Amerika,
birkaç yılda bir hep birlikte hayal âlemine dalıyor. Bir sonraki politik mesihin
kuralları yeniden tayin edeceği vehmine kapılıyor. Oysa Amerika denilen
imparatorluk, insani bir müdahaleyle reforma tabi tutulabilecek bir makine
değil.
Bu
dile dolanan ezberi biz bir yerlerden tanıyoruz. Birkaç yılda bir bu türden vehimlerin
ne denli güçlü olduğunu kanıtlarcasına, yeni bir sosyal demokrat çıkıyor
sahneye. Kimse, yaşananlardan ders almıyor.
Obama’dan
Sanders’a, Alexandria Ocasio-Cortez’den Zohran Mamdani’ye uzanan süreçte döngü
bir biçimde yineleniyor. Bu figürler, kendiliğinden ortaya çıkmıyorlar.
Amerikan İmparatorluğu tarafından öfkeyi emmek, direnişi etkisiz kılmak ve
devrimci enerjiyi güvenli, sistem içi kanallara yönlendirmek gibi kimi
işlevleri yerine getirsinler diye yetiştiriliyorlar. Kitleleri ideolojik olarak
silahsızlandırdıkları için polis coplarından daha fazla işe yarıyorlar.
Bir
de bu isimler ve onları öne çıkartanlar, “umut”tan dem vuruyorlar. Değişimin
anahtarının onlarda olduğu söyleniyor. Hatta bazıları, bu isimlerde “sosyalizmin
zaferi”ni görüyorlar. Oysa ölüm makinesinin sadık bir hizmetkârını isyancı
kılığına sokmak, imparatorluğun en eski hilesidir.
Kısa
süre önce New York Belediye Başkanı Mamdani, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Müdürlüğü’ne
(ICE) bağlı ekipleri gördüklerinde tutuklanmaya direnmemeleri talimatı verdi. Bu
talimat, devletin şiddet içeren mekanizmasıyla karşı karşıya kaldığında sosyal
demokrat politikanın sınırlarını ortaya koyan, iliklere işlemiş siyasi ve
ahlaki bir teslimiyet eylemidir. Bu tür talimatların ABD imparatorluğunun
mekanizması içinde faaliyet gösteren birinden gelmesi, gayet doğal.
Bu
talimatıyla belediye başkanı, ICE’nin yetkisinin meşru, yaptığı işlemlerin hukuki
olduğuna dair önermeyi kabul ediyor. Başkan, ICE ekipleriyle yüzleşmek denilen
meseleyi de varlığı ırkçı ve emperyalist mantığa dayanan paramiliter bir sınır
dışı etme gücüyle yüzleşmenin hayatı tümüyle değiştirme potansiyelini de rutin
bir idari prosedür olarak ele alıyor.
Mamdani
gibi biri, direnmemek istiyor. Bu da sistemin insanları gözaltına alma, kafese
kapatma ve sınır dışı etme hakkını örtük olarak onaylamak anlamına geliyor. O,
aileleri parçalamak ve emperyalizmi uygulamak için tasarlanmış bir sisteme
uyumu öğütlüyor. Bu talimatın bir sosyal demokrattan gelmesine niye şaşırıyoruz
ki?
Amerikan
“sosyal demokrasisinin” özü şundan ibarettir: O, bir kurtuluş projesi değildir,
hiçbir zaman olmamıştır. Sosyal demokrasi, emperyalist yağma ile finanse edilen,
içeriye dönük yeniden dağıtım projesidir. Tarihsel misyonu, küresel güney kan,
kaynak hırsızlığı ve istikrarsızlıkla bedelini öderken, emperyalizm yoluyla elde
edilmiş aşırı kârların büyük bir dilimini emperyalist merkezdeki “işçi
aristokrasisi” için güvence altına almaktır.
ICE’ye
dair açıklaması ve dış politika alanındaki ittifaklarından da anlaşıldığı
üzere, Mamdani’nin siyaseti, devrimci olmaktan ziyade temelde yönetimseldir. Çeşitlilik
ve temsiliyetin kabul görmüş liberal çerçevesi içerisinde hareket eder. Bu
çerçevede zulüm, öncelikle önyargı ve temsiliyet eksikliği sorunu olarak
anlaşılır. Zulüm meselesinin, mevcut devlet yapısı içerisinde daha fazla renkte
insanın, Müslüman veya sosyalistin iktidar pozisyonlarında yer almasıyla çözüme
kavuşturulabileceğine inanılır. Bu akıl, İslamofobiden bahseder, oysa o, ahlaki
duruşunu ve gerçek kimliğini inşa etmek için kullandığı bir simgedir. Öte yandan,
Mamdani’nin ICE ile işbirliği yapması, “İsrail var olma hakkına sahip” demesi,
kuşatma altındaki uluslara saldırması türünden politik adımları ise
İslamofobiyi imparatorluğun ideolojik bir aracı olarak üreten sistemsel mekanizmayı
güçlendirir. İslamofobi, ABD imparatorluğu tarafından Afganistan, Irak, Suriye,
Yemen’deki savaşlarını, İsrail’e desteğini, iç gözetim aygıtını ve askerileşmiş
polis teşkilâtını haklı çıkarmak için üretilir ve kullanılır.
Mamdani,
Müslümanlara yönelik zulme ihtiyaç duyan emperyalist sistemi asla eleştirmiyor.
Bunun yerine, kendisini sembolik bir figür haline getiriyor. Muhalefetin kabul
edilebilir yüzü oluyor. Ülkesinde karşılaştığı bağnazdan rahatsız oluyor ama
bunun koşullarını yaratan ABD imparatorluğuna meydan okumuyor. Bu da onu
İmparatorluk için kullanışlı kılıyor.
Müslüman
ve solcu toplulukların meşru öfkesini, işleyişi için İslamofobiye ihtiyaç duyan
imparatorluğa karşı bir hareket başlatmak yerine, (“Bakın, Müslüman bir
sosyalist belediye başkanımız var!” denilmesini sağlayacak) güvenli temsiliyetçi
politikalara yönlendiriyor.
Venezuela
ve Küba hükümetlerinin ABD saldırganlığına karşı direnişine dair, tam da
yaptırımlar ve sabotajlarla boğuldukları bir anda dile getirdiği görüşleri,
onun siyasetinin imparatorluğa yönelik bir itirazı esas almadığını gösteriyor.
Yurt
dışındaki ezilenleri, yurt içindeki kırıntılar için feda etme isteği, Batı
sosyal demokrasisi için bir çelişki değildir. Bu, sosyal demokrasinin en saf ve
en dürüst halidir. Sosyal demokratlar, Stalin’in sınıfsal yapılarına dair
uyarılarının doğruluğunu tekrar tekrar teyit etmekten başka bir şey
yapmıyorlar.
Mamdani,
Trump gibi sağcı birinden daha sinsi. Trump ve açık faşistler “kötü polis”
rolünü üstleniyorlar. Gaddarlıkları bariz, niyetleri son derece düşmanca, bu
nedenle gayet netler, birleşik bir muhalefeti harekete geçiriyorlar. Düşmanı
netleştiriyorlar.
Mamdani
ve temsil ettiği sosyal demokrat sınıf ise “iyi polis” dediğimiz şeye denk
düşüyor. Adalet, dayanışma, hatta sosyalizmden bahsediyor. Bu tür laflar, sol
içerisinde temsiliyet ve somut kazanımlar konusunda sorun yaşayan kesimi
Mamdani’nin kendilerinden olduğuna ikna ediyor. Bu da ölüme yazgılı felç halini
koşulluyor.
Bağımsız,
devrimci bir güç inşa etmeye yönlendirilmesi gereken enerji, bugünlerde
emperyal devletin bir yöneticisi için kampanya yürütmeye, onu savunmaya ve onun
için bahaneler üretmeye teksif ediliyor. Muhalefetin en muteber, en güvenilir simgesi
haline gelmek suretiyle Mamdani, muhalefeti etkisiz kılıyor.
Sistem,
Mamdani’den korkmuyor. Asıl korktuğu şey, her iki polisi de tümüyle redde tabi
tutan soldur. Mamdani, solun birleşmesine mani olmak için var.
Mamdani
ve Trump, Venezuela konusunda aynı konumda. Mamdani, Dışişleri Bakanlığı’nın
söylemlerini tekrarlarken, Maduro’nun “otoriterliğini” eleştirirken, halkı
boyun eğmeye zorlamak ve onu boğmak için tasarlanmış yasadışı yaptırımları
görmezden gelirken, esasında “ince bir eleştiri” yapmış olmuyor. O, rejim
değişikliği için yürütülen operasyona soldan destek sunuyor.
Filistin
konusunda bile aynı şeyleri düşünüyor. “Filistin yanlılığı”nın bir anlama
kavuşabilmesi için sömürge halkların kendilerini sömürgeleştirenlere karşı her
türden araçla direnme hakkına destek olmak gerekiyor.
Mamdani
ise direniş örgütlerini sürekli kınamakla meşgul. Bu hali onun mayasını ortaya
koyuyor.
“İnsan
hakları”ndan dem vururken direnişi mahkûm ediyor. Özünde liberal
emperyalistlerin benimsedikleri tavrı sergiliyor: Filistinlilerin çektiği
acılar karşısında yas tutarken, Filistinlilerin bu acıları sona erdirmek için
sahip oldukları, kendilerini kudretli kılan her türden aracı sistematik bir
biçimde geçersiz kılmak için uğraşıyor.
Batı
sosyal demokrasisi, emperyalizmin ürettiği tarihsel bir üründür. Amerika içerisinde
önerdiği program, yapısal açıdan çevre ülkelerin sömürülmesi üzerine kurulu
sürecin sürmesine bağlıdır.
Sosyal
demokrasi, New York şehrinde emperyalist pastanın daha “adil” bir biçimde
dağıtılması için mücadele eder. Daha iyi konutlar, genişletilmiş sosyal
hizmetler, marjinal reformlar üzerinde durur. Bu sayede yereldeki tabanını güçlendirir,
“sosyalist” imajını aklamaya çalışır. Aynı zamanda, anti-emperyalist devletleri
kınar. Filistin örneğinde, İsrail ve Amerika’yı tehdit eden direnişi yerden
yere vurur. Bunu yaparak, Amerikan imparatorluğuna kendisine güvenmesini
sağlayacak güvenceleri verir. İmparatorluğun belirlediği politik sınırlar
dâhilinde meşruiyetini muhafaza eder.
“Amerikan
solu” olarak adlandırılan hareket, ciddi anlamda tarihsel, maddi veya
anti-emperyalist bir sol teşkil etmemektedir. Bu sol, kopuşu veya dönüşümü esas
alan bir hareket değil, imparatorluğun özündeki ayrıcalıkların ürettiği,
öncelikle onun içinde daha elverişli bir düzenleme yapılması için müzakere
yürütmeyi amaç edinmiş bir siyasi oluşumdur.
Siyaseti,
kapitalizm veya emperyalizme sistem olarak karşı çıkmaz. Bu sistemlerin içsel
sonuçlarını yönetmeye çalışan bu sol siyaset, sadece ülke içerisindeki
eşitsizlikleri azaltmaya gayret eder, bu reformları mümkün kılan küresel sömürü
yapılarına ise hiç dokunmaz. Dolayısıyla, popüler bir “Amerikan solu”nun
varolması mantıksal açıdan imkânsızdır. Popülerliği, temel ilkelerinden
vazgeçmeye, soykırıma akan fonlarla barışmaya, “Amerika’ya has” çerçeveyi kabul
etmeye bağlıdır.
Mamdani’nin
popülaritesi bu gerçeğin kanıtıdır. Siyasi bir kimlik olarak “Amerikalılık”, yerleşimci
sömürgecilikle ve küresel hegemonya projesiyle ayrılmaz bir şekilde
bağlantılıdır. “Amerikalı” olmak, yerlilere yönelik soykırım, kölelik ve
emperyalist genişleme üzerine kurulu siyasi yapıyı miras almak, ondan
faydalanmak veya ona ortak olmak demektir. Anti-emperyalizm ilkesini
benimsemiş, toprakların iadesi fikrini savunan, tüm ulusların ABD zulmünden
kurtulmasına, kendi kaderini tayin etme hakkına destek sunan bir siyaset, doğası
gereği, Amerika karşıtıdır.
O
halde, imparatorluğun daha iyi veya daha kötü yöneticileri değil, Amerikan
İmparatorluğu’nun kendisini kabul edip tanımasını isteyen siyasetle bu
imparatorluğun yıkımını hedefleyen siyaset arasında bir tercihte
bulunulmalıdır. Hiçbir temsiliyet, mülksüzleştirme üzerine kurulu bir sistemi
kurtaramaz. Hiçbir sembolik zafer, ICE’ye itaat talep eden, sömürgelerin direnişini
kınayan ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın dilini papağan gibi tekrarlayan bir
siyaseti maruz gösteremez. Bunlar düzeltilecek hatalar değildir.
Farklı
cellâtlara sahip olmanın bir önemi var mı? Amerikan İmparatorluğu ıslah
edilemez. Reforma tabi tutulamaz. Ona sadece karşı konulur, direnilir, en
nihayetinde o yenilgiye uğratılır.
Revolutionary Girl
15 Aralık 2025
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder