“Sizlere ne oluyor da
Allah yolunda ve ezilenler için savaşmıyorsunuz? Onlar ki, ‘Ey Rabbimiz! Bizi
bu zalimler şehrinden çıkar, bize kendi katından bir koruyucu ve bir yardımcı
gönder’ diyorlar?”
[Nisa Suresi, 4:75]
İslam:
Eylemliliğin Zirvesi
Günümüzde
birçok Müslümanın Filistin hareketiyle bağını kopardığı, başkaları ön saflarda
yer alırken, kendilerinin rahat bir şekilde arka planda kaldığı açık. “İyiliği
teşvik edin, kötülüğü yasaklayın” [Al İmran Suresi, 3:104] emrini veren
İslam’ın takipçileri olarak, pasifliğimiz bizi utandırıyor olmalıdır.
Birçok
Müslümanın, şu anda laik sol grupların hâkim olduğu bir alan olan eylemlilik alanına
girerek İslami ilkelerini riske atma tehlikesinden endişe duymaları gayet
anlaşılır bir durum. Oysa bu endişeyi, kendimizi eylem alanından uzak tutmak
için bir tür bahane olarak kullanmamalı, İslamî eylemliliği yeniden sahiplenmeli,
Allah’ın emrettiği gibi, adalet için mücadelede en başından itibaren ön
saflarda yer alma konusunda gösterdiğimiz beceriksizliğin sorumluluğunu
üstlenmeliyiz. Başka bir deyişle, hareketin daha İslamî olmasını istiyorsak,
görmek istediğimiz değişimin bizatihi kendisi olmalıyız. Neticede eylemlilik,
her daim İslam’ın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Hz. Davud (a.s.), Hz. Musa
(a.s.), Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Hz. Hüseyin (r.a.) gibi birçok önemli
şahsiyet, Allah yolunda adaleti tesis etmek için hayatlarını adamışlardır.
Tarihimizden
ders çıkarmak ve bu şahsiyetleri örnek almak yerine, kendimizi sessiz, bireyci
bir İslam anlayışına teslim ettik. Belki iyi niyetli ama nihayetinde yanlış
yönlendirilmiş birçok Müslüman âlim ve konuşmacıyı dinliyoruz. Bunlar
davetlerini bireye indirgiyorlar, bireysel ve kolektif İslamî gelişmenin
birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, Kur'an ve Sünnet’e göre davetin amacının
her daim bireysel iyileşmeye yol açan kolektif eylem olduğunu unutuyorlar.
Bunun yerine, kısmen doğru olan, bireyci “Kendimizi geliştirmedikçe Filistin
özgür olmayacak” söylemini işitiyoruz. Aynı şekilde, namaz odalarımızın ve
mescitlerimizin izole, apolitik, boş kabuklar haline gelmesine, kolektif dini
ve politik öğrenme ve örgütlenmenin merkezleri olarak tarihi rollerinden yoksun
kalmasına izin verdik. İslamımızı ibadet ritüellerine ait eylemlere indirgedik.
Kur'an’ı bir rehber kitap olarak anlamak ve uygulamaya koymak yerine, sadece
ezberleme görevine hapsettik.
Hasan
Basri’nin dediği gibi, “Kur’an, O’na göre amel etmek için indirilmiştir. Oysa insanlar
bizatihi okumayı amel olarak kabul etmişlerdir.” Aynı şekilde, Ömer ibn Hattab’ın
(r.a.) şöyle dediği rivayet edilir: “Kur’an okuyana aldanmayın. Onun okuması
sadece sözdür. Asıl O’na göre amel edenlere bakın.” [El-Hatib, İktiza’ül-İlmi’l-Amel
s. 109]. Gerçek iman, statükoyu alt üst eder. Gerçek iman, amel
olarak sonuçlanır.
Halkla,
Hakikatle Bağı Kesilmiş Âlimler ve Hain Hükümdarlar
Çoğu
vakit âlimler, Müslüman kitleleri yatıştırmak için daha da ileri giderek, Allah’a
itaatsizlik söz konusu olduğunda yöneticiye itaatin söz konusu olamayacağı
gerçeğini göz ardı eden, hükümdara körü körüne itaat anlamına gelen Medhalizmi
vaaz etme görevini üstlenirler.
Şüphesiz
ki Batı hükümetler, İslam’a boyun eğmiyor veya İslam’a uygun hareket etmiyor. Sömürgeci
ve emperyalist geçmişleri ve bugünleri göz önüne alındığında, bu durum sözde
Müslüman ülkelerin çoğunda da geçerli. Suudi Arabistan, Aksa Tufanı öncesi “İsrail”
ile normalleşmenin eşiğindeydi. 7 Ağustos 2025’te Siyonist teşekküle silah
sevkiyatı yapmıştı. Bu sevkiyat, neyse ki Cenova liman işçileri tarafından
durduruldu.
Birleşik
Arap Emirlikleri, soykırımcı “İsrailli” turistler için başlıca tatil yeri haline
gelirken, aynı zamanda Sudan’daki başka bir soykırımı destekliyor, bundan kâr
elde ediyor. Mısır, Filistinlilerin tahliye isteklerinden kâr elde ederek,
yardımın girişine izin veremeyeceklerini ilan ederek, kuşatmayı kırmak için Refah’a
ulaşmaya çalışan son Sumud Konvoyu hareketini engelleyerek ve en son olarak da
Siyonist teşekkülle 35 milyar dolarlık bir doğalgaz anlaşması imzalayarak “İsrail”
ile ortaklaşa Gazze kuşatmasını sürdürüyor.
Ürdün,
Müslümanların bilincini uyandırmaya çalışan Müslüman eylemcileri hapse atıyor,
sınıra doğru yürüyen protestocuları engelliyor; tüm bunlar olurken Gazze zorla
aç bırakılırken, “İsrail”e taze ürünler gönderiyor. Suudi Arabistan, Katar,
Türkiye, Mısır gibi Müslüman ülkeler Hamas’ın silahsızlanması çağrısına
katıldı. Bu eylemlerden hangisi, sözde Müslüman yöneticilerden birinin İslam’a
uyduğunu, bağlılığa layık olduğunu gösteriyor? Gazze’nin kalbinden gelen
uyarıya kulak verelim:
“Bütün milletimizin
huzurunda, tüm acı ve kederle bunu kayıtlara geçiriyoruz: Ey bu İslam ve
Arap milletinin liderleri, ey seçkinleri ve büyük partileri, ey âlimleri, siz,
Yüce Allah katında düşmanlarımızsınız. Siz, her yetimin, her kederli
annenin, yerinden edilmiş, evsiz, kederli, yaralı ve aç insanın
düşmanlarısınız. Sessizliğiniz yüzünden on binlerce masumun kanı sizin
üzerinizde bir yük oluşturuyor.”
[Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugayları sözcüsü Ebu Ubeyde,
18 Temmuz 2025.]
Ne
yazık ki, birçok âlimimizin ve kurumumuzun güvenilirliğinin ne kadarının
kaldığını sorgulamak zorundayız. Ezher gibi prestijli İslamû kurumlar, Gazze’deki
açlık ve soykırımı ve Müslüman hükümetlerin sessizliğini kınayan temel
açıklamalarını geri çektiklerinde, İslamî ilkelerimizin bütünlüğünü korumak
için bunu yapmak bizim görevimizdir.
Fitneyle
tanımlı bir dönemde yaşıyoruz ; çok fazla âlim, “barışı korumak” için
liderlere itaat etmenin gerekliliğini ilan ediyor (adalet olmadan barış olmaz),
“İsrail” ürünlerinin boykot edilmesinin haram olduğuna dair fetvalar
yayınlıyor, ulus devlet tarafından kontrol edilen ve denetlenen hutbeler
veriyor. Çok fazla âlimimiz, yozlaşmış Müslüman hükümetlerin sözcüsü haline
geldi, ümmeti bastırma ve uyuşturma görevini yerine getiriyor.
“Abdullah ibn Amr’ın aktardığı
kadarıyla: ‘Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Ümmetin münafıklarının büyük
bir kısmı Kur’an-ı Kerim okuyanlardan oluşur.»”
[Müsned Ahmed ibn Hanbel 6633]
Ebuzer şöyle dedi: “Bir
gün Peygamberimiz (s.a.v.) ile birlikteydim. O’nun şöyle dediğini işittim: ‘Ümmetim
için Deccal’den daha çok korktuğum bir şey var.’
Sözü karşısında korkuya
kapıldım ama gene de sordum: ‘Ey Allah’ın Resulü, o şey nedir?’
Peygamberimiz (s.a.v.)
şöyle buyurdu: ‘Yoldan çıkmış, sapkın âlimler.”
[Müsned Ahmed (5/145) 21334 & 21335]
Bu
manevi çürüme halinde, Uluslararası Peygamber Destekçileri Örgütü ve daha sonra
Uluslararası Müslüman Âlimler Birliği tarafından her yetenekli Müslümanı cihada
çağıran fetvalar, Mısır Büyük Müftüsü gibi bazıları tarafından gerçeklerden
uzak ve “sorumsuzca” bulunup görmezden geliniyor veya alaya alınıyor. Âlimlerimizin
epey bir kısmı, Peygamberimizin eylemliliğine ve adaletsizliğe karşı mücadele konusunda
ortaya koyduğu örnekliğe sırtını dönüp O’na ihanet ederek, sahip oldukları
yüksek saygınlığa leke düşürmüştür. Dr. Farah Şerif’in sözleriyle, “Gerçek bir
Müslüman, zalimlerin kendilerini iyi hissetmelerine izin vermez.”
İbn
Asakir, Zeyd bin Eslem’den, Eslem’in de babasından rivayet ettiğine göre,
Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cihad, gökten yağmur
yağdığı sürece tatlı ve yeşil kalacaktır. İnsanlar öyle bir devre denk
gelecekler ki Kur’an okuyanlar onlara: ‘Şimdi cihad zamanı değil’
diyecekler. O devre şahit olan içinse içinde olduğu devir, cihad için en
hayırlı vakittir.
O’na (s.a.v.) şöyle
soruldu: ‘Ey Allah’ın Resulü! Gerçekten bunu söyleyecek insanlar olacak mı?’
Peygamberimiz (s.a.v.)
şöyle buyurdu: “Evet, Allah tarafından lanetlenmiş olanlar, melekler ve bütün
insanlar.”
[Meşâri-ül-Eşvâk, İbnü’n-Nehhâs, Cilt 1 s. 110]
“Ebu Hureyre’den rivayet
edildiğine göre, Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘Allah yolunda
savaşmadan ve cihat etme arzusunu (veya kararlılığını) dile getirmeden
ölen kimse, münafık gibi ölmüştür.’”
[Sahih Muslim 1910]
“Tarık ibn Şihab’dan
rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘Cihadın
en güzel şekli, zalim bir yöneticinin karşısında söylenen hakikat sözüdür.’
[Sünen-i Nesâî 4209]
Yaratıcımız
zayıflıklarımızı, kolay yola sapma eğilimimizi bilir, bizi kendisine, doğru
yola geri döndürür.
“Ey müminler, savaşmak
size farz kılınmıştır; fakat siz bundan hoşlanmazsınız. Belki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır, hoşunuza giden bir şey ise sizin için zararlıdır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
[Bakara Suresi, 2:216]
Gemisini
Kurtaran Kaptan Tuzağı
Batı’daki
Müslüman toplumunda İslamofobi, polis tutuklamaları ve itibarsızlaşma korkusu
yaygın bir şekilde hissediliyor. Bu korku, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı’nın
başlamasından bu yana daha da arttı. Toplumumuzun bazı kesimleri saplantılı bir
yaklaşımla, özür dileme, eylemi eleştirme yarışına girdi. Bunun sebebi nedir?
Kimden kabul bekliyoruz? Neden zalimlerin sofrasında yer almak için onurlu
Filistin Direnişi’ne ihanet ediyoruz? Yüzlerce yıl Batı’nın topraklarımızı ifsat
ve harap etmesinin, yağmalamasının ardından, Filistin’de ve başka yerlerde
bugün bile devam eden bu durumdan sonra, neden hâlâ onları taklit etmeye,
onlarla bütünleşmeye çalışıyoruz?
İster
kasıtlı isterse bilmeden olsun, ayrımcılık ve dışlanma korkularını silah olarak
kullanarak kendimizi güçsüzleştirdik. Allah yolunda rahatlıklarımızdan herhangi
birini feda etmeyi düşünme yeteneğimizi yitirdik. Polisin ve onların
arkasındaki yozlaşmış Batı sistemlerine fırsat bile vemeden kendi kendimizi
zincirledik.
Gerçek
şu ki: Batı’da yaşayan Müslümanlar olarak büyük ayrıcalıklara sahibiz. Irkçılık
ve Müslüman karşıtı duygular var olsa da, bunların üzerimizdeki etkisi, “İsrail”
yerleşimci sömürgeciliğinin ve Filistinlilere yönelik soykırımın etkisine
kıyasla çok daha az. Bu nedenle, mağduriyetimizden sıyrılıp, gerçekten
ezilenler için ayrıcalıklarımızdan vazgeçmektir bizim sorumluluğumuz.
Muhammed
Kürd, son kitabı Perfect Victims: And The Politics of Appeal’da [“Mükemmel
Kurbanlar ve Ricacı Politika”] şu soruyu soruyor:
“Açlıktan ölme korkusuyla,
askeri bir tankın altında ezilme korkusuyla, enkaz altında boğulma korkusuyla,
ailenizin tek kurtulanı olma korkusuyla, kalbinizin milyonuncu kez kırılması
korkusuyla karşılaştırıldığında bu korku nedir ki? Bu korku, tiyatro değilse
nedir? Neticede tek başına kazanılan bir hayatta kalma hakkı ne kadar da utanç
verici bir şey.”
Bu
gemisini kurtaran kaptan olmayı öne çıkartan anlayışın neticesinde kendimizi
bir çıkmazda buluyoruz. Başımızın üstüne, bizi “saygın” eylemlilik
yöntemleriyle sınırlayan bir tavan koymuş durumdayız: hayır yemekleri, düzenli
olarak planlanmış sosyal medya hatırlatmaları ve dua.
Buradaki
amacım, Gazze’deki insanî yardıma duyulan acil ihtiyacı küçümsemek değil, Gazze’nin
öncelikle insanî bir mesele değil, politik ve dinî bir kurtuluş mücadelesi
olduğunu hatırlatmak. Dahası, amacım, müminin silahı olan duayı
küçümsemek değil, Peygamberimizin (s.a.v.) öğrettiği gibi, duanın somut eylemin
tamamlayıcısı olması gerektiğini, onun yerine geçmemesi gerektiğini hatırlatmak.
“Enes ibn Malik’ten
rivayet edildiği üzere: Bir adam, ‘Ey Allah’ın Resulü, devemi bağlayıp Allah’a
mı tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan bırakıp Allah’a mı tevekkül edeyim?’ dedi.
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bağla ve Allah’a tevekkül et.”
[Sünen-i Tirmîzî 2517]
“Ebu Said Hudrî’den
rivayet edildiği üzere: Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Sizden kim bir
kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Eğer bunu yapamazsa, diliyle
değiştirsin. Eğer bunu da yapamazsa, kalbiyle değiştirsin ki, bu imanın en
zayıf derecesidir.”
[Sahih Müslim 49]
Gazze’deki
Müslüman kardeşlerimiz, İslam’ın sadece ibadet ritüellerinden ibaret
olmadığını, Allah yolunda ( cihad) yaşanırsa başlı başına bir ibadet olan bir
yaşam biçimi olduğunu ümmete sürekli olarak hatırlatıp uygulamaya koymaları
çağrısında bulunuyorlar. 22 Mart 2025’te, hedef gözetilerek gerçekleştirilecek suikastle
öldürülmesinden sadece iki gün evvel Filistinli gazeteci Hüssam Şabat sosyal
medya hesaplarından şu paylaşımı yaptı:
“Siyonist terörist işgalci
güce ait elçiliklerin önünde, ülkelerinizin sokaklarında toplanmanız, Gazze’ye
sadece namaz kılarak destek olmaktan çok daha haklı ve gereklidir.”
Hüssam’ın
duayı küçümsediğini düşünmemek gerek. Filistinlilerin, özellikle Gazze’dekilerin
imanı bizimkinden çok daha üstün ama bu imanın bir yandan da Kur’an’daki
şu sözleri örneklediğini görmek gerekiyor: “Allah için şahitlik ederek
adalet için dimdik durun, hatta bu kendinize, anne babanıza veya yakın
akrabalarınıza karşı olsa bile [...] Arzularınız sizi adaletten saptırmasın.”
[Nisa Suresi, 4:135]. Bu düşünceyi paylaşan birçok Gazzeci var. Bu insanlardan
biri de Filistinli gazeteci ve Kur'an hafızı Ebubekir Abid. Abid, New Arab
sitesindeki yazısında şunları söylüyor:
“Değerli Müslümanlar,
sizden asla su şişeleri veya gıda paketleriyle acılarımızı hafifletmenizi
istemedik. Bu yolu seçmişseniz demek ki İslam’ı yanlış anlamışsınız. Ne yazık
ki, İsrail’in Gazze’ye yönelik olarak 20 günden fazla süredir uyguladığı
ablukayı kaldırmadığınız için sadece İsrail’den onay alarak hareket
edebiliyorsunuz.
Haksızlığa ve zulme karşı
mücadelemizde yanımızda olmalıydınız, pasif bir şekilde kenarda
durmamalıydınız. İslam ve Kur’an bize bunu öğretiyor. Biz, toplu halde
katledilirken, sadece iyi dileklerde bulunmakla yetinmeyin.”
Halkımıza
yönelik soykırıma onay veren kurum ve sistemlere pasif ve boyun eğici bir
şekilde yaklaşmak, bu dünyadaki kıymetli varlıklarımızı, yani statümüzü ve
güvenliğimizi kurtarma çabası, İslam’ın ilkelerine ihanetten başka bir şey
değildir.
Her
adımda Allah Teala bize, O’nun yolunda, elimizdeki her türlü imkânla harcama
yapmaktan daha çok değer verdiği hiçbir şey olmadığını hatırlatır. Çıtayı
yükseltelim. Kendimizi mevcut kapasitemizle sınırlamak yerine, kapasitemizi
genişletmek için kendimize meydan okuyalım. Bu durgunluktan kurtulalım.
Bir
Çıkış Noktası
Son
olarak, eğer korku hâlâ tek motivasyon kaynağımız olmaya devam edecekse, o vakit
bu korku, yarattıklarından duyulan korku değil, gerçek müminlerin bir özelliği
olan Yaratıcımızdan duyulan korku olsun. Şehit torunlarının naaşları başında
konuşan dedenin, “Peygamber Muhammed’e (s.a.v.) söyleyin: Ümmeti bizi yüzüstü
bıraktı” sözünden, “Ey İsrailliler, intikamımızı sizden Allah alsın, ey
Araplar, sizden de intikamımızı Allah alsın. Biz Mescid-i Aksa’yı destekliyoruz
ama bizi destekleyecek kimseyi bulamadık” diye feryat eden kederli anneye, “Biz,
sadece Müslümanları suçluyoruz. Onlar felâketin ta kendisi. Felaketimizin
sebebi Müslümanlar ve Araplar” diye şahitlik eden babaya kadar herkesten korkulsun.
Ebu
Ubeyde’nin “kan kardeşlerinin Araplığı ve İslam’ı utanç verici bir şekilde terk
etmesi”ne dair eleştirisi karşısında şu söylenmeli: böylesine ağır bir zulüm
karşısındaki pasifliğimiz bizim de suçumuz. Bu bağlamda Peygamberimizin
(s.a.v.) şu ibret verici uyarısıyla yüzleşmeliyiz: “Zulme uğrayanların
duasından sakının, çünkü onunla Allah arasında hiçbir engel yoktur.” [Sahih
Buhari 4347].
Kendimize
dürüstçe şu soruyu soralım: Zulme uğrayan kardeşlerimiz için onların beddualarından
muaf olduğumuzu düşünecek kadar şey yaptık mı?
“Ebu Bekir’den rivayet
edildiği üzere: Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Şüphesiz, insanlar bir
zalimi görüp de onun elini tutmazlarsa, Allah yakında azabını hepsinin üzerine
indirecektir.”
[Sünen Ebû Dâvûd ve Tirmîzî 2168]
Filistin'deki
kardeşlerimizin ve onların asil ve şerefli silahlı direnişçilerinin (Allah
onları ve çabalarını mübarek kılsın) katkıları ve fedakârlıklarıyla
kıyaslandığında bizim katkılarımız ve fedakârlıklarımız az olsa da, en azından
onların eylem çağrılarına kulak verebiliriz; bunlar arasında Cuma namazından
sonra halk mitingleri düzenlemek, “İsrail” mallarını boykot etmek, özellikle
silah tedarikçileri olmak üzere, “İsrail”/”İsrail bağlantılı” şirketlere karşı
doğrudan eylemlere katılmak yer almaktadır.
Ebu
Ubeyde, yıllardır kendi ve halkının zalimlerine karşı direnen bir mücahidin tüm
ağırlığı ve kararlılığıyla, “Bu kan dökülmesinden kimseyi sorumlu
tutmuyoruz. Kendi kapasitesine ve etkisine göre hareket etme yeteneğine sahip
olan hiç kimseyi dışlamıyoruz” dediğinde, saklanacak hiçbir şey kalmamıştır.
Kariyerlerimizi, servetimizi ve zamanımızı Allah yolunda savaşmaya ve böylece
mazlumlara yardım etmeye adamalıyız.
“Ey iman edenler! Eğer
Allah’a destek olursanız, O da size destek olur, ayaklarınızın toprağa sağlam
basmasını sağlar.”
[Muhammed Suresi, 26:7]
Safiye Hak
1
Nisan 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder