22 Ekim 2026

,

Reinhard Gehlen’in Hikâyesi


Ekim ayı, İkinci Dünya Savaşı’nın veya birçok ülkede bilindiği gibi Dünya Anti-faşist Savaşı’nın tarihinde özel bir öneme sahip. Seksen yıl önce Nürnberg Mahkemeleri’nde Nazi savaş suçluları aleyhindeki kararlar bu ay içinde verildi. Ayrıca, aylarca süren bir savaşı başlatan ve Üçüncü Reich orduları için felaket bir yenilgiyle neticelenen Almanların Moskova’ya yönelik taarruzu olan Tayfun Operasyonu’nun başlatılmasının da 85. yıl dönümü.

Bu büyüklükteki savaşlar tesadüfen olmaz. Mümkün olduğunca fazla yıkıma yol açmak için titizlikle planlanırlar. Propaganda, insanların savaşa rıza göstermesini sağlar. Böylece o insanlar kurbanlarını insanlık dışı varlıklar olarak gösterip onlardan nefret etme imkânı bulurlar. İkinci Dünya Savaşı’nda kurbanlar, Avrupa’daki Yahudi toplulukları, komünistler, anti-faşistler, başta Sovyetler Birliği ve Çin olmak üzere, Avrupa ve Asya genelindeki etnik azınlıklardı.

SSCB’nin Mayıs 1945’te Berlin’de Hitler güçlerini yenmesinin ardından birçok Nazi, dünyanın dört bir yanına dağıldı. Bazıları, ABD istihbaratının gizli bir girişimi olan ve 1.600’den fazla Alman bilim insanı, mühendis ve teknisyeni işe alan Ataş Operasyonu gibi programlar aracılığıyla kasıtlı olarak ABD’ye getirildi. Bunlar arasında, daha sonra NASA’nın Apollo ay programının uygulanma sürecinde katkında bulunan eski SS subayı Wernher von Braun da vardı.

Ancak belki de en şok edici örnek, Hitler’in Doğu Cephesi’ndeki en üst düzey istihbarat şefi Reinhard Gehlen’in durumuydu. ABD hükümeti, onun geçmişine sadece göz yummakla kalmadı. Gehlen’in liderliğini yaptığı, eski SS ve Gestapo subaylarıyla kadrosunu oluşturduğu, Münih yakınlarında karargâhı bulunan, Batı Almanya’nın istihbarat servisinin omurgasını oluşturan bir istihbarat teşkilâtını finanse etti.

İmha Savaşı

22 Haziran 1941’e gelindiğinde, savaş, Avrupa ve Asya’da tüm şiddetiyle devam etmekteydi. O gün, Üçüncü Reich, Sovyetler Birliği’ni işgal ederek, Hitler için tüm savaşın temel amacı olan SSCB’yi felç edip ortadan kaldırma planını yürürlüğe koydu.

Nazi Almanyası, faşist İtalya, Finlandiya, Romanya, Macaristan, Slovakya ve Hırvatistan’dan gelen birliklerden oluşan işgalci gücün tek bir amacı vardı: Sovyet devletini yok etmek. Barbarossa Harekâtı ile birlikte bir terör ve soykırım süreci başladı. Tahminlere göre, savaşın sonunda Sovyetler Birliği yaklaşık 27 milyon insanını kaybetti.

Bu ölçekte bir imha savaşı, hassas planlama ve muazzam kaynaklar gerektiriyordu, bu desteğin bir kısmı Amerikan sanayisinden geldi. Ford Motor Şirketi’nden Henry Ford, IBM’den Thomas J. Watson ve General Motors’tan James D. Mooney, Reich’a yardım ettiler, üçü de Nazi Almanyası’nın yabancılara verdiği en yüksek onur olan Alman Kartalı Nişanı’nı aldılar. Onların ve daha birçoklarının katkıları, Holokost’u ve Barbarossa Operasyonu’nu sadece mümkün kılmakla kalmadı, aynı zamanda bu kadar ölüme yol açmasını sağladı.

Hitler’in Casus Şefi

Gehlen, Barbarossa Harekâtı’nın planlama ve hazırlık aşamalarında önemli bir rol oynadı. Ordunun başkomutanı Mareşal Walther von Brauchitsch’in irtibat subayı olarak görev yaptıktan sonra, Genelkurmay Başkanı General Franz Halder’in kadrosuna katıldı. Temmuz 1941’e gelindiğinde, yarbay rütbesiyle Doğu Cephesi’nde görev yapan Gehlen, Almanya’nın savunulması sürecinin planlanmasına katkıda bulundu.

Barbarossa Harekâtı, başta epey yıkıma yol açtı, ancak o sonbaharda Moskova’ya ulaştığında, taarruz duraklamaya başlamış, hedeflerine ulaşamamıştı. Gehlen’in üstleri, sorunun askeri güç eksikliği değil, Sovyet yetenekleri ve direnişi söz konusu olduğunda yetersiz istihbarat olduğu sonucuna vardılar.

Doğu Cephesi’ndeki Alman ordusunun istihbarat birimi olan Fremde Heere Ost’un (Doğu Yabancı Ordular Birimi -FHO) başında Albay Eberhard Kinzel bulunuyordu. Halder ve diğer üst düzey subaylar, Gehlen’i FHO’nun başına geçmesi ve istihbarat toplama faaliyetlerini daha titiz hale getirmesi için yetiştirdiler. Barbarossa Harekâtı’nın sona erdiği 1942 baharında komutayı devraldı.

Hitler’in Doğu Cephesi’ndeki askeri istihbarat şefi olarak Gehlen, sonraki üç yılını FHO’yu yeniden yapılandırmakla ve Führer ile giderek daha sık çatışmakla geçirdi. Raporları zafer yolunu göstermeyince, Hitler, onu Nisan 1945’te, savaşın bitmesinden sadece birkaç gün önce, “bozguncu” olduğu gerekçesiyle görevden aldı.

Washington’yla Anlaşma

Kaçınılmaz görevden alınmasından önce Gehlen, artısını eksisini hesap ettiği bir karar aldı: Personeline, FHO’nun Sovyetler Birliği hakkındaki istihbarat arşivinin tüm içeriğini kopyalamalarını emretti. İstihbarat dünyasından birinin ona Batı ile Sovyetler Birliği arasında yaklaşan bir çatışma hakkında bilgi verip vermediği veya bunu kendisinin tahmin edip etmediği belirsizdir.

Bilinen şu ki, materyaller titizlikle kopyalandı, 50 ağır çelik sandığa yerleştirildi, Gehlen’in personelinin seçilmiş üyeleri tarafından dağlara götürüldü ve ücra yerlere gömüldü.

Görevden alındıktan sonra Gehlen, aynı dağlarda saklandı, Almanya’nın teslim olmasını bekledi. 22 Mayıs 1945’te kendisi ve ekibi ortaya çıktı. ABD Kara Kuvvetleri Karşı İstihbarat Birliği’ne teslim oldu. Sovyet istihbaratına ait 50 dosyanın tamamını teslim etti. Bu takas, kendisine ve seçtiği ekibine özgürlüklerinden çok daha fazlasını kazandırdı.

Aylar süren sorgu sürecinin ardından, ABD’de geçirdiği bir dönem de dâhil olmak üzere, Gehlen 1946’da Almanya’ya döndü, ABD Kara Kuvvetleri Komutanlığı için yeni bir casus ağı kurdu. 1949’da ise bu ağ, Merkezi İstihbarat Teşkilâtı (CIA) tarafından devralındı.

Amerikan parası ve desteğiyle Gehlen Örgütü, Münih yakınlarındaki Pullach’ta karargâh kurdu. Safları, çoğu Üçüncü Reich’ın soykırım suçlarına katılmış olan Wehrmacht (Nazi Almanyası silahlı kuvvetleri), SS ve Gestapo gazileriyle doldu.

Batı Almanya’nın Casuslarını Yönetmek

Gehlen Örgütü, Batı Almanya’nın Federal İstihbarat Servisi olan Bundesnachrichtendienst’in (BND) çekirdeğini oluşturdu. Gehlen, 1956’dan 1968’de emekliliğe zorlanana kadar kuruluşun kurucu başkanı olarak görev yaptı.

1957 yılında Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde bir kamu bilgilendirme panosu, Batı Almanya’nın politik ve askeri kurumlarında önemli pozisyonlarda bulunan eski Nazileri ifşa ediyor. Başlıkta “Faşist katiller yeniden iş başında” yazıyor. Listede Gehlen, sekizinci sırada gösteriliyor. | Manfred Niermann / CC BY-SA 4.0

Görev süresi tartışmalarla geçti. En utanç verici olay, 1961’de Heinz Felfe’nin KGB ajanı olarak ifşa edilmesiyle yaşandı. 1951’de Gehlen Örgütü'ne katılmış olan eski SS subayı Felfe, Sovyetler Birliği ve Doğu Almanya’ya karşı BND’nin karşı-istihbarat operasyonlarının başına geçmişti. Orada geçirdiği on yıl boyunca Felfe, Moskova’ya 15.000’den fazla gizli belge teslim etmiş, yaklaşık 100 Batı Alman istihbarat subayının kimliğini ifşa etmişti.

Aynı yıl, Alman Demokratik Cumhuriyeti Berlin Duvarı’nı inşa ettiğinde BND tamamen hazırlıksız yakalandı.

Rahat Bir Emeklilik

Zorunlu emekliliğinin ardından, daha sonra ABD tarafından finanse edilen Nazi terörünün mimarlarından biri olan Gehlen, hayatının geri kalanını Bavyera’da rahat içinde geçirdi. Gehlen, kazançlı yayıncılık anlaşmalarının ve devletten aldığı cömert bir emekli maaşının keyfini sürdü. Ayrıca, CIA’deki hizmetleri karşılığında ek bir emekli maaşı aldığına dair uzun zamandır söylentiler vardı. 1979’da 77 yaşında öldü.

Ekim 1946’da Nürnberg’deki yargıçlar, 12 Nazi liderini ölüm cezasına çarptırdı. Bundan sadece iki ay sonra, Washington, Hitler’in casus şeflerinden birini tekrar göreve getirdi.

ABD’deki anti-komünizm, salt bir görüş ayrılığı meselesi değil. Ülkemizin yönetici elitleri tarafından satın alınmış ve finanse edilmiş, doğrudan Üçüncü Reich’tan gelen istihbarat ve propaganda ile desteklenmiştir.

R. L. Richards
14 Ekim 2026
Kaynak

0 Yorum: