İran’daki
protesto eylemleri üçüncü haftasına girerken, Batı medyasında ve siyaset
çevrelerinde tanıdık bir isim, yeniden gündeme geldi: İran’ın son şahının oğlu
Rıza Pehlevi. Bugün bu adam, İran’ın yarınına hizmet edecek “seçenek” ve “birleştirici
figür” olarak takdim ediliyor.
Pehlevi’nin
politik kimliği, nepotizmden, kayırmacılıktan ayrı düşünülemez. O, bir
hareketin, bir seçimin veya İran içinde bugüne dek taşınmış politik bir
bağlılığın ürünü değil. Pehlevi’nin bugünde belirli bir geçerliliğe sahip
olduğu iddiası, tümüyle babasından tevarüs eden mirası temel alıyor: İran’ın
son şahı, 1979’daki İslam Devrimi ile iktidarı sona ermiş olan Muhammed Rıza Pehlevi’nin
oğlu. Buna karşın, inşa veya temsil ettiği bir şeyden ötürü değil, babasının
sahip olduğu kimlik üzerinden bugün bir çözümmüş gibi takdim ediliyor.
Rıza
Pehlevi, 1978’den beri İran’a ayak basmadı. ABD’de yaşıyor, ABD pasaportuna
sahip. ABD vatandaşlığıyla sık sık gururlandığını dile getiriyor. Çocukları da
ABD vatandaşı. Yakın zamana kadar röportajlarında İran’a dönmeyi düşünmediğini söylüyordu.
Ancak karışıklıkların ardından, birdenbire ulusal lider adayı olarak ambalajlandı.
Bugün
Rıza Pehlevi, İran’ın kurtarıcısı olarak tasvir ediliyor. Oysa bu şahıs, İran’ın
savaşlarla, yaptırımlarla ve toplumsal dönüşümlerle tanımlı son kırk yılının tek
bir anına bile tanıklık etmedi.
Politik
açıdan bakıldığında, Pehlevi’nin sicili oldukça zayıf. Tek bir kamu görevinde
bile bulunmadı, İran içinde örgütlü bir siyasi partiye liderlik etmedi, sahada kitleleri
mobilize etme becerisinden yoksun. Kamuoyuna yönelik müdahaleleri, medya
açıklamaları, yurtdışından yapılan bildirimler ve Batılı düşünce kuruluşlarının
düzenlediği konferanslara katılımıyla sınırlı. Toplumsal uzlaşma veya yönetişim
meseleleri konusunda bir yol haritası sunmadan yaptığı “seküler demokrasi” ve “ulusal
birlik” türünden çağrıları, son derece karmaşık bir yapıya sahip olan İran
toplumu karşısında fazla genel ve soyut kalıyor.
İran
tarihi içerisinde epey tartışmalı bir bölümü ifade eden Şah dönemini birçok
kişi, otoriter yönetimi ve siyasi baskılarıyla hatırlıyor. Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin
kadınlarla ve toplumla alakalı açıklamaları, ayrıca, şahlık rejiminin siyasi
muhaliflere ve azınlıklara yönelik muamelesi, Pehlevi mirasına dair algıları
halen daha belirliyor.
İran’daki
birçok etnik ve dini azınlık için şahlık rejimi, istikrarın değil, dışlanmanın
sembolüdür. Bu topluluklar, Rıza Pehlevi’nin liderlik iddialarına karşı
defalarca şüpheyle, hatta açıktan muhalefetle karşılık vermişlerdir.
Pehlevi’nin
insanları sokaklara çıkıp İran hükümetine karşı protesto etmeye çağırmasının
ardından, bir muhabir, kendisine, “vatandaşları ölüme göndermenin” sorumlu bir
davranış olup olmadığını sordu. Bunun üzerine son şahın oğlu, yaşananları “savaş”
olarak nitelendirdi. Sanki eylem çağrısında İranlıların hayatlarının
kaybedilmesi kaçınılmazmış gibi, “Savaşta kayıplar olur” dedi.
Buna
rağmen, özellikle Washington’da olmak üzere, yurtdışında güçlü bir görünürlüğe
sahip. Pehlevi, uzun zamandır İran’da rejim değişikliğini savunan ABD’li siyasi
figürler ve kurumlarla yakın ilişki içerisinde. Ayrıca, Batılı ve Siyonist
liderler arasında yaygın bir ritüel olan Ağlama Duvarı’na yaptığı kamuoyuna
açık ziyaretler de dâhil olmak üzere, İsrail ile açıktan bağlar kurdu. Çatışma
ve işgal ile tanımlanan bir bölgede, bu tür jestler, kesinlikle tarafsız değil.
İran
içinde böylesi davranışlar, ülkenin egemenliğine açıkça düşman güçlerle aynı
safta yer almak olarak görülüyor. Dahası, yalnızca ABD ve İsrail’e hizmet
etmeye istekli olup olmadığından emin olmak için, İsrail medyası, yakın zamanda
Pehlevi’nin iktidara gelmesi halinde Tel Aviv ile ilişkileri normalleştirmeyi
ve İran nükleer programını durdurmayı planladığı haberini geçti.
Peki
Pehlevi, İranlılara ne vaat ediyor? Detaylı bir ekonomi programı sunmuyor,
yaptırımlara ilişkin belirsiz bir muhalefetin ötesinde net bir duruş
sergilemiyor, İran'ın çeşitli siyasi, etnik ve dini yapısıyla başa çıkmak için
somut bir plan ortaya koymuyor.
İşte
birden lider konumuna terfi ettirilmesi, tam da bu noktada anlam kazanıyor. ABD
tarihinde, yeniden şekillendirmeyi hedeflediği ülkeler için alternatif lider
kadroları hazırlama konusunda ortaya konulmuş çok sayıda çaba kayıtlı. Bu çabalarda
bazen sürgün hükümetlerinden bazen de itinayla seçilmiş muhalif figürlerden
istifade ediliyor. Rıza Pehlevi’nin yeniden göreve getirilmesi de tam olarak bu
modele uyuyor.
Rıza
Pehlevi, İran’ın Batı’nın stratejik çıkarlarıyla uyuştuğu, İsrail ile
normalleşmeye açık olduğu 1979 öncesi düzene sembolik bir geri dönüşü temsil
ediyor. Bu vizyonda, İslam Cumhuriyeti’nin yerini başka bir şey alıyor ve tarih
çarkları, birilerinin çıkarları uyarınca terse çevriliyor.
İsra Akil
15
Ocak 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder