27 Ekim 2026

,

Mesihçi İsrail Ordusunun Muhtemel Sonuçları



İsrail’de yaklaşan parlamento seçimleri, aşırı sağcı politikacıları, kamuoyu açıklamalarının ve görünüşlerinin içeriğini yeni uçlara savurmaya itti. Buna, Avrupa hükümetleri ve geçmiş ABD yönetimleriyle yapılan önceki anlaşmaları bilerek ihlal eden, Batı Şeria’daki E1 yerleşim bloğunun tehlikeli bir hamle dâhilinde genişletilmesi gibi pratik önlemler de eşlik etti. Ancak bu kamuoyu önündeki gösterişin ardında, bugünün kabadayılığını yarının politika gündemine dönüştürebilecek uzun vadeli eğilimler yatıyor. Bu eğilimlerden biri de, İsrail ordusunun giderek artan sayıda erinin, operasyonel komutanlıklardaki üst düzey subaylarla birlikte, aşırı milliyetçi-dini kampa ideolojik olarak yakınlaşması. Bu yakınlaşma, seçim sonuçlarından bağımsız olarak, en geniş kapsamlı ve uzun süreli sonuçlara yol açabilir.

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, aşırı sağcı Otzma Yehudit (Yahudi Gücü) partisinin lideri Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir, radikal alçaklığın kamuoyu önünde sergilenmesinde başı çekti. Resmi sosyal medya hesabından (daha sonra yayından kaldırılan) videoda, Filistinli mahkûmları Nazi dönemi toplama kamplarını anımsatan fabrika benzeri bir hapishaneye taşıyan endüstriyel bir konveyör bandını çalıştırırken görüldü. Yerleşimci hareketi de dâhil olmak üzere aşırı milliyetçi-dini figürler, Gazze’de Yahudi yerleşimlerinin yeniden kurulması çağrılarını tazelenmiş bir güçle yinelediler. Bugün giderek artan sayıda kişi, hükümetlerinden Güney Lübnan'da da aynısını yapmalarını talep ediyor. Bu arada Başbakan Binyamin Netenyahu’nun Likud Partisi, seçim kampanyasının bir parçası olarak, İsrail’in Hamas, Hizbullah ve İran’la yaptığı gibi Türkiye ile de yüzleşmesi gerektiğini vurgulayarak, çıtayı yükseltti.

Bu arada Netenyahu, Savunma Bakanı İsrail Katz ve diğer üst düzey yetkililer, her cephede savaş tehdidini sürekli olarak dile getirirken, İsrail ordusu, 7 Eylül’de Ürdün sınırının bir bölümünde kapsamlı bir tatbikat gerçekleştirdi. 2026 yılı içinde yapılan ikinci tatbikat. Toplamda ise bir yıl içinde üç tatbikat yapılmış oldu. Bir de Suriye sınırı yakında nispeten daha küçük ölçekli bir tatbikat yapıldı. Görünüşte “sürpriz saldırıya hazırlık” amacıyla yapılan bu tatbikatların, öncelikle seçimler öncesinde Arap düşmanlarının her cephede kapıda olduğuyla ilgili kamuoyu algısını güçlendirmeyi, aynı zamanda Ürdün ve diğer komşuları korkutmayı amaçladığı düşünülüyor.

Bu tür kılıç sallama hamlelerinin seçimler öncesinde öngörülebilecek hamleler olduğunu söylemek lazım. Bunların çoğu, en azından bir süreliğine, seçimlerden sonra azalacaktır. Güney Lübnan’a Yahudi yerleştirileceğine dair söylem, gelecekte aşırı milliyetçi dini hareketin ideolojisinin gerçek bir parçası haline gelebilir, daha sonra diğer birçok tartışmalı konu gibi İsrailli Yahudiler arasında siyasi yelpazenin tamamında yaygınlaşabilir, ancak şimdilik bunun en fazla marjinal bir görüş olduğunu söylemek lazım. Bu görüş, geniş aşırı sağcı kesimde bile yaygın değil, Gazze’ye Yahudi yerleştirme fikrinden çok daha farklı bir mesele bu. Aslında, mevcut ulusal uzlaşmanın ötesine geçen bu çağrılar, öncelikle yerleşimcilerin girişimlerini ve Batı Şeria’da sinsice ilerleyen ilhak sürecini normalleştirmeye ve pekiştirmeye hizmet ediyor. Zaten temel amaç da bu.

İsrail’deki sağcı yelpazenin tüm bileşenlerinin kamuoyu önünde sergiledikleri gösterişli tavırların ve o iğrenç ajitasyon-propaganda faaliyetinin ardındaki itici gücün önemini idrak etmek gerek. Bilhassa bu durum, ülkenin askeri planda sergilediği davranışları, komşu ülkelerle ve genelde tüm bölgede ülkelerle kurduğu ilişkileri önümüzdeki yıllarda şekillendirecek uzun vadeli eğilimleri ortaya koyuyor. Kısacası, zehirli iddiaların ve şiddet içeren hayallerin birikimi, zamanla azalmak yerine daha da somutlaşacaktır.

En belirgin uzun vadeli eğilim, İsrail’in stratejik askeri duruşundaki değişimdir. Daha önce uzun süredir uygulanan, caydırıcılık ve seçici ancak nispeten sınırlı askeri güç kullanımı yoluyla düşman aktörlerin “kuşatılması” veya “yönetilmesi”ni öngören anlayış terk edildi. Bunun yerini, egemenliği ve düşmanı zayıflatmayı esas alan “kalıcı güvenlik” doktrini aldı Bu doktrin, tüm zorluklara ve tehditlere tümüyle askeri çözümlerle cevap verme fikrini temel alıyor: fiili veya potansiyel düşmanların, derhal, orantısız ve ezici güç kullanımıyla, kalıcı askeri kontrol ve toprak işgali yoluyla tümden ortadan kaldırılmasını temel bir ilke düzeyine yükseltiyor.

Bu değişim herkesin malumu. İsrail’deki siyasetin sürekli askerileştirilmesine dönük çabaları esas alıyor. 7 Ekim 2023’ten beri Netenyahu, savaşı İsrail siyasetinin temel itici gücü olarak öne sürmeye gayret etti. Aşırı dindar ve aşırı milliyetçi sağın yükselişiyle birlikte bu, İsrail’deki otoriter dönüşümü daha da körükledi.

Daha az dikkat çekilen, ancak tartışmasız daha büyük sonuçlar doğuracak bir eğilim ise, giderek artan sayıda üst düzey subayın ve genel olarak personelin ideolojik planda aşırı milliyetçi dindar kesimin yanında hizalanmasıdır. Bu ortaya çıkan eğilim, en az son on beş yıldır gözlemlenebilen bir olgu. Sosyolog Yagil Levi, 2011 yılında “İsrail Savunma Kuvvetleri’nin kontrolü için mücadele”den ve “dindar Siyonist liderlerin gizli ajandası”” olarak adlandırdığı şeyden bahsediyordu. Bu liderler, “birliklerde dindar askerlerin büyük bir kitle oluşturmasının, İsrail ordusunun yerleşim yerlerini tahliye etme yeteneğini zayıflattığına” inanıyorlardı. 2014 yılına gelindiğinde Levi, yetmişlerden beri ortaya çıkan bir eğilim üzerinden, İsrail ordusunun “teokratikleşmesi” hususunda uyarıda bulunurken, piyade subayları kursundan mezun olan dindarların oranının 2008 yılına kadar yüzde 26’ya ulaştığını da dile getirmişti.

Levi’nin de belirttiği üzere, bu eğilimin en belirgin sonuçları, silahlı yerleşimci milisleri ile resmi ordu ve Sınır Polisi birimlerinin birleşerek, devletin “ilhak sürecini gizlice ilerletmek” için bir “gri kol” olarak ortaya çıktığı Batı Şeria’da görüldü. Şimdiye dek bu gayri resmi ancak devlet destekli “polis ordusu”, yerleşim projesini desteklemeye odaklanmış durumda. Ancak “resmi” orduyla arasındaki sınırların en hafif tabirle silikleştiğini söylemek gerek: James Shotter’ın haberine göre, artık muharebeden evvel askerlere motivasyon konuşmalarını subaylar yerine hahamlar yapıyor, üst düzey subaylar ise Tanrı adına dini bir savaş yürüttüklerini söylüyorlar.

Bu değişimi daha da destekleyen bir diğer uzun vadeli eğilim ise, Levi’nin “mavi yakalı savaşçıların isyanı” olarak adlandırdığı, onlarca komuta kademelerine, elit birimlere ve birliklere hâkim olan, ancak sonunda pes eden laik (çoğunlukla Aşkenazi) orta sınıfa karşı “dini topluluklardan, orta ve alt sınıf Mizrahilerden, yerleşimcilerden, göçmenlerden” gelen askerlerin isyanı.

Bu durumun sonuçları, 2005 yılında Gazze’deki Yahudi yerleşimlerinin tahliyesinin tekrarını önleme girişiminin veya işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde ebedi bir kontrol tesis etme çabasının çok ötesine uzanıyor. İsrail askeri avukatları, Gazze savaşıyla ilgili olarak, uluslararası insancıl hukuku tümüyle tersyüz ettiler. Sivillerin korunması ve orantılılık, tümüyle yeniden yorumlandı. Ordu, artık bütünüyle “öldürücülük ruhu”yla hareket ediyor, hukuk profesörü Nura Ureykat’ın sözleriyle, görünüşte uluslararası hukuk çerçevesini uygularken bile “sivil alanı ufaltıyor”. Ancak göreve gelecek aşırı milliyetçi-dini komutanlar, bu alanı da tümüyle ortadan kaldırıp, yerine dini doktrin ilkelerine dayalı ve değişmez kılınmış, hepten farklı bir ahlaki çerçeveyi hâkim kılmaya hazırlanıyorlar.

Bu eğilimler, İsrail’in yaklaşan genel seçimlerini kim kazanırsa kazansın, öngörülebilir gelecekte kalıcılaşacak. Nathan Brown’ın da dediği gibi, bir sonraki İsrail hükümetini kim kurarsa kursun, yeni hükümetin de öngörülebilir gelecekte onu takip edecek hükümetlerin de yeni güvenlik doktrinini yürürlükten kaldırması düşük bir ihtimal. Nitekim, İsrail ordusunda mesihçi dünya görüşü güçleniyor, bu görüş, herhangi bir sivil siyasi liderin, İsrail’in askeri gücünün tüm bölge genelindeki kullanımıyla ilgili nihai kontrolü elinde tutma yeteneğine dair her türden varsayımları hükümsüz kılıyor.

Yezid Sayig
15 Eylül 2026
Kaynak

0 Yorum: