Sayın
Başkan,
Bugün,
Halkın Devrimci Hükümeti ve Grenada halkı adına Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun
huzurunda konuşma yapmak benim için büyük bir onur ve ayrıcalıktır. Özellikle
1979 yılında bu konuşmayı yapabilmekten mutluluk duyuyorum. Hiç şüphe yok tarih
bu yılı, Nikaragua’da Somoza’nın, Grenada’da Gairy’nın iktidarları
dâhil olmak üzere, bölgemdeki “diktatörlerin alaşağı edildiği yıl” olarak kaydedecektir.
Genel
Kurul’un 34. oturumunda, Sayın Selim Ahmed Selim’i selamlamak ve Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu Başkanlığı’na seçilmesinden dolayı kendisini tebrik
etmekten mutluluk duyuyorum. Grenada Halkının Devrimci Hükümeti ve halkı,
Tanzanya hükümeti ve halkıyla güçlü bağlara sahiptir, bu nedenle sizi ve cumhurbaşkanınız
Julius Nyerere’yi en yüksek hürmetle selamlıyoruz, başkanlık döneminizin
başarılı geçeceğinden eminiz.
Önceki
oturumun çalışmalarını mükemmel bir şekilde yöneten Sayın Indalecio Liévano’ya
da en içten teşekkürlerimizi sunmak isteriz. Ayrıca, bu kürsüde benden önce
konuşanlarla birlikte, seçkin genel sekreterimiz ve ekibine özverili ve
yorulmak bilmeyen çabaları için teşekkür etmek isterim. Tarih, özellikle Dr.
Kurt Waldheim’ın dünya barışına yaptığı muazzam katkıyı mutlaka kaydedecektir.
Aynı
zamanda, Halkın Devrimci Hükümeti ve Grenada halkı adına, yeni bağımsızlığını
kazanan Saint Lucia devletinin Birleşmiş Milletler üyeliğini tebrik etmek ve
içtenlikle karşılamak istiyorum. Bu, bizim için ayrı bir mutluluktur, çünkü
Saint Lucia, sadece Karayipler’deki komşumuz değil, aynı zamanda kardeşçe
kucakladığımız bir dostumuzdur.
Halk
Devriminin Kökleri
Bugün
bu kurulun huzurunda, günümüz dünyasını ilgilendiren önemli konularda kararlı
ve ilkeli bir tutum sergilemeyi amaçlayan küçük bir ülkenin temsilcisi olarak
konuşuyorum.
Devrimimizin
gelişi, sömürgecilik deneyiminin en tehlikeli ve en acımasız aşamasının, yani yeni
sömürgeciliğin sonunun geleceği sürecin başladığının delilidir. Bu aşama, bizi
çeşitli manipülasyonlara maruz bıraktı; bunların hiçbiri, emperyalizm koşullarında
yaşanan ekonomik esaretin gerçekliğini gizleyemedi. Dahası, bu yeni sömürgeci
aşama, ulusumuzu Eric Gairy’nin acımasız, gaddar neo-faşist diktatörlüğüne de
maruz bıraktı. Burada, bu saygın kurumda siz bu küçük diktatörü “Bay UFO”
olarak biliyordunuz, ancak Grenada’da bu eğlenceli unvan, emperyalizm ve
uluslararası suçlularla güçlü bağları olan, alenen faşist bir diktatörün
gerçekliğini gizleyemedi.
Gairy,
sabıka kaydının yanı sıra, Grenada’yı ekonomik bir çıkmazın içinde bıraktı.
Gerçekten de, neo-faşist rejimi nedeniyle, emperyalizme tamamen bağımlı bir
mirasa sahibiz. Bu miras, işçi sınıfının ve örgütlerinin toptan baskı altına
alınması, iş gücünün yarısından fazlasının işsiz olduğu kitlesel işsizlik, okuryazar
olmayanların toplumdaki yüksek oranı, yetersiz beslenme, batıl inançlar, “Mongoose
Çetesi”nin vahşeti ve halkımıza yönelik cinayetleri, kötü konut ve sağlık
koşulları, genel ekonomik durgunluk ve kitlesel göç ile karakterize edilen
aşırı yoksullukla tanımlı.
Bu
miras, bu yılın 13 Mart’ında gerçekleşmiş olan devrimimizin itici gücüydü.
Devrimimizin temelleri, Mart 1973’te Yeni Cevher Hareketi adlı partimizin
kurulmasıyla atıldı. O tarihten bu yılın Mart ayına kadar partimiz, Gairy ve
faşist müttefiklerinin elinde en kaba ve en düşmanca şiddet biçimlerine maruz
kaldı. Bugün bu topluluğa, insan hakları ihlallerinin 13 Mart 1979’da (başarılı
devrimimizin gerçekleştiği günde) sona erdiğini, o günden beri halkın
demokratik hak ve özgürlüklerine tekrar kavuştuğunu, bunların kapsamının genişletildiğini
duyurmaktan gurur duyuyorum.
Gerçekten
de, Grenada’daki devrimimiz bir halk devrimidir, bu nedenle devrimimizin temel
ilkelerinden biri de halkın haklarına kavuşmasıdır. Bu haklar arasında, kadın
ve erkek için eşit ücret hakkı, toplumsal ve ekonomik adalet hakkı, çalışma
hakkı ve ulusumuzun işlerine demokratik katılım hakkı yer almaktadır.
Aynı
zamanda uluslararası toplumda insanların haklarının tesis edilmesine de kesin
olarak bağlıyız, bu nedenle, emperyalizme, sömürgeciliğe, yeni sömürgeciliğe, ırk
ayrımcılığına, (Siyonizm de dâhil olmak üzere) ırkçılığa ve faşizme kesinlikle
karşıyız. Dahası, herhangi bir ülkenin bu düşmanca ve iğrenç sistemlerden
herhangi birini sürdürme girişimini şiddetle kınıyoruz, bu nedenle, özellikle
Birleşmiş Milletler Şartı’nın 7. Bölüm’ünde öngörüldüğü gibi, Güney Afrika’nın
ırkçı devletine karşı zorunlu yaptırımlar uygulanmasını talep eden başvuruyu
destekleyenler arasında yer almaktayız.
Bu
vesileyle, ulusumuzun bu kurumun Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’ne olan
bağlılığını açıkça dile getirmek isterim, zira ekonomik refaha ulaşmak, tüm
halkların temel haklarından biridir, ne var ki bu gerçek, emperyalizm
tarafından engellenmektedir. Ayrıca, ulusumuzun sömürge ülkelere ve halklarına
bağımsızlık verilmesi talebine yönelik sarsılmaz desteğini vurguluyor, bilhassa
Genel Kurul’un Aralık 1960 tarihli 1514 ve Ekim 1970 tarihli 2621 numaralı
kararlarına olan kesin bağlılığımızı kayda geçirmek istiyorum; her iki karar da
sömürgeciliğe son verilmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır.
Olumlu
Bir Anlayış Olarak Bağlantısızlık
Sayın
Başkan,
Grenada,
kısa süre önce Bağlantısızlar Hareketi’ne katıldı, Küba’nın kardeş devrimci
hükümetince Havana’da düzenlenen altıncı Bağlantısızlar Zirvesi’nde yerini aldı.
Bu tarihi toplantıya, tam üye 94 devletten 91’i ve ulusal kurtuluş
hareketlerinin yanı sıra Üçüncü Dünya’nın her yerinden gelen muhtelif gözlemci
ülkeler ve misafirler katıldı. İlk Bağlantısızlar Zirvesi’nde Hareket Bürosu’na
seçilmiş olmaktan dolayı büyük bir onur duyduk.
Bu
onurun, bağlantısızlar harektinin temel ilkelerine olan sarsılmaz
bağlılığımızın bir göstergesi olduğunu düşünüyoruz. Bu büyük harekete, sunduğu kolaylıklar
veya bencil çıkarlar sebebiyle değil, Grenada’da Halkın Devrimci Hükümeti’nin
iktidara gelmesinin ardından, ülkemizin dış politikasını ilke ve amaç
doğrultusunda bir düzeye taşıma görevini en önemli öncelik olarak üstlendiğimiz
için katıldık.
Bağlantısızlar
hareketine katıldık diye tüm o kısır ve olumsuz niteliğiyle belli temel konularda
tarafsız kalacak değiliz. Ülkemizin uluslararası toplumla ilişkilerini
yürütürken kendisini siyaseten iktidarsız biriymiş gibi görmesine de izin vermeyiz.
Bağlantısızlık politikamız, dünya meselelerinde yargı bağımsızlığımızdan
vazgeçmemize veya çıkarlarımız, kaygılarımız ve ilkelerimiz için hayati önem
taşıyan konularla ilgili uluslararası forumlara ve tartışmalara tam olarak
katılma hakkımızdan ve görevimizden geri çekilmemize kesinlikle yol
açmayacaktır. Bilâkis, bağlantısızlık, bizim için uluslararası meselelere güçlü
ve ilkeli bir yaklaşımı ortaya koymamızı gerekli kılan, olumlu bir kavramdır.
Bu, tüm halkların ve devletlerin egemenlik, bağımsızlık ve kendi iç ve dış
politikalarını özgürce tayin etme hakkına ilişkin temel niteliğinin bir
teyididir.
Hareketin
tarihinin ilk yıllarında, Bağlantısızlık hareketinin başlıca kaygısının sömürge
ülkelerinin bağımsızlığını kazanmak, ikinci kaygının ise egemenliklerini
korumak ve geliştirmek olduğu, bunun gerektirdiği her şeyle birlikte, en başta
da emperyalizme karşı mücadele olduğu söylenebilir.
Emperyalizmin
Karakteri
Şüphesiz
ki, bugün Bağlantısızlar Hareketi’nin mücadelelerinin sömürgecilik karşıtı
yönü, 18 yıl öncesine göre çok daha az önemlidir. Bunun en açık nedeni ise,
1961’de sömürge olan ülkelerin büyük çoğunluğunun artık bağımsız olmasıdır.
Bu
yeni durumda, doğal olarak, Bağlantısızlar Hareketi’ndeki, genel olarak Üçüncü
Dünya’daki giderek daha fazla ülke, dikkatlerini emperyalizme karşı mücadeleye
yoğunlaştırmaktadır. Kaygımız giderek, dünya çapındaki emperyalist hükümetlerin
desteğiyle hareket eden açgözlü çokuluslu şirketlerin elinden doğal ve ulusal
kaynaklarımızın kontrolünü geri almak için verilen mücadeleye yoğunlaşmaktadır.
Bu
durum, giderek daha fazla Üçüncü Dünya ülkesinin emperyalizmin insanlığın en
büyük düşmanı olduğunu, kaynaklarımızın bu şekilde yağmalanmasının faillerinin
emperyalist dünyada bulunduğunu kabul etmesine yol açmıştır. Mesele, burada da
bitmiyor. Örneğin, Güney Afrika’daki acımasız ırk ayrımcısı rejime emperyalist
ülkelerin sundukları soğukkanlı desteğe karşılık, sosyalist toplumun özgürlük
savaşçılarına verdiği ahlaki ve maddi destek, buna örnek teşkil etmektedir. Bu
durum, günümüzdeki emperyalizmin gerçek karakterini her şeyden daha fazla
ortaya koymaktadır.
Açıkçası,
ırkçılığa ve ırk ayrımcılığına karşı verilen bu mücadeleyi yalnızca sosyalist
topluluk desteklemiyor. Üçüncü dünya ülkeleri ve bağlantısız ülkeler de hayati
ve anlamlı bir destek sunuyorlar. Bağlantısızlar hareketi de aynı şekilde
destek veriyor.
Emperyalizmin
karakterine dair bir diğer önemli gösterge de imalat ürünlerinin ve makinelerin
yüksek maliyeti, makul ve adil emtia anlaşmalarına girmeyi reddetme, yeni bir
uluslararası ekonomik düzen üzerinde anlaşmaya varma girişimlerini engelleme,
derin deniz kaynaklarının sadece birkaç çokuluslu şirketin değil, tüm
insanlığın yararına sömürülmesi için uluslararası bir rejimin kurulmasını kabul
etmeme gibi durumların hepsinin emperyalist dünyanın sorumluluğunda olduğu
gerçeğidir. Bu nedenle, Bağlantısızlar ve Sosyalist Dünya arasında ilke ve
politika açısından bir yakınlık olduğu açıktır.
Sömürgeciliğe,
emperyalizme ve ırkçılığa karşı duruşumuzla tutarlı olarak, bugün bu büyük
meclisin huzurunda, Zimbabve’nin Vatansever Cephe, Namibya’nın Güney Batı
Afrika Halk Örgütü (SWAPO) ve Güney Afrika’nın Afrika Ulusal Kongresi (ANC)
önderliğinde, özgürlük için, ırk ayrımcılığı ile ırkçılığa karşı verdikleri
mücadelelere olan güçlü desteğimizi tekrar dile getiriyoruz. Aynı cephede yer
alan devletlerin mücadelelere verdikleri ilkeli ve tutarlı desteği takdir
ediyor, alkışlıyoruz.
Filistin
halkının, tek ve meşru temsilcisi olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)
önderliğindeki mücadelelerine en güçlü desteğimizi ve dayanışmamızı ifade
ediyoruz. Bu temelde, Filistin halkının, FKÖ’nün, Arap dünyasının ve tüm
demokratik, ilerici ve sosyalist dünyanın desteğini almayan Camp David
Anlaşması’nı reddediyoruz.
Polisario
Cephesi önderliğindeki Batı Sahra halkının bağımsızlık ve kendi kaderini tayin hakkı
mücadelesine desteğimizi yeniden teyit ediyoruz. Kore halkını, vatanlarının
yeniden birleşmesi için haklı mücadelelerine devam etmeye çağırıyoruz. 20
Ağustos’ta tanıdığımız Heng Samrin hükümetine ve kahraman Kamboçya halkına olan
güçlü desteğimizi ifade ediyoruz. Belize hükümeti ve halkının tam toprak
bütünlüğü talebi üzerine kurulu bağımsızlık mücadelesini destekliyoruz. Ayrıca,
bağımsızlık mücadelesinde Porto Riko halkıyla en güçlü dayanışmamızı ifade
etmek istiyoruz. Küba hükümeti ve halkının Guantanamo Körfezi’nin kontrolünü
ele geçirme mücadelesini tam olarak destekliyoruz. Panama Kanalı’nı geri alma
mücadelesinde Panama hükümeti ve halkına dayanışma amaçlı desteğimizi
sunuyoruz. Sömürgeciliğe son vermek için mücadele eden tüm Karayip halklarının
mücadelesini bütünüyle olarak destekliyoruz.
Militarizm
ve Barış
Dünya
barışı, yalnızca gelişmiş kitle imha silahları üreten, satın alan ve kullanan
zengin ve kudretli ulusları değil, daha da önemlisi, militarizmin karakteristik
özelliği olan israf ve savurganlığın kurbanı olan yoksul, zayıf ve küçük
ulusları ilgilendiren bir konudur. Silah ve savaş teçhizatına yapılan
harcamalar, gerçekten muazzam ve şaşırtıcı düzeylerdedir. Başka yerlerde de
belirtildiği gibi, dünya genelinde silaha, askeri teçhizat ve tesislere yılda
300 milyar ABD dolarından fazla para harcanmaktadır.
Bu
astronomik meblağ, sağlık alanına harcansaydı, 18 milyon yataklı 30.000 hastane
inşa edilip donatılabilirdi. 20 milyondan fazla işçiye iş imkânı sağlayacak
20.000 fabrika kurulabilirdi. Aslında, 300 milyar dolar, mevcut döviz kurları
ve yıllık yüzde 17 gibi oldukça cömert bir enflasyon oranı dikkate alındığında,
ülkemin 14.000 yıllık bütçesini temsil ediyor. Bu, ülkemizin bütçesinin ne
kadar küçük olduğunu gösteriyor; çoğu çokuluslu şirketin bütçesinin çok küçük
bir kısmından ve küçük bir Karayip devleti olarak komşumuz Trinidad ve Tobago’da
inşa edilen bir gübre fabrikasının maliyetinin yüzde 10’undan daha az. Ancak bu
aynı zamanda, bazılarının tüm insanlığı birkaç kez yok edebilecek kapasiteye
sahip olduğu ülkelerce silahlanmaya harcanan muazzam para ve bu israf hakkında
da çok şey söylüyor.
Kalıcı
barışa duyduğumuz derin endişe herkesin malumu. Bu nedenle, Dünya Barış Konseyi’nin
çabalarını, ilişkilerin yumuşamasına, barış içinde bir arada yaşama ve
silahsızlanmaya yönelik tüm adımları güçlü bir şekilde destekliyoruz. Grenada
halkı, bu nedenle, Helsinki Nihai Senedi’nin ve şimdi de SALT II’nin hem
İngiltere hem de SSCB tarafından imzalanmasından memnuniyet duymaktadır.
Bununla birlikte, silahlanma yarışının uzamasında kesinlikle çıkarı olan gerici
unsurların, ABD Senatosu’nda SALT II’nin onaylanmasını engellemeye çalıştığını
görmek bizi fazlasıyla endişeye sevk etmektedir.
Aynı
gerici unsurlar, ABD Hükümeti’ni “Soğuk Savaş” ilkelerini yeniden uygulamaya,
yayılmacılık ve emperyalizm çıkarlarına hizmet etmeyi ve/veya halkın faşist
yöntemlere ve demokratik hakların bastırılmasına karşı mücadelesini ezmeyi
amaçlayan yeni askeri paktlar, ittifaklar, düzenlemeler veya manevralar
oluşturmaya veya eskilerini pekiştirmeye zorluyorlar. Bu gericiler, Başkan
Carter’ın son konuşmasıyla Karayipler ve Latin Amerika bölgesinde amaçlarına
ulaştılar.
Başkan
Carter’ın 1 Ekim Pazartesi günü Amerika halkına yaptığı konuşmada ilan ettiği “Soğuk
Savaş” ve militarist adımları büyük bir endişeyle karşılıyoruz. Carter; karargâhı
Florida eyaletinin Key West şehrinde kurulacak, kalıcı ve tam zamanlı bir
Karayip Askeri Görev Gücü’nün teşkil edileceğini duyurmuştu. Bu güç, tüm askeri
hizmetlerden oluşacak ve bölgede askeri tatbikatlar gerçekleştirecek. Bu
tatbikatlar, aslında Karayip Denizi’nde 16 savaş gemisinin konuşlandırılması ve
Küba topraklarındaki Guantanamo Körfezi’nde yapılan diğer tatbikatlarla
birlikte çoktan başlamıştır. Guantanamo Körfezi’nden bahsetmek, Küba ve Panama
halklarının rızası olmadan bu ülkelerin üslerine sahip bir ülkenin, Küba
halkının rızasıyla bile Küba’da asker bulunduran başka bir ülkeyi kınamasının
ne kadar saçma olduğu gerçeğini bize hatırlatmalıdır. Ayrıca, Başkan Carter
tarafından açıklanan yedi tekliften altısının askeri nitelikte olduğunu da dile
getirmek gerekmektedir.
Karayipler’de
Değişim Rüzgârı
Bunun,
Latin Amerika ve Karayip bölgesindeki son dönemdeki ilerici değişimlere ve
gelişmelere bir tepki olduğuna inanıyoruz.
Karayipler’de
bir değişim rüzgârı esiyor. Nikaragua, Grenada, St. Lucia ve Dominik
halklarının ilerlemeye yönelik değişimleri sonucunda bölgesel güçler nezdinde
yeni bir denge oluşuyor. Bu durum, ABD Dışişleri Bakanı’nın Doğu Karayipler’i
dünyanın “sorunlu bölgeler”inden biri olarak tanımlamasına yol açtı.
Bizim
görüşümüze göre, yeni bölgesel güç dengesi, ABD çokuluslu şirketlerinin elde
ettiği kârlar ve bölgedeki jeopolitik değerlendirmeler açısından kimi sonuçlar
doğurmaktadır. Bu durum, ABD’deki gerici unsurları çaresiz bırakmaktadır.
Uluslararası
toplum, bölgeye yönelik bu yeni tehdidi ciddiye almalıdır çünkü ABD hükümeti,
Latin Amerika ve Karayip bölgesindeki halklara karşı silahlı diplomasi, abluka,
istikrarsızlaştırma taktikleri ve diğer “Soğuk Savaş” önlemlerini kullanma
konusunda kökleri eskiye uzanan bir yöntemi takip etmektedir. Bu, ABD’nin
bölgedeki herhangi bir ülkenin içişlerine tek taraflı olarak askeri müdahalede
bulunma hakkını savunduğu Monroe Doktrini’ni yeniden canlandırma girişimidir. Bu
tür müdahalelerin, diğerlerinin yanı sıra, Dominik Cumhuriyeti, Haiti,
Guatemala, Kolombiya, Meksika, Nikaragua ve şu anda büyük bir düşmanlık
besledikleri Küba’da gerçekleştiği, tarihsel bir gerçektir.
Biz,
Karayip halkının kendi hükümetini veya siyasi sistemini seçmeyle ilgili
demokratik hakkını savunuyoruz. Karayipler, Karayip halklarına aittir. ABD’nin
Karayip görev gücü kurma planını reddediyor, uluslararası toplumu bu önerinin
derhal geri çekilmesini talep etme konusunda bize katılmaya çağırıyoruz.
Karayipler’deki kardeş ülkelerle birlikte, Karayipler’i askeri tehditlerden
uzak, barış bölgesi olarak koruma kararlılığımızı yeniden vurguluyoruz. Kendi
süreçlerimizi kendi yolumuzda, dış müdahaleden, zorbalıktan ve güç
kullanımından veya tehditten uzak bir şekilde inşa etme hakkını talep ediyoruz.
ABD
Hükümeti ile normal, dostane ilişkiler kurmayı arzuluyoruz. Vatandaşlarımızın
çoğu, bu ülkede ikamet etmekte ve çalışmaktadır, birçok ABD vatandaşı da
ülkemizi sık sık ziyaret etmektedir. Ancak ilişkilerimizin, egemenliğe
karşılıklı saygı, eşitlik ve birbirimizin içişlerine karışmama gibi temel
ilkeler üzerine kurulması gerektiği açıkça dile getirilmelidir. Bu ilke,
aslında diğer tüm devletler için de geçerlidir.
Küçük
Devletlerin Sorunları
Sayın
Başkan,
Şimdi
uluslararası toplumda küçük devletler konusunu gündeme getirmek istiyorum. Tüm
devletlerin eşit, egemen ve bağımsız varlıklar olduğu ile ilgili temel
görüşümüze rağmen, aramızda önemli fiziksel, demografik ve ekonomik
farklılıklar olduğunu gözden kaçırmamalıyız. Küçük boyut ve küçük ölçek gibi sorunlar,
küçük ülkelerin kalkınma düzeyleri veya uluslararası ilişkilerin
yürütülmesindeki önemleri açısından tesadüfi değildir. Küçük boyut,
uluslararası ilişkilerin bir boyutu olarak açıkça kabul edilmelidir. Yoksulluk
ve bağımlılık, elbette hem küçük hem de büyük devletler için geçerli olabilir,
ancak küçük ülkelerin ekonomik ve toplumsal sorunlarını açıklamada ağır basan
bazı özel dezavantajları mevcuttur.
Karayipler,
birçok küçük ada devletiyle tanımlıdır. Birçoğunun nüfusu yaklaşık 100.000
olup, yüzölçümleri 150 ila 500 kilometre arasındadır. Çoğu önemli maddi
kaynaklardan yoksundur, tarihleri boyunca tarımsal üretime, daha yakın zamanlarda ise turizm ve hafif sanayiye bağımlı olmuşlardır. Ayrıca, bu ekonomilerde yeterli sermaye ve
nitelikli iş gücü
kaynakları bulunmamaktadır, altyapı ve teknolojik gerilik yaygın bir sorundur, döviz gelirleri için bir
veya iki temel hammaddenin ihracatına yüksek oranda bağımlıdırlar.
Birçok
açıdan siyasi engellerle karşı karşıyayız. Su yolları ve dil engelleriyle
ayrılmış ada toplulukları olarak, emperyalist egemenliğin ve kültürel
parçalanmanın sonuçlarını yaşadık. Bu sorunların üstesinden gelmek için
verdiğimiz mücadelemiz doğrultusunda, Dominik, Saint Lucia ve Grenada’nın yeni
hükümetleri ortaklaşa olarak şu taahhütleri içeren Aziz George Bildirgesi’ni
yayınladılar:
Hükümetler,
dil farklılıkları, ekonomik farklılıklar, denizle ayrılma veya benzeri
hususlardan bağımsız olarak Karayip bölgesinin tek bir varlık olduğunu teyit
eder. Bu nedenle hükümetler, ister İngilizce, ister Felemenkçe, ister İspanyolca
isterse Fransızca konuşulsun, Karayip adaları ve ülkeleri arasında mümkün olan
en yakın ilişkilerin geliştirilmesinin gerekliliğini vurgular.
Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu'nun 1970 yılında oy birliğiyle kabul ettiği ve ulusal
yargı yetki alanlarının ötesindeki deniz yatağı, okyanus tabanı ve bunların
altındaki toprakların yanı sıra kaynaklarının da “insanlığın ortak mirası”
olduğunu belirten dönüm noktası niteliğindeki Temel İlkeler Bildirgesi’ne
rağmen, bugün hâlâ küresel bir okyanus rejimi bulunmamaktadır. Grenada halkı
olarak Deniz Hukuku konusunda kaydedilen ilerlemeyi memnuniyetle karşılarken, nihai
bir antlaşmanın yokluğundan endişe duyuyoruz, zira bizim için tatmin edici bir antlaşma,
ekonomik refahımız ve yeni bir uluslararası ekonomik düzenin kurulması
açısından temel öneme sahiptir.
Emperyalizme
ve onun beraberinde getirdiği yoksulluk, yüksek işsizlik, kötü sağlık ve halkın
emeğinin meyvelerinden kopmasına karşı yürütülen ekonomik savaşı kazanmamız
için bizim hem iç hem de uluslararası düzeyde mücadeleler yürütmemiz gerekiyor.
Egemen hükümetler olarak, kendi ekonomik dönüşüm programlarımızdan ayrı ayrı
sorumluyuz, ancak hedeflerimize ulaşmak için uluslararası dayanışma ve
işbirliğimiz kritik önem taşıyor.
Yeni
Düzen İçin Mücadeleler
Dünya
ekonomik gücünün, zenginliğinin ve yaşam standartlarının mevcut dağılımı alenen
adaletsizdir. Bu durum, emperyalist genişlemenin ve üçüncü dünyanın kontrolünün
uzun tarihinden kaynaklanmaktadır. Bu düzeni değiştirmeyi ve yerine Yeni
Uluslararası Ekonomik Düzeni kurmayı amaçlıyoruz. Ancak bu Yeni Uluslararası
Ekonomik Düzen anlayışımız konusunda net olmalıyız.
Sayın
Başkan,
Yeni
Uluslararası Ekonomik Düzen ile, ekonomik kaynaklarımızın mülkiyeti ve kontrolü
üzerinde ulusal egemenliğin savunulmasını kastediyoruz. Ayrıca, halklarımızın
kendi ekonomik kalkınma özlemlerini desteklemek amacıyla kaynaklarımızın elden
çıkarılması ve kullanılması konusunda diledikleri şekilde karar verme
özgürlüğünün tesis edilmesini kastediyoruz. İhracatımız için adil fiyatlara
dayalı, adil bir uluslararası ticaret sisteminin oluşturulmasını kastediyoruz.
Özellikle zengin ülkelerde uluslararası pazarların açılmasını, böylece Üçüncü
Dünya ülkelerinin ihracatının büyümesinin kolaylaştırılmasını kastediyoruz.
Burada
kastettiğimiz, deniz kaynaklarının sömürülmesine ilişkin uluslararası bir
anlaşmanın hazırlanmasıdır. Bu anlaşma, az gelişmiş ülkelerin kaynaklardan ve
bunlardan elde edilen zenginlikten adil bir pay almalarını güvence altına
alacaktır. Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen anlayışımızın bu yönünün önemi
abartılamaz. Zira deniz, nihai sınırdır, derin denizdeki petrol, balık,
manganez, nikel ve mineraller, yalnızca bir avuç çokuluslu şirket ve
hükümetlerinin değil, tüm insanlığın yararına olacak şekilde, uluslararası bir
rejim tarafından kullanılmalıdır.
Egemenliğe
karşılıklı saygıya ve birliğimizi ve amacımızı bozmak için tasarlanmış
emperyalist entrikalara son verme konusunda ortak bir iradeye dayanan yeni bir
uluslararası karşılıklı bağımlılık sisteminin kurulmasını istiyoruz.
Genelde
her türden Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen’in asli amacı, halklarımızın karşı
karşıya kaldığı, yetersiz beslenme, yetersiz sağlık hizmetleri, yetersiz giyim
ve diğer temel ihtiyaçların karşılanamaması gibi ciddi ekonomik sorunları
ortadan kaldırmak olmalıdır. Ekonomik yeniden yapılanma ve dönüşüme yönelik
büyük planlarımızın tümü, bu temel hedeflere ulaşacak şekilde hazırlanmalıdır.
Sayın
Başkan,
Sözlerime
son vermeden önce, Halkın Devrimci Hükümeti ve Grenada halkı adına, özellikle
Angola hükümeti ve halkına, genel olarak Afrika halklarına, Afrika’nın
gerçekten büyük, devrimci ve vatansever bir evladı olan Cumhurbaşkanı Augustino
Neto’nun kaybı nedeniyle en derin taziyelerimizi ve dayanışmamızı ifade etmek
istiyorum.
Ayrıca,
kasırgadan etkilenen ve büyük yıkıma uğrayan Dominik Bölgesi’ne ve Dominik
Cumhuriyeti’ne acil yardım çağrılarını resmen desteklemek istiyorum. Birleşmiş
Milletler’deki ülkelerin ve uluslararası organ ve kuruluşların, ortadaki ihtiyaçların
muazzam boyutuna uygun cevabı vermelerini bekliyoruz.
Sayın
Başkan,
Grenada
Halkın Devrimci Hükümeti ve halkı, Birleşmiş Milletler’in son otuz yıl içinde
yürüttüğü olağanüstü çalışmaları, ortaya koyduğu başarıları selamlıyor. Biz de
bu büyük kuruluşun asil amaçlarına, ideallerine ve hedeflerine olan
bağlılığımızı teyit ediyor, dünyanın yoksullarının nihayet toplumsal, ekonomik
ve politik adalete kavuşacağı yeni bir dünyanın inşasına katkıda bulunacağımıza
söz veriyoruz.
Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Maurice Bishop
10 Ekim 1979
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder