Ben
ABD:
11
Eylül’le yol alan süreçte terörü bahane, demokrasiyi de maske ederek Orta Doğu’yu
sömürme planım olan ve adına “BOP” dediğim projeye hız verdim.
Tüm
dünyaya yapıp ettiklerimin ne derece doğru olduklarını göstermek adına,
sinemadan romana, her tür aracı da gücüm sayesinde devreye aldım.
Halid
Hüseynî, Afganistanlı bir doktordu. Burada yaşıyordu. Ona ülkesi Afganistan’ı
işgal edişimin ne kadar “haklı” ve “gerekli” olduğunu ilan edeceğim iki roman
yazdırdım.
Biri,
şu Bin Muhteşem Güneş, diğeri de Uçurtma Avcısı’ydı.
Dünyanın
en çok kitap yayımlanan ülkesi olan ben, bu romanları öne çıkartıp diğer tüm
ülke yayınevlerine işaret fişeği göndermiş, tercüme vasıtasıyla tüm dünyaya
reklâmımı yaptırmıştım. Nice insan ve siz belki ağlayarak okudunuz Hüseynî'yi.
Ben
artık belki gözünüzde kurtarıcıydım! Oysa benim içim nice Epstein’lerle ve daha
nice dehşetli vahşetlerle doluydu. Onları sakladım. Ve size kendi ülkesine
ihanet eden bir vatan haininin romanlarını milyonlarca satarak, ayrıca
sırtınızdan para da kazandım. Ben bu işi biliyorum.
Öyle
nice zoka var. Bu satırlara sığmaz. Ben olsam o kitapları evimde tutmaz,
kimseye de okutmazdım.
En
dehşetli kısım: Benim BOP’la yaptığım, milyonları katleden, mahveden projeme
sözde Müslüman ülkelerden nice sözde lider ve yazık ki hocaları ve onların
ardından giden nice takipçilerini de destekler gördüm. Amacım da buydu zaten.
Bana
karşı olmadıkları gibi, bütün güçleriyle destek olmaya durdular. Hele içlerinde
Said Nursî okuduğu iddiasında olanları hiç anlamadım. Nasıl bir okumaydı bu ki
okudukları Risâle-i Nûr'da o: “Biz de ferah ve ferec ve saadet isteriz. Fakat
kâfirlerin kılıcıyla değil. Kılıçlarından gelecek faide bize lazım değil” diye
ben ve benim gibi İngiliz vs. kâfirleri apaçık gösteriyor, Müslümanları bizim
gibi kâfirlere yaslanarak kendi ülkelerinde operasyona kalkışmamaları hakkında
uyarıyordu.
Sizde
şu bana ses çıkarmayanlar benim zulümlerime ortak oldular. İnandıkları Kur’an’a
göre ateş elbette onlara dokunacak. Hem de çok dehşetli. Çünkü Allah’ları öyle
diyor.
Evinde
o roman olanlar: Kitap, dördüncü bölüme kadar okuyucuyu Afganistan işgalimin “haklı”
ve “gerekli” olduğuna hazırlar. O bölümde işi bitmiş ve zokamı yutmuşsunuzdur.
Leyla,
o kısma kadar ülkesindeki savaşa karşıdır. Kocası ise taraf. İlk kavgalarını da
bu yüzden yaparlar. Tam kocasıyla öpüşürken birden onu iter. Fakat vatanperver
Leylâ’nın bu vatanperverliği iki satır devam etmez. Ve büyük bir olasılıkla
kocasının “haklı” ve bu savaşın, yani benim ABD olarak Afganistan’ı işgalimin
ne kadar “gerekli” olduğuna karar verir.
İşte
yukarıdan beri sürekli tırnak içinde verdiğim o iki kelimeyi romanın o son
bölümünde aynen italik olarak göreceksiniz. Bu, elbette bilinçli idi. Sizin
zokayı yutmanıza ilave yemdi.
Sonuç:
Eğer yukarıda söylenenleri anladıysanız, Hüseynî'ye yaktırdığım o sahte ve hain
güneşleri söndürün. Ve ülkenize dâhili ve harici kâfirlerin müdahalesine izin
vermeyecek güneşler asın. Var mısınız?
Kemâl Kumandaş
17 Ekim 2026
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder