Prometheus
Uluslararası Basın Ekibi (PIPS), küresel sınıf mücadelesinin ön saflarında yer
almaya çalışan, seyyar bir komünist yazarları grubu. Aşağıda, 17 Ekim’de Paris’te
yüz binlerce insanın sokaklara döküldüğü, nihayetinde polisle şiddetli
çatışmaların yaşandığı protestolara dair rapora yer veriliyor.
“Barikatlarda acı son
bulmuştur. Dönüşüm tamamlanmıştır. Bu dönüşüm, askerlerin ilerlediğini bildiren,
çatıdan yükselen bir haykırışla tamamlanmıştır. Birdenbire pişman olunacak
hiçbir şey kalmamıştır. Barikatlar, savunucuları ile hayatları boyunca
kendilerine yapılan şiddet arasındadır. Pişman olunacak hiçbir şey yoktur,
çünkü geçmişlerinin özü şimdi onlara karşı ilerlemektedir. Barikatların kendi
taraflarında ise gelecek çoktan başlamıştır.”[1]
Güne
erken başladık, sabah 3’te uyandık, arabamıza doluştuk, doğruca Manş Tüneli’ne girdik.
Birkaç kez mola verdikten sonra, sabahın ortalarında Paris’in eteklerinde park
ettik, merkeze doğru yola koyulduk. Paris’in içine doğru ilerledikçe,
genellikle pankart taşıyan veya maske takmış, dolaşıp duran genç gruplar ve
onların destekçilerine rastlamaya başladık.
Eylül
ortasından itibaren Paris’teki lise öğrencilerinin düzenlediği bir dizi eylem,
ülke çapında genel bir ayaklanmaya dönüştü. Şiddetli devlet baskısıyla karşı
karşıya kalan eylem çağrıları, okuldan okula, ardından üniversitelere ve
toplumun geneline yayıldı. Gençliğin mizah kültürü ile kapsamlı sokak
çatışmalarının birleştiği 17 Ekim, şimdiye kadarki en büyük eylem günü olmaya
adaydı.
Merkezde,
Cumhuriyet Meydanı’na kısa bir yürüyüş mesafesinde bir kafe bulduk, Avrupa’ya has,
ucuz ama lezzetli bir kahve içme ve araya 1-2 sigara sıkıştırma ritüeline
başladık. Tam meydana doğru yola koyulmayı konuşmaya başladığımız sırada,
caddeden bağırışlar duyduk. Birkaç bin genç protestocudan oluşan bir grup, geldikleri
mahallenin adının yazılı olduğu bir pankartla doğrudan bize doğru geliyordu.
Biz de kalabalığın içine atladık ve günün geri kalanını orada geçirdik.
Londra’dan
getirdiğimiz, dayanışma amaçlı hazırladığımız pankart elimizde, bu grupla
birlikte yürüdük, meydan yaklaştıkça grup daha da büyüdü. Yürüdükçe her yaştan
insanın binaların pencere ve balkonlarından gençlere destek olmak için el
salladıklarını ve alkışladıklarını gördük.
Cumhuriyet
Meydanı’na yaklaştıkça, çeşitli gruplar birleşti. Bu aşamada, bize sadece
gençlerden ve öğrencilerden oluşan gruplar değil, sendika bayrakları sallayan
birçok işçi ve devrimci grupların kolektifleri de katılmıştı. Bunların en önde
gelenlerinden biri de Sürekli Devrim örgütüydü.[2]
Meydana
giden yol kapatılmış, kalabalık başka yerlere doğru yürüyüşe başlamıştı.
Bilmediğimiz şey ise, insanların meydana toplanırken çember içine alınmış
olmaları ve ardından Fransız çevik kuvvet polisi (CRS) tarafından ayrım
gözetmeksizin göz yaşartıcı gaz ve diğer cisimlerle saldırıya uğramış olmalarıydı.
Bu saldırı, meydan civarında saatlerce süren çatışmalara yol açtı. Ancak biz,
farklı bir hedefe ulaşmaya çalışan ve giderek büyüyen bir kalabalığa katıldık. Meydan
ve Bastille ile yetinmeyen bu grup, Élysée Sarayı’na ulaşmaya çalışıyordu.
Aziz
Lazare Garı yakınlarında, parçası olduğumuz basın birliği, kısa bir süreliğine
ayrılarak, birkaç kutu kaliteli Avrupa birası ve biraz yiyecek aldı. Öğle
yemeğini hallettikten sonra ana yürüyüş koluna yeniden katıldık, kısa süre
sonra Saint Lazare Garı’nın önünden geçen yüzlerce maskeli genci gördük. Onları
takip etmeye karar verdik. Çeviğin minibüsleri de yakından bizi takip ediyordu,
amaçlarının istasyonun önünü ele geçirmek olduğu açıktı.
Köşeyi
döndüğümüzde, Aziz Augustin Kilisesi’nin önünde göz yaşartıcı gaz ve şok
bombası atan çevik tarafından kovalandık. Neyse ki, buradaki insanlar yakındaki
inşaat alanlarından ve yol çalışmalarından barikat malzemeleri arıyorlardı.
Çitlerden, Lime marka bisikletlerden ve çöp kutularından oluşan barikatların
arkasına geçtik. Ardından barikatlar ateşe verildi. Çoğu hâlâ ergenlik çağında
olan birkaç yüz maskeli insan, çeviğin ilerlemesini bekliyordu. Gençlere daha
fazla göz yaşartıcı gaz ve el bombası atılırken, gençler de ellerine ne geçerse
fırlattılar, sonra kalabalık yakındaki bir sokağa çekildi.
Bu
gençlerden oluşan grupla sokaklarda dolaştık. Elysee Sarayı’na zorla girmeye
çalıştık, ancak polis tarafından püskürtüldük. Polis, TOMA’dan plastik
mermilere kadar her şeyi kullandı. Sonuç olarak, grubumuz büyüdükçe tezahürat
yapan daha büyük kalabalıklarla karşılaşmaya devam ettik.
Elysee
Sarayı’na doğru yürüdük, kalabalık, birkaç bin kişiye ulaşmıştı. Polis
hatlarını geri püskürtme girişiminde bulunuldu. Öndeki gençler havai fişek
atıyordu. Çevik de karşılık olarak daha fazla gaz bombası attı. İnsanlar,
onları örtmeye veya geri tekmelemeye çalıştı. Bir noktada, kalabalık bir gaz
bombası yağmurundan sonra yerinden kımıldamayı reddetti ve bunun yerine polise
doğru hücum etti. Koşan kalabalık ve gülen gençler karşısında polis hatları
paniğe kapılarak daha da geriye çekildi. Bu zaferden duyduğumuz kısa süreli
sevinç geçiciydi. Etrafta “Sağlık!” bağırışları yükseliyordu. Çok fazla göz
yaşartıcı gaza maruz kalanların gözlerine serum sıkıldı. Yerde yatan, pantolon
paçası yırtılmış, kan içinde bir genç gördük. Muhtemelen patlayan bir polis
bombasına tekme atmaya çalışırken yaralanmıştı. Gün boyunca, en az bir
protestocu, solunum durması nedeniyle hayatını kaybetti, ülke genelinde çok
daha fazla kişi hastaneye kaldırıldı.[3]
Polisin
saldırısı yeniden başladı, düzenli olarak göz yaşartıcı gaz atıldı ve kalabalık
geri çekildi. Geçişimizi engellemek için çitlerden ve diğer ekipmanlardan
barikatlar kuruldu. Ardından, arkamızdan motosikletlerin kükremesini duyduk ve
kalabalık daha da hızlandı. Şiddet Eylemlerinin Bastırılması İçin Motorize
Tugay (BRAV-M) ekibi bizi kovalıyordu. Çiftler halinde motosiklet kullanan bu
özellikle sadist kişilerden seçilmiş polis birlikleri, son on yılda faaliyet
gösteren en şiddet yanlısı birimlerden biriydi. Bir sürücü ve arkasında silahlı
bir polis memuruyla birlikte, motosiklet üzerindeyken gençlere ateş açma ve
onları dövme yeteneğine sahip olan bu birlik, misilleme amaçlı dayaklarıyla ünlü.
Barikatlar
BRAV-M’i yavaşlatınca, kalabalık, polislerle arasına mesafe koymayı başardı. Aziz
Lazare yakınlarında olduğumuzu fark ettik. Güneş batmaya başlıyordu. Binlerce
maskeli genç, artık sokaklarda hedefsizce dolaşıyordu, ateşlerden, göz
yaşartıcı gazdan ve havai fişeklerden çıkan duman, çoğu sokaktan
görülebiliyordu.
Paris’in
en güzel mağazalarının bulunduğu Haussmann Bulvarı’na doğru yürüyen bir
kalabalığı takip ettik. İlk başta, kalabalık tarafından bir JD Sports
mağazasının tahrip edildiğini gördük. Tahta paneller kaldırılmış, pencereler
kırılmış, gruplar halinde insanlar içeri koşuyordu. Dışarıdakilerin
tezahüratları eşliğinde, yığınla kıyafet ve ayakkabı, kalabalığın içine
atılıyordu. Yolun biraz ilerisinde, polis mağazaya girmeye çalışıyordu. Ancak,
havai fişekler ve geri püskürtmeyle karşılaşan çevik geri çekilmek zorunda
kaldı.
Kalabalık,
lüks mağaza Galeries Lafayette’e ulaşana dek ilerlemeye devam etti. Bu mağaza,
bölgede dolaşan herkesin odak noktası haline geldi. Kepenkleri kaldırmaya,
kapıları kırmaya ve içerideki lüks eşyalara ulaşmaya çalıştılar. Bazıları içeri
girmeyi başarsa da, panikleyen bir grup çevik kuvvet polisi, ardından BRAV-M
kalabalığı dağıttı. Başkentler arasında elbette çok az fark vardır, ancak buranın
çevik polisi, bu lüks mağazayı, yakındaki yağmalanan JD Sports’tan daha
öncelikli bir hedef olarak gördü.
Kalabalığın
büyük bir kısmı karanlıkta küçük gruplar halinde kaçmaya başlayınca, biz de Cumhuriyet
Meydanı’na (Place de la République) geri dönüp günün başlarında
yaşananların sonuçlarını görmeye karar verdik. Meydan, dolaşan bireyler dışında
boşaltılmıştı. Birkaç yanmış araç ve stant vardı, merkezdeki heykele sarı bir
yelek giydirilmişti. Kalabalığın yeniden toplanması ihtimaline karşı yakınlarda
çevik polis araçları ve TOMA’lar konuşlandırılmıştı.
Artık
çok geç olmuştu, çevik kuvvet mensupları, küçük gruplar halinde sokaklarda
dolaşıyordu. Maskeli birkaç protestocuyu hedef alıp döven küçük bir çevik
grubuna rastladık, bu durum, birkaç kişinin müdahalesine yol açtı. Buna
karşılık, göz yaşartıcı gaz ve bir de plastik mermi sıktılar. Mermi grubumuzdan
birine isabet etti. Bunu, 18 Pazar günü uzun bir araba yolculuğu öncesinde
hostelimize doğru yürüyerek geri dönmemiz gerektiğinin bir işareti olarak
algıladık.
Paris
sokaklarında güneş doğarken, yanmış araba ve bisiklet enkazları sokakları
kaplamıştı. Büyük zincir mağazaların camları kırılmamışsa bile duvarlarına
yazılar yazılmıştı. Sabahın erken saatlerinde birkaç gösteri düzenlendi, gün
boyunca aralıklı eylemler devam etti. Biz ise arabada uyuyarak, Pazartesi günkü
vardiyaları korkuyla bekleyerek İngiltere’ye geri dönüyorduk.
Ayaklanmaların
Genel Önemi Üzerine
Bu
cümleleri durum henüz netleşmemişken yazıyoruz, ancak bunların bazılarının
gösterilerle ilgili olarak tespit ettiğimiz, politik öneme sahip hususlar olduğunu
söylemek gerekiyor.
Bu
protestolar başta kötü okul koşullarına tepki olarak başladı ve Fransız devleti
açısından daha kapsamlı bir politik krize dönüştü. Val-de-Marne ve Saint-Denis
gibi bölgelerde başlamaları tesadüf değil. Bunlar, Paris’in kenar
mahallelerinde ağırlıklı olarak işçi sınıfının yaşadığı, sık sık devlet şiddeti
ve ırkçı taciz olaylarıyla karşı karşıya kalan bölgeler.[4] Eğitim konusunda
yeterli devlet desteği almakla ilgili talepleri, çevik polisin saldırısının
ulaştığı büyüklük sebebiyle, hızla daha büyük bir mücadeleye evrildi.
Özellikle, daha önce Fransa’nın yurtdışındaki sömürgelerinde görevlendirilmiş,
özellikle şiddet yanlısı bir birim olan CRS-8, Cumartesi günü Paris’te
görevlendirildi. Bu, sömürgelerin öfkesinin bir bumerang misali dönüp ülkeyi
vurmasının somut bir tezahürü. Sömürgelerdeki polis faaliyetleri, imparatorluk
merkezine dönüyor.[5]
Bu
küresel protesto dalgasını “Z kuşağı isyanları” olarak nitelendiren yaklaşımın
yetersiz olduğunu söylemek lazım. Fransa’nın işçi gençliğince başlatılmış olan
bu eylemler, en militan biçimde yönetilmektedir. Bu gençlerin çoğu Siyahi ve
Arap kökenlidir, Fransız kapitalizminin sömürüsünün yanı sıra devletin sürekli
tacizine, İslam düşmanlığına ve ırkçı şiddete maruz kalmaktadır. Ancak bu
tahakküm, kendi direnişini de doğurmaktadır. Militanlıkları, mücadeleyi okul
koşullarından devlet şiddetinin politik alanına taşımış, burada onlarca yıldır
süregelen direnişe, özellikle de 2023’te Nail Merzuk’un polis tarafından
katledilmesi üzerine gerçekleştirilen ayaklanmalara dayanmaktadır. Fransa’da ve
başka yerlerde mücadelenin temelini oluşturan da bu işçi gençlik ve
eylemleridir. Sınıf ve ırk ayrımı gözetmeksizin Fransa genelindeki gençler de
bu harekete katılarak birleşmiştir. Özellikle Fransa genelindeki iş yerlerinde
daha fazla yetişkin katıldıkça, güçleri de artmaktadır. Devlet, bu oluşan
birliktelikleri dağıtmaya ya da ırkçı saldırıların hedef olan işçi gençliği
hareketin dümeninden uzaklaştırmaya çalışacaktır.
Bu
mücadele, Batı Avrupa’da egemen sınıfların işsiz, eğitimsiz veya staj yapmayan
gençlere (istihdamın, eğitimin-öğretimin dışında duran “ev gençleri”ne) kafayı
taktığı bir dönemde ortaya çıkıyor. İşçi sınıfına mensup gençler, kaynakları
yetersiz sınıflara itilerek daha kötü işler bulmaya, hatta hiç iş bulamamaya
zorlanıyorlar. Tüm bunlar olurken, iklim değişikliği, baskı ve savaşla dolu bir
gelecekle karşı karşıya kalıyorlar. Gençler arasında suça bulaşma oranlarının
yüksekliği ve gençlerde görülen hasta taklidi yaparak kazanç elde etme gibi ahlaki
krizler, yaygın görülen sorunlar. Bu isyanlar sonucunda söz konusu sorunlar, muhtemelen
daha da yoğunlaşacak. Ancak isyanların ardındaki rasyonel öz nihayetinde doğru:
Sizi fazlalık olarak gören, taciz eden, sonra zehirli bir dünyada mayın eşeği
olarak kullanan bir devletle neden mücadele etmeyesiniz?
Gençler
ülkenin yeniden militarizasyonu meselesini gündeme taşıyor. Fransa gibi
emperyalist devletler için merkezi bir sorun bu. Emperyalist devletler, kendi
gençleri onlar için savaşmazsa, yaklaşan kaynak savaşlarından nasıl sağ
çıkacaklar? Buna karşılık, tek mantıklı olan şey, ölüm makinesi için tek bir
kuruş, tek bir adam bile vermemek.
Ancak,
isyan, hiçbir zaman yeterli gelmez. Bu protestolar, uluslara yayıldıkça,
kitlesel işçi sınıfı direnişinin daha geniş kapasitesini ortaya koymaktadır.
Fakat son otuz-kırk yıldır isyana, daha kapsamlı politik sonuçların tam bir
bilançosu çıkartılmadan, onay verilip geçilmiştir.[6]
Neticede Mayıs 1968 yaşandı, ancak Fransa, aynı yılın ilerleyen aylarında De
Gaulle’ü iktidara taşıdı. İşçi gençliğin önderliğindeki bu tür bir militanlık
karşısında kapitalist devletlere karşı verilen politik mücadelenin gerekli
alanlarından geri çekilmek kimilerine cazip gelecektir. Bu gençliğin
militanlığına haklı olarak işaret edip, bir yandan da onu sendikalar ve politik
partileri merkez alan, belirli aracı yapıları üzerine kurulu mücadele biçimlerinin
karşısına çıkarttığımızda, verili momentin yol açtığı duygulara uygun hareket
etmiş oluruz ama bir yandan da ilgili alanları devlet içinde mücadeleyi yeniden
kazanmaya çalışanlara terk ederiz.[7]
Bu
tür çağrılar, ayaklanmaların işçi sınıfı gençliğinin liderliğine onay veriyor
ama bu liderlikten ne öğrenildiğini veya bunun, hareketin tekrarlayan isyan ve
ayaklanmaların hafızasıyla nasıl diyaloga sokulabileceğini dile getirmekten her
seferinde kaçınıyor. Bunun yerine, devletin özgürleştirici enerjileri yeniden
ele geçirmesini önceden eleştirirken, bu yeniden ele geçirmeyi tehdit eden
aracılar (partiler, sendikalar ve diğerleri) üzerindeki mücadeleyi devlete
bırakıyor. Bu, özellikle Boyun Eğmeyen Fransa ve solundaki partilerin,
sendikaların önemli bir kesimiyle birlikte gençlik protestolarını geniş ölçüde
desteklediği bir durumda, son derece verimsiz görünüyor. Çıkış yolu yok, tek
yol ilerlemek. Militanlar için önemli olan, siyasi ve sivil toplumun tüm
alanlarında verilecek amansız mücadele. Bu da militanları bölgeler ve
mahalleler nezdinde birbirine bağlayabilecek, bu mücadelelerin devlete karşı
kurumsallaşmasını sağlayabilecek bir örgütlenmeye, partinin göreceği işlevlere
ihtiyaç duyar.
Fransa’daki
mücadelede, Beşinci Cumhuriyet’in yerini alacak yeni cumhuriyet çağrısı
çerçevesinde, devlet düzeyinde politik mücadeleyi vermek için zaten belirli bir
çerçeve mevcut. Bu talep, sadece Boyun Eğmeyen Fransa’nın popülist güçlerince
değil, aynı zamanda Sürekli Devrim (Révolution Permanente) gibi onun solundaki
Marksist güçlerce de dile getiriliyor. 17’sinde sendika güçleri mevcut olsa da,
bürokrasileri o güne açık desteğe karşı çıktı, Sarı Yelekliler hareketi
sırasında sıklıkla görüldüğü üzere, gösterileri desteklemek için kendi
içlerinde sürekli bir mücadeleye tanık olundu. Mesele, maskeli ve sokaklarda
koşan öğrenciler ile resmi parti ve sendika örgütlerinin parçası olanlar
arasında bir seçim değil (çünkü biz sahada olanlar, her ikisiyle birlikte
sokaklarda dolaştık); sorun, Macron hükümetinin son günlerine yaklaşırken bu
güçlerin nasıl ittifak kurmaya devam edebileceğidir. Yaklaşan cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin yanı sıra Fransız devletinin tüm alanlarında devam eden mücadelelerle
birlikte, sol güçlerin birlikte çalışmaya, mücadelelerini genişletmeye ve
taleplerini bütünleşik devletin her alanında yükseltmeye devam etme ihtimali
hâlâ mevcut.[8]
Seyahatimize
şaka yollu “isyan turizmi” adını vermiştik. Her turizmde olduğu gibi, asıl soru
sevdikleriniz için ne getireceğinizdir. Yoldaşlar için, size dünyanın böyle
olmak zorunda olmadığını, insanların savaşmaya hazır olduğunu anlatmak için bu hikâyeyi
getiriyoruz. En önemlisi şu: İspanya’daki konut hareketinden İtalya’daki yüz
binlerce kişinin yeniden silahlanmaya karşı gerçekleştirdiği eylemlere kadar,
Avrupa’ya yayılan protestolarla birlikte, bugünkü gibi daha nice günler
yaşayacağız.
Fransa’da
da eylem çağrıları artıyor, 5 Kasım Perşembe günü genel grev çağrısı yapıldı.
20 Kasım’da ise Uluslararası Gençlik Grevi gerçekleşecek ve birçok ülkenin
sendikaları genel grev ve gösteri çağrısında bulunacak. O gün biz İngiltere’de
neleri inşa edebiliriz, ona bakalım.
Prometheus Uluslararası Basın Ekibi
19
Ekim 2026
Kaynak
Dipnotlar:
1. John Berger, G. (Penguin Books, 1973), s. 84.
2.
Morenoculuğu aşmış olan Sürekli Devrim Akımı-Dördüncü Enternasyonal’in Fransa
seksiyonu. Bu örgüt, Boyun Eğmeyen Fransa’nın dışındaki solun en önemli
yapılarından. 2023’teki emeklilik maaşıyla ilgili eylemlerden ayrıca ülkedeki
Yeni Antikapitalist Parti’nin iki rakip, giderek küçülen yapıya bölünmesinden
beri öne çıktı. Sürekli Devrim, sitelerinde eylemleri canlı verdi: RP.
3.
Sybille de La Hamaide, Clotaire Achi ve Abdul Saboor, ‘Macron urges calm as
France counts cost of worst unrest in years’, Reuters, 18 Ekim 2026.
4.
Ulysse Rabaté, ‘Mobilisation des lycées: les quartiers populaires à
l’avant-garde’, Politis, 30 Eylül 2026.
5.
20 Minutes avec AFP, ‘Mayotte : Entre pluie tropicale et embuscades, la CRS8 en
« reconquête du terrain » inconnu’, 20minutes, 26 Nisan 2023 ve Isabelle
Mandraud, ‘At 80, France’s notorious riot police, the CRS, remain unloved’, Monde, 13 Aralık 2024.
6.
Son on yılla ilgili gelişkin bir teori okumak isteyenler şu çalışmalara bakabilirler:
Joshua Clover, Riot. Strike. Riot: The New Era of Uprisings (Verso
Books, 2019) ve Endnotes, ‘A Rising Tide Lifts All Boats: Crisis era struggles
in Britain’, Endnotes 3: Gender, Race, Class and Other Misfortunes
(2013). İsyana ve yatay örgütlenmeye onay veren yaklaşımları eleştiren bir
çalışma için bkz.: Vincent Bevins, If We Burn: The Mass Protest Decade and
the Missing Revolution (Wildfire, 2023).
7.
Bu tarz bir bakış açısı için bkz.: ‘Leaving the Contemporary Era’, Endnotes, 18 Ekim 2026. Groupe
Révolutionnaire Charlatan, ‘Remarks on the Ongoing Student Revolt’, Ill Will, 9 Ekim 2026 ve The Invisible
Committee, ‘Becoming Alive, Autonomous, and Explosive’, Ill
Will, 17 Ekim 2026.
8. Mücadelemiz açısından bu tarz bir anlayışın önemi konusuna değinirken hem kısa süre önce acı bir kayıp neticesinde aramızdan ayrılan Peter Thomas’ı analım hem de onun şu makalesini önerelim: ‘New Orders: Hegemony as a Method of Political Work.’, Historical Materialism, 33(3) (2026), s 3-21.



0 Yorum:
Yorum Gönder