06 Ocak 2026

Ölüm Makinesinin Yeni Mesihi Mamdani’ye Dair


Amerika, birkaç yılda bir hep birlikte hayal âlemine dalıyor. Bir sonraki politik mesihin kuralları yeniden tayin edeceği vehmine kapılıyor. Oysa Amerika denilen imparatorluk, insani bir müdahaleyle reforma tabi tutulabilecek bir makine değil.

Bu dile dolanan ezberi biz bir yerlerden tanıyoruz. Birkaç yılda bir bu türden vehimlerin ne denli güçlü olduğunu kanıtlarcasına, yeni bir sosyal demokrat çıkıyor sahneye. Kimse, yaşananlardan ders almıyor.

Obama’dan Sanders’a, Alexandria Ocasio-Cortez’den Zohran Mamdani’ye uzanan süreçte döngü bir biçimde yineleniyor. Bu figürler, kendiliğinden ortaya çıkmıyorlar. Amerikan İmparatorluğu tarafından öfkeyi emmek, direnişi etkisiz kılmak ve devrimci enerjiyi güvenli, sistem içi kanallara yönlendirmek gibi kimi işlevleri yerine getirsinler diye yetiştiriliyorlar. Kitleleri ideolojik olarak silahsızlandırdıkları için polis coplarından daha fazla işe yarıyorlar.

Bir de bu isimler ve onları öne çıkartanlar, “umut”tan dem vuruyorlar. Değişimin anahtarının onlarda olduğu söyleniyor. Hatta bazıları, bu isimlerde “sosyalizmin zaferi”ni görüyorlar. Oysa ölüm makinesinin sadık bir hizmetkârını isyancı kılığına sokmak, imparatorluğun en eski hilesidir.

Kısa süre önce New York Belediye Başkanı Mamdani, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Müdürlüğü’ne (ICE) bağlı ekipleri gördüklerinde tutuklanmaya direnmemeleri talimatı verdi. Bu talimat, devletin şiddet içeren mekanizmasıyla karşı karşıya kaldığında sosyal demokrat politikanın sınırlarını ortaya koyan, iliklere işlemiş siyasi ve ahlaki bir teslimiyet eylemidir. Bu tür talimatların ABD imparatorluğunun mekanizması içinde faaliyet gösteren birinden gelmesi, gayet doğal.

Bu talimatıyla belediye başkanı, ICE’nin yetkisinin meşru, yaptığı işlemlerin hukuki olduğuna dair önermeyi kabul ediyor. Başkan, ICE ekipleriyle yüzleşmek denilen meseleyi de varlığı ırkçı ve emperyalist mantığa dayanan paramiliter bir sınır dışı etme gücüyle yüzleşmenin hayatı tümüyle değiştirme potansiyelini de rutin bir idari prosedür olarak ele alıyor.

Mamdani gibi biri, direnmemek istiyor. Bu da sistemin insanları gözaltına alma, kafese kapatma ve sınır dışı etme hakkını örtük olarak onaylamak anlamına geliyor. O, aileleri parçalamak ve emperyalizmi uygulamak için tasarlanmış bir sisteme uyumu öğütlüyor. Bu talimatın bir sosyal demokrattan gelmesine niye şaşırıyoruz ki?

Amerikan “sosyal demokrasisinin” özü şundan ibarettir: O, bir kurtuluş projesi değildir, hiçbir zaman olmamıştır. Sosyal demokrasi, emperyalist yağma ile finanse edilen, içeriye dönük yeniden dağıtım projesidir. Tarihsel misyonu, küresel güney kan, kaynak hırsızlığı ve istikrarsızlıkla bedelini öderken, emperyalizm yoluyla elde edilmiş aşırı kârların büyük bir dilimini emperyalist merkezdeki “işçi aristokrasisi” için güvence altına almaktır.

ICE’ye dair açıklaması ve dış politika alanındaki ittifaklarından da anlaşıldığı üzere, Mamdani’nin siyaseti, devrimci olmaktan ziyade temelde yönetimseldir. Çeşitlilik ve temsiliyetin kabul görmüş liberal çerçevesi içerisinde hareket eder. Bu çerçevede zulüm, öncelikle önyargı ve temsiliyet eksikliği sorunu olarak anlaşılır. Zulüm meselesinin, mevcut devlet yapısı içerisinde daha fazla renkte insanın, Müslüman veya sosyalistin iktidar pozisyonlarında yer almasıyla çözüme kavuşturulabileceğine inanılır. Bu akıl, İslamofobiden bahseder, oysa o, ahlaki duruşunu ve gerçek kimliğini inşa etmek için kullandığı bir simgedir. Öte yandan, Mamdani’nin ICE ile işbirliği yapması, “İsrail var olma hakkına sahip” demesi, kuşatma altındaki uluslara saldırması türünden politik adımları ise İslamofobiyi imparatorluğun ideolojik bir aracı olarak üreten sistemsel mekanizmayı güçlendirir. İslamofobi, ABD imparatorluğu tarafından Afganistan, Irak, Suriye, Yemen’deki savaşlarını, İsrail’e desteğini, iç gözetim aygıtını ve askerileşmiş polis teşkilâtını haklı çıkarmak için üretilir ve kullanılır.

Mamdani, Müslümanlara yönelik zulme ihtiyaç duyan emperyalist sistemi asla eleştirmiyor. Bunun yerine, kendisini sembolik bir figür haline getiriyor. Muhalefetin kabul edilebilir yüzü oluyor. Ülkesinde karşılaştığı bağnazdan rahatsız oluyor ama bunun koşullarını yaratan ABD imparatorluğuna meydan okumuyor. Bu da onu İmparatorluk için kullanışlı kılıyor.

Müslüman ve solcu toplulukların meşru öfkesini, işleyişi için İslamofobiye ihtiyaç duyan imparatorluğa karşı bir hareket başlatmak yerine, (“Bakın, Müslüman bir sosyalist belediye başkanımız var!” denilmesini sağlayacak) güvenli temsiliyetçi politikalara yönlendiriyor.

Venezuela ve Küba hükümetlerinin ABD saldırganlığına karşı direnişine dair, tam da yaptırımlar ve sabotajlarla boğuldukları bir anda dile getirdiği görüşleri, onun siyasetinin imparatorluğa yönelik bir itirazı esas almadığını gösteriyor.

Yurt dışındaki ezilenleri, yurt içindeki kırıntılar için feda etme isteği, Batı sosyal demokrasisi için bir çelişki değildir. Bu, sosyal demokrasinin en saf ve en dürüst halidir. Sosyal demokratlar, Stalin’in sınıfsal yapılarına dair uyarılarının doğruluğunu tekrar tekrar teyit etmekten başka bir şey yapmıyorlar.

Mamdani, Trump gibi sağcı birinden daha sinsi. Trump ve açık faşistler “kötü polis” rolünü üstleniyorlar. Gaddarlıkları bariz, niyetleri son derece düşmanca, bu nedenle gayet netler, birleşik bir muhalefeti harekete geçiriyorlar. Düşmanı netleştiriyorlar.

Mamdani ve temsil ettiği sosyal demokrat sınıf ise “iyi polis” dediğimiz şeye denk düşüyor. Adalet, dayanışma, hatta sosyalizmden bahsediyor. Bu tür laflar, sol içerisinde temsiliyet ve somut kazanımlar konusunda sorun yaşayan kesimi Mamdani’nin kendilerinden olduğuna ikna ediyor. Bu da ölüme yazgılı felç halini koşulluyor.

Bağımsız, devrimci bir güç inşa etmeye yönlendirilmesi gereken enerji, bugünlerde emperyal devletin bir yöneticisi için kampanya yürütmeye, onu savunmaya ve onun için bahaneler üretmeye teksif ediliyor. Muhalefetin en muteber, en güvenilir simgesi haline gelmek suretiyle Mamdani, muhalefeti etkisiz kılıyor.

Sistem, Mamdani’den korkmuyor. Asıl korktuğu şey, her iki polisi de tümüyle redde tabi tutan soldur. Mamdani, solun birleşmesine mani olmak için var.

Mamdani ve Trump, Venezuela konusunda aynı konumda. Mamdani, Dışişleri Bakanlığı’nın söylemlerini tekrarlarken, Maduro’nun “otoriterliğini” eleştirirken, halkı boyun eğmeye zorlamak ve onu boğmak için tasarlanmış yasadışı yaptırımları görmezden gelirken, esasında “ince bir eleştiri” yapmış olmuyor. O, rejim değişikliği için yürütülen operasyona soldan destek sunuyor.

Filistin konusunda bile aynı şeyleri düşünüyor. “Filistin yanlılığı”nın bir anlama kavuşabilmesi için sömürge halkların kendilerini sömürgeleştirenlere karşı her türden araçla direnme hakkına destek olmak gerekiyor.

Mamdani ise direniş örgütlerini sürekli kınamakla meşgul. Bu hali onun mayasını ortaya koyuyor.

“İnsan hakları”ndan dem vururken direnişi mahkûm ediyor. Özünde liberal emperyalistlerin benimsedikleri tavrı sergiliyor: Filistinlilerin çektiği acılar karşısında yas tutarken, Filistinlilerin bu acıları sona erdirmek için sahip oldukları, kendilerini kudretli kılan her türden aracı sistematik bir biçimde geçersiz kılmak için uğraşıyor.

Batı sosyal demokrasisi, emperyalizmin ürettiği tarihsel bir üründür. Amerika içerisinde önerdiği program, yapısal açıdan çevre ülkelerin sömürülmesi üzerine kurulu sürecin sürmesine bağlıdır.

Sosyal demokrasi, New York şehrinde emperyalist pastanın daha “adil” bir biçimde dağıtılması için mücadele eder. Daha iyi konutlar, genişletilmiş sosyal hizmetler, marjinal reformlar üzerinde durur. Bu sayede yereldeki tabanını güçlendirir, “sosyalist” imajını aklamaya çalışır. Aynı zamanda, anti-emperyalist devletleri kınar. Filistin örneğinde, İsrail ve Amerika’yı tehdit eden direnişi yerden yere vurur. Bunu yaparak, Amerikan imparatorluğuna kendisine güvenmesini sağlayacak güvenceleri verir. İmparatorluğun belirlediği politik sınırlar dâhilinde meşruiyetini muhafaza eder.

“Amerikan solu” olarak adlandırılan hareket, ciddi anlamda tarihsel, maddi veya anti-emperyalist bir sol teşkil etmemektedir. Bu sol, kopuşu veya dönüşümü esas alan bir hareket değil, imparatorluğun özündeki ayrıcalıkların ürettiği, öncelikle onun içinde daha elverişli bir düzenleme yapılması için müzakere yürütmeyi amaç edinmiş bir siyasi oluşumdur.

Siyaseti, kapitalizm veya emperyalizme sistem olarak karşı çıkmaz. Bu sistemlerin içsel sonuçlarını yönetmeye çalışan bu sol siyaset, sadece ülke içerisindeki eşitsizlikleri azaltmaya gayret eder, bu reformları mümkün kılan küresel sömürü yapılarına ise hiç dokunmaz. Dolayısıyla, popüler bir “Amerikan solu”nun varolması mantıksal açıdan imkânsızdır. Popülerliği, temel ilkelerinden vazgeçmeye, soykırıma akan fonlarla barışmaya, “Amerika’ya has” çerçeveyi kabul etmeye bağlıdır.

Mamdani’nin popülaritesi bu gerçeğin kanıtıdır. Siyasi bir kimlik olarak “Amerikalılık”, yerleşimci sömürgecilikle ve küresel hegemonya projesiyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. “Amerikalı” olmak, yerlilere yönelik soykırım, kölelik ve emperyalist genişleme üzerine kurulu siyasi yapıyı miras almak, ondan faydalanmak veya ona ortak olmak demektir. Anti-emperyalizm ilkesini benimsemiş, toprakların iadesi fikrini savunan, tüm ulusların ABD zulmünden kurtulmasına, kendi kaderini tayin etme hakkına destek sunan bir siyaset, doğası gereği, Amerika karşıtıdır.

O halde, imparatorluğun daha iyi veya daha kötü yöneticileri değil, Amerikan İmparatorluğu’nun kendisini kabul edip tanımasını isteyen siyasetle bu imparatorluğun yıkımını hedefleyen siyaset arasında bir tercihte bulunulmalıdır. Hiçbir temsiliyet, mülksüzleştirme üzerine kurulu bir sistemi kurtaramaz. Hiçbir sembolik zafer, ICE’ye itaat talep eden, sömürgelerin direnişini kınayan ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın dilini papağan gibi tekrarlayan bir siyaseti maruz gösteremez. Bunlar düzeltilecek hatalar değildir.

Farklı cellâtlara sahip olmanın bir önemi var mı? Amerikan İmparatorluğu ıslah edilemez. Reforma tabi tutulamaz. Ona sadece karşı konulur, direnilir, en nihayetinde o yenilgiye uğratılır.

Revolutionary Girl
15 Aralık 2025
Kaynak

0 Yorum: