Ensarullah ile İran arasındaki ilişkinin niteliğine ilişkin tartışmalarda idrak edilmesi gereken temel bir husus var:
Bu ittifak, Yemen’in İran’a mezhepsel veya
doktrinel bağımlılığının sonucunda ortaya çıkmamıştır. Bilâkis bu ittifak,
büyük ölçüde hareketin kurucusu Seyyid Hüseyin Bedreddin Husi’nin İran Devrimi’nin
dayandığı modele duyduğu hayranlıktan ve 1979’da İmam Humeyni liderliğinde
gerçekleşen İslam Devrimi’nin tecrübelerinden yararlanma arzusundan
kaynaklanmıştır.
Seyyid
Hüseyin Husi’nin derslerine ve “Seyyid Hüseyin’in Notları” olarak bilinen
yazılarına bakıldığında, onun İran’a duyduğu hayranlığın, On İki İmam Şiiliğini
benimsemesinden ya da “Velâyet-i Fakih” teorisine olan inancından ileri
gelmediği görülecektir. Bilâkis bu hayranlık, İran’ın sunduğu politik ve
devrimci modele; Amerikan hegemonyasına meydan okuyabilme ve ondan bağımsız bir
politik sistem kurabilme becerisine duyduğu takdirden kaynaklanmıştır.
Bu
takdir, onun Dünya Kudüs Günü üzerine verdiği derslerde ve İmam Humeyni, Seyyid
Hasan Nasrallah ve Hizbullah’a, direniş ve siyasi bağımsızlık örnekleri olarak
sıkça atıfta bulunduğu yazılarında açıkça görülmektedir. Hatta Seyyid Hüseyin Husi,
On İki İmam Şiiliğine ait bazı inançları eleştirmiş, Zeydi ekolünün bunlardan
farklı ve kendine özgü olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla, onun İran
Devrimi’ne duyduğu hayranlığı, sadece mezhepsel bir aidiyete indirgemek,
kişiliğini ve fikri projesini tam olarak anlayamamış olmak demektir. Bu
meseleyi kavrayabilmek için öncelikle Zeydi mezhebinin kendisini anlamak
gerekir.
Tarihsel
olarak Zeydilik, Şii düşünce ekolleri arasında sınıflandırılsa da, onu İran,
Irak ve Lübnan’da baskın olan On İki İmam Şiiliği ile bir tutmamak gerekir.
Fıkhi açıdan Zeydilik, Sünni ekollere, özellikle de Yemen’de yaygın olan Şafii
mezhebine oldukça yakındır; aralarında fıkıh düzleminde gerçek kimi
farklılıklar bulunsa da, fıkhi hükümlerin ve hukuki muhakeme ilkelerinin büyük
bir kısmını paylaşırlar. İnanç esasları bakımından Zeydilik, diğer tüm İslami
kelâm ekolleri arasında en çok Mutezile ekolüne yakındır. Tarihsel süreçte,
Zeydi âlimlerinin önde gelenleri; özellikle tevhit, ilahi adalet ve insanın
özgür iradesi gibi konularda Mutezile düşüncesinden etkilenmişlerdir. İşte bu
nedenledir ki, Zeydiliğin İslami doktrin haritasındaki konumu, On İki İmam
Şiiliği’nden (İsnaaşeriyye) temelden farklılık gösterir.
Zeydiliği
Sünni düşünce ekollerinden ayıran en belirgin özellik olan “İmamet” meselesi
dahi, On İki İmam Şiiliği’ndeki İmamet anlayışından kökten farklıdır. Zeydilik;
on iki masum İmam inancını veya “Gayb”daki (gizli) İmam fikrini kabul etmez;
ayrıca İmameti, On İki İmam Şiiliği’nde olduğu gibi, belirli bir soydan gelen
ve önceden tayin edilmiş İmamlarla sınırlandırmaz. Zeydiliğe göre İmamet;
liderlik vasıflarına, bilgiye ve adalete sahip olmayı, ayrıca zalim bir
yöneticiye karşı ayaklanmayı gerektirir. Bununla birlikte, İmamın, Hz. Ali’nin
oğulları Hasan veya Hüseyin’in soyundan gelmesi şart koşulur. Dolayısıyla bu,
On İki İmam doktrininin temel bir parçası olan “masumiyet” (ismet) ve “gaybet”
(gizlilik) teorisinden ziyade, siyasi liderliğin meşruiyetine dair dini bir
teoridir.
Bu,
oldukça önemli bir husus, zira Zeydiliği sadece İran Şiiliği’nin Yemen’deki bir
versiyonu olarak tanımlamak, tarihsel ve doktrinsel bir hatadır. Aynı şekilde, “Ensarullah”
hareketini de yalnızca Zeydi mezhebiyle özdeşleştirip ona indirgemek, en az
ilki kadar hatalı bir yaklaşımdır. Ensarullah, her ne kadar köken olarak Saada’daki
Zeydi çevresinden doğmuş olsa da, sadece Haşimi otoritesini yeniden tesis
etmeyi veya 1962’de yıkılan Hamidüddin Krallığı’nı canlandırmayı amaçlayan
mezhepsel bir hareket olarak gelişmemiştir. Hüseyin Bedreddin Husi tarafından
başlatılan proje, bu anlayıştan çok daha farklı ve kapsamlıdır.
Bunun
bir kanıtı da, hareketin başta askeri bir proje ya da Yemen’de faaliyet yürüten
İranlı bir örgüt olarak ortaya çıkmamış olmasıdır. Hüseyin Husi, Yemen’in
birleşmesinin ardından ortaya çıkan politik ve fikri ortamdan doğdu. 1993
yılında Hak Partisi’nden Yemen parlamentosuna milletvekili olarak giren Husi,
zamanla “Kur’anî Yürüyüş” (Mesiretü’l-Kur'aniyye) olarak adlandırdığı
fikri projesine yöneldi. Bu proje, en net ifadesini 2002 yılında yaptığı “Zalimlere/Küstah
Güçlere Karşı Haykırış” (Sarha fi vechi'l-müstekbirin) başlıklı
konuşmasında buldu. Projenin özü; toplumun dini ve politik bilincini Kur’an
temelinde yeniden inşa etmek, dış hegemonyaya karşı durmak, adaletsizliğe karşı
direniş ve başkaldırı kavramını yeniden canlandırmaktı. Hüseyin Husi, İran
Devrimi ve Hizbullah’ın, bu fikirlerin büyük bir kısmını politik ve askeri bir
gerçekliğe dönüştürmeyi başardığına inanıyordu.
Ancak
temel fark şuydu: Ensarullah, Yemenlileri On İki İmam Şiiliğine (İsnaaşeriyye)
döndürme fikriyle yola çıkmamış, farklı mezhepsel geçmişlere sahip Müslümanları
ortak bir politik hat ve direniş projesi etrafında bir araya getirebilecek bir
İslami hareket inşa etme fikrini benimsemişti. Bu, hareketi diğer pek çok
İslami hareketten ayıran en önemli özelliklerden biriydi.
İran
ise, İslami birlik fikrini benimsemesine rağmen, belirgin bir On İki İmam Şiisi
kimliğine sahip bir devlet olmaya devam etmektedir. Politik sistemi, kendi
tercihi olan “Velâyet-i Fakih” ilkesine dayanır. Ensarullah ise projesini “Kur’anî
Yürüyüş” ve “İmanî Kimlik” başlıkları altında sunmakta; mezhepsel kimliğe büyük
bir önem atfetmeksizin, direniş projesine aidiyeti ve bu projenin politik ve
dini söylemine bağlılığı hareketin temeli haline getirmektedir. Bu söylem,
hareketin geleneksel Zeydi bölgelerinin ötesine genişlemesine ve Sünni-Şafii
çevrelerden destekçi toplamasına yardımcı olmuştur. Bu durum, hareketin Saada
dağlarında doğan bir yapıdan, dini ve toplumsal açıdan farklılık arz eden
muhtelif Yemen bölgelerinde nüfuz sahibi politik ve askeri bir güce nasıl
dönüştüğünü kısmen açıklamaktadır.
Nitekim
hareket, dini referans çerçevesini hiç paylaşmayan güçlerle ittifaklar kurmayı
bilmiştir. Bunun en belirgin ve somut örneği, 2014 sonrasındaki genişleme
sürecinde Genel Halk Kongresi ve eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile
bağlantılı güçlerle kurduğu ittifaktır. Bu, hareketin Zeydi köklerinden ya da
liderlik anlayışında Ehl-i Beyt’e tanıdığı özel statüden vazgeçtiği anlamına
gelmez; bilâkis, politik ve örgütsel kimliğinin, üyelerinin ve destekçilerinin
mezhepsel aidiyetinden daha geniş kapsamlı olduğunu gösterir.
Burada,
çarpıtılmaya ve aşırı basitleştirilmeye en açık konu olan İran ve Hizbullah ile
ilişki meselesine gelelim. Ensarullah ile İran arasındaki ilişki, Tahran’ın
kendisine bağlı bir Yemen Şii hareketi yaratmaya karar vermesiyle ortaya çıkmış
değildir. Hareket, Yemen’in kendi iç koşulları içinde doğmuş ve kurucusunun
fikirleri Yemen’deki Zeydi ortamında gelişmiştir. Ardından, İran modeli ve
Hizbullah’ta örnek alınmaya ve ittifak kurulmaya değer iki deneyim buldu.
Lübnan
Hizbullah’ı, özellikle askeri ilişkilerin inşası ve Yemen’e uzmanlık aktarımı
konusunda öne çıkmıştır. Ensarullah’ın kabiliyetlerinin gelişimine dair
raporlar ve askeri çalışmalar; İran’ın silahlandırma ve askeri teknoloji
alanındaki desteğinin yanı sıra, Hizbullah danışmanlarının eğitim,
teşkilatlanma ile muharebe ve teknik uzmanlık aktarımı konularındaki önemli
rolüne işaret etmektedir. Bu, üzerinde yeterince durulmayan bir noktadır, zira
Hizbullah, Sana ile Tahran arasında yalnızca politik bir aracı değil, aynı
zamanda hareketin askeri kabiliyetlerini geliştirmesine, silah parçalarının
geliştirilmesi, montajı ve üretimine yönelik yerel kapasiteler dâhil nispeten daha
karmaşık askeri yapılar oluşturmak için gereken teknik ve örgütsel uzmanlıktan
yararlanmasına yardımcı olan en temel aktörlerden biri olmuştur.
Dolayısıyla,
Yemen’de ortaya çıkan askeri güç, yalnızca İran Devrim Muhafızları’nın bir
kopyası ya da dışarıdan ithal edilmiş bir yapı olarak görülemez. Bu güç, İran
ve Lübnan’dan gelen destek, teknoloji ve uzmanlıktan faydalanmış olsa da, Yemen
ortamı içinde gelişmiş; kendi insan ve askeri kaynaklarına dayanmış, uzun bir
askeri deneyim, muharebe ve teşkilatlanma birikiminin bir sonucudur. Müttefik
bir devletten destek alan bir hareket ile kendi politik iradesinden yoksun olup
sadece o devletin kararlarını uygulayan bir hareket arasında temel bir fark
vardır. Her ittifak ideolojik değildir. Her askeri destek, bağımlılığın bir
kanıtı sayılmaz. Devrimci bir modele duyulan her hayranlık da, o modelin dini
ve politik sistemini birebir kopyalama arzusu anlamına gelmez.
Ensarullah’ın
İslam, liderlik ve direnişe dair kendine has bir vizyonu var. Bu vizyon;
temelini büyük ölçüde İmam Zeyd bin Ali ve İmam Hadi ila’l-Hak Yahya bin Hüseyin’in
mirasından ve Yemen Zeydi düşüncesinden alır. Ardından bu fikirleri modern bir politik
ve askeri hareket çerçevesinde yeniden yapılandırır. İşte bu nedenle, belirgin
bir Zeydi dini referansını korumasına rağmen, Ensarullah’ı geleneksel mezhepsel
aidiyet sınırlarını aşan bir proje inşa etme konusunda en yetenekli İslami
hareketlerden biri olarak görüyorum.
Zeydi
hareketinin kökenleri ile politik projesinin mahiyetinin birbirine
karıştırılması; Ensarullah’ın yalnızca İmamet’i yeniden tesis etmeye çalışan
bir Haşimi hareketi ya da İran’a bağlı bir Şii örgüt olduğu yönündeki
kanaatlere yol açmaktadır. Ancak bu yorumların hiçbiri, hareketin geçirdiği
evrimi, söyleminin niteliğini, kurduğu ittifakların kapsamını ve İran ile
Hizbullah’la olan özel ilişkisini açıklamakta yeterli değildir.
Ensarullah,
Zeydilik ortamında doğan, İran devrim modelinden etkilenen ve mezhepsel
sınırların ötesine geçmeyi hedefleyen özgün bir İslami direniş projesi
geliştirmiş Yemenli bir harekettir. İran ile kurduğu ittifak, doktrinsel bir
uyumun veya politik bir asimilasyonun kanıtı değildir. Bilâkis, farklı
mezhepsel kökenlere sahip iki ayrı projenin, ortak politik ve stratejik
hedefler doğrultusunda buluştuğu bir ilişkidir. Bu ayrımı kavrayamayanlar,
Ensarullah hakkındaki haberleri ne kadar yakından takip ederlerse etsinler ya
da askeri kapasitelerini ne kadar derinlemesine incelerlerse incelesinler,
hareketi anlama imkânından her daim mahrum kalacaklardır.
Kozmos Politik
14 Ekim 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder