15 Ekim 2026

,

Thomas Sankara Röportajı

Thomas Sankara Lenin Hatıra Müzesi'nde [1986]


Jeune Afrique

12 Mart 1986

 

Mart 1986’da, bir vakitler kimliği tespit edilmesin diye kitaplarını pantolonunun içine saklayan Burkino Faso cumhurbaşkanıyla özel bir röportaj gerçekleştirdik.

Elisabeth Nicolini’nin gerçekleştirdiği röportaj, Jeune Afrique dergisinin 12 Mart 1986 tarihli 1314. Sayısında yayımlandı.

* * *

 

O, devrimci bir savaşçı olarak tanınıyor. Edebiyatseverliği ise daha az bilinen yönü. Askeri üniformasını sembolik olarak çıkarıp tabancasını ve Kalaşnikof’unu geride bırakan genç Burkina Faso devlet başkanı Thomas Sankara, Jeune Afrique’e okuma alışkanlığı hakkında samimi bir röportaj verdi. Okumaya vakti olmadığını söylüyor. Az okuyor, çok hızlı okuyor. Ama gene de okuyor.

Geçtiğimiz günlerde Fransa’ya, ülkenizi büyük ölçüde etkileyen çölleşme sorununun ele alındığı Silva ağaçlar ve ormanlar konferansına katılmak için geldiniz. Bu konuyla ilgili herhangi bir kitap okudunuz mu?

[gülümseyerek]: Hayır, ülkem fazla kurak...

En son hangi kitabı okudunuz?

Jean Dutourd’un Dünyanın En Aptal Solu adlı kitabı. İçinde kimi eğlenceli şeyler var. Rahatlatıcı...

Bu, Fransa’da yaklaşan meclis seçimleriyle ilgili, sağcı bir gazeteci tarafından yazılmış bir kitap. Fransız seçim kampanyasıyla gerçekten bu kadar ilgileniyor musunuz?

Hayır, kitabın yazarı eğlenceli şeyler yazdığı için okudum.

Ama siz siyasi kitaplar okuyorsunuz…

Elbette. Kendimi ele vermeden şunu söyleyebilirim ki, Marksizm-Leninizmin klasiklerini bilirim.

O zaman Karl Marx’ın Kapital adlı eserini mutlaka okumuşsunuzdur ...

Hayır, tamamını değil. Ama Lenin’in tüm eserlerini okudum.

Issız bir adada mahsur kalsaydınız, bu eserleri yanınıza alır mıydınız?

Devlet ve Devrim’i kesin alırdım. Bu kitap benim için bir sığınak, sık sık yeniden okuduğum bir kitap. Ruh halime bağlı olarak kelimeleri ve cümleleri her seferinde farklı yorumluyorum. Ama bir adaya gidecek olsam, yanıma İncil ve Kur’an’ı da alırdım.

Sizce Lenin, İsa ve Muhammed iyi bir üçlü oluşturur mu?

Evet, konuşmalarımda İncil ve Kur’an’dan çokça alıntı yaparım… Bu üç eseri, belki de Asya hariç, yaşadığımız dünyadaki en güçlü üç düşünce akımını temsil ettiğini düşünüyorum. Devlet ve Devrim, devrimci bir çözüm gerektiren sorunlara cevap sunuyor. Dahası, İncil ve Kur’an, insanların tarih boyunca, farklı bölgelerde düşündüklerini ve düşünmeye devam ettiklerini sentezlememize imkân sağlıyor.

Bu üçünden hangisi en devrimcidir?

Bu döneme bağlı. Günümüz için Lenin’in en devrimci olduğu, tartışılmaz bir gerçek. Ancak Muhammed’in de toplumu dönüştüren bir devrimci olduğu yadsınamaz. İsa da öyleydi... ama onun devrimi tamamlanmadı. O nihayetinde soyut bir figürken, Muhammed daha materyalistti.

Biz, Mesih’in sözünü, yaşadığımız gerçek sefaletten bizi kurtarabilecek bir mesaj, dünyanın niteliksel dönüşümü için bir felsefe olarak kabul ettik. Ancak, nasıl kullanıldığı, bizi hayal kırıklığına uğrattı. Başka bir şey aramak zorunda kaldığımızda, sınıf mücadelesiyle karşılaştık.

Günümüzde siyaset yapan ve aynı zamanda yazar olan, yazılarını diğerlerinden daha çok beğendiğiniz siyasetçiler var mı?

Genel olarak, hepsine ilgi duyuyorum. İster askeri kitaplar, ister taktik kitapları, ister iş organizasyonu kitapları olsun… Örneğin, de Gaulle’ün kitaplarının çoğunu okudum. Mitterand’ınkiler de öyle… Arı ve Mimar mesela… İyi yazıyor, ama sadece yazma zevki için değil. Eserlerinden başkanlığı istediğini ve başardığını anlayabiliyorsunuz.

Sanırım bir kütüphaneniz var, değil mi?

Hayır, kesinlikle hayır. Kitaplarım depolarda. Kütüphane tehlikelidir; sizi ele verir. Ayrıca, okuduklarım hakkında konuşmayı da sevmiyorum. Hiçbir kitaba not düşmem veya pasajların altını çizmem… Çünkü kendinizi en çok orada ortaya koyarsınız… Gerçek manada kişisel bir günlük haline gelebilir okuduğunuz kitap.

Resmi konuşmalar dışında, kendiniz bir şeyler yazıyor musunuz?

Evet, uzun zamandır… 1966’dan beri… Lisedeyken her akşam yazardım… 1982’de kısa bir süre ara verdim. Ama o zamandan sonra tekrar başladım. Düşüncelerimi yazıyorum…

Bunları yayımlamayı planlıyor musunuz?

Hayır, yayımlayacağımı sanmıyorum.

Hangi kitabı yazmayı çok isterdiniz?

İnsanlar için mutluluğun örgütlenmesi ve inşası üzerine bir kitap.

Hafif kitapları sevmiyor musunuz?

Hayır, zaman geçirmek için ya da güzel bir öykü keşfetmek için okumuyorum...

Kitaplarınızı nasıl seçiyorsunuz?

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, onları satın alıyorum… Yazardan çok, başlığı dikkatimi çekiyor. Bir yazarın edebi yolculuğunu keşfetmek için okumuyorum. Yeni insanlarla, yeni durumlarla karşılaşmayı seviyorum.

Biraz da Afrika edebiyatından, özellikle Burkina Fasolu yazarlardan bahsedelim. Hangisi sizi daha çok etkiledi?

Afrika romanlarını sevmiyorum. Filmlerini de sevmiyorum, aynı şekilde. Okuduklarım beni hayal kırıklığına uğrattı. Hep aynı hikâye: Paris’e giden, acı çeken, döndüğünde geleneklerle uyumsuzluk yaşayan genç Afrikalı adamdan bahsedilip duruluyor.

Şeyh Hamidu Kane’nin yazdığı L’Aventure ambiguë’den [“Belli Belirsiz Macera”] bahsediyorsunuz!

Evet, ben insanları bu şekilde tanımlamayı sevmiyorum. Afrika edebiyatında konuşanlar gerçekten Siyahi insanlar değil. Sanki Fransızca konuşmayı çok isteyen Siyahi insanlarla karşı karşıya olduğunuz izlenimini ediniyorsunuz. Bu, beni rahatsız ediyor. Yazarlar, günümüz insanlarının konuştuğu gibi yazmalı.

“Kırma dil”le mi konuşmalarını tercih edersiniz?

Az çok tercihim bu yönde. Her halükârda, benim tercih ettiğim Afrikalı yazarlar, görüşlerine katılmasam bile, somut sorunlarla ilgilenenler. Edebi etkiler yaratmaya çalışanları sevmiyorum.

Başkent Vagadugu’daki ofisinizde, Lenin’in tüm eserleri çok güzel bir koleksiyon halinde bulunuyor...

Evet, ama ben, Lenin’i daha pratik bir derleme dâhilinde okumuştum, tıpkı Paris’te Paul-Painlevé caddesi 1 numarada bulunan Herbes-Sauvages’a kitap almaya gittiğimde bulduğum cep derlemeleri gibi.

Arap edebiyatına aşina mısınız?

Evet, bazı Cezayir ve Tunus kitapları okudum. Mısırlı şarkıcı Ümmü Gülsüm hakkında bir kitap. Yazarını hatırlamıyorum… Ayrıca Cezayir Kurtuluş Cephesi üyesi Ahmed Mahsas’ın kaleme aldığı Cezayir’de Öz Yönetim adlı kitabı da okudum.

Yani pek roman okumuyorsunuz?

Hayır, neredeyse hiç. Geçenlerde tesadüfen Bernard Pivot’nun L'Amour en vogue [“Modaya Uygun Aşk”] adlı romanını okudum, samimi bir hikâyeydi... İndirimdeydi. Bir kitapçıya gidip aldım.

Peki ya polisiye romanlar? Mesela Gérard de Villiers’in Vagadugu’da geçen SAS serisi?

Hayır, ilgilenmiyorum. Bu paralel bir edebi tür… Anlaşılan Gérard de Villiers, SAS romanını yazmadan önce Vagadugu’ya gelmiş. Beni hiç görmek istememiş.

Alır mıydınız kitabı?

Neden olmasın? Casusluk türünde, şu anda Frederick Forsyth’in Şeytanın Alternatifi adlı kitabını okuyorum. Büyük güçlerin ikiyüzlülüğüne fazlasıyla ışık tutuyor.

Burkina Fasolu, sürgünde yaşayan ve belli ki yakından tanıdığınız Joseph Ki-Zerbo adında bir yazar var. Kitaplarını okudunuz mu?

Evet, çalışmaları çok ilgi çekici. Ama kendisi halen daha aşağılık kompleksine sahip bir Afrikalı: Fransa’ya geldi, okudu, sonra da Afrika’daki kardeşlerinin Fransa’da gözden kaçırılan ve görmezden gelinen şeyleri fark edip görmeleri için yazmak üzere eve döndü. Bir Afrikalı için zirveye ulaşmak ama Fransa’da tanınmamak kadar sinir bozucu bir şey yok. Kendisine durmadan, “en azından memlekete döndüğümde büyük bir adam olarak kabul göreceğim” diyor.

Akıbeti ne olacak sizce?

Devrim, kendisini yurda çağırdı ama o kaçtı. İki kez geri dönmesini istedim… Fakat o, tekrar tekrar yaşayıp durduğu başarısızlıklarını gizlemek istiyor. Burkina Faso’da ne seçimlerle ne de darbelerle başarılı olabildi. Bu yüzden ayrıldı. Ayrılmadan önce onu iki kez kabul ettim. Ayrılmasına sevindik çünkü gerçekten çok korktuğunu hissettik ve onun bu korkudan ölmesini, bizim elimizde ölmesini istemedik. Ölse korkunç suçlamalarla yüzleşecektik. Ayrıldıktan sonra muhalefete geçti. Ama istediği zaman geri dönebilir. Kapımız ona açık.

Kaynak

0 Yorum: