20 Ekim 2026

, , ,

Ensarullah ve İran

Ensarullah ile İran arasındaki ilişkinin niteliğine ilişkin tartışmalarda idrak edilmesi gereken temel bir husus var: 

Bu ittifak, Yemen’in İran’a mezhepsel veya doktrinel bağımlılığının sonucunda ortaya çıkmamıştır. Bilâkis bu ittifak, büyük ölçüde hareketin kurucusu Seyyid Hüseyin Bedreddin Husi’nin İran Devrimi’nin dayandığı modele duyduğu hayranlıktan ve 1979’da İmam Humeyni liderliğinde gerçekleşen İslam Devrimi’nin tecrübelerinden yararlanma arzusundan kaynaklanmıştır.

Seyyid Hüseyin Husi’nin derslerine ve “Seyyid Hüseyin’in Notları” olarak bilinen yazılarına bakıldığında, onun İran’a duyduğu hayranlığın, On İki İmam Şiiliğini benimsemesinden ya da “Velâyet-i Fakih” teorisine olan inancından ileri gelmediği görülecektir. Bilâkis bu hayranlık, İran’ın sunduğu politik ve devrimci modele; Amerikan hegemonyasına meydan okuyabilme ve ondan bağımsız bir politik sistem kurabilme becerisine duyduğu takdirden kaynaklanmıştır.

Bu takdir, onun Dünya Kudüs Günü üzerine verdiği derslerde ve İmam Humeyni, Seyyid Hasan Nasrallah ve Hizbullah’a, direniş ve siyasi bağımsızlık örnekleri olarak sıkça atıfta bulunduğu yazılarında açıkça görülmektedir. Hatta Seyyid Hüseyin Husi, On İki İmam Şiiliğine ait bazı inançları eleştirmiş, Zeydi ekolünün bunlardan farklı ve kendine özgü olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla, onun İran Devrimi’ne duyduğu hayranlığı, sadece mezhepsel bir aidiyete indirgemek, kişiliğini ve fikri projesini tam olarak anlayamamış olmak demektir. Bu meseleyi kavrayabilmek için öncelikle Zeydi mezhebinin kendisini anlamak gerekir.

Tarihsel olarak Zeydilik, Şii düşünce ekolleri arasında sınıflandırılsa da, onu İran, Irak ve Lübnan’da baskın olan On İki İmam Şiiliği ile bir tutmamak gerekir. Fıkhi açıdan Zeydilik, Sünni ekollere, özellikle de Yemen’de yaygın olan Şafii mezhebine oldukça yakındır; aralarında fıkıh düzleminde gerçek kimi farklılıklar bulunsa da, fıkhi hükümlerin ve hukuki muhakeme ilkelerinin büyük bir kısmını paylaşırlar. İnanç esasları bakımından Zeydilik, diğer tüm İslami kelâm ekolleri arasında en çok Mutezile ekolüne yakındır. Tarihsel süreçte, Zeydi âlimlerinin önde gelenleri; özellikle tevhit, ilahi adalet ve insanın özgür iradesi gibi konularda Mutezile düşüncesinden etkilenmişlerdir. İşte bu nedenledir ki, Zeydiliğin İslami doktrin haritasındaki konumu, On İki İmam Şiiliği’nden (İsnaaşeriyye) temelden farklılık gösterir.

Zeydiliği Sünni düşünce ekollerinden ayıran en belirgin özellik olan “İmamet” meselesi dahi, On İki İmam Şiiliği’ndeki İmamet anlayışından kökten farklıdır. Zeydilik; on iki masum İmam inancını veya “Gayb”daki (gizli) İmam fikrini kabul etmez; ayrıca İmameti, On İki İmam Şiiliği’nde olduğu gibi, belirli bir soydan gelen ve önceden tayin edilmiş İmamlarla sınırlandırmaz. Zeydiliğe göre İmamet; liderlik vasıflarına, bilgiye ve adalete sahip olmayı, ayrıca zalim bir yöneticiye karşı ayaklanmayı gerektirir. Bununla birlikte, İmamın, Hz. Ali’nin oğulları Hasan veya Hüseyin’in soyundan gelmesi şart koşulur. Dolayısıyla bu, On İki İmam doktrininin temel bir parçası olan “masumiyet” (ismet) ve “gaybet” (gizlilik) teorisinden ziyade, siyasi liderliğin meşruiyetine dair dini bir teoridir.

Bu, oldukça önemli bir husus, zira Zeydiliği sadece İran Şiiliği’nin Yemen’deki bir versiyonu olarak tanımlamak, tarihsel ve doktrinsel bir hatadır. Aynı şekilde, “Ensarullah” hareketini de yalnızca Zeydi mezhebiyle özdeşleştirip ona indirgemek, en az ilki kadar hatalı bir yaklaşımdır. Ensarullah, her ne kadar köken olarak Saada’daki Zeydi çevresinden doğmuş olsa da, sadece Haşimi otoritesini yeniden tesis etmeyi veya 1962’de yıkılan Hamidüddin Krallığı’nı canlandırmayı amaçlayan mezhepsel bir hareket olarak gelişmemiştir. Hüseyin Bedreddin Husi tarafından başlatılan proje, bu anlayıştan çok daha farklı ve kapsamlıdır.

Bunun bir kanıtı da, hareketin başta askeri bir proje ya da Yemen’de faaliyet yürüten İranlı bir örgüt olarak ortaya çıkmamış olmasıdır. Hüseyin Husi, Yemen’in birleşmesinin ardından ortaya çıkan politik ve fikri ortamdan doğdu. 1993 yılında Hak Partisi’nden Yemen parlamentosuna milletvekili olarak giren Husi, zamanla “Kur’anî Yürüyüş” (Mesiretü’l-Kur'aniyye) olarak adlandırdığı fikri projesine yöneldi. Bu proje, en net ifadesini 2002 yılında yaptığı “Zalimlere/Küstah Güçlere Karşı Haykırış” (Sarha fi vechi'l-müstekbirin) başlıklı konuşmasında buldu. Projenin özü; toplumun dini ve politik bilincini Kur’an temelinde yeniden inşa etmek, dış hegemonyaya karşı durmak, adaletsizliğe karşı direniş ve başkaldırı kavramını yeniden canlandırmaktı. Hüseyin Husi, İran Devrimi ve Hizbullah’ın, bu fikirlerin büyük bir kısmını politik ve askeri bir gerçekliğe dönüştürmeyi başardığına inanıyordu.

Ancak temel fark şuydu: Ensarullah, Yemenlileri On İki İmam Şiiliğine (İsnaaşeriyye) döndürme fikriyle yola çıkmamış, farklı mezhepsel geçmişlere sahip Müslümanları ortak bir politik hat ve direniş projesi etrafında bir araya getirebilecek bir İslami hareket inşa etme fikrini benimsemişti. Bu, hareketi diğer pek çok İslami hareketten ayıran en önemli özelliklerden biriydi.

İran ise, İslami birlik fikrini benimsemesine rağmen, belirgin bir On İki İmam Şiisi kimliğine sahip bir devlet olmaya devam etmektedir. Politik sistemi, kendi tercihi olan “Velâyet-i Fakih” ilkesine dayanır. Ensarullah ise projesini “Kur’anî Yürüyüş” ve “İmanî Kimlik” başlıkları altında sunmakta; mezhepsel kimliğe büyük bir önem atfetmeksizin, direniş projesine aidiyeti ve bu projenin politik ve dini söylemine bağlılığı hareketin temeli haline getirmektedir. Bu söylem, hareketin geleneksel Zeydi bölgelerinin ötesine genişlemesine ve Sünni-Şafii çevrelerden destekçi toplamasına yardımcı olmuştur. Bu durum, hareketin Saada dağlarında doğan bir yapıdan, dini ve toplumsal açıdan farklılık arz eden muhtelif Yemen bölgelerinde nüfuz sahibi politik ve askeri bir güce nasıl dönüştüğünü kısmen açıklamaktadır.

Nitekim hareket, dini referans çerçevesini hiç paylaşmayan güçlerle ittifaklar kurmayı bilmiştir. Bunun en belirgin ve somut örneği, 2014 sonrasındaki genişleme sürecinde Genel Halk Kongresi ve eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile bağlantılı güçlerle kurduğu ittifaktır. Bu, hareketin Zeydi köklerinden ya da liderlik anlayışında Ehl-i Beyt’e tanıdığı özel statüden vazgeçtiği anlamına gelmez; bilâkis, politik ve örgütsel kimliğinin, üyelerinin ve destekçilerinin mezhepsel aidiyetinden daha geniş kapsamlı olduğunu gösterir.

Burada, çarpıtılmaya ve aşırı basitleştirilmeye en açık konu olan İran ve Hizbullah ile ilişki meselesine gelelim. Ensarullah ile İran arasındaki ilişki, Tahran’ın kendisine bağlı bir Yemen Şii hareketi yaratmaya karar vermesiyle ortaya çıkmış değildir. Hareket, Yemen’in kendi iç koşulları içinde doğmuş ve kurucusunun fikirleri Yemen’deki Zeydi ortamında gelişmiştir. Ardından, İran modeli ve Hizbullah’ta örnek alınmaya ve ittifak kurulmaya değer iki deneyim buldu.

Lübnan Hizbullah’ı, özellikle askeri ilişkilerin inşası ve Yemen’e uzmanlık aktarımı konusunda öne çıkmıştır. Ensarullah’ın kabiliyetlerinin gelişimine dair raporlar ve askeri çalışmalar; İran’ın silahlandırma ve askeri teknoloji alanındaki desteğinin yanı sıra, Hizbullah danışmanlarının eğitim, teşkilatlanma ile muharebe ve teknik uzmanlık aktarımı konularındaki önemli rolüne işaret etmektedir. Bu, üzerinde yeterince durulmayan bir noktadır, zira Hizbullah, Sana ile Tahran arasında yalnızca politik bir aracı değil, aynı zamanda hareketin askeri kabiliyetlerini geliştirmesine, silah parçalarının geliştirilmesi, montajı ve üretimine yönelik yerel kapasiteler dâhil nispeten daha karmaşık askeri yapılar oluşturmak için gereken teknik ve örgütsel uzmanlıktan yararlanmasına yardımcı olan en temel aktörlerden biri olmuştur.

Dolayısıyla, Yemen’de ortaya çıkan askeri güç, yalnızca İran Devrim Muhafızları’nın bir kopyası ya da dışarıdan ithal edilmiş bir yapı olarak görülemez. Bu güç, İran ve Lübnan’dan gelen destek, teknoloji ve uzmanlıktan faydalanmış olsa da, Yemen ortamı içinde gelişmiş; kendi insan ve askeri kaynaklarına dayanmış, uzun bir askeri deneyim, muharebe ve teşkilatlanma birikiminin bir sonucudur. Müttefik bir devletten destek alan bir hareket ile kendi politik iradesinden yoksun olup sadece o devletin kararlarını uygulayan bir hareket arasında temel bir fark vardır. Her ittifak ideolojik değildir. Her askeri destek, bağımlılığın bir kanıtı sayılmaz. Devrimci bir modele duyulan her hayranlık da, o modelin dini ve politik sistemini birebir kopyalama arzusu anlamına gelmez.

Ensarullah’ın İslam, liderlik ve direnişe dair kendine has bir vizyonu var. Bu vizyon; temelini büyük ölçüde İmam Zeyd bin Ali ve İmam Hadi ila’l-Hak Yahya bin Hüseyin’in mirasından ve Yemen Zeydi düşüncesinden alır. Ardından bu fikirleri modern bir politik ve askeri hareket çerçevesinde yeniden yapılandırır. İşte bu nedenle, belirgin bir Zeydi dini referansını korumasına rağmen, Ensarullah’ı geleneksel mezhepsel aidiyet sınırlarını aşan bir proje inşa etme konusunda en yetenekli İslami hareketlerden biri olarak görüyorum.

Zeydi hareketinin kökenleri ile politik projesinin mahiyetinin birbirine karıştırılması; Ensarullah’ın yalnızca İmamet’i yeniden tesis etmeye çalışan bir Haşimi hareketi ya da İran’a bağlı bir Şii örgüt olduğu yönündeki kanaatlere yol açmaktadır. Ancak bu yorumların hiçbiri, hareketin geçirdiği evrimi, söyleminin niteliğini, kurduğu ittifakların kapsamını ve İran ile Hizbullah’la olan özel ilişkisini açıklamakta yeterli değildir.

Ensarullah, Zeydilik ortamında doğan, İran devrim modelinden etkilenen ve mezhepsel sınırların ötesine geçmeyi hedefleyen özgün bir İslami direniş projesi geliştirmiş Yemenli bir harekettir. İran ile kurduğu ittifak, doktrinsel bir uyumun veya politik bir asimilasyonun kanıtı değildir. Bilâkis, farklı mezhepsel kökenlere sahip iki ayrı projenin, ortak politik ve stratejik hedefler doğrultusunda buluştuğu bir ilişkidir. Bu ayrımı kavrayamayanlar, Ensarullah hakkındaki haberleri ne kadar yakından takip ederlerse etsinler ya da askeri kapasitelerini ne kadar derinlemesine incelerlerse incelesinler, hareketi anlama imkânından her daim mahrum kalacaklardır.

Kozmos Politik
14 Ekim 2026
Kaynak

0 Yorum: