25 Ekim 2026

,

Sığınak Devleti’nin Sessizce İşlettiği İstisna Hali



Önce şu “sığınak devlet” kavramını izah edelim:

Sığınak devleti, imparatorluğun merkezinde duran ülkelerde modern devletin niteliksel dönüşümünün somut ifadesi. Devlet, kamu malları tedarik eden güç olmaktan çıkıp, tümüyle güvenlik ve militarizasyonu temel alan politikalara yöneliyor. Bu modelde, ülke halkı, artık sivil ve ekonomik haklara sahip yurttaşlar değil, öncelikle ulusal güvenlik nesneleri olarak görülüyor. Dahası, ülke ve bölge, sözde stratejik rakiplere ve müttefiklerine karşı her alanda hibrit savaşa dair amaçlar doğrultusunda daha geniş bir ağın operasyonel düğüm noktaları haline geliyor.

Bu bağlamda, son birkaç gündür Fransa’da yaşananlara kısaca değinmek gerek. Fransa, kesinlikle münferit bir olay değil, ancak süreç bu ülkede eskisinden çok daha net ve görünür hale geldi.

Daha da önemlisi, şahit olduğumuz şey, tekil bir olay da değil. Bu, en az 2017’den beri süregelen bir yasama ve idari sürecin doruk noktası. 2017 yılı, emperyalist güçlerin çok kutupluluğa uyum sağlamasının, benim “Sığınak Devleti” olarak adlandırdığım şeye yönelmenin ve NATO’nun Avrupalı üyelerinin belirli toprak tutma ve hazırlık işlevlerini kabul etmesinin yavaş ama emin adımlarla şekillenmeye başladığı döneme denk düşüyor. (Ayrıca, Arjantin’de Javier Milei döneminde kurulan hukuki ve idari mimariye de çarpıcı bir benzerlik gösteriyor. Latin Amerika’da benzer bir süreç işliyor. Bu kıtadan değilseniz veya onu yakından takip etmiyorsanız, öyle oturup Avrupa’dan anlayabileceğiniz bir süreç değil bu.

Olağanüstü Hal İlânına Gerek Yoktu

Geçtiğimiz hafta Fransa’dan gelen haberler, kuşatma altındaki bir şehirden geliyormuş gibiydi: Ocak 2015’te Charlie Hebdo saldırıları sonrası başlatılan Gözcü Operasyonu bünyesinde bir araya getirilmiş olan askerler, ülke genelinde çeşitli noktalara konuşlandırıldı, Centaure diye anılan, jandarmanın kullandığı  zırhlı piyade araçları (akrepler) Ulusal Meclis önünde park edildi, seçkin terörle mücadele birimleri (RAID, BRI, GIGN) 70.000 polis ve jandarma ile birlikte seferber edildi, son dakika yapılan güzergâh değişiklikleri protestocuları şehrin dış mahallelerine itti, 30’dan fazla metro istasyonu kapatıldı veya otomatik 135 avro para cezası uygulanan arama kontrol noktalarına dönüştürüldü, bir düzine şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edildi, özel güvenlik görevlileri ticaretin aktığı caddelerde devriye gezdiler.

Bu gelişmeler, 2017 ile Ağustos 2026 arasında inşa edilen ve ülke dışına dönük savunma faaliyetleriyle içe yönelik polislik faaliyetleri arasındaki sınırları bulanıklaştıran, yurttaşların haklarını risk yönetimine tabi kılan, sivil altyapıyı kontrgerilla faaliyetleri ile hibrit savaş planlamasına entegre eden hukuki ve idari bir aygıtın eş zamanlı olarak devreye girmesini ifade ediyor. (Karşınızda bir sığınak devleti var yani!)

Ekim 2026’da yüzleşilen baskının en dikkat çekici gerçeği, hükümetin resmiyette Olağanüstü Hal (état d'urgence) ilân etmemesiydi. Sağcı isimler olağanüstü hali talep etse bile, Başbakan Sébastien Lecornu, bu hakkını saklı tuttu. İçişleri Bakanı Laurent Nuñez ise Senato’ya devletin sırtını sadece “ortak hukuki önlemler”e (olağan hukuka) ve “idari polis”e yaslayacağını söyledi.

Peki ama neden? Çünkü istisna hali, zaten ve esasen olağan hukukun içine önceden yerleştirilmiş durumda.

Ulusal Kanunlar: İstisnanın Normalleştirilmesi
ve “Güvenlik Politikasındaki Süreklilik”

Son dokuz yılda Fransız Meclisi, geçici olağanüstü hal yetkilerini ve savaş zamanı uygulanacak doktrinlerini sistematik olarak kalıcı iç yönetim biçimlerine dönüştürdü:

Olağanüstü Halden Olağan Hukuka

2017 tarihli İç Güvenliği Güçlendirme ve Terörizmle Mücadele Kanunu (SILT), 2015 sonrası olağanüstü hal yetkilerini kalıcı olarak sıradan idari hukuka aktararak, mahkeme kararı gerektirmeyen “koruma şeritleri” oluşturdu, bireysel idari gözetim tedbirleri (MICAS) aldı. 2024 Paris Olimpiyatları sırasında sınanan bu gözetim mekanizması, iki ay önce 18 Ağustos 2026 tarihli Kamu Düzenini, Güvenliğini ve Huzurunu Bozan Olaylara Anında Müdahale (RIPOST) Kanunu ile kalıcılaştırıldı. Bu kanun, tren istasyonları ve alışveriş merkezlerinde algoritmik video gözetiminin (VSA) süresini 2030 yılına kadar uzattı, otomatik plaka okuma (LAPI) sisteminin kapsamını “mitinglerde kamu düzenini sağlamaya dönük faaliyetler”i kapsayacak şekilde genişletti ve “kentlerdeki şiddet olayları” için 72 saat boyunca acil durumlarda insansız hava aracı kullanımına yetki verdi (bu hafta sonu Paris üzerinde ve bu ayın başlarında Lyon liseleri üzerinde polise ait 14 insansız hava aracı konuşlandırıldı).

Askerileşme ve “Güvenlik Politikasındaki Süreklilik”

Küresel Güvenlik Kanunu, özel güvenliğin kamu düzenine entegrasyonunu kurumsallaştırıp polis operasyonlarının belgelendirilmesini kısıtlarken, İçişleri Bakanlığı Yönlendirme ve Programlama Kanunu (LOPMI) iç güvenliğin fiziken askerileşmesi sürecini finanse etti. Bunun en belirgin örneği, 30 tüplü otomatik göz yaşartıcı gaz fırlatıcıları ve uzaktan kumandalı silah istasyonlarıyla donatılmış 90 adet Centaure marka asayişi sağlama amaçlı zırhlı aracın tedarik edilmesidir (bunlar niye alındı?).

Topyekûn Savunma ve Yeni Hukuki İstisna: Ekim ayındaki ayaklanmalardan sadece iki ay önce yürürlüğe giren, revize edilmiş Askeri Programlama Kanunu (LPM), yüksek yoğunluklu savaş için bütçeye ek 36 milyar avroluk bir yük bindirdi, yurttaşların askeri müdahale becerilerini ve eğilimlerini fişleyen (kısmen, askerleri yurt içindeki Gözcü Operasyonu görevleri için serbest bırakmak amacıyla tasarlanmış olan) ulusal bir hizmet kaydı oluşturdu, barış zamanında polislik faaliyetleriyle sıkıyönetim arasında yepyeni bir hukuki düzen tesis etti. Buna “Ulusal Güvenlikle İlgili Alarm Durumu” adı verildi. Tuhaf bir biçimde AB’nin direktifleri uyarınca şekillenmiş Kritik Altyapıların Dirençli Kılınmasına Yönelik Kanun ile birlikte, yaklaşık 1.500 bölgesel ve yerel otoriteyi, hastaneyi, ulaşım ağını ve “hayati önem taşıyan sivil işletmecileri” (OIV) ulusal güvenliğe uyumlu kılarak, sivil işletmecileri savaş stoklarını muhafaza etmeye zorluyor, özel taşeronlara İHA’larla savaş konusunda yetki veriyor.

Hakları Olan Öznelerden Güvenlik Politikasının Nesnelerine

Sığınak devletinde liberal toplumsal sözleşme, tersyüz edilip değiştiriliyor: temel haklar, yürütme organı tarafından verilen koşullu ayrıcalıklara dönüşürken, sosyal yardımlar ve toplumsal yeniden üretim, güvenlik politikasına uyum gösteren araçları olarak silah haline getiriliyor.

Toplanma Hakkının İzne Bağlanması

24 Ekim gösterilerinden önce İçişleri Bakanlığı, valilere protesto bildirimlerini “örgütçülerin güvenilirliği” (fiabilité des organisateurs) temelinde değerlendirmeleri ve tren istasyonlarında “gösterilere katılma yetkisi olmayan kişileri tespit etmek için akış kontrolleri” yapmaları talimatını verdi. Cumhurbaşkanı Macron, “meşruiyeti olmayan kişilerin taleplerinin reddedileceğini, sadece köklü sendikaların destekledikleri yürüyüşlere izin verileceğini” açıkça dile getirdi. Anayasal, beyana dayalı bir hak, böylece devletin iznine bağlı bir ayrıcalığa dönüştürüldü.

“Kıran Öder” Kanun Tasarısı ve Sosyal Yardımların İtaat Şartına Bağlanması

İçişleri bakanı Laurent Nuñez’in 21 Ekim’de açıkladığı hükümet değişiklikleriyle birlikte, hızla senatodan geçirilen “Kıran Öder” kanunu, polisin dağılma emrinden sonra kalabalıkta kalan herkese 10.000 avroya kadar tazminat ödeme yükümlülüğü getiriyor. Reşit olmayanların sorumluluğunu ebeveynlerinin sırtına yükleyen kanun, herhangi bir yargı kararı öncesinde protestoları önleyici idari yasakları yeniden yürürlüğe koyuyor. Ayrıca, kanun tasarısı, devlet ve sigorta şirketlerinin rücu ödemelerini karşılamak için aile, konut ve asgari gelir (RSA) yardımlarının hukuken haczedilemezliği ilkesini ortadan kaldırırken, Adalet Bakanı Gérald Darmanin ve Konut Bakanı Vincent Jeanbrun tarafından 19 Ekim’de imzalanan bakanlıklar arası genelge, valilere ve savcılara sosyal yardımları kesmelerini ve kamu konutlarından tahliye süreçlerini “derhal” başlatmalarını, hatta kanunun geçmesini beklemeden harekete geçmelerini emretti.

(Latin Amerika’yı takip edenler bilirler: bu mantık, Arjantin’de Javier Milei ve Patricia Bullrich yönetiminde kurulan hukuki ve idari rejimin mantığıyla aynı: Mantık, “Yol kesen, para alamaz”, yani yol blokajlarına veya izinsiz protestolara katılan herkesten sosyal yardımı kesmek, toplumsal hareketlerden yaptıkları eylemlerin maliyetini tahsil etmek ve sosyo-ekonomik protestoları ulusal güvenliğe tehdit olarak tasnif etmekten ibaret.)

İçe Dönük Hibrit Savaş: Askerin Sahaya Sürülmesi,
İstihbarat Üstünlüğü ve Kemer Sıkma Sürecinin Planlanması

Hükümet planlaması hibrit savaş doktrinleri ve mali kemer sıkma politikaları temelinde gerçekleştirildiği vakit, iç muhalefete artık toplumsal veya politik bir mesele olarak bakılmaz. Giderek muhalefet, ülkeye karşı yıkıcı bir güç, toplumun istikrarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirilir.

Siville Askerin Bütünleştirilmesi

Özellikle içteki protestoları ele almak üzere toplanan Elysee Savunma ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin ardından, hükümet, 20 Ekim’de Gözcü Operasyonu kapsamında düzenli ordu birliklerini iç güvenlik güçlerinin “yerine” ikame etti. Bu birlikler, sabit kurumsal alanları koruyarak 70.000 polis, çevik kuvvet (CRS), mobil jandarma, helikopter ve seçkin terörle mücadele birimlerinin (GIGN, RAID, BRI) mobil sokak kontrolü yapmasına imkân sağladı. Dikkat çekici bir şekilde, bu durum, Başbakan Lecornu’nun “orduyu kendi halkına karşı konuşlandıramazsınız” cümlesinde ifade edilen 2025 doktrinini tersyüz etti.

İstihbarat Servisleri Nerede Duruyor?

Macron’un stratejisi, “tüm istihbarat servisleriyle” yapılan bir zirve etrafında şekillendi. Ardından hükümet, yaşam maliyetindeki artışları ve toplumsal huzursuzluğu, “aşırı sol”un düzenlediği “isyankâr eylemler” (actes séditieux) ve 2027 öncesinde “ülkeyi istikrarsızlaştırmaya dönük ajanda” olarak nitelendirdi. Limoges belediye binasının kundaklanmasının ardından Ulusal Terörle Mücadele Savcılığı (PNAT) gözlemci statüsüne alındı, Bölgesel İstihbarat (DNRT/SCRT) meclis muhalefetiyle bağlantıları belirlemek için baskı altına alındı, senatonun hazırladığı 30 maddelik rapor daha başında, “risk altındaki gruplar”ı izlemek ve açıklanmamış toplantılara katılmayı suç haline getirmek için insani ve algoritma temelli istihbarat faaliyetlerinin kapsamının genişletilmesi çağrısı yapıyordu.

Bütçe Kısıtlamaları Güvenlikle Perdelendi

Tüm bunlar, katı bir mali mimariye hizmet ediyor. Fransa’nın 2027 bütçesi için hazırladığı taslak, 43 milyar avroluk bir konsolidasyon öngörüyor, “artırılmış savunma çabaları hariç” tüm devlet harcamalarını dondurarak savunmaya +6,4 milyar avro, içişlerine +1 milyar avro ve adalete +0,4 milyar avro tahsis ediyor. Tahvil getirilerinin 24 yılın en yüksek seviyesinde olması nedeniyle tavizlerin “karşılanamaz” düzeyde olduğundan söz eden devlet, 26 Ekim Pazartesi günü bir “yuvarlak masa toplantısı” düzenlemeden önce tam bir hafta boyunca fiziksel karantina ilan etti.

Çift Kullanımlı Altyapı, Mekânsal Sürgün ve Özelleştirilmiş Koruma

Bölge ve belediye düzeyinde ulusal doktrin, idari mahkemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “acil toplumsal ihtiyaç” gerekçesiyle önleyici protesto yasaklarını geçerli kılan son içtihatlarıyla desteklenen, valinin elindeki tek taraflı yetki (arrêtés préfectoraux) aracılığıyla uygulanıyor.

Mekânsal Karantinalar ve Çevreye Sürgün Etme Pratikleri

1955 tarihli olağanüstü hal kanunu yoluyla parlamenter denetimi devlereye sokmak yerine yetkililer, 12 şehirde merkezi olmayan sokağa çıkma yasakları uyguladı. Lyon’da ve Bouches-du-Rhône’daki 30 belediyede gösterileri tamamen yasakladı (idari mahkemeler, sendika ve insan hakları itirazlarını genel olarak reddetti). Paris’te, kurumların bulunduğu merkez “Kırmızı Bölge” ilan edildi. Metro istasyonundan ilan edilmemiş bir alana çıkanlara otomatik olarak 135 avro ceza kesildi. Cuma akşamı, yürüyüşten 24 saatten az bir süre önce, Emniyet Müdürlüğü, gösteriyi Bastille-Nation’dan dış çevre yolundaki Mareşaller Bulvarı’na taşıdı.

Çift Amaçlı Sivil Altyapı Filtreleme İşlemi İçin Kullanılıyor

Toplu taşıma ağları, artık Emniyet Müdürlüğü’nün uzantıları gibi iş görüyor. Paris’te şehir içi bağlantıyı kesmek için 9 hat üzerindeki 30’dan fazla metro istasyonu kapatıldı, büyük demiryolu merkezlerine terörle mücadele koruma çemberleri uygulandı, bu da toplu taşıma ağlarının güvenlik görevlilerine, Île-de-France’daki her istasyonda yolcuları arama yetkisi verdi. Polis kontrol noktaları, gözlük, maske, serum gibi koruyucu ekipmana el koyuyor. Eş zamanlı olarak, AB Dijital Hizmetler Kanunu’nun (DSA) “sisteme yönelik risk”le alakalı görevler kapsamında dijital altyapıya el konuldu: platform temsilcileri, İçişleri Bakanlığı’na çağrıldı, TikTok, protestolarla ilgili olarak, arama motorunda öneriler sunan otomatik tamamlama özelliğini devre dışı bıraktı. Bakan Nuñez, “istisnai koşullarda” isyanlar sırasında yürütmenin sosyal medya özelliklerini askıya almasıyla “ilkesel olarak hiçbir şeyin yasaklamadığını” teyit eden 2025 tarihli Danıştay içtihatına atıfta bulundu.

“Tüm Toplumu Kapsayan” Yaklaşım ve Özelleştirilmiş Güvenlik

2025 tarihli (“kitlesel hibrit eylemlerin” hedef aldığı ana bölge konusunda öngörüde bulunan) Ulusal Strateji Raporu ile Haziran 2025 tarihli Ulusal Direnç Stratejisi’nin “tüm vatandaşları ulusun direncine hizmet etmede faydalı kılma” konusunda öncelikli gördüğü karara uygun olarak Paris Valiliği, yurttaşların eylemcilerin video görüntülerini internete yükleyerek soruşturmalara katkıda bulunabilecekleri özel bir portal açtı. Daha da çarpıcı olanı, devletin koruma tekelinin ticarileştirilmesiydi: Paris Valiliği, dükkân sahiplerine özel güvenlik görevlileri ve köpek ekipleri tutarak “işletmelerinin güvenliğini sağlamaya dönük uygulamalara katılmalarını” tavsiye ederken, Lyon Ticaret Odası, valilikle koordineli olarak, şehir merkezindeki “hassas bölgelerde” devriye gezmek üzere 40 özel güvenlik görevlisini resmen finanse etti. (Bu bana, tarihi olaylara dayanan, Paul Greengrass’in Ayaklanma filminde olanları hatırlatıyor. Ama bugün birçok şeyin değiştiği görülüyor.)

Fransa’da tanık olduğumuz şey, niteliksel olarak dönüşmüş bir devlettir. Hukukunu, altyapısını ve mali mekanizmasını yeniden yapılandıran devlet, olağanüstü halin sessizce normal hukuk kuralı gibi işlemesini, hibrit yöntemlerle istikrarsızlaştırma sürecinin potansiyel failleri olarak görülen yurttaşların yönetilmesini ve kamusal alanın bir askeri üs gibi idare edilmesini sağlamıştır.

Ne yazık ki, bu süreç, birçok ülkede devam ediyor. Sessiz sedasız ilerliyor, ancak insanlar pasif nesneler olmaktan ziyade özne gibi davranmaya başladıkları zamanlarda ortaya çıkıyor. Mevcut emperyalist düzen, bizi pasif nesneler olmaya zorluyor.

Nel Bonilla
24 Ekim 2026
Kaynak

0 Yorum: