“Şu gerçeği asla
unutmayın: halk, fikirler değil, herkesin zaten kafasının içinde olan şeyler
için dövüşür. Halk, maddi fayda sağlamak, iyi ve huzurlu bir hayat sürmek,
hayatlarının ilerlediğini görmek ve çocuklarının geleceğini garanti altına
almak için mücadele eder.” [Amílcar Cabral]
Kurtuluş
Stratejisti
Amílcar
Cabral, sömürgecilikle mücadelenin sembolü değil, onun mühendisiydi.
Emperyalizmin devrimi ham duygulara veya kör isyana indirgemeye çalıştığı bir
dünyada, Cabral, mücadeleye bilimsel hassasiyet, amaçta netlik ve sarsılmaz bir
devrimci ahlak kattı. Sadece Portekizlilere karşı yürütülmüş olan bir savaşa
önderlik etmedi, Afrika’da sosyalist bir gelecek için gerekli politik ve
ideolojik altyapıyı bizzat kurdu.
Batı
medyası ve liberal tarihçiler, Cabral’ı karizmatik bir lider, hatta belki de
bir şair olarak hatırlamanızı istiyorlar. Gelgelelim, Marksist stratejist,
disiplinli parti kurucusu, sınıf intiharının teorisyeni ve halk savaşının
mimarı olan yanlarını görmenizi istemiyorlar. O sadece sömürgeciliğe değil, aynı
zamanda kapitalizme, emperyalizme ve her türlü küçük burjuva oportünizmine
karşıydı.
Cabral,
modern tarihin en başarılı kurtuluş hareketlerinden biri olan PAIGC’ye (Gine ve
Yeşil Burun Adaları’nın Bağımsızlığı İçin Afrika Partisi) öncülük eden sürece
ve partinin örgütlenme faaliyetlerine katkıda bulundu. Silahlı mücadelenin
siyasi eğitim olmadan intihar olacağını, örgütlenme olmadan ideolojinin hiçbir anlamının
olmayacağını, sosyalizm olmadan özgürlüğün, başka bir isim altında yeniden
sömürgeleştirilmekten başka bir şeyi ifade etmeyeceğini anlamıştı.
Batı’nın
karşısına geçip ona “beni tanı” diye yalvarmadı. Moskova’dan izin istemedi.
Devrimi köylülerden, işçilerden ve sömürülenlerden başlayarak, sıfırdan inşa
etti. Bunu yaparken, Portekiz sömürgeciliğinin önemsiz hale geldiği, halkın
kendi kendini yönetmeye başladığı, ikili iktidar yapıları olarak iş gören kurtarılmış
bölgeler yarattı.
Bu
makale, Cabral’ı romantize etmek niyetinde değil. Onun kurtuluş davasının devrimci
bilim insanı olarak sahip olduğu imajı yeniden gündeme getirmek. Cabral,
kimsenin piyonu değildi. İmparatorluğun belini kıran sessiz fırtınaydı.
Birinci
Bölüm: “İmparatorlukta Doğdum, Onu Yok Etmek İçin Eğitildim”
Amílcar
Cabral, 1924 yılında Portekiz işgali altındaki Gine-Bissau’da doğdu. Bu sömürgede
nüfusun büyük bir kısmı, yabancı sermaye için yarı-feodal koşullar altında
çalışıyordu. Ancak, sömürge sistemi tarafından yönetimsel roller için
yetiştirilen çağdaşı birçok Afrikalı liderin aksine, Cabral, onu dışarıdan
yıkabilmek için sistemi içeriden inceledi.
Burs
kazandıktan sonra, tarım bilimi okumak için Lizbon’a gitti. Ancak sömürge
ekonomisinde toprak, sadece toprak değildi, sermaye, sınıfsal yapı ve siyasi
güçtü. Cabral, yalnızca ürün yetiştirmeyi öğrenmedi, toprağın kime ait
olduğunu, kimin işlediğini ve kimin kâr elde ettiğini de inceledi. Aldığı
eğitimi kullanarak, Gine-Bissau’daki köylülere ve arazilere ilişkin verileri
topladı, böylece tarlaları ve plantasyonları tanımakla kalmadı, ayrıca sömürgeci
hâkimiyetinin sınıfsal yapısının haritasını da çıkarttı.
Cabral,
Portekiz’de bulunduğu sırada, Angola, Mozambik ve Yeşil Burun Adaları’ndan
gelen sömürgecilik karşıtı aydınlarla temas kurdu. Daha sonra Portekizce
konuşulan Afrika ülkelerindeki kurtuluş hareketlerinin çekirdeğini oluşturacak
gizli anti-emperyalist çalışma grupları kurdu.
Cabral;
Marx, Engels, Lenin ve Fanon’u okudu, ancak asıl dahiliği, gerçekleştirdiği
sentezdeydi. Teoriyi halkının somut ihtiyaçlarına uyarladı. İdeolojinin tek
başına kurtuluşu sağlayamayacağını, ancak ideoloji olmadan da mücadelenin
amaçsız hale geleceğini, kolayca ele geçirileceğini veya daha da kötüsü, etnik
veya kabile dünyasının kana belenmesine neden olacağını anladı.
Gine-Bissau’ya
döndüğünde artık sadece bir ziraat mühendisi veya aydın değil, devrimci bir
stratejistti. Bir planı vardı: halkı örgütlemek, disiplinli bir parti kurmak,
kırsal kesimi siyasallaştırmak ve silahlı mücadeleye hazırlanmak. Ne yapılması
gerektiğini biliyordu. Bu süreci yönetmeye hazırdı.
İkinci
Bölüm: Partinin Kuruluşu, Halkın Örgütlenmesi
Amílcar
Cabral, kurtuluşun konuşmalarla veya sembolik protestolarla gerçekleşmeyeceğini
biliyordu. Onun inşa edilmesi gerekiyordu. Santim santim. Köy köy. Sınıf sınıf.
Bu yüzden, 1956 yılında kardeşi Luís ve disiplinli bir grup kadroyla birlikte,
Gine ve Yeşil Burun Adaları’nın Bağımsızlığı İçin Afrika Partisi’ni (PAIGC)
kurdu. Ancak bu, sadece bir siyasi parti değil, halkı yönlendirmek, eğitmek ve
kendi kendilerini yönetmeye hazırlamak için tasarlanmış, ikili iktidar tesis
etmeyi amaçlayan, devrimci bir araçtı.
Parti,
köylülüğe dayanıyordu. Cabral, kentli küçük burjuvazinin devrime önderlik
edemeyeceğini biliyordu. Onda çok fazla uzlaşma, sömürge yönetiminin lütfuna
çok fazla bağımlılık söz konusuydu. Köylülük, yoksul ve eğitimsiz olmasına
rağmen, daha değerli bir şeye sahipti: savaşma, öğrenme ve dönüşme iradesi.
PAIGC,
yola önce halka kulak vererek başladı. Kadrolarını köylülerle birlikte
yaşamaya, dillerini öğrenmeye, geleneklerini incelemeye gönderdi. Tarım
kooperatiflerinin örgütlenmesine yardımcı olan kadrolar, halka okuma-yazma
öğrettiler. Gerillalar, daha da önemlisi, siyasi eğitimciler yetiştirdiler.
Cabral için devrim, sadece silahlı mücadeleden ibaret bir şey değildi, o, kitlelerin
politik gelişim yoluydu. Portekizlilerden kurtarılan her bölge, ikili iktidar
bölgesi haline gelmeliydi: okullar, sağlık ocakları, kolektif çiftlikler ve
halk meclisleri.
Disiplin,
mutlak idi. PAIGC gerillalarının sivillere kötü muamelede bulunmasına,
köylülerden bir şeyler çalmasına veya siyasi yönlendirme olmadan hareket
etmesine izin verilmiyordu. Cabral, yoldaşlarına sürekli olarak, halkın, içinde
“devrimci balıkların yüzmesi gereken su” olduğunu hatırlatıyordu. Onlara
sürekli, “Halkı kaybederseniz, savaşı kaybedersiniz” diyordu.
Aynı
zamanda örgütsel çürümeye karşı da uyarılarda bulundu: oportünizm, kabilecilik,
kariyercilik gibi marazlara vurgu yapıyordu. Her kadrodan ideolojik netlik ve
sınıfsal bağlılık talep ediyordu. Kendi dediklerini birebir uyguladı: sade bir
yaşam sürdü, titizlikle yazdı, hayatını halkın üzerinde iktidar tesis etmeye
değil, halk için güç inşa etmeye adadı.
Altmışların
ortalarına gelindiğinde, PAIGC, Gine-Bissau’da geniş bir bölgeyi kontrol altına
alan bir güce dönüştü. Bu kurtarılmış bölgelerde parti, yönetimi ele geçirdi.
Sömürge devletini önemsizleştirdi. Bu, Cabral’ın stratejisinin özüydü:
bağımsızlık kazanılmadan önce sömürgecilik, halkın iktidarıyla ikame edilecekti.
Yeni toplum, eskinin kabuğu içinde kurulacaktı. Halk, kendi kendisini
yönetebilsin diye eğitilecekti. Onlara savaşmayı öğretmek, ama aynı zamanda
çiftçilik yapmayı, şifa dağıtmayı, liderlik etmeyi de öğretmek gerekiyordu.
Bu,
sadece bir yerlere bayrak asmak için yürütülen bir savaş değildi. Savaş, yeni
bir tür özgürlük için veriliyordu.
Üçüncü
Bölüm: Devrimci Pedagoji Olarak Gerilla Savaşı
Amílcar
Cabral için silahlı mücadele, sadece iktidarı ele geçirmenin bir aracı değildi,
o, aynı zamanda insanları dönüştürecek süreçti. Buna “devrimci pedagoji” adını
veren Cabral, mücadeleyi insanların kendilerinin tarihin öznesi haline geldiği
bir okul olarak görüyordu. Gerilla savaşı, sadece taktiksel bir zorunluluk
değil, aynı zamanda siyasi eğitim, ideolojik gelişim ve kolektif dönüşüm için
bir araçtı.
Cabral,
düşmanın sadece Portekiz değil, sömürgeci bilincin kendisi olduğunu biliyordu.
Yüzyıllarca süren sömürgeci hâkimiyet, kaderciliği, kabileciliği ve korkuyu bünyelere
zerk etmişti. Devrim, silahlardan daha fazlasına ihtiyaç duyuyordu. Ezilenlerin
yeniden eğitilmeleri şarttı. Bu yüzden, her PAIGC savaşçısı, aynı zamanda bir
öğretmendi. Özgürleştirilen her köy, bir sınıf haline geldi. Kitlelerle her
karşılaşma, öğrenme ve öğretme fırsatı olarak görüldü.
Kırsal
kesimde devrimciler, Marksizm, tarım, tıp ve tarih üzerine dersler aldılar.
Siyasi komiserler, sınıf mücadelesi, partinin rolü ve kurtuluşun anlamı üzerine
tartışmalar yürüttüler. Bu, soyut bir teori değildi. Teorik faaliyet, günlük
hayatı, toprak, emek, kadınların katılımı ve kolektif yönetim gibi somut
konuları temel alıyordu. Cabral için ideoloji, bir dogma değildi. Mücadeleyle
bilenmiş bir silahtı.
Bu
pedagojinin merkezinde kültürel direniş duruyordu. Cabral, sömürgeciliği sadece
bir sömürü sistemi değil, aynı zamanda dilin, geleneklerin, hafızanın ve
kimliğin silinmesi sistemi olarak görüyordu. Kültürü geri kazanmak, insanlığı
geri kazanmak demekti. Geleneksel müzik, atasözleri, sözlü tarih ve yerel
diller, romantik kalıntılar değil, devrimci araçlardı. Gine-Bissau ve Yeşil
Burun Adaları’nı özgürleştirme mücadelesi, aynı zamanda Afrika’nın onurunu geri
kazanma mücadelesiydi.
Cabral,
yabancı modelleri kopyalamaya karşı uyarıda bulundu. Devrimcilerin yukarıdan
ideoloji dayatmak yerine, “halktan öğrenmeleri” gerektiğini ısrarla vurguladı.
Bu, hem Batı’nın baba gibi öğreten tavrından hem de Stalinist kurgudaki
otoriterlikten radikal bir kopuştu. Ona göre halk, yönetilecek pasif kitleler
değildi. Doğru şekilde örgütlenir, eğitilir ve silahlandırılırsa, kendi
kurtuluşlarının aktif aktörleri haline gelebilirlerdi.
Cabral,
silahlı mücadeleyi devrimci bir okula dönüştürerek, yalnızca sömürgeciliği ortadan
kaldırmakla kalmayıp, yerine daha iyisini koyabilecek bir toplumun temellerini
attı. Sadece yeni bir bayrak değil, adalet, bilinç ve kolektif özgür iradeye
dayalı yeni bir toplumsal düzen için mücadele edildi.
Dördüncü Bölüm:
Moskova’nın Zincirlerinden Kurtulmuş
Sömürgecilik Karşıtı Marksizm
Amílcar
Cabral, Sovyetler Birliği’nin veya Çin'in kuklası değildi. Yabancı bir
ideolojinin savunucusu da değildi. O, Marksizmin ezberlenmesi değil,
uygulanması gerektiğini anlayan devrimci bir bilim insanıydı. Sömürgecilik
karşıtı Marksizmi, Moskova’dan dikte edilmemiş, Gine-Bissau ve Yeşil Burun
Adaları köylerinde doğmuş, ezilenlerin günlük yaşamlarıyla şekillenmişti.
Hem
Avrupamerkezciliği hem de mekanik Marksizmi reddetti. Sovyet çizgisini körü
körüne uygulamadı, Çin modellerini de romantize etmedi. Bunun yerine, her
devrimin kendi maddi koşullarına dayanması gerektiğinde ısrarcı oldu. Bir
keresinde şöyle demişti: “Devrimimizi yapmak için bir ders kitabı
kullanmayacağız. Devrimimizi kendimiz ve kendi yolumuzla yapmalıyız.”
En
önemli katkılarından biri de “Sınıf İntiharı” kavramıydı. Küçük burjuva aydınlarının
ve devrimcilerinin sınıf intiharını gerçekleştirmeleri gerektiğine inanıyordu.
Özünde bu, fiziksel değil, siyasi bir intihardı. Kendi içlerindeki burjuva
zihniyetini öldürmeli, ayrıcalıklarından vazgeçmeli, kitlelerle tamamen
bütünleşmeliydiler. Bu olmadan devrim ya başarısız olurdu ya da ele
geçirilirdi.
Cabral,
kültürü de sınıf mücadelesinin bir savaş alanı olarak görüyordu. Sömürgeciliğin
sadece siyasi ve ekonomik olmadığını, aynı zamanda kültürel olduğunu savundu. Ülkeye
yabancı dilleri dayatan sömürgecilik tarihleri yok etti, sömürge halklarını hiçbir değerleri
olmadığına ikna etmeye çalıştı. Cabral
için kültürü geri
kazanmak, insanlığı geri
kazanmanın bir parçasıydı. Ünlü sözünde
dediği gibi: “Kültür, aynı anda hem
bir halkın tarihinin meyvesi hem de tarihin
belirleyicisi”ydi.
Cabral,
savaşırken bile teorik çalışmalarına devam etti. Sosyalizmi uzak bir ütopya
olarak değil, insanlığın özgürleşme süreci olarak gördü. Partinin rolünün dikte
etmek değil, yol göstermek olduğunu, insanlardan öğrenerek, bilinçlerini artırarak
ve yeni bir toplum inşa etmelerine yardımcı olarak halka hizmet etmek olduğunu
ısrarla vurguladı.
Cabral,
Marksizmin Afrika’ya yabancı olmadığını kanıtladı. Onu Afrika’ya özgü kılmayı,
Afrikalılaştırmayı bildi. Marksizmi devrimcileştirdi. Muzaffer kıldı. Onda
bağımsızlık, sadece bayraklar ve sınırlarla ilgili bir mesele değildi. Esas olan,
düşünsel, politik ve ideolojik bir bağımsızlıktı. Sömürgeci güçleri korkutan,
Batılı akademisyenleri rahatsız eden türden bir bağımsızlıktı.
Çünkü
Cabral, sadece sömürgeci yönetime değil, sömürgeci düşünceye de meydan okudu.
Sonuç:
Cabral, Eline Silah ve Kitap Alan Her Köylüde Yaşıyor
Amílcar
Cabral, Gine-Bissau’nun bağımsızlığını ilan etmesinden sadece birkaç ay önce,
1973’te suikaste kurban gitti. Portekizliler, onu savaş alanında yenemedikleri
için, partiye sızıp içeride hainler bulmak suretiyle öldürebildiler. Ancak o
canını alan kurşun, fikirlerini, mirasını veya kurduğu hareketi öldüremedi.
Cabral,
geride sadece özgürleşmiş bir ülke bırakmadı. Geride teoriye dayalı,
mücadeleyle keskinleşmiş, halkın kendisi tarafından sürdürülen bir devrim
modeli bıraktı. Bize devrimin hayırseverlik, kendiliğindenlik veya intikam
olmadığını öğretti. Devrim örgütlenmekti. Bilimdi. Pedagojiydi. Sevgiydi. İnsanlara,
adalete ve özgürlüğe duyulan sevgiydi.
Afrikalıların
devrimi başka yerlerden ödünç almalarına gerek olmadığını, devrimi bizzat kendilerinin
yapabileceklerini, onu kendi topraklarında, kendi kültürlerinde ve kendi sınıf
mücadelelerinde temellendirebileceklerini kanıtladı. Kurtuluşun sosyalizm,
sosyalizmin de kitlelerin bilinci olmadan hiçbir anlam ifade etmediğini
gösterdi.
Onun
sunduğu örneklik, emperyalizmi hâlen daha rahatsız ediyor, çünkü bu örneklik
eksiksizdi. Sadece direnmedi, direndiği gücün yerine güç inşa etti. Sadece
eleştirmedi, teori kurdu. İktidarı aşağıdan yukarıya doğru ilmek ilmek ördü.
Sadece sömürgeciliğin olmadığı bir dünyayı değil, sömürgecilik sonrası dünyayı
da tahayyül etme cesareti gösterdi.
Bugün
Cabral, köylülerin kadroya dönüştüğü, öğretmenlerin taktikçi olduğu,
devrimcilerin halka emir vermek yerine hizmet etmeyi öğrendiği her mücadele
alanında yaşıyor. Gine-Bissau’nun kızıl topraklarında, topraksız çiftçilerin
konuşmalarında, savaşın ateşi içerisinde diyalektik üzerine çalışma yürüten
genç militanların yazılarında yaşıyor.
Cabral,
bir piyon değildi. O, devrimci stratejinin ustasıydı. Disiplinli ayaklanmanın
öğretmeniydi. Sömürgecilikle mücadele eden Marksizmin ozanıydı.
Tüm
gerçek devrimciler gibi o da bugün yaşamaya devam ediyor.
Weaponized Information
19 Nisan 2025
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder