17 Ekim 2026

Bin Muhteşem Güneş



Ben ABD:

11 Eylül’le yol alan süreçte terörü bahane, demokrasiyi de maske ederek Orta Doğu’yu sömürme planım olan ve adına “BOP” dediğim projeye hız verdim.

Tüm dünyaya yapıp ettiklerimin ne derece doğru olduklarını göstermek adına, sinemadan romana, her tür aracı da gücüm sayesinde devreye aldım.

Halid Hüseynî, Afganistanlı bir doktordu. Burada yaşıyordu. Ona ülkesi Afganistan’ı işgal edişimin ne kadar “haklı” ve “gerekli” olduğunu ilan edeceğim iki roman yazdırdım.

Biri, şu Bin Muhteşem Güneş, diğeri de Uçurtma Avcısı’ydı.

Dünyanın en çok kitap yayımlanan ülkesi olan ben, bu romanları öne çıkartıp diğer tüm ülke yayınevlerine işaret fişeği göndermiş, tercüme vasıtasıyla tüm dünyaya reklâmımı yaptırmıştım. Nice insan ve siz belki ağlayarak okudunuz Hüseynî'yi.

Ben artık belki gözünüzde kurtarıcıydım! Oysa benim içim nice Epstein’lerle ve daha nice dehşetli vahşetlerle doluydu. Onları sakladım. Ve size kendi ülkesine ihanet eden bir vatan haininin romanlarını milyonlarca satarak, ayrıca sırtınızdan para da kazandım. Ben bu işi biliyorum.

Öyle nice zoka var. Bu satırlara sığmaz. Ben olsam o kitapları evimde tutmaz, kimseye de okutmazdım.

En dehşetli kısım: Benim BOP’la yaptığım, milyonları katleden, mahveden projeme sözde Müslüman ülkelerden nice sözde lider ve yazık ki hocaları ve onların ardından giden nice takipçilerini de destekler gördüm. Amacım da buydu zaten.

Bana karşı olmadıkları gibi, bütün güçleriyle destek olmaya durdular. Hele içlerinde Said Nursî okuduğu iddiasında olanları hiç anlamadım. Nasıl bir okumaydı bu ki okudukları Risâle-i Nûr'da o: “Biz de ferah ve ferec ve saadet isteriz. Fakat kâfirlerin kılıcıyla değil. Kılıçlarından gelecek faide bize lazım değil” diye ben ve benim gibi İngiliz vs. kâfirleri apaçık gösteriyor, Müslümanları bizim gibi kâfirlere yaslanarak kendi ülkelerinde operasyona kalkışmamaları hakkında uyarıyordu.

Sizde şu bana ses çıkarmayanlar benim zulümlerime ortak oldular. İnandıkları Kur’an’a göre ateş elbette onlara dokunacak. Hem de çok dehşetli. Çünkü Allah’ları öyle diyor.

Evinde o roman olanlar: Kitap, dördüncü bölüme kadar okuyucuyu Afganistan işgalimin “haklı” ve “gerekli” olduğuna hazırlar. O bölümde işi bitmiş ve zokamı yutmuşsunuzdur.

Leyla, o kısma kadar ülkesindeki savaşa karşıdır. Kocası ise taraf. İlk kavgalarını da bu yüzden yaparlar. Tam kocasıyla öpüşürken birden onu iter. Fakat vatanperver Leylâ’nın bu vatanperverliği iki satır devam etmez. Ve büyük bir olasılıkla kocasının “haklı” ve bu savaşın, yani benim ABD olarak Afganistan’ı işgalimin ne kadar “gerekli” olduğuna karar verir.

İşte yukarıdan beri sürekli tırnak içinde verdiğim o iki kelimeyi romanın o son bölümünde aynen italik olarak göreceksiniz. Bu, elbette bilinçli idi. Sizin zokayı yutmanıza ilave yemdi.

Sonuç: Eğer yukarıda söylenenleri anladıysanız, Hüseynî'ye yaktırdığım o sahte ve hain güneşleri söndürün. Ve ülkenize dâhili ve harici kâfirlerin müdahalesine izin vermeyecek güneşler asın. Var mısınız?

Kemâl Kumandaş
17 Ekim 2026
Kaynak

0 Yorum: