zamanda Sürekli Devrim (Révolution Permanente) gibi onun solundaki Marksist güçlerce de dile getiriliyor. 17’sinde sendika güçleri mevcut olsa da, bürokrasileri o güne açık desteğe karşı çıktı, Sarı Yelekliler hareketi sırasında sıklıkla görüldüğü üzere, gösterileri desteklemek için kendi içlerinde sürekli bir mücadeleye tanık olundu. Mesele, maskeli ve sokaklarda koşan öğrenciler ile resmi parti ve sendika örgütlerinin parçası olanlar arasında bir seçim değil (çünkü biz sahada olanlar, her ikisiyle birlikte sokaklarda dolaştık); sorun, Macron hükümetinin son günlerine yaklaşırken bu güçlerin nasıl ittifak kurmaya devam edebileceğidir. Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yanı sıra Fransız devletinin tüm alanlarında devam eden mücadelelerle birlikte, sol güçlerin birlikte çalışmaya, mücadelelerini genişletmeye ve taleplerini bütünleşik devletin her alanında yükseltmeye devam etme ihtimali hâlâ mevcut.[8]

Seyahatimize şaka yollu “isyan turizmi” adını vermiştik. Her turizmde olduğu gibi, asıl soru sevdikleriniz için ne getireceğinizdir. Yoldaşlar için, size dünyanın böyle olmak zorunda olmadığını, insanların savaşmaya hazır olduğunu anlatmak için bu hikâyeyi getiriyoruz. En önemlisi şu: İspanya’daki konut hareketinden İtalya’daki yüz binlerce kişinin yeniden silahlanmaya karşı gerçekleştirdiği eylemlere kadar, Avrupa’ya yayılan protestolarla birlikte, bugünkü gibi daha nice günler yaşayacağız.

Fransa’da da eylem çağrıları artıyor, 5 Kasım Perşembe günü genel grev çağrısı yapıldı. 20 Kasım’da ise Uluslararası Gençlik Grevi gerçekleşecek ve birçok ülkenin sendikaları genel grev ve gösteri çağrısında bulunacak. O gün biz İngiltere’de neleri inşa edebiliriz, ona bakalım.

Prometheus Uluslararası Basın Ekibi
19 Ekim 2026
Kaynak

Dipnotlar:
1. John Berger, G. (Penguin Books, 1973), s. 84.

2. Morenoculuğu aşmış olan Sürekli Devrim Akımı-Dördüncü Enternasyonal’in Fransa seksiyonu. Bu örgüt, Boyun Eğmeyen Fransa’nın dışındaki solun en önemli yapılarından. 2023’teki emeklilik maaşıyla ilgili eylemlerden ayrıca ülkedeki Yeni Antikapitalist Parti’nin iki rakip, giderek küçülen yapıya bölünmesinden beri öne çıktı. Sürekli Devrim, sitelerinde eylemleri canlı verdi: RP.

3. Sybille de La Hamaide, Clotaire Achi ve Abdul Saboor, ‘Macron urges calm as France counts cost of worst unrest in years’, Reuters, 18 Ekim 2026.

4. Ulysse Rabaté, ‘Mobilisation des lycées: les quartiers populaires à l’avant-garde’, Politis, 30 Eylül 2026.

5. 20 Minutes avec AFP, ‘Mayotte : Entre pluie tropicale et embuscades, la CRS8 en « reconquête du terrain » inconnu’, 20minutes, 26 Nisan 2023 ve Isabelle Mandraud, ‘At 80, France’s notorious riot police, the CRS, remain unloved’, Monde, 13 Aralık 2024.

6. Son on yılla ilgili gelişkin bir teori okumak isteyenler şu çalışmalara bakabilirler: Joshua Clover, Riot. Strike. Riot: The New Era of Uprisings (Verso Books, 2019) ve Endnotes, ‘A Rising Tide Lifts All Boats: Crisis era struggles in Britain’, Endnotes 3: Gender, Race, Class and Other Misfortunes (2013). İsyana ve yatay örgütlenmeye onay veren yaklaşımları eleştiren bir çalışma için bkz.: Vincent Bevins, If We Burn: The Mass Protest Decade and the Missing Revolution (Wildfire, 2023).

7. Bu tarz bir bakış açısı için bkz.: ‘Leaving the Contemporary Era’, Endnotes, 18 Ekim 2026. Groupe Révolutionnaire Charlatan, ‘Remarks on the Ongoing Student Revolt’, Ill Will, 9 Ekim 2026 ve The Invisible Committee, ‘Becoming Alive, Autonomous, and Explosive’, Ill Will, 17 Ekim 2026.

8. Mücadelemiz açısından bu tarz bir anlayışın önemi konusuna değinirken hem kısa süre önce acı bir kayıp neticesinde aramızdan ayrılan Peter Thomas’ı analım hem de onun şu makalesini önerelim: ‘New Orders: Hegemony as a Method of Political Work.’, Historical Materialism, 33(3) (2026), s 3-21.

0 Yorum: