Thomas Sankara Lenin Hatıra Müzesi'nde [1986]
Jeune Afrique
12 Mart 1986
Mart
1986’da, bir vakitler kimliği tespit edilmesin diye kitaplarını pantolonunun
içine saklayan Burkino Faso cumhurbaşkanıyla özel bir röportaj gerçekleştirdik.
Elisabeth
Nicolini’nin gerçekleştirdiği röportaj, Jeune Afrique dergisinin 12 Mart 1986
tarihli 1314. Sayısında yayımlandı.
* * *
O,
devrimci bir savaşçı olarak tanınıyor. Edebiyatseverliği ise daha az bilinen
yönü. Askeri üniformasını sembolik olarak çıkarıp tabancasını ve Kalaşnikof’unu
geride bırakan genç Burkina Faso devlet başkanı Thomas Sankara, Jeune
Afrique’e okuma alışkanlığı hakkında samimi bir röportaj verdi. Okumaya
vakti olmadığını söylüyor. Az okuyor, çok hızlı okuyor. Ama gene de okuyor.
Geçtiğimiz
günlerde Fransa’ya, ülkenizi büyük ölçüde etkileyen çölleşme sorununun ele
alındığı Silva ağaçlar ve ormanlar konferansına katılmak için geldiniz. Bu
konuyla ilgili herhangi bir kitap okudunuz mu?
[gülümseyerek]: Hayır, ülkem
fazla kurak...
En
son hangi kitabı okudunuz?
Jean
Dutourd’un Dünyanın En Aptal Solu adlı kitabı. İçinde kimi eğlenceli
şeyler var. Rahatlatıcı...
Bu,
Fransa’da yaklaşan meclis seçimleriyle ilgili, sağcı bir gazeteci tarafından
yazılmış bir kitap. Fransız seçim kampanyasıyla gerçekten bu kadar ilgileniyor
musunuz?
Hayır,
kitabın yazarı eğlenceli şeyler yazdığı için okudum.
Ama
siz siyasi kitaplar okuyorsunuz…
Elbette.
Kendimi ele vermeden şunu söyleyebilirim ki, Marksizm-Leninizmin klasiklerini
bilirim.
O
zaman Karl Marx’ın Kapital adlı eserini mutlaka okumuşsunuzdur ...
Hayır,
tamamını değil. Ama Lenin’in tüm eserlerini okudum.
Issız
bir adada mahsur kalsaydınız, bu eserleri yanınıza alır mıydınız?
Devlet
ve Devrim’i kesin alırdım. Bu kitap benim için bir sığınak, sık sık
yeniden okuduğum bir kitap. Ruh halime bağlı olarak kelimeleri ve cümleleri her
seferinde farklı yorumluyorum. Ama bir adaya gidecek olsam, yanıma İncil ve Kur’an’ı
da alırdım.
Sizce
Lenin, İsa ve Muhammed iyi bir üçlü oluşturur mu?
Evet,
konuşmalarımda İncil ve Kur’an’dan çokça alıntı yaparım… Bu üç eseri, belki de
Asya hariç, yaşadığımız dünyadaki en güçlü üç düşünce akımını temsil ettiğini
düşünüyorum. Devlet ve Devrim, devrimci bir çözüm gerektiren sorunlara
cevap sunuyor. Dahası, İncil ve Kur’an, insanların tarih boyunca, farklı
bölgelerde düşündüklerini ve düşünmeye devam ettiklerini sentezlememize imkân
sağlıyor.
Bu
üçünden hangisi en devrimcidir?
Bu
döneme bağlı. Günümüz için Lenin’in en devrimci olduğu, tartışılmaz bir gerçek.
Ancak Muhammed’in de toplumu dönüştüren bir devrimci olduğu yadsınamaz. İsa da
öyleydi... ama onun devrimi tamamlanmadı. O nihayetinde soyut bir figürken,
Muhammed daha materyalistti.
Biz,
Mesih’in sözünü, yaşadığımız gerçek sefaletten bizi kurtarabilecek bir mesaj,
dünyanın niteliksel dönüşümü için bir felsefe olarak kabul ettik. Ancak, nasıl
kullanıldığı, bizi hayal kırıklığına uğrattı. Başka bir şey aramak zorunda
kaldığımızda, sınıf mücadelesiyle karşılaştık.
Günümüzde
siyaset yapan ve aynı zamanda yazar olan, yazılarını diğerlerinden daha çok
beğendiğiniz siyasetçiler var mı?
Genel
olarak, hepsine ilgi duyuyorum. İster askeri kitaplar, ister taktik kitapları,
ister iş organizasyonu kitapları olsun… Örneğin, de Gaulle’ün kitaplarının
çoğunu okudum. Mitterand’ınkiler de öyle… Arı ve Mimar mesela… İyi
yazıyor, ama sadece yazma zevki için değil. Eserlerinden başkanlığı istediğini
ve başardığını anlayabiliyorsunuz.
Sanırım
bir kütüphaneniz var, değil mi?
Hayır,
kesinlikle hayır. Kitaplarım depolarda. Kütüphane tehlikelidir; sizi ele verir.
Ayrıca, okuduklarım hakkında konuşmayı da sevmiyorum. Hiçbir kitaba not düşmem
veya pasajların altını çizmem… Çünkü kendinizi en çok orada ortaya koyarsınız…
Gerçek manada kişisel bir günlük haline gelebilir okuduğunuz kitap.
Resmi
konuşmalar dışında, kendiniz bir şeyler yazıyor musunuz?
Evet,
uzun zamandır… 1966’dan beri… Lisedeyken her akşam yazardım… 1982’de kısa bir
süre ara verdim. Ama o zamandan sonra tekrar başladım. Düşüncelerimi yazıyorum…
Bunları
yayımlamayı planlıyor musunuz?
Hayır,
yayımlayacağımı sanmıyorum.
Hangi
kitabı yazmayı çok isterdiniz?
İnsanlar
için mutluluğun örgütlenmesi ve inşası üzerine bir kitap.
Hafif
kitapları sevmiyor musunuz?
Hayır,
zaman geçirmek için ya da güzel bir öykü keşfetmek için okumuyorum...
Kitaplarınızı
nasıl seçiyorsunuz?
Öncelikle
şunu söylemeliyim ki, onları satın alıyorum… Yazardan çok, başlığı dikkatimi
çekiyor. Bir yazarın edebi yolculuğunu keşfetmek için okumuyorum. Yeni
insanlarla, yeni durumlarla karşılaşmayı seviyorum.
Biraz
da Afrika edebiyatından, özellikle Burkina Fasolu yazarlardan bahsedelim.
Hangisi sizi daha çok etkiledi?
Afrika
romanlarını sevmiyorum. Filmlerini de sevmiyorum, aynı şekilde. Okuduklarım
beni hayal kırıklığına uğrattı. Hep aynı hikâye: Paris’e giden, acı çeken,
döndüğünde geleneklerle uyumsuzluk yaşayan genç Afrikalı adamdan bahsedilip duruluyor.
Şeyh
Hamidu Kane’nin yazdığı L’Aventure ambiguë’den [“Belli Belirsiz Macera”]
bahsediyorsunuz!
Evet,
ben insanları bu şekilde tanımlamayı sevmiyorum. Afrika edebiyatında konuşanlar
gerçekten Siyahi insanlar değil. Sanki Fransızca konuşmayı çok isteyen Siyahi
insanlarla karşı karşıya olduğunuz izlenimini ediniyorsunuz. Bu, beni rahatsız
ediyor. Yazarlar, günümüz insanlarının konuştuğu gibi yazmalı.
“Kırma
dil”le mi konuşmalarını tercih edersiniz?
Az
çok tercihim bu yönde. Her halükârda, benim tercih ettiğim Afrikalı yazarlar,
görüşlerine katılmasam bile, somut sorunlarla ilgilenenler. Edebi etkiler
yaratmaya çalışanları sevmiyorum.
Başkent
Vagadugu’daki ofisinizde, Lenin’in tüm eserleri çok güzel bir koleksiyon
halinde bulunuyor...
Evet,
ama ben, Lenin’i daha pratik bir derleme dâhilinde okumuştum, tıpkı Paris’te Paul-Painlevé caddesi 1 numarada bulunan Herbes-Sauvages’a kitap almaya
gittiğimde bulduğum cep derlemeleri gibi.
Arap
edebiyatına aşina mısınız?
Evet,
bazı Cezayir ve Tunus kitapları okudum. Mısırlı şarkıcı Ümmü Gülsüm hakkında
bir kitap. Yazarını hatırlamıyorum… Ayrıca Cezayir Kurtuluş Cephesi üyesi Ahmed
Mahsas’ın kaleme aldığı Cezayir’de Öz Yönetim adlı kitabı da okudum.
Yani
pek roman okumuyorsunuz?
Hayır,
neredeyse hiç. Geçenlerde tesadüfen Bernard Pivot’nun L'Amour en vogue [“Modaya
Uygun Aşk”] adlı romanını okudum, samimi bir hikâyeydi... İndirimdeydi.
Bir kitapçıya gidip aldım.
Peki
ya polisiye romanlar? Mesela Gérard de Villiers’in Vagadugu’da geçen SAS
serisi?
Hayır,
ilgilenmiyorum. Bu paralel bir edebi tür… Anlaşılan Gérard de Villiers, SAS
romanını yazmadan önce Vagadugu’ya gelmiş. Beni hiç görmek istememiş.
Alır
mıydınız kitabı?
Neden
olmasın? Casusluk türünde, şu anda Frederick Forsyth’in Şeytanın Alternatifi
adlı kitabını okuyorum. Büyük güçlerin ikiyüzlülüğüne fazlasıyla ışık tutuyor.
Burkina
Fasolu, sürgünde yaşayan ve belli ki yakından tanıdığınız Joseph Ki-Zerbo
adında bir yazar var. Kitaplarını okudunuz mu?
Evet,
çalışmaları çok ilgi çekici. Ama kendisi halen daha aşağılık kompleksine sahip
bir Afrikalı: Fransa’ya geldi, okudu, sonra da Afrika’daki kardeşlerinin Fransa’da
gözden kaçırılan ve görmezden gelinen şeyleri fark edip görmeleri için yazmak
üzere eve döndü. Bir Afrikalı için zirveye ulaşmak ama Fransa’da tanınmamak
kadar sinir bozucu bir şey yok. Kendisine durmadan, “en azından memlekete
döndüğümde büyük bir adam olarak kabul göreceğim” diyor.
Akıbeti
ne olacak sizce?
Devrim, kendisini yurda çağırdı ama o kaçtı. İki kez geri dönmesini istedim… Fakat o, tekrar tekrar yaşayıp durduğu başarısızlıklarını gizlemek istiyor. Burkina Faso’da ne seçimlerle
ne de darbelerle başarılı olabildi. Bu yüzden ayrıldı. Ayrılmadan önce onu iki
kez kabul ettim. Ayrılmasına sevindik çünkü gerçekten çok korktuğunu hissettik
ve onun bu korkudan ölmesini, bizim elimizde ölmesini istemedik. Ölse korkunç
suçlamalarla yüzleşecektik. Ayrıldıktan sonra muhalefete geçti. Ama istediği
zaman geri dönebilir. Kapımız ona açık.


0 Yorum:
Yorum Gönder