20 Ocak 2026

, ,

Marksizmin Ozanı


“Şu gerçeği asla unutmayın: halk, fikirler değil, herkesin zaten kafasının içinde olan şeyler için dövüşür. Halk, maddi fayda sağlamak, iyi ve huzurlu bir hayat sürmek, hayatlarının ilerlediğini görmek ve çocuklarının geleceğini garanti altına almak için mücadele eder.” [Amílcar Cabral]

Kurtuluş Stratejisti

Amílcar Cabral, sömürgecilikle mücadelenin sembolü değil, onun mühendisiydi. Emperyalizmin devrimi ham duygulara veya kör isyana indirgemeye çalıştığı bir dünyada, Cabral, mücadeleye bilimsel hassasiyet, amaçta netlik ve sarsılmaz bir devrimci ahlak kattı. Sadece Portekizlilere karşı yürütülmüş olan bir savaşa önderlik etmedi, Afrika’da sosyalist bir gelecek için gerekli politik ve ideolojik altyapıyı bizzat kurdu.

Batı medyası ve liberal tarihçiler, Cabral’ı karizmatik bir lider, hatta belki de bir şair olarak hatırlamanızı istiyorlar. Gelgelelim, Marksist stratejist, disiplinli parti kurucusu, sınıf intiharının teorisyeni ve halk savaşının mimarı olan yanlarını görmenizi istemiyorlar. O sadece sömürgeciliğe değil, aynı zamanda kapitalizme, emperyalizme ve her türlü küçük burjuva oportünizmine karşıydı.

Cabral, modern tarihin en başarılı kurtuluş hareketlerinden biri olan PAIGC’ye (Gine ve Yeşil Burun Adaları’nın Bağımsızlığı İçin Afrika Partisi) öncülük eden sürece ve partinin örgütlenme faaliyetlerine katkıda bulundu. Silahlı mücadelenin siyasi eğitim olmadan intihar olacağını, örgütlenme olmadan ideolojinin hiçbir anlamının olmayacağını, sosyalizm olmadan özgürlüğün, başka bir isim altında yeniden sömürgeleştirilmekten başka bir şeyi ifade etmeyeceğini anlamıştı.

Batı’nın karşısına geçip ona “beni tanı” diye yalvarmadı. Moskova’dan izin istemedi. Devrimi köylülerden, işçilerden ve sömürülenlerden başlayarak, sıfırdan inşa etti. Bunu yaparken, Portekiz sömürgeciliğinin önemsiz hale geldiği, halkın kendi kendini yönetmeye başladığı, ikili iktidar yapıları olarak iş gören kurtarılmış bölgeler yarattı.

Bu makale, Cabral’ı romantize etmek niyetinde değil. Onun kurtuluş davasının devrimci bilim insanı olarak sahip olduğu imajı yeniden gündeme getirmek. Cabral, kimsenin piyonu değildi. İmparatorluğun belini kıran sessiz fırtınaydı.

Birinci Bölüm: “İmparatorlukta Doğdum, Onu Yok Etmek İçin Eğitildim”

Amílcar Cabral, 1924 yılında Portekiz işgali altındaki Gine-Bissau’da doğdu. Bu sömürgede nüfusun büyük bir kısmı, yabancı sermaye için yarı-feodal koşullar altında çalışıyordu. Ancak, sömürge sistemi tarafından yönetimsel roller için yetiştirilen çağdaşı birçok Afrikalı liderin aksine, Cabral, onu dışarıdan yıkabilmek için sistemi içeriden inceledi.

Burs kazandıktan sonra, tarım bilimi okumak için Lizbon’a gitti. Ancak sömürge ekonomisinde toprak, sadece toprak değildi, sermaye, sınıfsal yapı ve siyasi güçtü. Cabral, yalnızca ürün yetiştirmeyi öğrenmedi, toprağın kime ait olduğunu, kimin işlediğini ve kimin kâr elde ettiğini de inceledi. Aldığı eğitimi kullanarak, Gine-Bissau’daki köylülere ve arazilere ilişkin verileri topladı, böylece tarlaları ve plantasyonları tanımakla kalmadı, ayrıca sömürgeci hâkimiyetinin sınıfsal yapısının haritasını da çıkarttı.

Cabral, Portekiz’de bulunduğu sırada, Angola, Mozambik ve Yeşil Burun Adaları’ndan gelen sömürgecilik karşıtı aydınlarla temas kurdu. Daha sonra Portekizce konuşulan Afrika ülkelerindeki kurtuluş hareketlerinin çekirdeğini oluşturacak gizli anti-emperyalist çalışma grupları kurdu.

Cabral; Marx, Engels, Lenin ve Fanon’u okudu, ancak asıl dahiliği, gerçekleştirdiği sentezdeydi. Teoriyi halkının somut ihtiyaçlarına uyarladı. İdeolojinin tek başına kurtuluşu sağlayamayacağını, ancak ideoloji olmadan da mücadelenin amaçsız hale geleceğini, kolayca ele geçirileceğini veya daha da kötüsü, etnik veya kabile dünyasının kana belenmesine neden olacağını anladı.

Gine-Bissau’ya döndüğünde artık sadece bir ziraat mühendisi veya aydın değil, devrimci bir stratejistti. Bir planı vardı: halkı örgütlemek, disiplinli bir parti kurmak, kırsal kesimi siyasallaştırmak ve silahlı mücadeleye hazırlanmak. Ne yapılması gerektiğini biliyordu. Bu süreci yönetmeye hazırdı.

İkinci Bölüm: Partinin Kuruluşu, Halkın Örgütlenmesi

Amílcar Cabral, kurtuluşun konuşmalarla veya sembolik protestolarla gerçekleşmeyeceğini biliyordu. Onun inşa edilmesi gerekiyordu. Santim santim. Köy köy. Sınıf sınıf. Bu yüzden, 1956 yılında kardeşi Luís ve disiplinli bir grup kadroyla birlikte, Gine ve Yeşil Burun Adaları’nın Bağımsızlığı İçin Afrika Partisi’ni (PAIGC) kurdu. Ancak bu, sadece bir siyasi parti değil, halkı yönlendirmek, eğitmek ve kendi kendilerini yönetmeye hazırlamak için tasarlanmış, ikili iktidar tesis etmeyi amaçlayan, devrimci bir araçtı.

Parti, köylülüğe dayanıyordu. Cabral, kentli küçük burjuvazinin devrime önderlik edemeyeceğini biliyordu. Onda çok fazla uzlaşma, sömürge yönetiminin lütfuna çok fazla bağımlılık söz konusuydu. Köylülük, yoksul ve eğitimsiz olmasına rağmen, daha değerli bir şeye sahipti: savaşma, öğrenme ve dönüşme iradesi.

PAIGC, yola önce halka kulak vererek başladı. Kadrolarını köylülerle birlikte yaşamaya, dillerini öğrenmeye, geleneklerini incelemeye gönderdi. Tarım kooperatiflerinin örgütlenmesine yardımcı olan kadrolar, halka okuma-yazma öğrettiler. Gerillalar, daha da önemlisi, siyasi eğitimciler yetiştirdiler. Cabral için devrim, sadece silahlı mücadeleden ibaret bir şey değildi, o, kitlelerin politik gelişim yoluydu. Portekizlilerden kurtarılan her bölge, ikili iktidar bölgesi haline gelmeliydi: okullar, sağlık ocakları, kolektif çiftlikler ve halk meclisleri.

Disiplin, mutlak idi. PAIGC gerillalarının sivillere kötü muamelede bulunmasına, köylülerden bir şeyler çalmasına veya siyasi yönlendirme olmadan hareket etmesine izin verilmiyordu. Cabral, yoldaşlarına sürekli olarak, halkın, içinde “devrimci balıkların yüzmesi gereken su” olduğunu hatırlatıyordu. Onlara sürekli, “Halkı kaybederseniz, savaşı kaybedersiniz” diyordu.

Aynı zamanda örgütsel çürümeye karşı da uyarılarda bulundu: oportünizm, kabilecilik, kariyercilik gibi marazlara vurgu yapıyordu. Her kadrodan ideolojik netlik ve sınıfsal bağlılık talep ediyordu. Kendi dediklerini birebir uyguladı: sade bir yaşam sürdü, titizlikle yazdı, hayatını halkın üzerinde iktidar tesis etmeye değil, halk için güç inşa etmeye adadı.

Altmışların ortalarına gelindiğinde, PAIGC, Gine-Bissau’da geniş bir bölgeyi kontrol altına alan bir güce dönüştü. Bu kurtarılmış bölgelerde parti, yönetimi ele geçirdi. Sömürge devletini önemsizleştirdi. Bu, Cabral’ın stratejisinin özüydü: bağımsızlık kazanılmadan önce sömürgecilik, halkın iktidarıyla ikame edilecekti. Yeni toplum, eskinin kabuğu içinde kurulacaktı. Halk, kendi kendisini yönetebilsin diye eğitilecekti. Onlara savaşmayı öğretmek, ama aynı zamanda çiftçilik yapmayı, şifa dağıtmayı, liderlik etmeyi de öğretmek gerekiyordu.

Bu, sadece bir yerlere bayrak asmak için yürütülen bir savaş değildi. Savaş, yeni bir tür özgürlük için veriliyordu.

Üçüncü Bölüm: Devrimci Pedagoji Olarak Gerilla Savaşı

Amílcar Cabral için silahlı mücadele, sadece iktidarı ele geçirmenin bir aracı değildi, o, aynı zamanda insanları dönüştürecek süreçti. Buna “devrimci pedagoji” adını veren Cabral, mücadeleyi insanların kendilerinin tarihin öznesi haline geldiği bir okul olarak görüyordu. Gerilla savaşı, sadece taktiksel bir zorunluluk değil, aynı zamanda siyasi eğitim, ideolojik gelişim ve kolektif dönüşüm için bir araçtı.

Cabral, düşmanın sadece Portekiz değil, sömürgeci bilincin kendisi olduğunu biliyordu. Yüzyıllarca süren sömürgeci hâkimiyet, kaderciliği, kabileciliği ve korkuyu bünyelere zerk etmişti. Devrim, silahlardan daha fazlasına ihtiyaç duyuyordu. Ezilenlerin yeniden eğitilmeleri şarttı. Bu yüzden, her PAIGC savaşçısı, aynı zamanda bir öğretmendi. Özgürleştirilen her köy, bir sınıf haline geldi. Kitlelerle her karşılaşma, öğrenme ve öğretme fırsatı olarak görüldü.

Kırsal kesimde devrimciler, Marksizm, tarım, tıp ve tarih üzerine dersler aldılar. Siyasi komiserler, sınıf mücadelesi, partinin rolü ve kurtuluşun anlamı üzerine tartışmalar yürüttüler. Bu, soyut bir teori değildi. Teorik faaliyet, günlük hayatı, toprak, emek, kadınların katılımı ve kolektif yönetim gibi somut konuları temel alıyordu. Cabral için ideoloji, bir dogma değildi. Mücadeleyle bilenmiş bir silahtı.

Bu pedagojinin merkezinde kültürel direniş duruyordu. Cabral, sömürgeciliği sadece bir sömürü sistemi değil, aynı zamanda dilin, geleneklerin, hafızanın ve kimliğin silinmesi sistemi olarak görüyordu. Kültürü geri kazanmak, insanlığı geri kazanmak demekti. Geleneksel müzik, atasözleri, sözlü tarih ve yerel diller, romantik kalıntılar değil, devrimci araçlardı. Gine-Bissau ve Yeşil Burun Adaları’nı özgürleştirme mücadelesi, aynı zamanda Afrika’nın onurunu geri kazanma mücadelesiydi.

Cabral, yabancı modelleri kopyalamaya karşı uyarıda bulundu. Devrimcilerin yukarıdan ideoloji dayatmak yerine, “halktan öğrenmeleri” gerektiğini ısrarla vurguladı. Bu, hem Batı’nın baba gibi öğreten tavrından hem de Stalinist kurgudaki otoriterlikten radikal bir kopuştu. Ona göre halk, yönetilecek pasif kitleler değildi. Doğru şekilde örgütlenir, eğitilir ve silahlandırılırsa, kendi kurtuluşlarının aktif aktörleri haline gelebilirlerdi.

Cabral, silahlı mücadeleyi devrimci bir okula dönüştürerek, yalnızca sömürgeciliği ortadan kaldırmakla kalmayıp, yerine daha iyisini koyabilecek bir toplumun temellerini attı. Sadece yeni bir bayrak değil, adalet, bilinç ve kolektif özgür iradeye dayalı yeni bir toplumsal düzen için mücadele edildi.

Dördüncü Bölüm: Moskova’nın Zincirlerinden Kurtulmuş
Sömürgecilik Karşıtı Marksizm

Amílcar Cabral, Sovyetler Birliği’nin veya Çin'in kuklası değildi. Yabancı bir ideolojinin savunucusu da değildi. O, Marksizmin ezberlenmesi değil, uygulanması gerektiğini anlayan devrimci bir bilim insanıydı. Sömürgecilik karşıtı Marksizmi, Moskova’dan dikte edilmemiş, Gine-Bissau ve Yeşil Burun Adaları köylerinde doğmuş, ezilenlerin günlük yaşamlarıyla şekillenmişti.

Hem Avrupamerkezciliği hem de mekanik Marksizmi reddetti. Sovyet çizgisini körü körüne uygulamadı, Çin modellerini de romantize etmedi. Bunun yerine, her devrimin kendi maddi koşullarına dayanması gerektiğinde ısrarcı oldu. Bir keresinde şöyle demişti: “Devrimimizi yapmak için bir ders kitabı kullanmayacağız. Devrimimizi kendimiz ve kendi yolumuzla yapmalıyız.”

En önemli katkılarından biri de “Sınıf İntiharı” kavramıydı. Küçük burjuva aydınlarının ve devrimcilerinin sınıf intiharını gerçekleştirmeleri gerektiğine inanıyordu. Özünde bu, fiziksel değil, siyasi bir intihardı. Kendi içlerindeki burjuva zihniyetini öldürmeli, ayrıcalıklarından vazgeçmeli, kitlelerle tamamen bütünleşmeliydiler. Bu olmadan devrim ya başarısız olurdu ya da ele geçirilirdi.

Cabral, kültürü de sınıf mücadelesinin bir savaş alanı olarak görüyordu. Sömürgeciliğin sadece siyasi ve ekonomik olmadığını, aynı zamanda kültürel olduğunu savundu. Ülkeye yabancı dilleri dayatan sömürgecilik tarihleri yok etti, sömürge halklarını hiçbir değerleri olmadığına ikna etmeye çalıştı. Cabral için kültürü geri kazanmak, insanlığı geri kazanmanın bir parçasıydı. Ünlü sözünde dediği gibi: “Kültür, aynı anda hem bir halkın tarihinin meyvesi hem de tarihin belirleyicisi”ydi.

Cabral, savaşırken bile teorik çalışmalarına devam etti. Sosyalizmi uzak bir ütopya olarak değil, insanlığın özgürleşme süreci olarak gördü. Partinin rolünün dikte etmek değil, yol göstermek olduğunu, insanlardan öğrenerek, bilinçlerini artırarak ve yeni bir toplum inşa etmelerine yardımcı olarak halka hizmet etmek olduğunu ısrarla vurguladı.

Cabral, Marksizmin Afrika’ya yabancı olmadığını kanıtladı. Onu Afrika’ya özgü kılmayı, Afrikalılaştırmayı bildi. Marksizmi devrimcileştirdi. Muzaffer kıldı. Onda bağımsızlık, sadece bayraklar ve sınırlarla ilgili bir mesele değildi. Esas olan, düşünsel, politik ve ideolojik bir bağımsızlıktı. Sömürgeci güçleri korkutan, Batılı akademisyenleri rahatsız eden türden bir bağımsızlıktı.

Çünkü Cabral, sadece sömürgeci yönetime değil, sömürgeci düşünceye de meydan okudu.

Sonuç: Cabral, Eline Silah ve Kitap Alan Her Köylüde Yaşıyor

Amílcar Cabral, Gine-Bissau’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sadece birkaç ay önce, 1973’te suikaste kurban gitti. Portekizliler, onu savaş alanında yenemedikleri için, partiye sızıp içeride hainler bulmak suretiyle öldürebildiler. Ancak o canını alan kurşun, fikirlerini, mirasını veya kurduğu hareketi öldüremedi.

Cabral, geride sadece özgürleşmiş bir ülke bırakmadı. Geride teoriye dayalı, mücadeleyle keskinleşmiş, halkın kendisi tarafından sürdürülen bir devrim modeli bıraktı. Bize devrimin hayırseverlik, kendiliğindenlik veya intikam olmadığını öğretti. Devrim örgütlenmekti. Bilimdi. Pedagojiydi. Sevgiydi. İnsanlara, adalete ve özgürlüğe duyulan sevgiydi.

Afrikalıların devrimi başka yerlerden ödünç almalarına gerek olmadığını, devrimi bizzat kendilerinin yapabileceklerini, onu kendi topraklarında, kendi kültürlerinde ve kendi sınıf mücadelelerinde temellendirebileceklerini kanıtladı. Kurtuluşun sosyalizm, sosyalizmin de kitlelerin bilinci olmadan hiçbir anlam ifade etmediğini gösterdi.

Onun sunduğu örneklik, emperyalizmi hâlen daha rahatsız ediyor, çünkü bu örneklik eksiksizdi. Sadece direnmedi, direndiği gücün yerine güç inşa etti. Sadece eleştirmedi, teori kurdu. İktidarı aşağıdan yukarıya doğru ilmek ilmek ördü. Sadece sömürgeciliğin olmadığı bir dünyayı değil, sömürgecilik sonrası dünyayı da tahayyül etme cesareti gösterdi.

Bugün Cabral, köylülerin kadroya dönüştüğü, öğretmenlerin taktikçi olduğu, devrimcilerin halka emir vermek yerine hizmet etmeyi öğrendiği her mücadele alanında yaşıyor. Gine-Bissau’nun kızıl topraklarında, topraksız çiftçilerin konuşmalarında, savaşın ateşi içerisinde diyalektik üzerine çalışma yürüten genç militanların yazılarında yaşıyor.

Cabral, bir piyon değildi. O, devrimci stratejinin ustasıydı. Disiplinli ayaklanmanın öğretmeniydi. Sömürgecilikle mücadele eden Marksizmin ozanıydı.

Tüm gerçek devrimciler gibi o da bugün yaşamaya devam ediyor.

Weaponized Information
19 Nisan 2025
Kaynak

0 Yorum: