17 Ocak 2026

,

Yeniden Isıtılan Bayat Pilav: Şah



İran’daki protesto eylemleri üçüncü haftasına girerken, Batı medyasında ve siyaset çevrelerinde tanıdık bir isim, yeniden gündeme geldi: İran’ın son şahının oğlu Rıza Pehlevi. Bugün bu adam, İran’ın yarınına hizmet edecek “seçenek” ve “birleştirici figür” olarak takdim ediliyor.

Pehlevi’nin politik kimliği, nepotizmden, kayırmacılıktan ayrı düşünülemez. O, bir hareketin, bir seçimin veya İran içinde bugüne dek taşınmış politik bir bağlılığın ürünü değil. Pehlevi’nin bugünde belirli bir geçerliliğe sahip olduğu iddiası, tümüyle babasından tevarüs eden mirası temel alıyor: İran’ın son şahı, 1979’daki İslam Devrimi ile iktidarı sona ermiş olan Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu. Buna karşın, inşa veya temsil ettiği bir şeyden ötürü değil, babasının sahip olduğu kimlik üzerinden bugün bir çözümmüş gibi takdim ediliyor.

Rıza Pehlevi, 1978’den beri İran’a ayak basmadı. ABD’de yaşıyor, ABD pasaportuna sahip. ABD vatandaşlığıyla sık sık gururlandığını dile getiriyor. Çocukları da ABD vatandaşı. Yakın zamana kadar röportajlarında İran’a dönmeyi düşünmediğini söylüyordu. Ancak karışıklıkların ardından, birdenbire ulusal lider adayı olarak ambalajlandı.

Bugün Rıza Pehlevi, İran’ın kurtarıcısı olarak tasvir ediliyor. Oysa bu şahıs, İran’ın savaşlarla, yaptırımlarla ve toplumsal dönüşümlerle tanımlı son kırk yılının tek bir anına bile tanıklık etmedi.

Politik açıdan bakıldığında, Pehlevi’nin sicili oldukça zayıf. Tek bir kamu görevinde bile bulunmadı, İran içinde örgütlü bir siyasi partiye liderlik etmedi, sahada kitleleri mobilize etme becerisinden yoksun. Kamuoyuna yönelik müdahaleleri, medya açıklamaları, yurtdışından yapılan bildirimler ve Batılı düşünce kuruluşlarının düzenlediği konferanslara katılımıyla sınırlı. Toplumsal uzlaşma veya yönetişim meseleleri konusunda bir yol haritası sunmadan yaptığı “seküler demokrasi” ve “ulusal birlik” türünden çağrıları, son derece karmaşık bir yapıya sahip olan İran toplumu karşısında fazla genel ve soyut kalıyor.

İran tarihi içerisinde epey tartışmalı bir bölümü ifade eden Şah dönemini birçok kişi, otoriter yönetimi ve siyasi baskılarıyla hatırlıyor. Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin kadınlarla ve toplumla alakalı açıklamaları, ayrıca, şahlık rejiminin siyasi muhaliflere ve azınlıklara yönelik muamelesi, Pehlevi mirasına dair algıları halen daha belirliyor.

İran’daki birçok etnik ve dini azınlık için şahlık rejimi, istikrarın değil, dışlanmanın sembolüdür. Bu topluluklar, Rıza Pehlevi’nin liderlik iddialarına karşı defalarca şüpheyle, hatta açıktan muhalefetle karşılık vermişlerdir.

Pehlevi’nin insanları sokaklara çıkıp İran hükümetine karşı protesto etmeye çağırmasının ardından, bir muhabir, kendisine, “vatandaşları ölüme göndermenin” sorumlu bir davranış olup olmadığını sordu. Bunun üzerine son şahın oğlu, yaşananları “savaş” olarak nitelendirdi. Sanki eylem çağrısında İranlıların hayatlarının kaybedilmesi kaçınılmazmış gibi, “Savaşta kayıplar olur” dedi.

Buna rağmen, özellikle Washington’da olmak üzere, yurtdışında güçlü bir görünürlüğe sahip. Pehlevi, uzun zamandır İran’da rejim değişikliğini savunan ABD’li siyasi figürler ve kurumlarla yakın ilişki içerisinde. Ayrıca, Batılı ve Siyonist liderler arasında yaygın bir ritüel olan Ağlama Duvarı’na yaptığı kamuoyuna açık ziyaretler de dâhil olmak üzere, İsrail ile açıktan bağlar kurdu. Çatışma ve işgal ile tanımlanan bir bölgede, bu tür jestler, kesinlikle tarafsız değil.

İran içinde böylesi davranışlar, ülkenin egemenliğine açıkça düşman güçlerle aynı safta yer almak olarak görülüyor. Dahası, yalnızca ABD ve İsrail’e hizmet etmeye istekli olup olmadığından emin olmak için, İsrail medyası, yakın zamanda Pehlevi’nin iktidara gelmesi halinde Tel Aviv ile ilişkileri normalleştirmeyi ve İran nükleer programını durdurmayı planladığı haberini geçti.

Peki Pehlevi, İranlılara ne vaat ediyor? Detaylı bir ekonomi programı sunmuyor, yaptırımlara ilişkin belirsiz bir muhalefetin ötesinde net bir duruş sergilemiyor, İran'ın çeşitli siyasi, etnik ve dini yapısıyla başa çıkmak için somut bir plan ortaya koymuyor.

İşte birden lider konumuna terfi ettirilmesi, tam da bu noktada anlam kazanıyor. ABD tarihinde, yeniden şekillendirmeyi hedeflediği ülkeler için alternatif lider kadroları hazırlama konusunda ortaya konulmuş çok sayıda çaba kayıtlı. Bu çabalarda bazen sürgün hükümetlerinden bazen de itinayla seçilmiş muhalif figürlerden istifade ediliyor. Rıza Pehlevi’nin yeniden göreve getirilmesi de tam olarak bu modele uyuyor.

Rıza Pehlevi, İran’ın Batı’nın stratejik çıkarlarıyla uyuştuğu, İsrail ile normalleşmeye açık olduğu 1979 öncesi düzene sembolik bir geri dönüşü temsil ediyor. Bu vizyonda, İslam Cumhuriyeti’nin yerini başka bir şey alıyor ve tarih çarkları, birilerinin çıkarları uyarınca terse çevriliyor.

İsra Akil
15 Ocak 2026
Kaynak

0 Yorum: