Aksa
Tufanı, tüm gezegeni bir devrim misali sarstı. Dünyayı şaşırtan Filistin
saldırısı, Filistin halkının ulusal kurtuluş mücadelesinde en kararlı politik
tavrı ve Filistin’in Siyonizasyonu sürecini tamama erdirmek için onlarca
çabalayan uluslararası Siyonizme karşı bilinçli bir eylemi temsil ediyordu.
7
Ekim’de, sel suları sonsuza dek sürecekmiş gibi görünen bir imha kampının baraj
duvarlarını yıktı. Onlarca yıldır “İsrail” adı verilen bu yapay teşekkülün
varlığını normalleştirmeye çalışılıyorlardı. Amaç, yerleştirme sürecini normal
ve Filistin halkının üçüncü ülkelerden gelen yerleşimcilerle değiştirilmesini
kaçınılmaz göstermekti. Filistin saldırısı, bu yanılsamayı paramparça etti.
Filistin’deki
çeşitli siyasi örgütlerin mücadele birliğini temsil eden Filistin Direnişi,
eylemleriyle dünyaya Filistin’in ve Filistin halkının hâlâ var olduğunu, “uluslararası
toplum” denilen şeyin hoş görüp desteklediği Siyonist canavarlığın,
Filistinlilerin gerçekten özgür ve sömürgecilikten arınmış bir Filistin’de
yaşamak denilen meşru hakkı elde edebilmeleri için tamamen ortadan kaldırılana dek
karşı konulması gerektiğini hatırlattı.
Gelgelelim
bu Tufan’ın suları, Akdeniz ve Ürdün Nehri arasında sınırlı kalmadı. Dalgalar,
bölgeye yayılmaya başladı. Lübnan’dan Yemen’e, Irak’tan İran’a kadar diğer
cepheler, artık Filistin sınırları içinde kalmayan anti-Siyonist mücadeleye
katıldı. Hizbullah, Ensarullah, Irak Halk Seferberlik Güçleri ve İran, suların,
onlarca bölgede uluslararası Siyonizmin inşa ettiği politik ve askeri mimarinin
temelleri olarak kabul edilen alanları tehdit etmesine neden oldu. Babülmendep’ten
Hürmüz Boğazı’na kadar, dünyadaki mal ve enerji akışının nefes aldığı iki büyük
su yolunda, Filistinlilerin başlattığı dalga devrimci potansiyelini ortaya
koydu.
Bu
sel, Ortadoğu’da da durmadı. Suları dünyanın büyük şehirlerine ulaştı,
uluslararası işçi sınıfını emperyalizm ve Siyonizmin yol açtığı o derin
uyuşukluktan uyandırdı. Filistin halkını desteklemek için binlerce işçi ve
öğrenci, sokaklarda yürüdü, üniversiteleri işgal etti, boykotlar düzenledi, iş
yerlerini felç etti, salt folklorik bir sembole dönüştürülmüş olan Filistin
bayrağını her yerde dalgalandırdı.
7
Ekim’in değeri, uluslararasılaşmış kapitalizmin derin bağlantılarını ortaya
koymasında ve Siyonizmin Ortadoğu’da emperyalizmin bir uzantısı olduğunu
göstermesinde yatmaktadır. Bu durum, özellikle Filistinlileri etkilese de,
uluslararası işçi sınıfını da etkilemektedir.
Gassân
Kenefâni’nin de dediği gibi, “Filistin davası, sadece Filistinlilerin davası
değil, nerede olurlarsa olsunlar, her devrimcinin, çağımızın sömürülen ve
ezilen kitlelerinin davasıdır.”
Üç
yıl sonra bile dalgalar yükselmeye devam ediyor. Filistin davası, dünya
çapındaki işçilere tutarlı proletarya enternasyonalizminin emperyalizme karşı
mücadelede en güçlü silahımız olduğunu hatırlatan devrimci ve anti-emperyalist
bir katalizör haline geliyor.
7
Ekim 2023’te ortaya çıkan durumun ardından, militarizm, otoriterlik ve
emperyalizme karşı mücadelenin temellerini sağlamlaştırmak, uluslararası işçi
sınıfına düşüyor. Bir sel, bir süre setler ve duvarlarla kontrol altında
tutulabilir, ancak her yeni devrimci akım, devrimci akışı engelleyen tüm
bariyerler, sonunda patlayana kadar baskıyı artırır.
“Terörizm”
veya “antisemitizm” suçlamaları, yavaş yavaş gerçek bir anti-emperyalist
tsunamiye dönüşen bu selin önüne geçemez. Filistin halkı, ulusal kurtuluş
mücadelesiyle emperyalizme karşı mücadelede çok önemli bir rol oynamaktadır.
Filistin’de başlayan bu hareket, Ortadoğu’da dalgalar yaratmış, dünyanın dört
bir yanındaki sokaklara, üniversitelere ve iş yerlerine yayılmıştır.
Aksa
Tufanı denilen olay, sadece Filistin halkı için değil, sömürgeciliğe, Siyonizme
ve emperyalizme karşı mücadelenin aynı tarihsel akımın bir parçası olduğunu
anlayan tüm halklar ve işçiler için de kaçınılmaz bir zaferin şafağı olarak
tarihe geçecektir.
Yaşasın
Filistin halkının mücadelesi,
Yaşasın
Filistin Direnişi!
Oier Pérez Mancisidor
7 Ekim 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder