02 Ekim 2026

, ,

Sosyalist Çin Hâlâ Ayakta



1 Ekim 1949’da Mao Zedong, Pekin’deki Tiananmen Meydanı’ndan Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan etti. Bundan birkaç gün önce, yeni cumhuriyeti kuran meclise “İnsanlığın dörtte birini temsil eden Çin halkı ayağa kalktı” demişti.

Yetmiş yedi yıl sonra devrim, hâlâ güçlü bir şekilde yoluna devam ediyor, ABD’deki muktedir sınıf, ona karşı savaşını sürdürüyor. Devrim, toprak sahiplerinin ve yabancıların egemenliğini ortadan kaldırdı. Milyonlarca işçi ve yoksul köylü devrimi, bu zaferi temel alarak savundu. Bu devrimi hiçbir zaman kabul etmeyen ABD hükümeti bugün Çin’e karşı savaşını tırmandırıyor çünkü Çin, emperyalist kârların dayandığı tekelleri parçalıyor.

1949 Neyi Devirdi?

Devrimden önce Çin; İngiltere, Japonya, Fransa, ABD ve diğer emperyalist güçlerin kontrolündeki nüfuz alanlarına bölünmüştü. Yabancı savaş gemileri Yangtze Nehri’nde devriye geziyorlardı. Toprak sahipleri, köylülerin mahsullerine el koyuyor, onları borç batağına sürüklüyordu. Savaş ağaları, kırsal kesimi yönetiyordu, kıtlık, halkın kaderi haline gelmişti. Yaklaşık beş kişiden dördü okuma-yazma bilmiyordu. Ortalama yaşam süresi yaklaşık 36 yıldı. Kızların ayakları bağlanıyor, kadınlar evlendirilmek üzere satılıyordu.

Devrim, Japon işgali ve ABD tarafından desteklenen Kuomintang’a karşı on yıllarca süren silahlı mücadeleden sonra toprak sahibi ve kapitalist sistemin egemenliğine son verdi. Topraklar, onu işleyenlere devredildi. Yeni hükümet, görücü usulü evlilikleri, cariyelik ve çocuk evliliklerini yasakladı. Yabancı savaş gemileri, Yangtze Nehri’nden kalıcı olarak ayrıldı.

Yeni Toplumun İnşası

Yeni işçi-köylü devleti, dünyanın en yoksul ülkelerinden birinde, düşman güçlerle çevrili ve küresel pazarlardan izole edilmiş bir ortamda sahneye çıktı. Tek bir nesil, ağır sanayinin tüm sektörlerini sıfırdan inşa etti. Klinikler, okullar, elektrik ve sulama kırsal kesime ulaştı. Devrimden önce yetişkinlerde okuryazarlık oranı yüzde 20’nin altındaydı, bu oran yüzde 95’in üzerine çıktı. Komünler, kadınları eşit şartlarda toplumsal üretime entegre etti, onlara doğumdan ölüme kadar bakım sağladı.

Mao’nun 1976’da ölümüne dek, ortalama yaşam süresi neredeyse iki katına çıkmış, ekonomi birkaç kat büyümüştü. Çin’in ancak piyasa ekonomisini benimsediğinde büyümeye başladığı yönündeki kurumsal medya anlatısı yanlıştır. Sonrasında yaşanan her şeyin temelleri o yıllarda atılmıştır.

Bu kazanımlar, hiçbir zaman garanti değildi. Yeni devlet içinde, bir memur tabakası, eski toplumun yöntem ve değerlerine bağlı kalan ayrıcalıklı bir katman haline geldi. 1966’da Büyük Proleter Kültür Devrimi, işçileri, köylüleri ve öğrencileri onlara meydan okumaya çağırdı. Belirleyici bir dönemde, milyonlarca insan, seferber olarak kapitalizme dönüşü engelledi. 1949’un kazanımları, kitlelerin müdahalesi sayesinde hayatta kaldı.

Dünya İçin Bir Devrim

Devrim, dünya çapındaki toplumsal sınıflar arasındaki güç dengesini değiştirdi. Ekim 1950’de Çinli gönüllüler, Kore’ye geçerek ABD ordusunu Yalu Nehri’nin ötesine püskürttüler. Çin, ABD işgaline karşı uzun süren savaş boyunca Vietnam’a destek sağladı. Cezayir, Gine-Bissau, Angola, Mozambik ve Zimbabve’deki kurtuluş hareketlerini silah, eğitim ve diğer yardımlarla destekledi. Yeni bağımsız Afrika ülkelerinin mallarını ırk ayrımcısı rejim altındaki bölgelerden geçmeden taşıyabilmeleri için Tanzanya-Zambiya Demiryolu’nu inşa etti.

Devrim, Siyahilerin özgürlük mücadelesiyle buluştu. Malcolm X, Çin’i gerçek bir devrim, toprak mücadelesi örneği olarak gösterdi. Ağustos 1963’te, Robert F. Williams’ın isteği üzerine Mao, ABD’deki Siyahilerin özgürlük mücadelesini destekleyen bir açıklama yayınladı. Ardından Robert ve Mabel Williams, FBI zulmünden kaçarak Çin’e sığındılar.

Emperyalizm Asla Sona Ermedi

ABD’deki muktedir sınıf, 1949’u asla kabul etmedi. Mao, yeni cumhuriyetin ilanından günler önce tam olarak bu tehlikeye karşı uyarıda bulunmuş, “emperyalist güçlerin çeşitli yollarla sabotaj yapmaya ve karışıklık çıkarmaya devam edeceğini, her gün, her dakika iktidara geri dönmeye çalışacaklarını” söylemişti.

Haziran 1950’de Başkan Harry Truman, Tayvan’ın kurtuluşunu engellemek için Yedinci Filo'yu Tayvan Boğazı’na gönderdi. Elliler boyunca ABD, Çin’i nükleer silahlarla tehdit etti. Ticaret ambargosu uyguladı, Çin’i 22 yıl boyunca Birleşmiş Milletler’den dışladı ve etrafını askeri üslerle çevreledi.

Tecrit başarısız olunca, Amerikan muktedir sınıfı taktik değiştirdi. Başkan Richard Nixon’ın 1972’deki Pekin ziyareti ve 1979’da resmi diplomatik ilişkilerin kurulmasının ardından, Amerikan sermayesi Çin’e aktı, piyasanın iktidarı ele geçirecek kadar güçlü bir kapitalist sınıf yaratacağını öngördü ama bu öngörüsü gerçekleşmedi.

ABD hükümeti açık çevreleme politikasına geri döndü. ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, artık müttefiklerinin Japonya’dan Tayvan eyaleti üzerinden Filipinler’e uzanan ada zinciri olan Birinci Ada Zinciri’nin kontrolünü elinde tutmasını gerekli görüyor. İngiltere ve Avustralya, ABD-İngiltere-Avustralya’dan oluşan AUKUS güvenlik paktının parçası. Japonya, 1945’ten beri en büyük asker yığma eylemine imza atıyor. ABD Özel Kuvvetleri Tayvan eyaletinde konuşlandırıldı. Çip yasakları, ihracat kontrolleri ve yaptırımlar, Çin teknolojisini hedef alıyor.

ABD Çatışma Sürecini Neden Tırmandırıyor?

Sebep maddi. Amerikan emperyalizmi tekelciliği temel alıyor: askeri güçle desteklenen finans, teknoloji, patentler ve pazarların kontrolüne sırtını yaslıyor. En büyük kârlar, yeni bir endüstriyi ilk ele geçiren ve kimsenin rekabete dâhil olmasına izin vermeden onu tekeline alan gücün hanesine yazılır. Bu olağanüstü kârlar, imparatorluğun küresel erişimini finanse eder, muktedir sınıfın ülkenin en yüksek ücretli işçilerine tavizler vermesine imkân sağlar.

Çin, bu fırsat penceresini kapatıyor. Güneş enerjisi, elektrikli araçlar, bataryalar, telekomünikasyon ve yüksek hızlı trenlerde Çin, bu sektörleri devasa ölçekte inşa etti. Güneş enerjisi sektöründeki genişlemesi fiyatları o kadar düşürdü ki, Batılı şirketler artık sektörü kontrol edemiyor. Çin, dünyanın geri kalanının toplamından daha fazla yüksek hızlı tren hattı inşa etti. Bu sektörlerin her birinde, Batılı tekeller, artık fiyatları belirleyemiyor, teknolojiyi tekelleştiremiyor veya başkalarının kendi teknolojilerini geliştirmesini engelleyemiyor. Çin, küresel kapitalist pazara entegre olmuş başka hiçbir ülkenin yapamadığını yapabiliyor, çünkü 1949’dan sonra atılan temeller hâlâ sağlam. Kamu mülkiyeti ve özel kârın asla ulaşamayacağı yerlere yatırım yönlendirebilen bir planlama kapasitesi, söz konusu temeli teşkil ediyor.

Çin’e karşı savaş, emperyalizmin tekelci temellerini kurtarma mücadelesidir. Diplomasi bu savaşçı dürtüyü ortadan kaldıramaz, çünkü bu dürtü, tekelci sermayenin kendi ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır.

Çin Emperyalist Savaşa Karşı

ABD, 28 Şubat 2016’da İran'a karşı savaş başlattığında, Çin, bu saldırıyı kınadı. ABD yaptırımlarına meydan okuyarak İran petrolü almaya devam etti, İran’a karşı yetkisiz askeri operasyonları meşrulaşma ihtimali bulunduğunu düşündüğü, bir BM Güvenlik Konseyi kararını veto etti. ABD hükümeti, Küba’yı enerji ablukasıyla boğarken, Çin, adanın dört bir yanında güneş enerjisi santralleri kuruyor.

Çin, emperyalist bir güç değil. Para birimi dünyanın para birimi değil, bankaları diğer ülkelere politika dayatmıyor, Küresel Güney’den tekelci kârlar elde etmiyor. Kredileri, IMF’in kemer sıkma ve özelleştirme talepleri olmadan veriliyor. Çin, bir yüzyıl boyunca sömürgeci yağmanın kurbanı olmuş ve çalınmış zenginlik olmadan gelişiyor.

Çin İçindeki Mücadele

Emperyalizme karşı koyan devrim, kendi sınırları içindeki kapitalist baskılarla da mücadele etmek zorunda kaldı. Mao’nun 9 Eylül 1976’daki ölümünden sonra, Parti içindeki sol kanat, birkaç hafta içinde yenilgiye uğradı ve devrimi savunan kitleler onu durdurmak için harekete geçemedi. 1978’den itibaren, yeni liderliğin piyasa politikaları büyük özel sektörü destekledi ve ülkeyi yabancı sermayeye açtı. Ayrıcalıklı bir elit, arazi anlaşmaları, kredi ve yatırımlar yoluyla zenginleşti. Doksanlarda devlete ait işletmelerden on milyonlarca işçi işten çıkarıldı, “demir pirinç kâsesi” olarak bilinen ömür boyu iş güvencesi, ortadan kalktı.

Kapitalizm, yeniden tesis edilmedi. Topraklar, kamu mülkiyetinde kaldı. Büyük bankalar, onlarla birlikte kredi ve yatırımın dizginleri, enerji, ulaşım ve telekomünikasyon gibi büyük endüstriler, hükümetin elinde kaldı. Komünist Parti, devlet aygıtını ve silahlı kuvvetleri kontrol ediyor, kapitalistlerin hiçbir politik gücü yok. Parti, bu planlama gücünü yoksullukla mücadeleye yönlendirdiğinde tarihi bir sonuç elde etti.

Milyonlarca devlet yetkilisi, köy köy, ev ev dolaştı. Her yoksul aileye yeterli gıda ve giyecek, eğitim, temel sağlık hizmeti ve güvenli barınma garantisi verildi. Yollar, elektrik hatları ve su sistemleri, hiçbir pazarın ulaşamayacağı yerlere ulaştı. Yetkililerin performansı, sadece büyüme rakamlarına değil, yoksulluğun azaltılması ve yaşam koşullarının iyileştirilmesine göre değerlendirildi.

2021 yılına gelindiğinde, Çin, ulusal standardına göre aşırı kırsal yoksulluğu ortadan kaldırmıştı. Önceki kırk yılda, yaklaşık 800 milyon insan, Dünya Bankası’nın aşırı yoksulluk için belirlediği uluslararası eşiğin üzerine çıkmıştı.

Bu, sosyalist bir seferberlikti: ilgili seferberlik, kâr mantığına aykırı olarak, insan ihtiyaçlarını karşılamak için hükümet kontrolündeki kaynakların tahsis edilmesi üzerine kuruluydu. 1949’dan sonra inşa edilen sosyalist zeminle son kırk yılın kapitalist baskıları arasındaki çatışma, henüz ortadan kalkmış değil.

İşçilerin Çıkarları

Amerikan muktedir sınıfı, işçilerin Çin’i düşman olarak görmesini istiyor. Her hafta Çinli casuslar, Çinli bilgisayar korsanları ve Çin yapay zekâsı hakkında, kitleleri paniğe sürükleyecek hikâyeler uyduruyorlar. Amaç, fabrikaları kapatan ve ücretleri düşüren işverenlerden işçilerin öfkesini uzaklaştırmak, Çin’deki işçilere yönlendirmek. İşleri koruma bahanesiyle sendikalara gümrük vergileri uygulanıyor, böylece işçiler, işverenlerin iktidar mücadelesine bağlanıyor.

İran’ı bombalayan, Küba’yı abluka altına alan, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’i kaçıran, burada, kendi ülkemizde göçmen işçilere, ezilen uluslara, kadınlara ve LGBTQ+ bireylere saldıran da aynı muktedir sınıf.

1949’daki kazanımlar, aynı şekilde onları savunan milyonlarca seferber olmuş işçi ve yoksul köylü tarafından elde edildi. Gelecekleri de aynı şekilde, dışarıda emperyalizm, içeride kapitalist baskı karşısında Çin’in işçileri ve köylüleri tarafından belirlenecektir. Muktedir sınıfın Çin’e karşı yürüttüğü savaşı engellemek, Amerikan işçi sınıfının görevi.

Sosyalizm İçin Mücadele
2 Ekim 2026
Kaynak

0 Yorum: