21 Ocak 2026

, ,

Suriye Kürtleri İçin Güneş Battı


Suriye’deki Kürt yerleşim bölgesinin sonunu getiren anlaşma, imzalayanlar tarafından pragmatik bir çözüm olarak takdim edildi. Ancak gerçekte bu anlaşma, Suriye’deki Kürt oluşumları için büyük bir siyasi yenilgidir.

Devlet Başkanı Ahmed Şara’ya bağlı Suriyeli silahlı gruplar, çoğunluğu Kürtlerden oluşan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) direnişini kırdı. Şara’ya bağlı güçlerin elde ettiği mevzi, ancak ABD’nin Suriye hükümetine verdiği tam destekle açıklanabilir.

SDG, silah bakımından yetersizdi, IŞİD’le savaşırken istifade ettikleri hava desteğinden mahrumdu. SDG lideri Mazlum Abdi, partisi ve ordusu adına fiili teslimiyetin altına imza attı.

ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın attığı tvit (abartılı bir ifade içeriyor olsa da), “Rojava” (Kürtçede güneşin battığı yer veya Kürt topraklarının batı kısmı anlamına geliyor) olarak adlandırılan Suriye’deki Kürt deneyinin sonunun geldiği imasında bulunuyordu.

Anlaşma, aylarca süren askeri baskının zaten açıkça ortaya koyduğu şeyi resmiyete kavuşturdu. Suriye’deki devlet kurumları, kuzeydoğuya ortak değil, Şara’ya sadık güçlü bir merkezi devlet isteyen yapılar olarak geri döndüler. Geçtiğimiz yıl boyunca muhtelif örgütlerin elinde bulunan, sınır geçişleri üzerindeki kontrol, merkezi hükümete geçti. Petrol gelirleri, böylelikle Şam’da toplanmaya başlandı.

Suriye Arap Ordusu’nun hezimeti sonrası Şara’nın karşısında duran son bağımsız askeri güç olarak SDG, ordunun merkezi komutanlığına bağlanmayı kabul etti, ancak birliklerinin dağıtılmasını istemedi. Başka bir ifadeyle SDG, Suriye silahlı kuvvetleri içinde kendi yapılarını koruma arzusundaydı. Bu, Abdi ve (SDG’nin eski eşbaşkanı) İlham Ahmed gibi Kürt liderlerinin desteklediği bir anlaşmaydı, fakat bu liderler, Kürt yerleşim bölgesinin özerkliğini kaybetmesini istemeyen kesimlerce saf dışı bırakıldılar. Gelgelelim, örgütün siyasi ofisleri kapanmaya başladı. Bugün itibarıyla bayraklar indiriliyor, özerklik söylemi resmi belgelerden siliniyor.

Şara, Kaide’nin Suriye cephelerindeki hareketliliği dâhilinde, politik bir figür haline geldi. Bugün Suriye devlet başkanı. Sarığını bir kenara bırakıp takım elbise giymeye başlamış olsa da, kendi takipçilerinin Kaide ve IŞİD ideolojisiyle bağları halen daha mevcut. Bu güçler, ABD ve İsrail ile ittifakı da memnuniyetle karşılıyorlar.

Ateşkesi ve anlaşmayı önceleyen günlerde, SDG yetkilileri, Suriye silahlı kuvvetlerinin dikkatini SDG’nin yakaladığı IŞİD savaşçılarının kaldığı hapishanelere yoğunlaştırdığını söylüyorlardı.[1] Şeddadi Hapishanesi (Haseke) ve Aktan Hapishanesi (Rakka) yakınlarında şiddetli çatışmalar yaşandığı bildirildi. SDG, bu saldırıların “son derece tehlikeli bir gelişme” olduğunu, çünkü hükümet güçlerinin IŞİD savaşçılarını hapishanelerden serbest bırakıp SDG gibi örgütlere karşı yürütülen savaşa yeniden dâhil etmek istediğini ortaya koyduğunu söyledi. Bugün bu hapishanelerin kontrolünü ele geçirmiş olan devlet, bu mahkûmlarla istediğini yapabilir.

Rojava’nın Şafağı

2012 yılında Beşar Esad hükümeti, güneybatıyı isyan ateşinden korumak için ordusunu kuzeydoğudan çekti. Bu çekilme, on yıllardır bağımsız bir Kürdistan veya Suriye içinde özerklik için savaşan Suriyeli Kürtlerin karşısına bir fırsat çıkarttı. Demokratik Birlik Partisi (PYD) lideri Salih Müslim, 2013 yılında bana, Kürt siyasi ve askeri güçlerinin bir boşluğu doldurduğunu söylüyordu. Ayrıca Müslim, “Toplumumuzu kaosun hüküm sürmesin diye örgütledik” değerlendirmesinde bulunuyordu.

PYD’li Müslim, üç nokta üzerinde duruyordu:

1. Suriye birleşik kalmalı;

2. Suriye, içinde yaşayan herkese ait olmalı;

3. Suriye merkeziyetçilikten arındırılmalı.

Şam hükümeti, bu üç noktayı kabul etti. Suriyeli Kürt siyasi güçleri, Suriye’deki diğer azınlıklar ve Esad hükümeti arasında zımni bir anlaşmaya varıldı. Bu fırsat üzerinden Rojava, doğma imkânı buldu.

2012’den bu yana geçen on yılda, Rojava yerleşim bölgesi, IŞİD (2014-2015) ve Türk Silahlı Kuvvetleri (2018) tarafından ciddi saldırılara maruz kaldı, ayrıca muhtelif küçük örgütlerin saldırılarına uğradı. Bu on yılda, Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Savunma Birlikleri (YPG), Irak’tan Kürt Peşmergeleri ve Türkiye’den Kürdistan İşçi Partisi (PKK) silahlı kuvvetleri, bu yerleşim bölgesini, özellikle IŞİD’in ilerleyişine karşı en güçlü şekilde savundu.

IŞİD, Ağustos 2014’te Sincar’ı ele geçirip bölgedeki Yezidilere yönelik etnik temizlik harekâtını başlattığında, YPG ve müttefikleri, Kasım 2015’te büyük kayıplara rağmen zafere ulaşacak kuşatma sürecini başlattılar. ABD hava desteği, IŞİD’i yenmek ve Şam’dan bağımsız bir yerleşim bölgesi olarak var olmak için YPG ve SDG’ye yardım etmeye başladı. Salih Müslim de dâhil olmak üzere, Suriyeli Kürt gruplarının diğer liderleri, güç dengesinin her zaman ihanete yol açacak bir ittifakı harekete geçirmesine rağmen, inançlarını tümüyle ABD’ye bağlamadılar.

Salih Müslim ve Mazlum Abdi’nin 2018’deki Efrin’e yönelik Türk işgaline ilişkin sessizliğin “Suriye’nin birliğine mal olacağı” veya YPG’nin “Türk işgaline karşı tek engel” olduğu yönündeki açıklamaları, pek bir anlam ifade etmedi. Esad, bu dönemde Türk hükümetini kızdırmak istemiyordu (aslında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İdlib’i askerden arındırmak ve Ahmed Şara’nın başında olduğu Heyet Tahrirü’ş-Şam’ı (HTŞ) dâhil olmak üzere Kaide mirasçılarına barış içinde güçlerini artırmaları ve kaderlerinin değişmesini beklemeleri için bir anlaşma imzaladıkları dönem de bu dönemdi).

Belki de Esad, iyi bir satranç oyuncusu olsaydı, Suriyeli Kürtleri savunarak Türkiye’yi kışkırtır, böylece bir anlaşmayı engeller, Rus müttefiklerini Suriye Arap Ordusu İdlib’e girip HTŞ’nin geri kalanı ve müttefikleriyle savaşırken hava desteği sağlamaya zorlardı. Ancak Esad, stratejik düşünme işini Ruslara bırakmaya başladı, bu nedenle, Türk hükümetinin kendi hükümetini devirme girişiminden vazgeçeceği umuduyla güç dengesi dâhilinde tavizde bulundu.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’deki Kürt isyanını Türkiye PKK’sinin mücadelesinin bir uzantısı olarak görüyordu. 2020’de kendi partisinin kadrolarıyla yaptığı bir toplantıda, “Türkiye, sınırlarının hemen yanında bir terör devletinin kurulmasına asla izin vermeyecektir. Ne gerekiyorsa yapacağız ve bu terör bataklığını kurutacağız” dedi.[2] Bu açıklama, hem Esad hem de Suriye Kürtlerinin Türkiye’den destek görmeyeceğinin, Türkiye’nin NATO’daki ortağı ABD’nin istikrarsızlaştırma girişiminin son bulmayacağının kanıtı olarak görülmeliydi.

Son beş yıl boyunca Erdoğan, PKK’nın siyasi liderliğine isyanı sonlandırması ve fiilen teslim olması için baskı yaptı. 2025’te PKK lideri Abdullah Öcalan, Türkiye’deki hücresinden "silahlı mücadele yönteminin sona erdiğini” duyurdu.[3] Suriye’deki PKK ile bağlantılı Kürt projesi, stratejik derinliğini yitirdi. Türk yetkililerinin de dile getirdiği biçimiyle, Türkiye’nin Suriye Kürtlerinin “silahlı özerklik” projesine son vermeleri yönündeki baskıları arttı. Uluslararası güçlerin kınama açıklamalarının, hatta Suriye Kürtlerine yönelik ilginin azalması ve Kürtlerin meşruiyetinin zayıfladığı koşullarda, Türk askeri baskısı devam etti.

İsrail’in bu fiyaskodaki gizemli rolü, henüz hakkıyla kaleme alınabilmiş değil.

Esad’ın Yıkılışı

İsrail ve ABD hava saldırılarının tüm ağırlığı altında, Ahmed Şara önderliğindeki Heyet Tahrirü’ş-Şam güçleri, Şam’a girdi. Bu zafer, Suriyeli Kürtlerin hareketini tayin eden önemli bir kırılma noktasını teşkil etti. Yeni başkan Şara, hükümetinin kuzeydeki toprakları geri alacağını söyledi (ancak İsrail’in Golan (Cevlan) Tepeleri’ni işgalinden ve Şara’nın Şam’ı ele geçirmesi ardından İsrail’in gasp ettiği, BM’ye ait yüzlerce kilometrekarelik tampon bölgeden hiç bahsetmedi). Şam’dan gelen açıklamalar, Kürtlere uyarı niteliğindeydi, ancak Kürt liderliği, mantıksız bir yaklaşımla, ABD’nin kendilerini koruyacağı beklentisi içine girdi (Aralık 2024’te Abdi, Suriye Kürtlerinin “gerilimi durdurma ve birleşik bir devlet çerçevesinde Kürtlerin hakları da dâhil olmak üzere tüm Suriye bileşenlerinin haklarını garanti altına alma çabalarımızı destekleyen Amerikalı dostlarımızla sürekli iletişim halindeyiz” dedi[4]).

Ama ABD’nin geri çekilmesiyle birlikte, Suriyeli Kürtler umutsuzluklarını dile getirmeye başladılar. Bir SDG yetkilisi o günlerde bana, güçlerinin IŞİD’le savaştığını, büyük kayıplar verdiğini, ancak şimdi, kendi ifadesiyle, “ellerinde hiçbir şeyin kalmadığını” söylüyordu.

Suriye güçleri kuzeyi istila etti. Şara, “Suriye’nin zorla dayatılan deneylere ihtiyacı yok” dedi. Hedefinde Rojava vardı. İşi bitirmesi uzun sürmedi. Abdi, “Devrimin kazanımlarını korumaya kararlıyız” dedi[5], ancak bu söz, daha çok bir temenniden ibaretti.

Suriye’de yaşananlar, sınır ötesinden Irak’ın kuzeyindeki Kürt özerk bölgesine doğru soğuk bir rüzgârın esmesine neden oldu. Irak lideri Mukteda Sadr, X’te yayınladığı mesajında, Suriye’de yaşananların “çocukça bir yaklaşımla karşılanmaması gerektiği” konusunda uyarıda bulundu. Sadr, mesajında, “Tehlike yakındır. Terörizmin arkasında küresel kibir vardır” diyordu.

PKK’deki strateji değişikliği ve Suriye Kürtlerinin yenilgisiyle birlikte, Erbil’deki (Irak’taki) Kürt özerk bölgesinin sonsuza dek süreceği inancı, artık bir şekilde ortadan kalkacaktır.

Sadr bu koşullarda, dışarıdan yapılacak saldırı karşısında birleşme çağrısı yapıyor. Bu, günümüzde reddedilmesi zor bir öneri.

Rojava’nın çöküşü, yalnızca yerel bir isyanın sürdürülememesinin bir sonucu değildi. Bu, siyaset alanında oynanan bir kumarın yenilgiyle sonuçlanmasıydı: merkeziyetçilikten uzaklaşma ve silahlı öz savunmanın ABD’nin desteğine dayanabileceği iddiası çöktü.

Demokrasi ve haysiyeti temel alan dil, nadiren de olsa bir ABD diplomatına cazip gelmiş olabilir, ancak bu dilin Washington’da hiçbir karşılığı yoktu. Anlaşmadan birkaç saat sonra Suriyeli bir Kürt yetkili bana, “zaten Rojava’yı bir bataklığın üzerine kurmuştuk” diyordu.

Vicay Praşad
20 Ocak 2026
Kaynak

Dipnotlar:
[1] “SDF: Dangerous escalation in Ain Issa, al-Shaddadi, Raqqa despite ceasefire”, 19 Ocak 2026, Hawar.

[2] 24 Ekim 2020, Tccb.

[3] “PKK’s statement on disbanding decision”, 12 Mayıs 2025, Bianet.

[4] “We have continuous communication with our American friends, says Mazloum Abdi”, 23 Aralık 2024, Kurdistan24.

[5] “SDF chief says determined to protect Kurdish gains in Syria”, 19 Ocak 2026, Rudaw.

0 Yorum: