29 Ocak 2026

Ulusal ve Tarihsel Nihilizmle Mücadelenin Önemi


Tarihsel ve ulusal nihilizm, herhangi bir devrimci hareketin moralini içten içe kemiren kanser hücreleri haline gelebilir. Kontrol altına alınmazsa, yavaş yavaş büyür ve çürür, o kadar büyür ki, artık bir şeyler yapmak için çok geç kalınır, hareket boğulur, yok olur. Bu kanseri anlamaya ve onunla mücadele etmeye çalışırken, dünya komünist hareketinin önemli isimlerinden Georgi Dimitrov’un 1935’te Komünist Enternasyonal’in Yedinci Dünya Kongresi’nde yaptığı konuşmadaki sözlerini hatırlamamız şarttır. Dimitrov, bugün Batı Marksizminde yaygın olan bir olgu olan ulusal nihilizm hakkında şu yorumda bulunmuştur:

“Mussolini, Garibaldi isimli kahramanın yağını çıkartıp ekmeğine sürmek için elinden geleni yapıyor. Fransız faşistleri, kahramanları olarak Jeanne d'Arc’ı öne çıkarıyorlar. Amerikan faşistleri, Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın geleneklerine, Washington ve Lincoln’ün geleneklerine başvuruyorlar. [...] Bütün bunların işçi sınıfının davasıyla hiçbir ilgisi olmadığını düşünen, halkın geçmişini tarihsel olarak doğru bir şekilde, gerçek Marksist-Leninist ruhla aydınlatmak için hiçbir şey yapmayan, bugünkü mücadeleyi halkın devrimci gelenekleriyle ve geçmişiyle ilişkilendirmek için kılını kıpırdatmayan komünistler, ulusun tarihsel geçmişindeki tüm değerli şeyleri faşist sahtekârlara gönüllü olarak teslim ediyorlar ki böylece faşistler, kitleleri kolayca kandırabilsinler.

Hayır, yoldaşlar, biz, sadece şimdiki zaman ve gelecekle ilgili değil, aynı zamanda kendi halklarımızın geçmişiyle ilgili her önemli konuyla da ilgileniyoruz. [...] Biz komünistler, ilkesel olarak, burjuva milliyetçiliğinin her türlüsüne uzlaşmaz bir şekilde karşıyız. Ancak biz, ulusal nihilizmi desteklemiyoruz, hiçbir zaman da desteklememeliyiz. [...]

Yoldaşlar, proleter enternasyonalizmi, kendi vatanında derin kökler salabilmek için, her ülkede, tabiri caizse, ‘iklimine uyum sağlamalıdır’. Tek tek ülkelerdeki proleter sınıf mücadelesinin ve işçi hareketinin ulusal biçimleri, proleter enternasyonalizmle hiçbir çelişki içinde değildir; bilâkis, proletaryanın uluslararası çıkarları tam da bu biçimlerde başarıyla savunulabilir.

Faşist burjuvazinin, genel ulusal çıkarları savunma bahanesiyle, kendi halkını ezip sömüren, diğer ulusları soyup köleleştiren bencil politikasını yürüttüğünü kitlelerin önünde ortaya koymak ve onlara somut olarak kanıtlamanın her yerde ve her durumda gerekli olduğu açıktır. Ancak biz bununla yetinmemeliyiz. Aynı zamanda, işçi sınıfının mücadelesi ve komünist partilerin eylemleriyle, her türlü kölelik ve ulusal baskıya karşı ayaklanan proletaryanın, ulusal özgürlük ve halkın bağımsızlığı için tek gerçek savaşçı olduğunu kanıtlamalıyız.

Proletaryanın kendi sömürücüleri ve baskıcılarına karşı yürüttüğü sınıf mücadelesinin çıkarları, ulusun özgür ve mutlu bir geleceğinin çıkarlarıyla çelişmez. Aksine, sosyalist devrim, ulusun kurtuluşunu sağlayacak, ona daha yüksek zirvelere ulaşmanın yolunu açacaktır. İşçi sınıfı, şu anda sınıf örgütlerini kurarak ve konumunu sağlamlaştırarak, faşizme karşı demokratik hak ve özgürlükleri savunarak, kapitalizmi yıkmak için mücadele ederek, ulusun geleceği için mücadele etmektedir.

Devrimci proletarya, halkın kültürünü kurtarmak, onu çürüyen tekelci kapitalizmin zincirlerinden, ona şiddet uygulayan barbar faşizmden kurtarmak için mücadele ediyor. Kültürün yok oluşuna sadece proleter devrim mani olabilir, onu, biçimde ulusal, içerikte sosyalist olan gerçek bir ulusal kültür olarak en yüksek düzeyine ulaştırabilir. [...]

Bu ruhla hareket edersek, tüm kitle çalışmalarımızda hem ulusal nihilizmden hem de burjuva milliyetçiliğinden uzak olduğumuzu ikna edici bir şekilde kanıtlarsak, ancak o vakit faşistlerin şoven demagojisine karşı gerçekten başarılı bir mücadele verebiliriz.

Bu nedenle, Leninist ulus politikasının doğru ve pratik bir şekilde uygulanması büyük önem taşımaktadır. Hiç şüphe yok ki bu, faşistlerin kitleler üzerinde ideolojik nüfuz tesis etmek için kullandıkları başlıca araç olan şovenizme karşı başarılı bir mücadele için şüphesiz temel bir önkoşuldur.”[298]

Saflık fetişinin ABD’de kendini ifade ettiği temel biçimlerden biri olan ulusal nihilizmi muhteşem bir şekilde ifade ediyor olması sebebiyle bu metinden uzun bir alıntıya yer verdim.

Tekelci kapitalist sınıfımızın en gerici kesimlerinin, halkımızın ulusal tarihi üzerindeki ideolojik savaşı kazanmasına izin veremeyiz. Yaratıcı bir şekilde çalışabilmeli, egemen sınıfımız tarafından gizlenmesine rağmen ulusal geçmişimizde bolca bulunan ilerici unsurları alıp, bu unsurları sosyalizme doğru yeniden ifade edebilmeliyiz. Dimitrov, “kitleleri, ait oldukları halkların geçmişi konusunda, doğru tarih bilgisiyle, gerçekten Marksist-Leninist bir ruhla aydınlatmalıyız” derken bunu kastediyor.[299]

Ulusal ve tarihsel nihilizm yok edilmelidir. J. V. Stalin’in doğru bir şekilde söylediği gibi, “ulusal nihilizm, burjuva milliyetçilerinin işine yaradığı için sosyalizmin davasına sadece zarar verir.”[300] Bu, saflık fetişinin en tipik tezahürüdür, çünkü ulusal geçmiş saf değildir, saflık fetişisti Marksistler, o geçmişin ilerici unsurlarıyla çalışmayı ve bunları sosyalizm mücadelesine dâhil etmeyi reddederler.

Ülkemizin tarihi, gerçekten de, işgal, köleleştirme, soykırım, sömürü, emperyalizm ve dünya tarihinde kapitalist dönemin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan diğer tüm kötülüklerle dolu bir tarihtir. Ancak bu tarih, bir yandan da feodal mutlakiyetçiliğe karşı mücadelelerle, evrensel yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı vaatleriyle ki bunların hepsi kapitalist yaşam tarzı içinde yerine getirilemez taleplerdir, kölecilik, ücretli kölelik, yerli topluluklara yönelik soykırım saldırılarına karşı mücadelelerle, yirminci yüzyılda faşizme, emperyalizme karşı, insan hakları, barış vb. için verilen mücadelelerle de tanımlı bir tarihtir. Bu, karmaşık, heterojen ve saf olmayan bir tarihtir. Kısacası, kendi içinde zıt güçlerin birliğini barındıran çelişkili bir tarihtir: bir taraf, insanlığın kurtuluşu, diğer taraf, sermayenin tahakkümünü korumak için mücadele etmektedir. Bu nesnel çelişkileri kendi lehimize kullanmayı öğrenmeliyiz. Önümüzde duran görev, bugünkü mücadelelerimizi geçmişin olumlu unsurlarıyla uyumlu hale getirmek ve günümüzün can çekişen kapitalist-emperyalist güçlerini geçmişimizin olumsuz unsurlarıyla ilişkilendirmektir.

Bu, kolay ifa edilecek bir görev değildir. Mao, ulusal nihilizmi kınarken şöyle demiştir:

“Dünyadaki her ulusun kendi tarihi, kendi güçlü ve zayıf yönleri vardır. En eski zamanlardan beri, mükemmel şeyler ve çürümüş şeyler birbirine karışmış ve uzun süreler boyunca birikmiştir. Bunları ayırmak ve özü tortudan ayırt etmek çok zor bir iştir, ancak bu zorluk nedeniyle tarihi reddetmemeliyiz. Kendimizi tarihten koparmak ve mirasımızı terk etmek iyi değildir. Halk, buna onay vermez.”[301]

Bu zorluk, belirli bir ülkenin somut koşullarına göre sosyalizmi geliştirme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Lenin'in dediği gibi: “Tüm uluslar sosyalizme doğru ilerleyecektir; bu, kaçınılmazdır. Ancak bu süreç, tüm uluslar için birebir aynı olmayacaktır. [...] her ulusun kendine özgü özellikleri olacaktır.”[302] Bu nedenle, bir yandan Rusya’nın rolünü “ulusların hapishanesi” olarak değerlendirip eleştiren Lenin, diğer yandan şunu söyler:[303]

“Peki biz, ulusal gurur duygusuna duyarsız, sınıf bilincine sahip Büyük Rus proleterleri miyiz? Kesinlikle hayır. Dilimizi ve anavatanımızı seviyoruz; Rusya’nın emekçi halk kitlelerini (yani nüfusunun onda dokuzunu) zeki demokratlar ve sosyalistler seviyesine yükseltmek için diğer tüm örgütlerden çok daha fazla çalışıyoruz. Güzel anavatanımızın Çar’a bağlı cellâtlar, soylular ve kapitalistler tarafından maruz kaldığı şiddet, zulüm ve alaycı tutumdan en çok biz üzüntü duyuyoruz.

Büyük Rus ulusunun da devrimci bir sınıf yarattığını, insanlığa özgürlük ve sosyalizm mücadelesinde büyük örnekler sunabildiğini, katkısının sadece büyük pogromlarla, sayısız darağacıyla, işkence odalarıyla, ağır kıtlıklarla, rahiplere, çarlara, toprak sahiplerine ve kapitalistlere karşı gösterilen aşağılık kölelikle sınırlı olmadığını bilmek bizim ulusal gururumuzu okşuyor.

Ulusal gururla doluyuz, bu sebeple, bilhassa kölelikle tanımlı geçmişimizden ve aynı toprak sahiplerinin, kapitalistlerin de yardımıyla, Polonya ve Ukrayna’yı boğmak, İran ve Çin’deki demokratik hareketi ezmek, Büyük Rus ulusal onurumuzu utançla örtbas eden Romanovlar, Bobrinskiler, Puriskeviçler çetesini güçlendirmek için bizi savaşa sürüklediği kölelikle tanımlı bugünümüzden nefret ediyoruz.”[304]

Ayrıntıları bağlama göre ayarlayarak, bugün ABD için de benzer bir şey söyleyebiliriz. Biz de devrimci sınıfımız ve onun zengin devrimci tarihiyle gurur duyduğumuzu söyleyebiliriz. Biz de, tam da bu tarihle gurur duyduğumuzdan, bizi Che’nin bahsini ettiği, halka karşı duyduğumuz o “büyük sevgi” uyarınca haretet ettiğimizden, soykırımcı, köleci, sömürücü ve emperyalist geçmişimizi ve bugünü tüm kalbimizle lanetliyoruz.[305]

Lenin, Mao, Fidel, Ho Chi Minh, Chávez ve diğer başarılı sosyalist liderler, ulusal geçmişleriyle ilgili olarak kendilerine “yeterince saf mı?” sorusunu değil, “halkımızın sağduyusu ve duygularına yerleşmiş ulusal gelenekleri sosyalizm için mücadele etmek amacıyla nasıl organik bir şekilde kullanabiliriz?” sorusunu sordular. Çin’de bu, Çin’e Has Sosyalizm biçimini aldı; Küba’da bu, José Martí ve sömürgecilik karşıtı gelenekleri sosyalist inşaya dâhil etmek anlamına geldi; Venezuela’da bu, Bolivarcı sosyalizm biçimini aldı; Bolivya’da bu, Marksizm (bilimsel sosyalizm) ile yüzyıllardır var olan yerli komünist gelenekleri birleştirme biçimini aldı. Aynı şey Afrika (Pan-Afrika Sosyalizmi), Ortadoğu (İslami Sosyalizm), Asya ve Latin Amerika’nın diğer bölgelerindeki sosyalist mücadelelerde de görülebilir.

ABD’de sosyalizm mücadelesinin, dünya çapında görülen bu somut evrensel eğilimi takip etmek zorunda olmayacağını düşünenlerin gözlerini, liberalizmin boyasıyla boyanmış Amerikan istisnacılığı kör etmiştir. Bu genel eğilimde bilimsel sosyalizm içerik olarak işlevsel bir konuma sahiptir. Somut özgül koşullarda bu içerik, belirli bir biçime kavuşur, somutluk kazanır. ABD, bu genel eğilimden münezzeh değildir.

Hegel’de de Marksizmde de diyalektik, değişmeyen, saf, tarih dışı genellik fikrini reddeder. Bunun yerine diyalektik, genelliklerin tarihsel planda koşullanmış somut ve özel unsurlara nasıl zorunlu olarak bağlı olduğunu izah eder. Genellikler her daim somuttur, yani yalnızca özel unsurlar aracılığıyla var olabilir ve bir biçime kavuşabilirler.

Hegel ve Lenin’in de vurguladığı gibi, “genel, kendi içinde özel olanın zenginliğini kucaklar.”[306] Soyut sosyalizm diye bir şey yoktur. Sosyalizm, özel olan aracılığıyla somutlaştırılmadıkça var olamayacak olan geneldir.

ABD’de sosyalizm, ülkenin kendine özgü tarihine ve koşullarına uygun olarak şekillenmek zorunda olacaktır. Dar tarihselciliği ve ulusal nihilizmi benimseyen bugünün Batı Marksistleri:

1. Ulusal geçmişlerini somut olarak (yani diyalektik ve doğru bir şekilde) anlayamazlar;

2. Başarıya ulaşabilecek bir sosyalizm mücadelesi inşa edemezler.

Batı Marksistlerindeki hamlık ve çocuksuluk, saflık fetişinin bir tezahürüdür, bu türden bir bakış açısı, diyalektik materyalist dünya görüşü tarafından aşıldığı vakit ortadan kalkacaktır.

Sovyetler Birliği’ndeki karşı devrimi, Sovyetler'in yaptığı hataları tekrarlamamak isteyen Çinliler kadar yakından inceleyen çok az kimse vardır. Çinlilerin SSCB’nin çöküşünden çıkardıkları en önemli derslerden biri şudur: tarihsel nihilizmden (lişi zuwucuyi) uzak durmak varoluşsal öneme sahip bir meseledir. Çinlilere göre tarihsel nihilizm şu türden görüşlerde makes bulmuştur: “Marksizmin modası geçti, sosyalizm ‘başarısız’ oldu (bu görüş, 1989’dan sonra Doğu Avrupa ve Sovyetler Birliği’nde gelişti); “ÇKP, Çin tarihindeki bir sapmadır, o, yabancı güçlere dalkavukluk yaptı”; “Devrim fikrine karşı çıkılmalı, ona veda edilmelidir.”[307] Roland Boer’in belirttiği gibi, ”Sovyetler Birliği’nin başına gelen felâket, Çin’de tarihsel nihilizmin etkilerinin açık bir örneği olarak kabul edilmektedir.”[308] Şi Cinping’in konuyla ilgili tespiti şu yöndedir:

“Sovyetler Birliği’nin dağılması ve SBKP’nin çöküşünün önemli bir nedeni, Sovyetler Birliği’nin ve SBKP’nin tarihinin tümüyle inkâr edilmesi, Lenin ve diğer önde gelen şahsiyetlerin inkâr edilmesi ve tarihsel nihilizmdir. Bu durum, halkın düşüncelerini karışıklığa sürüklemiştir.”[309]

Carlos Martinez, SSCB’den farklı olarak Çin’in farklı bir yönelime sahip olduğunu söyler:

“Çin liderliği, (bilhassa Büyük Atılım ve Kültür Devrimi gibi) Mao ile ilişkili bazı politikaları ciddi şekilde eleştirmiş olsa da, Mao’yu reddetme, Çin sosyalizminin ideolojik ve tarihsel temellerini sarsacak adımlar atma eğilimine hiçbir zaman girmemiştir. Mao dönemi ile Mao sonrası dönem arasına Çin Seddi inşa edilmemiştir; bu iki dönem kopmaz bağlarla birbirine bağlıdır.”[310]

Deng Şiaoping de 1980 yılında verdiği bir röportajda benzer şeyler söyler:

“Mao Zedong’un portresini, ülkemizin sembolü olarak Tiananmen Kapısı’nda sonsuza kadar muhafaza edeceğiz, onu her zaman partimizin ve devletimizin kurucusu olarak hatırlayacağız. [...] Biz, Mao Zedong’a, Hruşçev’in Stalin’e yaptığını yapmayacağız.”[311]

Bu yorumlar, sosyalist devletler bağlamında yapılmış olsa da, ilgili yorumlar şahsında, tarihsel nihilizmi mahkûm eden anlayışın, özelde somutlaşan genellik anlamında, Çin’de karşılık bulduğunu söyleyebiliriz.

Tarihsel ve ulusal nihilizm ortak bir mantığa sahiptir: geçmişin saf olmaması nedeniyle reddedilmesi. Eğer geçmiş hatalar, aşırılıklar, kusurlar içeriyorsa, o zaman hiçbir değeri yoktur. Sadece saf olan, kurtarılmalıdır. Saflık fetişinin bu tezahürü, geçmişin doğru ve diyalektik değerlendirmesini engellemekle kalmaz, aynı zamanda sosyalizme doğru ilerleyen hareketi engeller.

ABD’de tarihsel ve ulusal nihilizm, sadece geçmişle ilgili tutumlardan ibaret değildir. Bugüne ve yarına da aynı bakış açısıyla yaklaşılmaktadır. Bu türden görüşler sadece akademide ilgiye mazhar olurlar.

Halkımızın ilerici tarihini, sosyalizm için verdiğimiz güncel mücadeleye bağlayamaz, ABD’yi ve tarihini, her şey gibi nesnel çelişkilerle dolu bir toplumsal bütünlük olarak ele alamazsak, sosyalizm, sonsuza dek saf bir fikir olarak kalacak, ulaşılamaz ve erişilemez olacaktır. Sınıf mücadelesini kazanmak istiyorsak, tarihsel ve ulusal nihilizmle mücadeleden zaferle çıkmalıyız.

Sonuç

Batı Marksizminin kusurları, salt “komünizm”in farklı zamansallıklarına dair düşünme biçimimizde oluşmuş olan boşlukla izah edilemez. Bu boşluk tabii ki önemli bir faktördür, ama daha somut, dolayısıyla, bütünleştirici olan saflık fetişi kavramının içinde yer alan bir faktördür. Saflık fetişi açısından bakıldığında, Batı Marksizminin dünya analizinde diyalektik karşıtı konumlara savrulduğu, bu nedenle genellikle politik olarak muhafazakâr, anti-komünist, hatta bazen gerici hale geldiği birçok örneği görebiliriz. Bu kavramla, Batı Marksizminde bulunan çeşitli “hatalar” ve “boşluklar”ın nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunu, ideolojik olarak, gerçeğin saf, soyut, statik ve homojen tarafında olduğunu düşünen Batı felsefe geleneğine dayandığını daha iyi anlayabiliriz. Batı Marksizminin başarısızlıklarını kopuk ve parçalı bir şekilde eleştirmek yerine, saflık fetişini anladığımızda, bu engellerin sebeplerini saflık fetişistlerinin bilinçli veya bilinçsizce geliştirdikleri dünya görüşünde buluruz.

ABD bağlamında bu yaklaşım bize, “Bir ülkenin sosyalist veya anti-emperyalist mücadelesi desteklenmeli mi?”, “Bilinç düzeyi düşük işçiler örgütlenebilir mi?” veya “ulusal geçmiş toptan mahkûm edilmeli mi? gibi soruların yüzeyde görünenin aksine birbiriyle bağlantılı olduklarını, ancak bu soruların aynı ölçütle, yani sosyalizm, işçi sınıfı veya ulusal tarihin ne olması gerektiğine dair “saf” fikre uygun olup olmadıklarına göre ele alındıklarını görmemizi sağlar. Burada sosyalist ütopyacılığın güncel bir biçimiyle karşı karşıyayız. Bu anlayışın, dünyanın çelişkilerle malul niteliğinden ve yeninin eskiden tamamen kurtulamadığı, ancak onun bazı kısımlarını daha gelişmiş bir biçimde yeniden bünyesine kattığı gerçeğinden kendisini uzak tuttuğunu görmek gerekiyor.

Zeno gibi, Batı Marksistleri de zihinlerindeki saf sosyalizm ideali ile günümüzün sosyalizm gerçekliği arasındaki çelişkiye yaklaştıklarında, gördükleri saf olmayan gerçekliğin sosyalizm olduğunu kabul edemiyorlar. Bu ütopizm, Batı Marksizminin saflık fetişinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, ilgili yaklaşımı, bilimsel (yani Marksist) olmayan, bilim öncesi bir sosyalizm biçimine geri dönmesi açısından gerici addetmek mümkündür.

Ayrıca, Losurdo’nun “zamansallıklar arası köprü” tezini ileriye götürerek, saflık fetişi bakış açısının muhtelif nesnel güçleri maddiyatta nasıl temel aldığını görebiliriz. Bu nesnel güçleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. “Sol”un profesyonel-yönetici sınıfından müteşekkil yapısı;

2. Emperyalist ülkelerdeki devlet bakanlıklarının ve kapitalist vakıfların bu “uyumlu” anti-komünist “sol”u finanse etme ve yaygınlaştırmada oynadıkları rol;

3. Akademi, medya ve STK’lardan oluşan, profesyonel-yönetici sınıfına mensup “solun” emperyalizmle uyumlu anti-komünist Marksizmin teşvik edildiği kurumların kültürüne, fikirlerine ve geleneklerine nüfuz etmesinde rol oynayan sacayağı.

İlgili sacayağı, sosyalist örgütlenme pratiğinden işçi sınıfını kovan “sol” için gerekli alanı açmaktadır. Dolayısıyla, saflık fetişini aşmak, Batı (ve ABD) Marksizminin bakış açısındaki fukaralığın temelini oluşturan nesnel güçlerin bilinçli bir eleştirisini ve değişimini gerektirir.

Günümüz ABD toplumu, kapsamlı bir krizin tüm belirtilerini göstermektedir, bu anlamda, nesnel devrimci koşulların yakın gelecekte daha da yoğunlaşması beklenmektedir. Bu koşullar, devrimci bir dönüşüm için verimli bir zemin teşkil etmektedir. Ancak nesnel koşullar tek başına yeterli değildir. Öznel faktörün (yani, devrimci öncülerin yardımıyla kitlelerde oluşan sosyalist bilincin) işçi sınıfını temel alan devrimci iktidar organlarına dönüşmesi gerekmektedir. ABD’de, çoğu komünist örgütün bakış açısına hâkim olan saflık fetişi, bu öznel faktörün gerçekleşmesi için bir engel teşkil etmektedir. Ancak bu bakış açısının üstesinden geldiğimizde, devrim için öznel koşulları geliştirebilir, böylece toplumsal devrimi gerçek manada gündeme getirebiliriz.

Ancak bunun için üç sürecin işletilmesi gerekmektedir. Bu süreçler, ayrı ayrı değil, diyalektik olarak ele alınmalıdır. Birinde meydana gelen gelişme, diğerinde de eşzamanlı gelişmeyi beraberinde getirmektedir.

1. ABD’nin egemen sosyalist ve komünist örgütlerinin eleştirel iç muhasebe süreci. Bu örgütler, sınıf yapılarının ve akademi, medya ve STK’ların oluşturduğu sacayağının, siyasi kültürlerini ve saflık fetişi bakış açılarını nasıl şekillendirdiğinin farkına varmalıdırlar.

2. Eleştirel öz farkındalık oluştuktan sonra, her türlü çaba gösterilerek, profesyonel-yönetici sınıfının değil, işçi sınıfının örgütlerin merkezi ve ruhu haline gelmesi sağlanmalıdır.

3. Teorik eğitim, merkezi önceliklerden biri, hatta en önemlisi haline gelmelidir. Her kadro, diyalektik materyalist dünya görüşünü iyice kavramalı, dünyaya bu bakış açısıyla tutarlı bir şekilde yaklaşabilmelidir. Bu, birkaç slogan ve sonucun dogmatik bir şekilde ezberlenip bir bağlamdan diğerine kopyalanıp yapıştırılmasıyla sınırlı kalamaz. Bakış açısında gerçek bir dönüşüm sağlamak, dünyaya diyalektik materyalist bir çerçeveyle yaklaşabilmek, yaratıcı ve karmaşık bir çabadır; somut olanın sürekli somut olarak incelenmesini gerektirir.

Saflık fetişi, her yerde karşımıza çıkıyor. Damarlarımızdan sızıyor, soluduğumuz havayı zehirliyor, işçi sınıfının bizden vebadan kaçar gibi kaçmasına neden oluyor. Eğer egemen sınıfla mücadele edeceksek, eğer sermayenin zincirlerinden kendimizi kurtaracaksak, eğer Marx ve Engels’in belirlediği tarihsel rolü yerine getireceksek, o zaman saflık fetişini aşmalıyız. Ancak bu sayede Marksizm-Leninizmin canlı ruhunu çağımıza taşıyabilir, saflık fetişinin aldığı muhtelif biçimlerden olan sağ oportünizm ve aşırı solculuk gibi bireyci aşırılıkları aşabiliriz.

Carlos L. Garrido

[Kaynak: The Purity Fetish and the Crisis of Western Marxism, Midwestern Marx Publishing Press, Bahar 2023.]

Dipnotlar:
[298] Georgi Dimitrov, The United Front: The Struggle Against Fascism and War (Londra: Lawrence and Wishart, 1938), s. 61-64.

[299] Dimitrov, The United Front, s. 62.

[300] J. V. Stalin, Collected Works, Cilt. 4 (Moskova: Foreign Language Publishing House, 1953), s. 94.

[301] Mao Tse-Tung, “Chairman Mao’s Talk to Music Workers,” Selected Works of Mao Tse-Tung, Cilt. 7, MIA.

[302] V. I. Lenin, Collected Works, Cilt. 28. [Çince (Pekin: People’s Publishing House, 1990). Akt.: Hui Jiang, “The Great Contribution of the CPC to the World Socialist Movement over the Past Hundred Years,” International Critical Thought 11(4) (2021): TF.

[303] Lenin, CW, Cilt. 20, s. 219.

[304] Lenin, CW, Cilt. 21, s. 103-104.

[305] Ernesto Guevara, Che Guevara Reader (New York: Ocean Press, 2003), s. 225.

[306] Hegel, Science of Logic, s. 58.

[307] Roland Boer, Socialism with Chinese Characteristics: A Guide for Foreigners (Singapur: Springer, 2021), s. 93.

[308] Boer, Socialism with Chinese Characteristics, s. 10.

[309] The China Questions: Critical Insights into a Rising Power, yayına hz.: Jennifer Rudolph and Michael Szonyi (Cambridge: Harvard University Press, 2018), s. 23.

[310] Carlos Martinez, No Great Wall, s. 54.

[311] Deng Xiaoping, “Answers to the Italian Journalist Oriana Fallaci,” The Selected Works of Deng Xiaoping (Ağustos 1980): Works.

0 Yorum: