Trump
yönetimi, Aralık ayı sonlarında Minneapolis’te Başkente Akın Operasyonu’nu
başlattı. Ocak ayından bu yana, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilâtı’na (ICE)
mensup ajanlar, Minnesota eyaletinde 3.000 kişiyi tutukladı. Son haftalarda
ICE, 3 kişiyi infaz etti, bunlardan ikisi, yasal yetkileri dâhilinde sahada
olan gözlemcilerdi: Renee Nicole Good ve Alex Pretti.
Eyaletteki
işçiler ve halk saldırılara, eylemlerle, ani müdahale ekipleri ve büyük çaplı
seferberliklerle karşılık verdi. Bu hareketlilik, 23 Ocak Cuma günü yapılan “genel
grev” çağrısıyla doruğa ulaştı. Tahminlere göre, 23 Ocak’ta iş bırakma, iş
durdurma ve işletme kapatma eylemlerine on binlerce insan katıldı. Ülke
genelinde dayanışma amacıyla çok sayıda protesto düzenlendi.
Ülkemizdeki
çokuluslu işçilerin ve halkın haklı öfkesinden doğan bu cesur mücadeleler,
çürümüş bir sisteme ve onun çürümüş hükümetine duyulan geniş çaplı
hoşnutsuzluğu ifade ediyorlar. Kapitalizmin doğasından kaynaklanan bu
mücadeleler, onu alt edecek iradenin tohumlarını da içinde barındırıyor. Her bir
direniş kıvılcımı, ICE’nin suçlu polisleriyle yaşanan her çatışma, biz
işçilerin kendi kaderimizin efendisi olduğumuzu, yalnız olmadığımızı hatırlatıyor:
gücümüzün kaynağı, kitleselliğimiz ve örgütlülük düzeyimizdir.
Bu
mücadelelerde, yeni bir geleceğin mümkün olduğunu görüyoruz: o gelecek ki sömürü
ve zulmün zincirlerinden kurtuluşa, iktidarın işçilerce alınmasına yazgılıdır.
Aynı zamanda, ICE ile olan çatışmalarımız, hükümetin ve kanunlarının gerçek niteliğini
ortaya koyuyor. Patronların, polisin, şirketlerin, ICE’nin ve tüm devlet
aygıtının bir olduğunu, bize karşı olduklarını gösteriyor.
ICE,
kapitalist sınıfın işçiler üzerinde kullandığı bir terör aracıdır. İşçiler
arasında korku salarak, ICE operasyonlarına malzeme sağlayan ve gözaltı
merkezlerini işleten (GeoGroup ve CoreCivic gibi) şirketlerin ceplerine
milyarlarca dolar akıtarak, iş disiplinini sağlamak için bir silah olarak
kullanılmıştır. Bu durum, ABD ve Çin arasındaki küresel rekabetin
yoğunlaşmasıyla birlikte, kapitalist sınıfın ABD işçi sınıfını daha fazla
disipline etmeye dönük ihtiyacı bağlamında ortaya çıkmaktadır. Kapitalistler,
ABD’de işçilerin daha çok çalışmalarını, daha az ücret almalarını ve diğer
ülkelerle artan pazar payı mücadelesi karşısında hiçbir direniş göstermemelerini
talep etmektedirler.
Bu
nedenle, ICE baskınları ve infazları, tüm bunların kaynağı olan sistemden, yani
kapitalizmden ayrı düşünülemez. ICE, Gümrük ve Sınır Muhafaza Müdürlüğü (CBP)
ve tüm hükümet kurumları, tek bir amaca hizmet etmek üzere birleşmiştir:
kapitalist sınıfın, milyarderlerin ve işletme sahiplerinin üzerimizdeki
egemenliğini muhafaza etmek. Bu kurumlarda yapılacak reformlar veya ufak değişiklikler,
bu temeli asla değiştiremezler. Emekçi insanlara karşı uygulanan sınıf terörüne
yalnızca işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesiyle, devrim yoluyla ilanihaye son
verilebilir.
Neden
Minnesota?
Renee
Good’un öldürülmesinden sadece iki gün sonra, Hazine Bakanı Scott Bessent,
Minnesota’daki Ekonomi Kulübü’nde yaptığı bir konuşmada, bu cinayetler üzerinden,
Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında giderek kızışan mücadeleyi dile döktü.
Konuşmasında, eyalete iş yatırımlarının yapılması, “ekonomik liderliğin” yeniden
eyaletin eline geçmesi çağrısında bulunan Vali Tim Waltz’ı eleştirdi. “Dolandırıcılık”
bahanesiyle Minnesota’daki finansal işlemlere getirilen ekonomik kısıtlamalara
ve gözetleme amaçlı önlemlere, gerici ve ırkçı söylemlerle desteklenerek,
Minneapolis sokaklarındaki ICE’nin (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı) işlediği
suçlar eşlik ediyor. Nihayetinde, mevcut yönetimin stratejisi doğrultusunda, kârlı
yatırımlar ve sermaye yoğunlaşması için zemin hazırlamayı ve iş gücünü kontrol
altına almayı amaçlıyorlar.
Minnesota’nın,
Trump’ın ajandasını ve projesini destekleyen tekeller için sahip olduğu önemi
kimse inkâr edemez. 21 Ocak’ta Senato, Minnesota Sınır Hattındaki Canoe Göller
Bölgesi yakınlarında madencilik faaliyetlerine getirilen yirmi yıllık yasağı
kaldırmak için oy kullandı ve bu karara onay verdi. Bu bölge, Duluth Kompleksi’ndeki
tarihsel olarak "Demir Bölgesi" olarak bilinen ve bugün Duluth
Madencilik Bölgesi olarak adlandırılan bölgede yer alıyor. Bu bölge, dünyanın
en yüksek potansiyelli bakır, nikel, platin grubu metaller ve titanyum
yataklarından bazılarına ev sahipliği yapıyor. Bu metallerin tamamı, Trump
yönetiminin İçişleri Bakanlığı’nın 2025 Kritik Madenler Listesi’nde “ABD
ekonomisi ve ulusal güvenlik için hayati öneme sahip madenler” olarak
tanımlanmıştır. Dahası, eyalet, en büyük demir cevheri ve kumlu demir cevheri (takonit)
üreticisidir ve önemli bir tarım sektörüne sahiptir. Kanada ile ABD’yi birbirine
bağlayan kritik kavşak noktası olması ve sahip olduğu demiryolları ile büyük
jeostratejik öneme sahiptir, aynı zamanda önemli ticaret ve ulaşım yollarını
kontrol eden bir lojistik merkezi olarak hizmet vermektedir.
Tim
Walz, Biden yönetiminin getirdiği yirmi yıllık madencilik yasağı da dâhil olmak
üzere, Demokrat politikalarına onay veriyor, sadece Yeşil Yeni Anlaşma
çerçevesine uyan madencilik girişimlerini destekliyor. Kâr üretiminin önündeki
engellerin aşılması konusunda Trump’a bel bağlayan burjuvazinin bir kesimi için
Walz, ortadan kaldırılması gereken bir engel.
Trump’ın
Walz’a yönelik saldırılarının temelinde, Cumhuriyetçiler ve Demokratların
temsil ettiği burjuvazinin iki büyük bloğu arasındaki kritik mücadele yatıyor.
Trump
yönetimi ve Minnesota’nın Cumhuriyetçi Parti temsilcisi Pete Stauber
(madencilik projesi bölgelerini o temsil ediyor) için Minnesota, büyüyen savaş
ekonomisi ve Çin ile ABD arasındaki rekabet için kilit önem taşıyor. Minnesota’nın
işçileri ve halkı bu rekabet uğruna, ABD’nin emperyalist sistemdeki egemen güç
konumunu yeniden kazanması için feda ediliyor.
Buna
karşılık, ABD Komünist İşçi Platformu, kaynaklar ve geniş ulaşım ağının
kontrolünün savaş ve bir avuç insanın çıkarları için kullanılmaması gerektiğini,
işçilerin elinde olmasının şart olduğunu savunuyor. Bu önerinin kapitalizm koşullarında
gerçekleştirilmesi mümkün değil. Gerçekleşebilmesi için sosyalist devrime ve
işçi devletinin inşasına ihtiyaç vardır.
Bunun
mümkün olabilmesi için, işçilerin ve müttefiklerinin ortak düşmanları olan
kapitalizme karşı tüm mücadelelerini birleştirebilecek bağımsız, devrimci bir
işçi sınıfı partisinin varolması gerekmektedir. Bu görevi sadece komünist parti
yerine getirebilir.
2020
yılında, George Floyd cinayetinin ardından, özellikle polisin ve genel olarak
hükümetin ırkçı terörüne karşı halkın öfkesinin, Minnesota’da ve ülke genelinde
kitlesel bir hareketliliğe nasıl yol açtığını hep birlikte gördük. Kapitalist
barbarlıkla daha da şiddetlenen sınıf mücadelesinin temel koşulları, on
yıllardır görülmemiş türden ayaklanmalara yol açtı.
Ne
yazık ki, bu devrimci yolu çizecek bir komünist partinin yokluğunda, bu hareket,
kapitalistlerin saldırısına uğradı ve yok edildi. Bir yandan, Demokratlar ve
yandaşları, büyük ölçüde bu hareketlerin başına geçerek dizginleri ellerine
aldı ve onları ideolojik olarak etkisizleştirdi, bunun yanında, polis şiddetini
kapitalizmden ayırıp onları hiçbir sonuç elde edemeyecek reform projelerine
yönlendirdi. Öte yandan, Cumhuriyetçiler ve gerici bekçi köpekleri, aynı polis
gücünü ve diğer devlet kurumlarını kitlesel tutuklamalar ve bireysel cinayetler
yoluyla hareketi şiddetle ezmek için kullandılar.
Bu
döngünün devam etmesine izin vermemeliyiz. ICE karşıtı hareket,
sosyalizm-komünizm mücadelesiyle bağlantılı olmalıdır. Bu mücadele, bizi
örgütlenme sürecinin üst aşamalarına taşımalı, komünist partiyi bu düzlemde
inşa etmeli, sınıf bilincine sahip işçiler birleştirilmeli, bu hareketler,
nihai düşmanlarına karşı mücadelelerini bilinçli bir şekilde yönetmeyi
öğrensinler diye onlara rehberlik edilmelidir.
Mücadelemizin
zaruri olduğunu bir kez daha idrak ettiğimiz günlerde, 23 Ocak günü ölüm yıl
dönümünü andığımız yoldaş Paul Robeson’ın şu sözünü anımsayalım:
“Geleceğimizin esas olarak kendi ellerimizde olduğunu
anlamalıyız.”
[Paul Robeson]
ABD Komünist İşçi Platformu
25 Ocak 2026
Kaynak