Şehit
Yahya Sinvar’ın dediği gibi, “Allah'a yemin ederim ki, gezegeni değiştirecek
bir savaşa tanıklık ediyoruz. Bu savaş, her şeyi yakacak bölgesel ve dini bir
savaşa dönüşecek. Savaş Ramazan’la bitmedi, Ramazan’la başlıyor.”
Ramazan
Savaşı görünüşte sona erdi. Bu savaş haklı bir savaştı. Her şeyi yakıp kül eden
bölgesel ve dini bir savaşın ortasındayız. Basra Körfezi’nden Suudi Arabistan’a
kadar yayıldığını, Mescid-i Aksa’yla aramızdaki mesafenin her geçen gün daha da
kısaldığını görüyoruz.
Yemen
Cephesi
Sinvar’ın
başlattığı yangın, Körfez’deki tüm üsleri yakıp kül etti, meşaleyi cesur Yemen devraldı.
Yangın, şimdi Suudi Arabistan olarak adlandırılan bölgeye de sıçradı.
Suudilerin en fazla günah yüklü mekânı Aramco, genel merkez de dâhil olmak
üzere, birçok noktada yanıyor. Eskiden Jeffrey Epstein ile gönlünce eğlenen, Suudilerin
soytarı prensi Muhammed Bin Selman, bugün “sığınaklarla donatılmış, ağır
güvenlik önlemleriyle korunan saraylar arasında mekik dokuyor, hareketlerini
yakından takip eden yetkililerin özel olarak seçtikleri bir güvenlik ekibi
tarafından korunuyor.”
Bilinmelidir
ki Suudiler, 2015’te Yemen havaalanlarını bombalamaya başladı, o zamandan beri
yüz binlerce çocuğu açlıktan öldürdü. İran’ın sivil havacılık
sahasındaki ablukayı aşmaya cüret ettiği Hamaney’in cenazesi ardından Suudiler,
Sana havaalanını tekrar bombaladı. Yemen, bu saldırılardan bıkmış durumda. Ama
Filistinlilerin cesareti her yanı sardı. Alevler, kurtuluşun doruk noktası
olan, yangının sonunu simgeleyen Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya giderek
yaklaşıyor.
Suudi
Hanedanı, bu noktada tam bir geri zekâlılar hanedanı; kaybedecek çok az şeyi
olan Yemen’e saldırmaya devam ediyorlar, oysa kendilerinin kaybedecek çok şeyi
var. Suudi sarayı kaybediyor. Press TV’nin haberine göre, “General Yahya Saree,
Suudi koalisyonunun Sana’ya herhangi bir saldırı düzenlemesi halinde Yemen
silahlı kuvvetlerinin Dammam’daki Aramco genel merkezini, Riyad’daki Kral Halid
Havalimanı’nı ve Riyad’daki Aramco rafinerisini hedef alacağı konusunda uyardı.”
Ne oldu biliyor musunuz, Suudiler Sana’ya saldırdı, Yemen de sözünü tuttu.
Yemen, sabi sübyanı taciz edenlerin ense köklerine yapıştırıyor şamarı. Yemen,
kendi kararlarını bizatihi kendisi alıyor. Suudiler, onları durduramıyor.
Reuters’ın
da dile getirdiği biçimiyle, emperyalizmin sansürüne rağmen, “Suudilerin Aramco
şirketinin Dahran’daki genel merkezi Salı günü bir saldırıda büyük hasar gördü,
yangın birkaç kata yayıldı. Konuyla ilgili doğrudan bilgi sahibi üç kişi
Reuters’a bu bilgiyi verdi... Dördüncü bir kişi, bazı işlevlerin küresel
ofislere taşındığını, yangının Çarşamba sabahının erken saatlerine kadar devam
ettiğini söyledi. Başka bir kaynak ise, Aramco CEO’su Emin Nasır’ın ofisinin
bulunduğu binanın en üst üç katının ağır hasar gördüğünü, tavanın bir kısmının
çöktüğünü, pencerelerin ve kapıların patladığını ekledi.” Diğer iki hedef olan
Aramco rafinerisi ile Kral Halid Havalimanı da vuruldu, ancak görüntülerde bir
ayrım yapmak veya aradaki farkı söylemek zor çünkü her zaman
vuruluyorlar. Bu, artık sıradan bir olay. Rafineri, hiç de iyi durumda değil,
Riyad’a uçuşlar yapılamıyor.
Suudi
Arabistan, gerçek bir ülke olsaydı, bu gidişatı her an, hiçbir maliyet olmadan
ve sadece halkının yararına olacak şekilde durdurabilirdi. Ama gerçek bir ülke
değil, Suudi Arabistan, boyunu aşan bir savaşa zorla sürülen bir sağmal inekten
başka bir şey değil. Yemen’in Suudiler için şartları basit ama elbette kabul etmeyecekler,
çünkü Suudiler, gerçek insanlar değil, sadece yozlaşmış bir aile.
Ensarullah,
çoğu bildirisini şu cümlelerle bitiriyor: “Saldırılar durana, sevgili ülkemize
yönelik kuşatma sona erene kadar, kuşatmaya kuşatmayla, çatışma sürecini
tırmandıracak adımlara bu türden adımlarla cevap verme politikamızı
sürdüreceğiz. Suudi denilen düşmanın askeri yapısını hedef alacağız.”
Bu
mesele, o kadar karmaşık değil, ancak Suudi Arabistan, Ukrayna, BAE veya Beyaz
İmparatorluğun stratejisini uygulayan (bu strateji üzerinden uygulamaya dâhil
edilen) herhangi bir ülke kadar gerçek bir ülke değil.
Suudileri
memeleri acıyacak kadar çok sağılan bir süt ineğine benzeten Yemen lideri
Abdülmelik Husi, onları alaycı bir dille eleştiriyor, Suudilerin kesinlikle bir
savaş atı olmadığını söylüyor. Buna karşın savaş sahasındalar, Jeffrey Epstein’ın
hayaleti, elinde kırbaç, Suudileri cepheye sürüyor.
Suudilerin
Güney Yemen’de savaşan vekil ordusu (vekilinin vekilinin vekilinin zavallı
vekili) çöküyor, toprak kaybediyor, hava desteği sadece toprakları bombalamaya
yetiyor, hiçbir şey ele geçiremiyor. Buna karşılık Suudiler, orantısız bir
şekilde vuruluyor. On yılı aşkın süredir soykırım niteliğindeki kuşatmanın
ardından, Yemen’in kaybedecek çok az şeyi varken, Suudilerin her şeyi var. Bu
yüzden kaybediyorlar. Suudi hava savunmaları, neredeyse hiçbir işe yaramıyor.
Yemen, hedeflerini önceden bildiriyor, bildirdikten sonra gene de o hedefleri
vuruyor. Hava saldırısı sebebiyle maç ertelendi diye Suud bayrağını sallayan Cristiano
Ronaldo gibi yaşlı paralı askerler, Suudi rejimi kimseye hava desteği
sağlayamadığı için biçare kalıyor.
Yemen’in
bu savaşı durdurmak için tekrar tekrar öne sürdüğü şartlar basit (ve Kur’an’a
uygun). Eğer Suudi Arabistan, Yemen’e yönelik saldırılarını ve kuşatmasını
durdurursa, Yemen de onlara saldırmayı ve kuşatmayı bırakacak. Bu noktada Kur’an’ın
şu ayetlerine atıfta bulunuluyor:
“Size karşı
savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın, fakat aşırılığa sapmayın; Allah
aşırılığa sapanları sevmez. Onları yakaladığınız yerde öldürün; sizi
çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne öldürmekten daha kötüdür.
Mescid-i Harâm civarında onlar sizinle savaşmadıkça siz de orada onlarla
savaşmayın. Şayet sizinle savaşmaya kalkışırlarsa o zaman onları öldürün. İşte
kâfirlerin cezası böyledir! Eğer onlar vazgeçerlerse, artık Allah
bağışlayıcıdır, merhametlidir. Fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız Allah’ın
oluncaya kadar onlarla savaşın; fakat vazgeçerlerse, artık zalimlerden
başkasına saldırmak yoktur.” Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir... Eğer
vazgeçerlerse, saldırganlar hariç hiçbir düşmanlık olmasın.”
[Bakara:190-193]
Ensarullah’ın
“Suudi Arabistan’ın saldırganlığına karşılık” ve “saldırılar durana kadar devam
edeceğiz” ifadelerinde Kur’an’dan alınan bu emirleri açıkça uyguladığını
görebilirsiniz.
Fakat
Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır:
“Hakikati inkâr etmeye
kararlı olanlara gelince, onları uyarsanız da uyarmasanız da bir şey değişmez;
onlar inanmazlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş,
gözlerinin üzerini de bir örtüyle örtmüştür. Onlar çok büyük bir azaba
uğrayacaklardır.” [Bakara:6-7]
Ahmak
olmamak için Kur’an bilgisine sahip olmaya gerek yok. Kendini koruma içgüdüsüne
sahip herhangi bir ülke, komşularıyla savaşmaktan kaçınır, özellikle de
komşuları da karşılık verebiliyorsa. Ancak Suudi Arabistan, Ukrayna ve Körfez’deki
sapkın ülkeler gibi gerçek bir ülke değil. Suudi Arabistan, zaten Büyük İsrail’in
bir parçasıydı, sapkınlık içinde ilk ölen, onlar oldu.
Sadece
Beyaz İmparatorluğun bir piyonu, efendileri teslim oluyorken o kurban ediliyor.
Suudilerin davranışlarını politik açıdan analiz etmeye gerek yok, böyle bir
yetkileri yok. Suudiler, Ukrayna gibi sahte ülkelerin modelini sürdüren,
savaşın kaybedildiğini, içlerine düştükleri zilletin, küçük düşürüldükleri
hallerin beyhude olduğunu kabul etmek yerine, vekili adına vekillik yapıp
saldırmayı tercih etti. Suudiler, büyük savaşın basit bir piyonu, kendilerini
koruma kapasiteleri yok.
Bu
büyük savaş (bana sorarsanız 3. Dünya Savaşı), Sinvar’ın bölgesel ve dini bir
savaş olarak adlandırdığı, 500 yıllık Büyük Şeytanizm’den sonra Beyaz
İmparatorluğu bölgeye sürükleyen bir savaştır. Sinvar, Mescid-i Aksa'yı taşarak
kibriti çaktı ve ateş tufanı yükseliyor. Gazze’den (soykırımın bitmek bilmediği
o yerden) başlayan, Lübnan'da hâlâ kor halinde olan, tüm Körfez üslerini küle
çeviren, şimdi Suudi hava sahasına giren ateş. Ama arka planda kalan İran’ı da
unutmayın, çünkü onlar hâlâ yanıyorlar.
İran
Cephesi
Yemen,
haram yiyenlere karşı sert önlemler alırken, İran da Hürmüz Boğazı’ndaki
saldırılarını artırdı. Amerika, boğazdan ne kadar petrolün geçişine eşlik
ettiğini övünerek anlatıyordu, ancak İran’ın onları sadece oyaladığı
anlaşılıyor. Anlamı olmayan ara seçimlerin gelip çattığı dönemde İran, gemileri
batırmaya ve yakmaya başladı. Bunların çoğu Suudi Arabistan’a ait gemilerdi.
Bunlar uyarı atışları değil. Bu gemilerin çoğu, telafi edilemeyecek, geri
döndürülemeyecek kayıplar.
İran
Devrim Muhafızları Donanma Komutanı’nın da dediği gibi, “Bugün Amerika, bir
yakıt kaçakçısı haline geldi. Boğazdan dört beş petrol tankerini geçireceğim
diye tüm kaynaklarını seferber ediyor.” ABD Donanması, ardı ardına yaşadığı iki
yenilgiden sonra, küçük ölçekli korsanlık faaliyetinin sınırlarına hapsoldu.
İran bir süre korsanlık yapmalarına izin verdi, ancak şimdi acımasızca gemileri
batırıyorlar.
Beyaz
Cephe
Burada
olup bitenleri İmparatorluğun bakış açısından görebilirsiniz. Gazze, Beyaz
İmparatorluğun Stalingrad’ıydı. Naziler gibi davranıp, çıkarken her şeyi
yakıyorlar. Ama askeri açıdan yaşananlar kimseyi yanıltmasın. Bu, bozguna
evrilmiş bir ricat.
Şunu
anlamak gerek: Tüm bu saldırıları İmparatorluk başlattı. Beyazlar, on yıl
boyunca Suudi Arabistan üzerinden Yemen’e saldırdılar, tıpkı on yıl boyunca
Ukrayna üzerinden Rusya’ya saldırdıkları gibi. Hepsinde aynı Beyaz
İmparatorluğun olduğunu görebilirsiniz çünkü aynı aptalca şeyleri yapıyorlar.
Hiçbir bağımsız ulus, bu kadar büyük ve güçlü komşularına saldırmak gibi
aptalca şeyler yapmazdı, ancak gördüğümüz gibi bunlar bağımsız ulus değil.
Anlamakta
zorlandığım şey, Beyaz İmparatorluğun bunu neden yaptığı. Oysa yüz yıl boyunca
hak etmedikleri devlet adamları olarak rahat rahat yaşayabilirlerdi. Tüm açık
düşmanları (İran, Çin, Rusya) onlarla seve seve ticaret yapardı. Benim
açıklamalarım var, ancak Kur’an’da anlamadığım bir şey şimdi, bu bağlamda,
anlam kazanıyor. Kur’an, Allah’ın bazı insanların kalplerini katılaştırdığını,
buna karşı yapılabilecek hiçbir şey olmadığını söylüyor. Kur’an’da şöyle
deniyor: “Hiç olmazsa kendilerine tarafımızdan bir sıkıntı geldiğinde içten
bir niyazda bulunsalardı! Fakat kalpleri iyice katılaştı; şeytan da onlara
yaptıklarını şirin gösterdi.” [En’âm: 43]
“Onlara, ‘Ülkede fesat
çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz sadece barışın savunucularıyız’ derler; oysa
gerçekte fesat çıkaranlar onlardır, bunun farkında olmasalar da.” [Bakara:
11-12]
Ardından,
kutsal caminin koruyucusu olduklarını iddia ederken Epstein ile birlikte
eğlenen Suudilere atıfta bulunuluyor gibi görünüyor.
“İman edenlerle
karşılaştıkları zaman: ‘İnandık’ derler. Şeytanları ile baş başa kaldıkları
zaman, ‘Biz, sizinle beraberiz; onlarla sadece alay ediyoruz’ derler. Allah da
onları alay konusu yapar. Azgınlıkları içinde bocalayıp durmalarına zaman
tanır.” [Bakara: 14-15]
Kur’an,
devamında bahsini ettiğim metafora atıfta bulunuyor:
“Onlar, doğru yola
karşılık sapkınlığı satın almışlardır. Bu ticaretlerinde bir kazanç yoktur. Ve
doğru yolu bulamamışlardır. Onların durumu karanlıkta ateş yakan kimselerin
durumu gibidir. Ateş, etraflarını aydınlatır aydınlatmaz, Allah onların ışığını
yok eder ve onları karanlıklar içinde görmez halde bırakır. Ya da
onların durumu; içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşekler bulunan, sağanak
bir yağmurda; ölüm korkusuyla, yıldırım sesinden kulaklarını parmaklarıyla
tıkayan kimselerin durumuna benzer. Oysaki Allah, Kafirleri her yönden
kuşatmıştır.” [Bakara: 16-19]
Ateş
ve tufan metaforlarının anlamına bakmak gerek. Acı çekenler ve mücadele edenler
için umut var. İşbirliği yapanlara ve yeryüzünü ifsat edenlere hayır diyenler
var. Sinvar bu hakikati hepimizden önce görmüştü, ama şimdi hepimiz
görebiliyoruz. Yaşı kurusuyla her şeyi yakıyor ateş. Tüm kızıllığı ve
sıcaklığıyla alevler yükseliyor. Bölgesel savaş, dini savaş, inşallah
kaçınılmaz olarak Mescid-i Aksa’ya uzanan yolu açıyor.
Indrajit Samarajiva
14
Ekim 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder