09 Ekim 2026

, ,

Che Gazze’de: Filistin Uluslararası Bir Dava Haline Geliyor


Che Guevara’nın 1959’da Gazze’ye yaptığı ziyaret, Filistin’deki Siyonist yerleşim sürecinin bölgesel bir çatışmadan sömürgeciliğe karşı küresel bir mücadeleye dönüşmesinin ilk işaretiydi. Bu süreci tetikleyen unsur, 1955’teki Bandung Konferansı ve bunun sonucunda kurulan, üyeleri henüz kısa süre önce yabancı egemenliğinin boyunduruğundan kurtulmuş olan Bağlantısızlar Hareketi idi. Emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı mücadelede bir dünya lideri olarak Nasır’ın sahip olduğu saygın konum, dünya liderlerini, Gazze’deki mülteci kamplarında açıkça görülen Filistin’deki etnik temizliğin yıkıcı sonuçlarını bizzat görmeye yöneltti.

Gazze Şeridi, Filistin’in simgesi haline geldi. Filistin topraklarının sadece yüzde 1,3’ünü oluşturan bu küçük toprak parçası, Filistin bayrağını dalgalandıran tek yer olarak kaldı. Güney Filistin’deki evlerinden sürülen 247 köyün sakinleri için geçici bir sığınak haline geldiğinde, bölge Nekbe’nin (Büyük Felaket) yükünün önemli bir kısmını sırtlanmıştı. Güneydeki köyler, Ekim 1948’de İsrail’in “Yoav” (veya diğer adıyla “On Belâ”) adlı askeri operasyonuyla etnik temizliğe maruz bırakılmıştı. Geriye tek bir Filistin köyü bile kalmamıştı. Bu topyekûn etnik temizlik hareketi; Al Davayime, Beyt Daras, İsdud ve Burayr gibi yerlerde gerçekleştirilen çeşitli katliamlarla hayata geçirilmişti.

Gazze’ye sıkıştırılmış olan mülteciler, yurtlarından sürüldükten sonra bile İsrail saldırılarından kurtulamadılar. Kasım 1948’de, antik Aşkelon’un bulunduğu alanda yer alan ve gelecekteki pek çok Hamas liderinin çıkacağı Cura köyü gibi, Mecdal Hastanesi de bombalandı. Ocak 1949’da İsrailliler, Deyrü’l-Balah ve Han Yunus’taki gıda dağıtım merkezlerini en yoğun saatlerde bombalayarak, hava saldırıları sonucunda 200’den fazla kişinin parçalanarak can vermesine yol açtı. Bu saldırılar, normalde temkinli bir tutum sergileyen Kızılhaç’ın durumu “bir dehşet manzarası” olarak nitelendirmesine neden oldu.

Filistin topraklarının işgali ve halkının sürgün edilmesi, o dönemde “fedailer” olarak bilinen bir direniş hareketinin doğmasına yol açtı. Bu direnişçiler, topraklarını işgal edenlere saldırmak amacıyla ateşkes hattını geçiyorlardı.

İsrail, fedailerin bu sızma girişimlerini durdurmak ve direniş fikrini ortadan kaldırmak amacıyla Gazze’deki mülteci kamplarına sürekli saldırılar düzenledi. Ağustos 1953’te, Ariel Şaron komutasındaki 101. Birlik, Bureyc mülteci kampına saldırarak 43 kişiyi yataklarında öldürdü. Ağustos 1955’te ise İsrail, yine Ariel Şaron liderliğinde Han Yunus polis merkezini havaya uçurdu ve 74 polisin ölümüne neden oldu. Aynı yıl İsrailliler, Gazze tren istasyonunda 37 Mısırlı askeri ve onlara yardıma giden 28 askeri daha öldürdü. Bu son saldırı, bölgedeki tarihin akışını değiştirdi.

Temmuz 1952’de Mısır’da iktidara gelen Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdünnasır, İngilizlerin kendisine vermeyi reddettiği silahları temin etmek üzere Sovyet Bloku ile ilk silah anlaşmasını imzaladı. Ayrıca, Albay Mustafa Hafız komutası altında resmen örgütleyerek fedai direnişine de onay verdi.

29 Ekim 1956’da İsrail; İngiltere ve Fransa ile işbirliği içinde, Sina’yı işgal etti. Saldırıya geçen İsrail askerleri, 3 Kasım 1956’da Han Yunus’a girdiler. 15 ila 50 yaş arasındaki tüm erkekleri evlerinden toplayıp kapı önlerinde ya da kasabanın ana meydanındaki bir duvarın dibinde soğukkanlılıkla kurşuna dizdiler. Öldürülen 520 kişinin isimleri kayıtlarda mevcut.

Ertesi hafta Refah’ta mültecilere yönelik bir başka katliam daha yaşandı. Yetenekli karikatürist Joe Sacco, bu olayları Footnotes in Gaza [“Gazze’den Dipnotlar”] adlı kitabında ölümsüzleştirene dek, Batı dünyasında bu katliamlara dair sağır edici bir sessizlik hâkimdi. Bu trajik olaylar, Nasır’ın 1955’teki Bandung Konferansı ile birlikte Bağlantısızlar Hareketi’nin önde gelen liderlerinden biri haline gelmesiyle dünya kamuoyunun dikkatini çekti. Gazze ve Filistin, sömürgecilik ve etnik temizliğin en güncel örnekleri olarak, küresel ölçekte gündeme geldi.

Bu politik gelişmenin neticesinde Latin Amerikalı devrimci Che Guevara, Nasır’ın daveti üzerine, Gazze’yi ziyarete geldi.

Guevara’nın ziyareti, büyük önem taşıyordu. Bu, ünlü bir devrimcinin Nekbe’nin yol açtığı yıkımı bizzat görmek üzere gerçekleştirdiği ilk ziyaretti. Kendisi; fedailerin lideri (yukarıdaki resimde, en sağda, geleneksel Arap kıyafetleri içinde görülen, 1936 Arap İsyanı’ndaki güney cephesi komutanı) Abdullah Ebu Sitte ile fedailerin ve faaliyetlerinin kayıtlarını tutan Han Yunus Belediyesi Genel Sekreteri (sağdan üçüncü) Kasım Farra gibi direniş liderlerince, büyük bir coşkuyla karşılandı. Her iki isim de Filistin Yasama Konseyi üyesiydi.

Söz konusu ziyarete dair o dönemde orada bulunanlardan edindiğim bilgilere göre Guevara, Filistinli mültecilere topraklarını özgürleştirme mücadelesini sürdürmeleri gerektiğini söyledi. İşgale karşı direnmekten başka bir yol olmadığını ifade etti. Yeni Yahudi yerleşimcilerin evlerini işgal etmiş olması nedeniyle durumlarının “karmaşık” olduğunu kabul eden Guevara, ancak “Bu hak er ya da geç iade edilmelidir” dedi. Silah ve eğitim desteği teklifinde bulundu, fakat Castro, bu yardımın Nasır aracılığıyla koordine edilmesini istedi.

Guevara’yı kampı gezdiren Bureyc kampının lideri Mustafa Ebu Middeyn, ona yoksulluğun çilesini çeken, güçlüklerle boğuşan halkın mevcut halini gösterdi. Guevara, buna sert bir karşılık vererek, “Bizde çok daha ağır yoksulluk örnekleri var. Bana ülkenizi özgürleştirmek için neler yaptığınızı göstermelisiniz. Eğitim kampları nerede? Silah üretecek fabrikalar nerede? Halkı seferber etme merkezleri nerede?” dedi.

Guevara’ya, gerilla savaşı konusunda uzman olan General Caprera eşlik ediyordu. Caprera (alttaki resimde sakallı olan), direniş yöntemleri konusunda tavsiyelerde bulunmak üzere toplum liderleriyle bir araya geldi. Guevara, Filistin direnişinin ve özgürlük mücadelesinin simgesi haline geldi.


Nasır, Guevara’nın ziyaretine büyük ilgi gösterdi. Onunla makamında görüştü, kendisini halka açık etkinliklere ve resmi törenlere götürdü, toplum liderleriyle tanıştırdı, kendisine madalyalar takdim etti. Bu ziyaret, devrimci Latin Amerika ile Nasır ve Filistinliler arasında günümüze dek süren çok yakın bir ilişkinin başlangıcını teşkil etti.

Bu ziyaretin ardından Küba, Filistinli öğrencilere burslar verdi, ülkede mahsur kalan Filistinlilere vatandaşlık hakkı tanıdı ve Filistin’e destek amacıyla pek çok konferans düzenledi.

İsrail’in 2014 yazında Gazze’ye yönelik savaşı sırasında Küba, Gazze’ye tonlarca insani yardım gönderdi ve yaralıları kabul etti. Söz konusu destek, çoğu Latin Amerika ülkesine yayıldı. El Salvador, Şili, Ekvador, Peru ve Brezilya, protesto amacıyla İsrail’deki büyükelçilerini geri çağırdı. Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, İsrail’i “terör devleti” olarak nitelendirdi ve İsraillilerin ülkeye girişine kısıtlama getirdi. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, “yasa dışı İsrail devletinin kahraman Filistin halkına yönelik eylemlerini sert bir dille kınadı.” Nikaragua Filistin Dayanışma Kampanyası, hem resmi hem de halk nezdinde sesini güçlü bir şekilde duyurdu. Uruguay, Brezilya, Arjantin ve Venezuela devlet başkanları; şiddetin durdurulması ve İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukanın sona erdirilmesi çağrısında bulunan ortak bir bildiri yayımladı.

Ellilerde özgür bir Filistin’de Filistinlilerin haklarını savunan, Bağlantısızlar Hareketi’nin tek tanınmış ismi Guevara değildi. Hindistan Başbakanı Cevahirlal Nehru da aynı dönemde Gazze’yi ziyaret etmişti. Bu ziyaret, Hindistan ve diğer Asya ülkelerinin Filistin’e yönelik güçlü desteğinin başlangıcı oldu.

Günümüzde Filistin, son ve en uzun süreli sömürgecilik projesine karşı yürütülen kurtuluş mücadelesinin simgesidir. İşte bu nedenle, dünya ülkelerinin dörtte üçünden fazlası Birleşmiş Milletler’de Filistin’i desteklemektedir. Desteklemeyen az sayıdaki ülke ise, Filistin’deki sömürgecilik projesini bizzat başlatmış olan eski Batılı sömürgeci devletlerin kalıntılarıdır.

Selman Ebu Sitte
Ağustos 2015
Kaynak

0 Yorum: