17 Ekim 2026

,

Suud Sarayı Alev Alev



Şehit Yahya Sinvar’ın dediği gibi, “Allah'a yemin ederim ki, gezegeni değiştirecek bir savaşa tanıklık ediyoruz. Bu savaş, her şeyi yakacak bölgesel ve dini bir savaşa dönüşecek. Savaş Ramazan’la bitmedi, Ramazan’la başlıyor.”

Ramazan Savaşı görünüşte sona erdi. Bu savaş haklı bir savaştı. Her şeyi yakıp kül eden bölgesel ve dini bir savaşın ortasındayız. Basra Körfezi’nden Suudi Arabistan’a kadar yayıldığını, Mescid-i Aksa’yla aramızdaki mesafenin her geçen gün daha da kısaldığını görüyoruz.

Yemen Cephesi

Sinvar’ın başlattığı yangın, Körfez’deki tüm üsleri yakıp kül etti, meşaleyi cesur Yemen devraldı. Yangın, şimdi Suudi Arabistan olarak adlandırılan bölgeye de sıçradı. Suudilerin en fazla günah yüklü mekânı Aramco, genel merkez de dâhil olmak üzere, birçok noktada yanıyor. Eskiden Jeffrey Epstein ile gönlünce eğlenen, Suudilerin soytarı prensi Muhammed Bin Selman, bugün “sığınaklarla donatılmış, ağır güvenlik önlemleriyle korunan saraylar arasında mekik dokuyor, hareketlerini yakından takip eden yetkililerin özel olarak seçtikleri bir güvenlik ekibi tarafından korunuyor.”

Bilinmelidir ki Suudiler, 2015’te Yemen havaalanlarını bombalamaya başladı, o zamandan beri yüz binlerce çocuğu açlıktan öldürdü. İran’ın sivil havacılık sahasındaki ablukayı aşmaya cüret ettiği Hamaney’in cenazesi ardından Suudiler, Sana havaalanını tekrar bombaladı. Yemen, bu saldırılardan bıkmış durumda. Ama Filistinlilerin cesareti her yanı sardı. Alevler, kurtuluşun doruk noktası olan, yangının sonunu simgeleyen Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya giderek yaklaşıyor.

Suudi Hanedanı, bu noktada tam bir geri zekâlılar hanedanı; kaybedecek çok az şeyi olan Yemen’e saldırmaya devam ediyorlar, oysa kendilerinin kaybedecek çok şeyi var. Suudi sarayı kaybediyor. Press TV’nin haberine göre, “General Yahya Saree, Suudi koalisyonunun Sana’ya herhangi bir saldırı düzenlemesi halinde Yemen silahlı kuvvetlerinin Dammam’daki Aramco genel merkezini, Riyad’daki Kral Halid Havalimanı’nı ve Riyad’daki Aramco rafinerisini hedef alacağı konusunda uyardı.” Ne oldu biliyor musunuz, Suudiler Sana’ya saldırdı, Yemen de sözünü tuttu. Yemen, sabi sübyanı taciz edenlerin ense köklerine yapıştırıyor şamarı. Yemen, kendi kararlarını bizatihi kendisi alıyor. Suudiler, onları durduramıyor.

Reuters’ın da dile getirdiği biçimiyle, emperyalizmin sansürüne rağmen, “Suudilerin Aramco şirketinin Dahran’daki genel merkezi Salı günü bir saldırıda büyük hasar gördü, yangın birkaç kata yayıldı. Konuyla ilgili doğrudan bilgi sahibi üç kişi Reuters’a bu bilgiyi verdi... Dördüncü bir kişi, bazı işlevlerin küresel ofislere taşındığını, yangının Çarşamba sabahının erken saatlerine kadar devam ettiğini söyledi. Başka bir kaynak ise, Aramco CEO’su Emin Nasır’ın ofisinin bulunduğu binanın en üst üç katının ağır hasar gördüğünü, tavanın bir kısmının çöktüğünü, pencerelerin ve kapıların patladığını ekledi.” Diğer iki hedef olan Aramco rafinerisi ile Kral Halid Havalimanı da vuruldu, ancak görüntülerde bir ayrım yapmak veya aradaki farkı söylemek zor çünkü her zaman vuruluyorlar. Bu, artık sıradan bir olay. Rafineri, hiç de iyi durumda değil, Riyad’a uçuşlar yapılamıyor.

Suudi Arabistan, gerçek bir ülke olsaydı, bu gidişatı her an, hiçbir maliyet olmadan ve sadece halkının yararına olacak şekilde durdurabilirdi. Ama gerçek bir ülke değil, Suudi Arabistan, boyunu aşan bir savaşa zorla sürülen bir sağmal inekten başka bir şey değil. Yemen’in Suudiler için şartları basit ama elbette kabul etmeyecekler, çünkü Suudiler, gerçek insanlar değil, sadece yozlaşmış bir aile.

Ensarullah, çoğu bildirisini şu cümlelerle bitiriyor: “Saldırılar durana, sevgili ülkemize yönelik kuşatma sona erene kadar, kuşatmaya kuşatmayla, çatışma sürecini tırmandıracak adımlara bu türden adımlarla cevap verme politikamızı sürdüreceğiz. Suudi denilen düşmanın askeri yapısını hedef alacağız.”

Bu mesele, o kadar karmaşık değil, ancak Suudi Arabistan, Ukrayna, BAE veya Beyaz İmparatorluğun stratejisini uygulayan (bu strateji üzerinden uygulamaya dâhil edilen) herhangi bir ülke kadar gerçek bir ülke değil.

Suudileri memeleri acıyacak kadar çok sağılan bir süt ineğine benzeten Yemen lideri Abdülmelik Husi, onları alaycı bir dille eleştiriyor, Suudilerin kesinlikle bir savaş atı olmadığını söylüyor. Buna karşın savaş sahasındalar, Jeffrey Epstein’ın hayaleti, elinde kırbaç, Suudileri cepheye sürüyor.

Suudilerin Güney Yemen’de savaşan vekil ordusu (vekilinin vekilinin vekilinin zavallı vekili) çöküyor, toprak kaybediyor, hava desteği sadece toprakları bombalamaya yetiyor, hiçbir şey ele geçiremiyor. Buna karşılık Suudiler, orantısız bir şekilde vuruluyor. On yılı aşkın süredir soykırım niteliğindeki kuşatmanın ardından, Yemen’in kaybedecek çok az şeyi varken, Suudilerin her şeyi var. Bu yüzden kaybediyorlar. Suudi hava savunmaları, neredeyse hiçbir işe yaramıyor. Yemen, hedeflerini önceden bildiriyor, bildirdikten sonra gene de o hedefleri vuruyor. Hava saldırısı sebebiyle maç ertelendi diye Suud bayrağını sallayan Cristiano Ronaldo gibi yaşlı paralı askerler, Suudi rejimi kimseye hava desteği sağlayamadığı için biçare kalıyor.

Yemen’in bu savaşı durdurmak için tekrar tekrar öne sürdüğü şartlar basit (ve Kur’an’a uygun). Eğer Suudi Arabistan, Yemen’e yönelik saldırılarını ve kuşatmasını durdurursa, Yemen de onlara saldırmayı ve kuşatmayı bırakacak. Bu noktada Kur’an’ın şu ayetlerine atıfta bulunuluyor:

“Size karşı savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın, fakat aşırılığa sapmayın; Allah aşırılığa sapanları sevmez. Onları yakaladığınız yerde öldürün; sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Harâm civarında onlar sizinle savaşmadıkça siz de orada onlarla savaşmayın. Şayet sizinle savaşmaya kalkışırlarsa o zaman onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir! Eğer onlar vazgeçerlerse, artık Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir. Fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın; fakat vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına saldırmak yoktur.” Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir... Eğer vazgeçerlerse, saldırganlar hariç hiçbir düşmanlık olmasın.” [Bakara:190-193]

Ensarullah’ın “Suudi Arabistan’ın saldırganlığına karşılık” ve “saldırılar durana kadar devam edeceğiz” ifadelerinde Kur’an’dan alınan bu emirleri açıkça uyguladığını görebilirsiniz.

Fakat Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır:

“Hakikati inkâr etmeye kararlı olanlara gelince, onları uyarsanız da uyarmasanız da bir şey değişmez; onlar inanmazlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerinin üzerini de bir örtüyle örtmüştür. Onlar çok büyük bir azaba uğrayacaklardır.” [Bakara:6-7]

Ahmak olmamak için Kur’an bilgisine sahip olmaya gerek yok. Kendini koruma içgüdüsüne sahip herhangi bir ülke, komşularıyla savaşmaktan kaçınır, özellikle de komşuları da karşılık verebiliyorsa. Ancak Suudi Arabistan, Ukrayna ve Körfez’deki sapkın ülkeler gibi gerçek bir ülke değil. Suudi Arabistan, zaten Büyük İsrail’in bir parçasıydı, sapkınlık içinde ilk ölen, onlar oldu.

Sadece Beyaz İmparatorluğun bir piyonu, efendileri teslim oluyorken o kurban ediliyor. Suudilerin davranışlarını politik açıdan analiz etmeye gerek yok, böyle bir yetkileri yok. Suudiler, Ukrayna gibi sahte ülkelerin modelini sürdüren, savaşın kaybedildiğini, içlerine düştükleri zilletin, küçük düşürüldükleri hallerin beyhude olduğunu kabul etmek yerine, vekili adına vekillik yapıp saldırmayı tercih etti. Suudiler, büyük savaşın basit bir piyonu, kendilerini koruma kapasiteleri yok.

Bu büyük savaş (bana sorarsanız 3. Dünya Savaşı), Sinvar’ın bölgesel ve dini bir savaş olarak adlandırdığı, 500 yıllık Büyük Şeytanizm’den sonra Beyaz İmparatorluğu bölgeye sürükleyen bir savaştır. Sinvar, Mescid-i Aksa'yı taşarak kibriti çaktı ve ateş tufanı yükseliyor. Gazze’den (soykırımın bitmek bilmediği o yerden) başlayan, Lübnan'da hâlâ kor halinde olan, tüm Körfez üslerini küle çeviren, şimdi Suudi hava sahasına giren ateş. Ama arka planda kalan İran’ı da unutmayın, çünkü onlar hâlâ yanıyorlar.

İran Cephesi

Yemen, haram yiyenlere karşı sert önlemler alırken, İran da Hürmüz Boğazı’ndaki saldırılarını artırdı. Amerika, boğazdan ne kadar petrolün geçişine eşlik ettiğini övünerek anlatıyordu, ancak İran’ın onları sadece oyaladığı anlaşılıyor. Anlamı olmayan ara seçimlerin gelip çattığı dönemde İran, gemileri batırmaya ve yakmaya başladı. Bunların çoğu Suudi Arabistan’a ait gemilerdi. Bunlar uyarı atışları değil. Bu gemilerin çoğu, telafi edilemeyecek, geri döndürülemeyecek kayıplar.

İran Devrim Muhafızları Donanma Komutanı’nın da dediği gibi, “Bugün Amerika, bir yakıt kaçakçısı haline geldi. Boğazdan dört beş petrol tankerini geçireceğim diye tüm kaynaklarını seferber ediyor.” ABD Donanması, ardı ardına yaşadığı iki yenilgiden sonra, küçük ölçekli korsanlık faaliyetinin sınırlarına hapsoldu. İran bir süre korsanlık yapmalarına izin verdi, ancak şimdi acımasızca gemileri batırıyorlar.

Beyaz Cephe

Burada olup bitenleri İmparatorluğun bakış açısından görebilirsiniz. Gazze, Beyaz İmparatorluğun Stalingrad’ıydı. Naziler gibi davranıp, çıkarken her şeyi yakıyorlar. Ama askeri açıdan yaşananlar kimseyi yanıltmasın. Bu, bozguna evrilmiş bir ricat.

Şunu anlamak gerek: Tüm bu saldırıları İmparatorluk başlattı. Beyazlar, on yıl boyunca Suudi Arabistan üzerinden Yemen’e saldırdılar, tıpkı on yıl boyunca Ukrayna üzerinden Rusya’ya saldırdıkları gibi. Hepsinde aynı Beyaz İmparatorluğun olduğunu görebilirsiniz çünkü aynı aptalca şeyleri yapıyorlar. Hiçbir bağımsız ulus, bu kadar büyük ve güçlü komşularına saldırmak gibi aptalca şeyler yapmazdı, ancak gördüğümüz gibi bunlar bağımsız ulus değil.

Anlamakta zorlandığım şey, Beyaz İmparatorluğun bunu neden yaptığı. Oysa yüz yıl boyunca hak etmedikleri devlet adamları olarak rahat rahat yaşayabilirlerdi. Tüm açık düşmanları (İran, Çin, Rusya) onlarla seve seve ticaret yapardı. Benim açıklamalarım var, ancak Kur’an’da anlamadığım bir şey şimdi, bu bağlamda, anlam kazanıyor. Kur’an, Allah’ın bazı insanların kalplerini katılaştırdığını, buna karşı yapılabilecek hiçbir şey olmadığını söylüyor. Kur’an’da şöyle deniyor: “Hiç olmazsa kendilerine tarafımızdan bir sıkıntı geldiğinde içten bir niyazda bulunsalardı! Fakat kalpleri iyice katılaştı; şeytan da onlara yaptıklarını şirin gösterdi.” [En’âm: 43]

“Onlara, ‘Ülkede fesat çıkarmayın’ denildiğinde, ‘Biz sadece barışın savunucularıyız’ derler; oysa gerçekte fesat çıkaranlar onlardır, bunun farkında olmasalar da.” [Bakara: 11-12]

Ardından, kutsal caminin koruyucusu olduklarını iddia ederken Epstein ile birlikte eğlenen Suudilere atıfta bulunuluyor gibi görünüyor.

“İman edenlerle karşılaştıkları zaman: ‘İnandık’ derler. Şeytanları ile baş başa kaldıkları zaman, ‘Biz, sizinle beraberiz; onlarla sadece alay ediyoruz’ derler. Allah da onları alay konusu yapar. Azgınlıkları içinde bocalayıp durmalarına zaman tanır.” [Bakara: 14-15]

Kur’an, devamında bahsini ettiğim metafora atıfta bulunuyor:

“Onlar, doğru yola karşılık sapkınlığı satın almışlardır. Bu ticaretlerinde bir kazanç yoktur. Ve doğru yolu bulamamışlardır. Onların durumu karanlıkta ateş yakan kimselerin durumu gibidir. Ateş, etraflarını aydınlatır aydınlatmaz, Allah onların ışığını yok eder ve onları karanlıklar içinde görmez halde bırakır. Ya da onların durumu; içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşekler bulunan, sağanak bir yağmurda; ölüm korkusuyla, yıldırım sesinden kulaklarını parmaklarıyla tıkayan kimselerin durumuna benzer. Oysaki Allah, Kafirleri her yönden kuşatmıştır.” [Bakara: 16-19]

Ateş ve tufan metaforlarının anlamına bakmak gerek. Acı çekenler ve mücadele edenler için umut var. İşbirliği yapanlara ve yeryüzünü ifsat edenlere hayır diyenler var. Sinvar bu hakikati hepimizden önce görmüştü, ama şimdi hepimiz görebiliyoruz. Yaşı kurusuyla her şeyi yakıyor ateş. Tüm kızıllığı ve sıcaklığıyla alevler yükseliyor. Bölgesel savaş, dini savaş, inşallah kaçınılmaz olarak Mescid-i Aksa’ya uzanan yolu açıyor.

Indrajit Samarajiva
14 Ekim 2026
Kaynak

0 Yorum: