Önce
şu “sığınak devlet” kavramını izah edelim:
Sığınak
devleti, imparatorluğun merkezinde duran ülkelerde modern devletin niteliksel dönüşümünün
somut ifadesi. Devlet, kamu malları tedarik eden güç olmaktan çıkıp, tümüyle
güvenlik ve militarizasyonu temel alan politikalara yöneliyor. Bu modelde, ülke
halkı, artık sivil ve ekonomik haklara sahip yurttaşlar değil, öncelikle ulusal
güvenlik nesneleri olarak görülüyor. Dahası, ülke ve bölge, sözde stratejik
rakiplere ve müttefiklerine karşı her alanda hibrit savaşa dair amaçlar doğrultusunda daha geniş
bir ağın operasyonel düğüm noktaları haline geliyor.
Bu
bağlamda, son birkaç gündür Fransa’da yaşananlara kısaca değinmek gerek. Fransa,
kesinlikle münferit bir olay değil, ancak süreç bu ülkede eskisinden çok daha
net ve görünür hale geldi.
Daha
da önemlisi, şahit olduğumuz şey, tekil bir olay da değil. Bu, en az 2017’den beri
süregelen bir yasama ve idari sürecin doruk noktası. 2017 yılı, emperyalist güçlerin
çok kutupluluğa uyum sağlamasının, benim “Sığınak Devleti” olarak adlandırdığım
şeye yönelmenin ve NATO’nun Avrupalı üyelerinin belirli toprak tutma ve
hazırlık işlevlerini kabul etmesinin yavaş ama emin adımlarla şekillenmeye
başladığı döneme denk düşüyor. (Ayrıca, Arjantin’de Javier Milei döneminde
kurulan hukuki ve idari mimariye de çarpıcı bir benzerlik gösteriyor. Latin
Amerika’da benzer bir süreç işliyor. Bu kıtadan değilseniz veya onu yakından
takip etmiyorsanız, öyle oturup Avrupa’dan anlayabileceğiniz bir süreç değil bu.
Olağanüstü
Hal İlânına Gerek Yoktu
Geçtiğimiz
hafta Fransa’dan gelen haberler, kuşatma altındaki bir şehirden geliyormuş
gibiydi: Ocak 2015’te Charlie Hebdo saldırıları sonrası başlatılan Gözcü
Operasyonu bünyesinde bir araya getirilmiş olan askerler, ülke genelinde çeşitli
noktalara konuşlandırıldı, Centaure diye anılan, jandarmanın kullandığı zırhlı piyade araçları (akrepler) Ulusal
Meclis önünde park edildi, seçkin terörle mücadele birimleri (RAID, BRI, GIGN)
70.000 polis ve jandarma ile birlikte seferber edildi, son dakika yapılan güzergâh
değişiklikleri protestocuları şehrin dış mahallelerine itti, 30’dan fazla metro
istasyonu kapatıldı veya otomatik 135 avro para cezası uygulanan arama kontrol
noktalarına dönüştürüldü, bir düzine şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edildi,
özel güvenlik görevlileri ticaretin aktığı caddelerde devriye gezdiler.
Bu
gelişmeler, 2017 ile Ağustos 2026 arasında inşa edilen ve ülke dışına dönük
savunma faaliyetleriyle içe yönelik polislik faaliyetleri arasındaki sınırları
bulanıklaştıran, yurttaşların haklarını risk yönetimine tabi kılan, sivil
altyapıyı kontrgerilla faaliyetleri ile hibrit savaş planlamasına entegre eden hukuki
ve idari bir aygıtın eş zamanlı olarak devreye girmesini ifade ediyor. (Karşınızda
bir sığınak devleti var yani!)
Ekim
2026’da yüzleşilen baskının en dikkat çekici gerçeği, hükümetin resmiyette
Olağanüstü Hal (état d'urgence) ilân etmemesiydi. Sağcı isimler olağanüstü
hali talep etse bile, Başbakan Sébastien Lecornu, bu hakkını saklı tuttu.
İçişleri Bakanı Laurent Nuñez ise Senato’ya devletin sırtını sadece “ortak
hukuki önlemler”e (olağan hukuka) ve “idari polis”e yaslayacağını
söyledi.
Peki
ama neden? Çünkü istisna hali, zaten ve esasen olağan hukukun içine önceden
yerleştirilmiş durumda.
Ulusal Kanunlar:
İstisnanın Normalleştirilmesi
ve “Güvenlik Politikasındaki Süreklilik”
Son
dokuz yılda Fransız Meclisi, geçici olağanüstü hal yetkilerini ve savaş zamanı uygulanacak
doktrinlerini sistematik olarak kalıcı iç yönetim biçimlerine dönüştürdü:
Olağanüstü
Halden Olağan Hukuka
2017
tarihli İç Güvenliği Güçlendirme ve Terörizmle Mücadele Kanunu (SILT), 2015
sonrası olağanüstü hal yetkilerini kalıcı olarak sıradan idari hukuka
aktararak, mahkeme kararı gerektirmeyen “koruma şeritleri” oluşturdu, bireysel
idari gözetim tedbirleri (MICAS) aldı. 2024 Paris Olimpiyatları sırasında sınanan
bu gözetim mekanizması, iki ay önce 18 Ağustos 2026 tarihli Kamu Düzenini,
Güvenliğini ve Huzurunu Bozan Olaylara Anında Müdahale (RIPOST) Kanunu ile kalıcılaştırıldı.
Bu kanun, tren istasyonları ve alışveriş merkezlerinde algoritmik video
gözetiminin (VSA) süresini 2030 yılına kadar uzattı, otomatik plaka okuma
(LAPI) sisteminin kapsamını “mitinglerde kamu düzenini sağlamaya dönük
faaliyetler”i kapsayacak şekilde genişletti ve “kentlerdeki şiddet olayları”
için 72 saat boyunca acil durumlarda insansız hava aracı kullanımına yetki verdi (bu hafta sonu Paris üzerinde ve
bu ayın başlarında Lyon liseleri üzerinde polise ait 14 insansız hava aracı
konuşlandırıldı).
Askerileşme
ve “Güvenlik Politikasındaki Süreklilik”
Küresel
Güvenlik Kanunu, özel güvenliğin kamu düzenine entegrasyonunu kurumsallaştırıp
polis operasyonlarının belgelendirilmesini kısıtlarken, İçişleri Bakanlığı
Yönlendirme ve Programlama Kanunu (LOPMI) iç güvenliğin fiziken askerileşmesi
sürecini finanse etti. Bunun en belirgin örneği, 30 tüplü otomatik göz
yaşartıcı gaz fırlatıcıları ve uzaktan kumandalı silah istasyonlarıyla
donatılmış 90 adet Centaure marka asayişi sağlama amaçlı zırhlı aracın tedarik
edilmesidir (bunlar niye alındı?).
Topyekûn
Savunma ve Yeni Hukuki İstisna: Ekim ayındaki ayaklanmalardan
sadece iki ay önce yürürlüğe giren, revize edilmiş Askeri Programlama Kanunu (LPM),
yüksek yoğunluklu savaş için bütçeye ek 36 milyar avroluk bir yük bindirdi,
yurttaşların askeri müdahale becerilerini ve eğilimlerini fişleyen (kısmen,
askerleri yurt içindeki Gözcü Operasyonu görevleri için serbest bırakmak
amacıyla tasarlanmış olan) ulusal bir hizmet kaydı oluşturdu, barış zamanında
polislik faaliyetleriyle sıkıyönetim arasında yepyeni bir hukuki düzen tesis
etti. Buna “Ulusal Güvenlikle İlgili Alarm Durumu” adı verildi. Tuhaf bir
biçimde AB’nin direktifleri uyarınca şekillenmiş Kritik Altyapıların Dirençli
Kılınmasına Yönelik Kanun ile birlikte, yaklaşık 1.500 bölgesel ve yerel
otoriteyi, hastaneyi, ulaşım ağını ve “hayati önem taşıyan sivil işletmecileri”
(OIV) ulusal güvenliğe uyumlu kılarak, sivil işletmecileri savaş stoklarını
muhafaza etmeye zorluyor, özel taşeronlara İHA’larla savaş konusunda yetki veriyor.
Hakları
Olan Öznelerden Güvenlik Politikasının Nesnelerine
Sığınak
devletinde liberal toplumsal sözleşme, tersyüz edilip değiştiriliyor: temel
haklar, yürütme organı tarafından verilen koşullu ayrıcalıklara dönüşürken, sosyal yardımlar ve toplumsal yeniden üretim, güvenlik politikasına uyum gösteren araçları
olarak silah haline getiriliyor.
Toplanma
Hakkının İzne Bağlanması
24
Ekim gösterilerinden önce İçişleri Bakanlığı, valilere protesto bildirimlerini “örgütçülerin güvenilirliği” (fiabilité des organisateurs) temelinde değerlendirmeleri ve
tren istasyonlarında “gösterilere katılma yetkisi olmayan kişileri tespit etmek
için akış kontrolleri” yapmaları talimatını verdi. Cumhurbaşkanı Macron, “meşruiyeti
olmayan kişilerin taleplerinin reddedileceğini, sadece köklü sendikaların
destekledikleri yürüyüşlere izin verileceğini” açıkça dile getirdi. Anayasal,
beyana dayalı bir hak, böylece devletin iznine bağlı bir ayrıcalığa
dönüştürüldü.
“Kıran
Öder” Kanun Tasarısı ve Sosyal Yardımların İtaat Şartına Bağlanması
İçişleri
bakanı Laurent Nuñez’in 21 Ekim’de açıkladığı hükümet değişiklikleriyle birlikte, hızla senatodan geçirilen “Kıran Öder” kanunu, polisin dağılma emrinden sonra
kalabalıkta kalan herkese 10.000 avroya kadar tazminat ödeme yükümlülüğü
getiriyor. Reşit olmayanların sorumluluğunu ebeveynlerinin sırtına yükleyen
kanun, herhangi bir yargı kararı öncesinde protestoları önleyici idari
yasakları yeniden yürürlüğe koyuyor. Ayrıca, kanun tasarısı, devlet ve sigorta
şirketlerinin rücu ödemelerini karşılamak için aile, konut ve asgari gelir
(RSA) yardımlarının hukuken haczedilemezliği ilkesini ortadan kaldırırken,
Adalet Bakanı Gérald Darmanin ve Konut Bakanı Vincent Jeanbrun tarafından 19
Ekim’de imzalanan bakanlıklar arası genelge, valilere ve savcılara sosyal
yardımları kesmelerini ve kamu konutlarından tahliye süreçlerini “derhal”
başlatmalarını, hatta kanunun geçmesini beklemeden harekete geçmelerini
emretti.
(Latin
Amerika’yı takip edenler bilirler: bu mantık, Arjantin’de Javier Milei ve
Patricia Bullrich yönetiminde kurulan hukuki ve idari rejimin mantığıyla aynı: Mantık,
“Yol kesen, para alamaz”, yani yol blokajlarına veya izinsiz protestolara
katılan herkesten sosyal yardımı kesmek, toplumsal hareketlerden yaptıkları
eylemlerin maliyetini tahsil etmek ve sosyo-ekonomik protestoları ulusal
güvenliğe tehdit olarak tasnif etmekten ibaret.)
İçe Dönük
Hibrit Savaş: Askerin Sahaya Sürülmesi,
İstihbarat Üstünlüğü ve Kemer Sıkma Sürecinin Planlanması
Hükümet
planlaması hibrit savaş doktrinleri ve mali kemer sıkma politikaları temelinde
gerçekleştirildiği vakit, iç muhalefete artık toplumsal veya politik bir mesele
olarak bakılmaz. Giderek muhalefet, ülkeye karşı yıkıcı bir güç, toplumun
istikrarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirilir.
Siville
Askerin Bütünleştirilmesi
Özellikle
içteki protestoları ele almak üzere toplanan Elysee Savunma ve Ulusal Güvenlik
Konseyi’nin ardından, hükümet, 20 Ekim’de Gözcü Operasyonu kapsamında düzenli
ordu birliklerini iç güvenlik güçlerinin “yerine” ikame etti. Bu birlikler,
sabit kurumsal alanları koruyarak 70.000 polis, çevik kuvvet (CRS), mobil
jandarma, helikopter ve seçkin terörle mücadele birimlerinin (GIGN, RAID, BRI)
mobil sokak kontrolü yapmasına imkân sağladı. Dikkat çekici bir şekilde, bu
durum, Başbakan Lecornu’nun “orduyu kendi halkına karşı konuşlandıramazsınız” cümlesinde
ifade edilen 2025 doktrinini tersyüz etti.
İstihbarat
Servisleri Nerede Duruyor?
Macron’un
stratejisi, “tüm istihbarat servisleriyle” yapılan bir zirve etrafında
şekillendi. Ardından hükümet, yaşam maliyetindeki artışları ve toplumsal
huzursuzluğu, “aşırı sol”un düzenlediği “isyankâr eylemler” (actes séditieux)
ve 2027 öncesinde “ülkeyi istikrarsızlaştırmaya dönük ajanda” olarak
nitelendirdi. Limoges belediye binasının kundaklanmasının ardından Ulusal
Terörle Mücadele Savcılığı (PNAT) gözlemci statüsüne alındı, Bölgesel
İstihbarat (DNRT/SCRT) meclis muhalefetiyle bağlantıları belirlemek için baskı
altına alındı, senatonun hazırladığı 30 maddelik rapor daha başında, “risk altındaki gruplar”ı izlemek
ve açıklanmamış toplantılara katılmayı suç haline
getirmek için insani ve algoritma
temelli istihbarat faaliyetlerinin kapsamının genişletilmesi çağrısı yapıyordu.
Bütçe
Kısıtlamaları Güvenlikle Perdelendi
Tüm
bunlar, katı bir mali mimariye hizmet ediyor. Fransa’nın 2027 bütçesi için hazırladığı
taslak, 43 milyar avroluk bir konsolidasyon öngörüyor, “artırılmış savunma
çabaları hariç” tüm devlet harcamalarını dondurarak savunmaya +6,4 milyar avro,
içişlerine +1 milyar avro ve adalete +0,4 milyar avro tahsis ediyor. Tahvil
getirilerinin 24 yılın en yüksek seviyesinde olması nedeniyle tavizlerin “karşılanamaz”
düzeyde olduğundan söz eden devlet, 26 Ekim Pazartesi günü bir “yuvarlak masa
toplantısı” düzenlemeden önce tam bir hafta boyunca fiziksel karantina ilan
etti.
Çift
Kullanımlı Altyapı, Mekânsal Sürgün ve Özelleştirilmiş Koruma
Bölge
ve belediye düzeyinde ulusal doktrin, idari mahkemeler ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’nin (AİHM) “acil toplumsal ihtiyaç” gerekçesiyle önleyici protesto
yasaklarını geçerli kılan son içtihatlarıyla desteklenen, valinin elindeki tek
taraflı yetki (arrêtés préfectoraux) aracılığıyla uygulanıyor.
Mekânsal
Karantinalar ve Çevreye Sürgün Etme Pratikleri
1955
tarihli olağanüstü hal kanunu yoluyla parlamenter denetimi devlereye sokmak
yerine yetkililer, 12 şehirde merkezi olmayan sokağa çıkma yasakları uyguladı.
Lyon’da ve Bouches-du-Rhône’daki 30 belediyede gösterileri tamamen yasakladı
(idari mahkemeler, sendika ve insan hakları itirazlarını genel olarak
reddetti). Paris’te, kurumların bulunduğu merkez “Kırmızı Bölge” ilan edildi. Metro
istasyonundan ilan edilmemiş bir alana çıkanlara otomatik olarak 135 avro ceza
kesildi. Cuma akşamı, yürüyüşten 24 saatten az bir süre önce, Emniyet Müdürlüğü,
gösteriyi Bastille-Nation’dan dış çevre yolundaki Mareşaller Bulvarı’na taşıdı.
Çift
Amaçlı Sivil Altyapı Filtreleme İşlemi İçin Kullanılıyor
Toplu
taşıma ağları, artık Emniyet Müdürlüğü’nün uzantıları gibi iş görüyor. Paris’te
şehir içi bağlantıyı kesmek için 9 hat üzerindeki 30’dan fazla metro istasyonu
kapatıldı, büyük demiryolu merkezlerine terörle mücadele koruma çemberleri
uygulandı, bu da toplu taşıma ağlarının güvenlik görevlilerine, Île-de-France’daki
her istasyonda yolcuları arama yetkisi verdi. Polis kontrol noktaları, gözlük,
maske, serum gibi koruyucu ekipmana el koyuyor. Eş zamanlı olarak, AB Dijital
Hizmetler Kanunu’nun (DSA) “sisteme yönelik risk”le alakalı görevler kapsamında
dijital altyapıya el konuldu: platform temsilcileri, İçişleri Bakanlığı’na
çağrıldı, TikTok, protestolarla ilgili olarak, arama motorunda öneriler sunan otomatik
tamamlama özelliğini devre dışı bıraktı. Bakan Nuñez, “istisnai koşullarda” isyanlar
sırasında yürütmenin sosyal medya özelliklerini askıya almasıyla “ilkesel
olarak hiçbir şeyin yasaklamadığını” teyit eden 2025 tarihli Danıştay
içtihatına atıfta bulundu.
“Tüm
Toplumu Kapsayan” Yaklaşım ve Özelleştirilmiş Güvenlik
2025
tarihli (“kitlesel hibrit eylemlerin” hedef aldığı ana bölge konusunda öngörüde
bulunan) Ulusal Strateji Raporu ile Haziran 2025 tarihli Ulusal Direnç
Stratejisi’nin “tüm vatandaşları ulusun direncine hizmet etmede faydalı kılma” konusunda
öncelikli gördüğü karara uygun olarak Paris Valiliği, yurttaşların eylemcilerin
video görüntülerini internete yükleyerek soruşturmalara katkıda
bulunabilecekleri özel bir portal açtı. Daha da çarpıcı olanı, devletin koruma
tekelinin ticarileştirilmesiydi: Paris Valiliği, dükkân sahiplerine özel
güvenlik görevlileri ve köpek ekipleri tutarak “işletmelerinin güvenliğini
sağlamaya dönük uygulamalara katılmalarını” tavsiye ederken, Lyon Ticaret
Odası, valilikle koordineli olarak, şehir merkezindeki “hassas bölgelerde”
devriye gezmek üzere 40 özel güvenlik görevlisini resmen finanse etti. (Bu
bana, tarihi olaylara dayanan, Paul Greengrass’in Ayaklanma filminde
olanları hatırlatıyor. Ama bugün birçok şeyin değiştiği görülüyor.)
Fransa’da
tanık olduğumuz şey, niteliksel olarak dönüşmüş bir devlettir. Hukukunu,
altyapısını ve mali mekanizmasını yeniden yapılandıran devlet, olağanüstü halin
sessizce normal hukuk kuralı gibi işlemesini, hibrit yöntemlerle istikrarsızlaştırma
sürecinin potansiyel failleri olarak görülen yurttaşların yönetilmesini ve
kamusal alanın bir askeri üs gibi idare edilmesini sağlamıştır.
Ne
yazık ki, bu süreç, birçok ülkede devam ediyor. Sessiz sedasız ilerliyor, ancak
insanlar pasif nesneler olmaktan ziyade özne gibi davranmaya başladıkları
zamanlarda ortaya çıkıyor. Mevcut emperyalist düzen, bizi pasif nesneler olmaya
zorluyor.
Nel Bonilla
24
Ekim 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder