Tarihsel
ve ulusal nihilizm, herhangi bir devrimci hareketin moralini içten içe kemiren kanser
hücreleri haline gelebilir. Kontrol altına alınmazsa, yavaş yavaş büyür ve
çürür, o kadar büyür ki, artık bir şeyler yapmak için çok geç kalınır, hareket
boğulur, yok olur. Bu kanseri anlamaya ve onunla mücadele etmeye çalışırken,
dünya komünist hareketinin önemli isimlerinden Georgi Dimitrov’un 1935’te
Komünist Enternasyonal’in Yedinci Dünya Kongresi’nde yaptığı konuşmadaki
sözlerini hatırlamamız şarttır. Dimitrov, bugün Batı Marksizminde yaygın olan
bir olgu olan ulusal nihilizm hakkında şu yorumda bulunmuştur:
“Mussolini,
Garibaldi isimli kahramanın yağını çıkartıp ekmeğine sürmek için elinden geleni
yapıyor. Fransız faşistleri, kahramanları olarak Jeanne d'Arc’ı öne
çıkarıyorlar. Amerikan faşistleri, Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın
geleneklerine, Washington ve Lincoln’ün geleneklerine başvuruyorlar. [...] Bütün bunların işçi sınıfının davasıyla hiçbir ilgisi
olmadığını düşünen, halkın geçmişini tarihsel olarak doğru bir şekilde, gerçek
Marksist-Leninist ruhla aydınlatmak için hiçbir şey yapmayan, bugünkü
mücadeleyi halkın devrimci gelenekleriyle ve geçmişiyle ilişkilendirmek için kılını
kıpırdatmayan komünistler, ulusun tarihsel geçmişindeki tüm değerli şeyleri
faşist sahtekârlara gönüllü olarak teslim ediyorlar ki böylece faşistler,
kitleleri kolayca kandırabilsinler.
Hayır,
yoldaşlar, biz, sadece şimdiki zaman ve gelecekle ilgili değil, aynı zamanda
kendi halklarımızın geçmişiyle ilgili her önemli konuyla da ilgileniyoruz. [...] Biz komünistler, ilkesel olarak, burjuva milliyetçiliğinin
her türlüsüne uzlaşmaz bir şekilde karşıyız. Ancak biz, ulusal nihilizmi
desteklemiyoruz, hiçbir zaman da desteklememeliyiz. [...]
Yoldaşlar,
proleter enternasyonalizmi, kendi vatanında derin kökler salabilmek için, her
ülkede, tabiri caizse, ‘iklimine uyum sağlamalıdır’. Tek tek ülkelerdeki
proleter sınıf mücadelesinin ve işçi hareketinin ulusal biçimleri, proleter
enternasyonalizmle hiçbir çelişki içinde değildir; bilâkis, proletaryanın
uluslararası çıkarları tam da bu biçimlerde başarıyla savunulabilir.
Faşist
burjuvazinin, genel ulusal çıkarları savunma bahanesiyle, kendi halkını ezip
sömüren, diğer ulusları soyup köleleştiren bencil politikasını yürüttüğünü
kitlelerin önünde ortaya koymak ve onlara somut olarak kanıtlamanın her yerde
ve her durumda gerekli olduğu açıktır. Ancak biz bununla yetinmemeliyiz. Aynı
zamanda, işçi sınıfının mücadelesi ve komünist partilerin eylemleriyle, her
türlü kölelik ve ulusal baskıya karşı ayaklanan proletaryanın, ulusal özgürlük
ve halkın bağımsızlığı için tek gerçek savaşçı olduğunu kanıtlamalıyız.
Proletaryanın
kendi sömürücüleri ve baskıcılarına karşı yürüttüğü sınıf mücadelesinin
çıkarları, ulusun özgür ve mutlu bir geleceğinin çıkarlarıyla çelişmez. Aksine,
sosyalist devrim, ulusun kurtuluşunu sağlayacak, ona daha yüksek zirvelere
ulaşmanın yolunu açacaktır. İşçi sınıfı, şu anda sınıf örgütlerini kurarak ve
konumunu sağlamlaştırarak, faşizme karşı demokratik hak ve özgürlükleri
savunarak, kapitalizmi yıkmak için mücadele ederek, ulusun geleceği için mücadele
etmektedir.
Devrimci
proletarya, halkın kültürünü kurtarmak, onu çürüyen tekelci kapitalizmin
zincirlerinden, ona şiddet uygulayan barbar faşizmden kurtarmak için mücadele
ediyor. Kültürün yok oluşuna sadece proleter devrim mani olabilir, onu, biçimde
ulusal, içerikte sosyalist olan gerçek bir ulusal kültür olarak en yüksek
düzeyine ulaştırabilir. [...]
Bu ruhla
hareket edersek, tüm kitle çalışmalarımızda hem ulusal nihilizmden hem de
burjuva milliyetçiliğinden uzak olduğumuzu ikna edici bir şekilde kanıtlarsak,
ancak o vakit faşistlerin şoven demagojisine karşı gerçekten başarılı bir
mücadele verebiliriz.
Bu
nedenle, Leninist ulus politikasının doğru ve pratik bir şekilde uygulanması
büyük önem taşımaktadır. Hiç şüphe yok ki bu, faşistlerin kitleler üzerinde ideolojik nüfuz
tesis etmek için kullandıkları başlıca araç olan şovenizme karşı başarılı bir
mücadele için şüphesiz temel bir önkoşuldur.”[298]
Saflık
fetişinin ABD’de kendini ifade ettiği temel biçimlerden biri olan ulusal
nihilizmi muhteşem bir şekilde ifade ediyor olması sebebiyle bu metinden uzun
bir alıntıya yer verdim.
Tekelci
kapitalist sınıfımızın en gerici kesimlerinin, halkımızın ulusal tarihi
üzerindeki ideolojik savaşı kazanmasına izin veremeyiz. Yaratıcı bir şekilde
çalışabilmeli, egemen sınıfımız tarafından gizlenmesine rağmen ulusal
geçmişimizde bolca bulunan ilerici unsurları alıp, bu unsurları sosyalizme
doğru yeniden ifade edebilmeliyiz. Dimitrov, “kitleleri, ait oldukları halkların
geçmişi konusunda, doğru tarih bilgisiyle, gerçekten Marksist-Leninist bir
ruhla aydınlatmalıyız” derken bunu kastediyor.[299]
Ulusal
ve tarihsel nihilizm yok edilmelidir. J. V. Stalin’in doğru bir şekilde
söylediği gibi, “ulusal nihilizm, burjuva milliyetçilerinin işine yaradığı için
sosyalizmin davasına sadece zarar verir.”[300] Bu, saflık fetişinin en tipik
tezahürüdür, çünkü ulusal geçmiş saf değildir, saflık fetişisti Marksistler, o
geçmişin ilerici unsurlarıyla çalışmayı ve bunları sosyalizm mücadelesine dâhil
etmeyi reddederler.
Ülkemizin
tarihi, gerçekten de, işgal, köleleştirme, soykırım, sömürü, emperyalizm ve
dünya tarihinde kapitalist dönemin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan diğer tüm
kötülüklerle dolu bir tarihtir. Ancak bu tarih, bir yandan da feodal
mutlakiyetçiliğe karşı mücadelelerle, evrensel yaşam, özgürlük ve mutluluk
arayışı vaatleriyle ki bunların hepsi kapitalist yaşam tarzı içinde yerine
getirilemez taleplerdir, kölecilik, ücretli kölelik, yerli topluluklara yönelik
soykırım saldırılarına karşı mücadelelerle, yirminci yüzyılda faşizme,
emperyalizme karşı, insan hakları, barış vb. için verilen mücadelelerle de tanımlı
bir tarihtir. Bu, karmaşık, heterojen ve saf olmayan bir tarihtir. Kısacası,
kendi içinde zıt güçlerin birliğini barındıran çelişkili bir tarihtir: bir
taraf, insanlığın kurtuluşu, diğer taraf, sermayenin tahakkümünü korumak için
mücadele etmektedir. Bu nesnel çelişkileri kendi lehimize kullanmayı
öğrenmeliyiz. Önümüzde duran görev, bugünkü mücadelelerimizi geçmişin olumlu
unsurlarıyla uyumlu hale getirmek ve günümüzün can çekişen kapitalist-emperyalist
güçlerini geçmişimizin olumsuz unsurlarıyla ilişkilendirmektir.
Bu,
kolay ifa edilecek bir görev değildir. Mao, ulusal nihilizmi kınarken şöyle
demiştir:
“Dünyadaki her ulusun
kendi tarihi, kendi güçlü ve zayıf yönleri vardır. En eski zamanlardan beri,
mükemmel şeyler ve çürümüş şeyler birbirine karışmış ve uzun süreler boyunca
birikmiştir. Bunları ayırmak ve özü tortudan ayırt etmek çok zor bir iştir, ancak
bu zorluk nedeniyle tarihi reddetmemeliyiz. Kendimizi tarihten koparmak ve
mirasımızı terk etmek iyi değildir. Halk, buna onay vermez.”[301]
Bu
zorluk, belirli bir ülkenin somut koşullarına göre sosyalizmi geliştirme
ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Lenin'in dediği gibi: “Tüm uluslar sosyalizme
doğru ilerleyecektir; bu, kaçınılmazdır. Ancak bu süreç, tüm uluslar için
birebir aynı olmayacaktır. [...] her ulusun kendine özgü özellikleri
olacaktır.”[302] Bu nedenle, bir yandan Rusya’nın rolünü “ulusların
hapishanesi” olarak değerlendirip eleştiren Lenin, diğer yandan şunu söyler:[303]
“Peki biz, ulusal gurur
duygusuna duyarsız, sınıf bilincine sahip Büyük Rus proleterleri miyiz?
Kesinlikle hayır. Dilimizi ve anavatanımızı seviyoruz; Rusya’nın emekçi halk
kitlelerini (yani nüfusunun onda dokuzunu) zeki demokratlar ve sosyalistler
seviyesine yükseltmek için diğer tüm örgütlerden çok daha fazla çalışıyoruz.
Güzel anavatanımızın Çar’a bağlı cellâtlar, soylular ve kapitalistler
tarafından maruz kaldığı şiddet, zulüm ve alaycı tutumdan en çok biz üzüntü
duyuyoruz.
Büyük Rus ulusunun da
devrimci bir sınıf yarattığını, insanlığa özgürlük ve sosyalizm mücadelesinde
büyük örnekler sunabildiğini, katkısının sadece büyük pogromlarla, sayısız
darağacıyla, işkence odalarıyla, ağır kıtlıklarla, rahiplere, çarlara, toprak sahiplerine
ve kapitalistlere karşı gösterilen aşağılık kölelikle sınırlı olmadığını bilmek
bizim ulusal gururumuzu okşuyor.
Ulusal gururla doluyuz, bu
sebeple, bilhassa kölelikle tanımlı geçmişimizden ve aynı toprak sahiplerinin,
kapitalistlerin de yardımıyla, Polonya ve Ukrayna’yı boğmak, İran ve Çin’deki
demokratik hareketi ezmek, Büyük Rus ulusal onurumuzu utançla örtbas eden
Romanovlar, Bobrinskiler, Puriskeviçler çetesini güçlendirmek için bizi savaşa
sürüklediği kölelikle tanımlı bugünümüzden nefret ediyoruz.”[304]
Ayrıntıları
bağlama göre ayarlayarak, bugün ABD için de benzer bir şey söyleyebiliriz. Biz
de devrimci sınıfımız ve onun zengin devrimci tarihiyle gurur duyduğumuzu
söyleyebiliriz. Biz de, tam da bu tarihle gurur duyduğumuzdan, bizi Che’nin
bahsini ettiği, halka karşı duyduğumuz o “büyük sevgi” uyarınca haretet
ettiğimizden, soykırımcı, köleci, sömürücü ve emperyalist geçmişimizi ve bugünü
tüm kalbimizle lanetliyoruz.[305]
Lenin,
Mao, Fidel, Ho Chi Minh, Chávez ve diğer başarılı sosyalist liderler, ulusal
geçmişleriyle ilgili olarak kendilerine “yeterince saf mı?” sorusunu değil,
“halkımızın sağduyusu ve duygularına yerleşmiş ulusal gelenekleri sosyalizm
için mücadele etmek amacıyla nasıl organik bir şekilde kullanabiliriz?”
sorusunu sordular. Çin’de bu, Çin’e Has Sosyalizm biçimini aldı; Küba’da bu,
José Martí ve sömürgecilik karşıtı gelenekleri sosyalist inşaya dâhil etmek
anlamına geldi; Venezuela’da bu, Bolivarcı sosyalizm biçimini aldı; Bolivya’da
bu, Marksizm (bilimsel sosyalizm) ile yüzyıllardır var olan yerli komünist
gelenekleri birleştirme biçimini aldı. Aynı şey Afrika (Pan-Afrika Sosyalizmi),
Ortadoğu (İslami Sosyalizm), Asya ve Latin Amerika’nın diğer bölgelerindeki
sosyalist mücadelelerde de görülebilir.
ABD’de
sosyalizm mücadelesinin, dünya çapında görülen bu somut evrensel eğilimi takip
etmek zorunda olmayacağını düşünenlerin gözlerini, liberalizmin boyasıyla
boyanmış Amerikan istisnacılığı kör etmiştir. Bu genel eğilimde bilimsel
sosyalizm içerik olarak işlevsel bir konuma sahiptir. Somut özgül koşullarda bu
içerik, belirli bir biçime kavuşur, somutluk kazanır. ABD, bu genel eğilimden
münezzeh değildir.
Hegel’de
de Marksizmde de diyalektik, değişmeyen, saf, tarih dışı genellik fikrini
reddeder. Bunun yerine diyalektik, genelliklerin tarihsel planda koşullanmış
somut ve özel unsurlara nasıl zorunlu olarak bağlı olduğunu izah eder. Genellikler
her daim somuttur, yani yalnızca özel unsurlar aracılığıyla var olabilir ve bir
biçime kavuşabilirler.
Hegel
ve Lenin’in de vurguladığı gibi, “genel, kendi içinde özel olanın zenginliğini
kucaklar.”[306] Soyut sosyalizm diye bir şey yoktur. Sosyalizm, özel olan
aracılığıyla somutlaştırılmadıkça var olamayacak olan geneldir.
ABD’de
sosyalizm, ülkenin kendine özgü tarihine ve koşullarına uygun olarak
şekillenmek zorunda olacaktır. Dar tarihselciliği ve ulusal nihilizmi
benimseyen bugünün Batı Marksistleri:
1.
Ulusal geçmişlerini somut olarak (yani diyalektik ve doğru bir şekilde) anlayamazlar;
2.
Başarıya ulaşabilecek bir sosyalizm mücadelesi inşa edemezler.
Batı
Marksistlerindeki hamlık ve çocuksuluk, saflık fetişinin bir tezahürüdür, bu
türden bir bakış açısı, diyalektik materyalist dünya görüşü tarafından aşıldığı
vakit ortadan kalkacaktır.
Sovyetler
Birliği’ndeki karşı devrimi, Sovyetler'in yaptığı hataları tekrarlamamak
isteyen Çinliler kadar yakından inceleyen çok az kimse vardır. Çinlilerin SSCB’nin
çöküşünden çıkardıkları en önemli derslerden biri şudur: tarihsel nihilizmden (lişi
zuwucuyi) uzak durmak varoluşsal öneme sahip bir meseledir. Çinlilere göre
tarihsel nihilizm şu türden görüşlerde makes bulmuştur: “Marksizmin modası
geçti, sosyalizm ‘başarısız’ oldu (bu görüş, 1989’dan sonra Doğu Avrupa ve
Sovyetler Birliği’nde gelişti); “ÇKP, Çin tarihindeki bir sapmadır, o, yabancı
güçlere dalkavukluk yaptı”; “Devrim fikrine karşı çıkılmalı, ona veda
edilmelidir.”[307] Roland Boer’in belirttiği gibi, ”Sovyetler Birliği’nin
başına gelen felâket, Çin’de tarihsel nihilizmin etkilerinin açık bir örneği
olarak kabul edilmektedir.”[308] Şi Cinping’in konuyla ilgili tespiti şu
yöndedir:
“Sovyetler Birliği’nin
dağılması ve SBKP’nin çöküşünün önemli bir nedeni, Sovyetler Birliği’nin ve
SBKP’nin tarihinin tümüyle inkâr edilmesi, Lenin ve diğer önde gelen
şahsiyetlerin inkâr edilmesi ve tarihsel nihilizmdir. Bu durum, halkın
düşüncelerini karışıklığa sürüklemiştir.”[309]
Carlos
Martinez, SSCB’den farklı olarak Çin’in farklı bir yönelime sahip olduğunu
söyler:
“Çin liderliği, (bilhassa
Büyük Atılım ve Kültür Devrimi gibi) Mao ile ilişkili bazı politikaları ciddi
şekilde eleştirmiş olsa da, Mao’yu reddetme, Çin sosyalizminin ideolojik ve
tarihsel temellerini sarsacak adımlar atma eğilimine hiçbir zaman girmemiştir. Mao
dönemi ile Mao sonrası dönem arasına Çin Seddi inşa edilmemiştir; bu iki dönem kopmaz
bağlarla birbirine bağlıdır.”[310]
Deng
Şiaoping de 1980 yılında verdiği bir röportajda benzer şeyler söyler:
“Mao Zedong’un portresini,
ülkemizin sembolü olarak Tiananmen Kapısı’nda sonsuza kadar muhafaza edeceğiz,
onu her zaman partimizin ve devletimizin kurucusu olarak hatırlayacağız. [...] Biz,
Mao Zedong’a, Hruşçev’in Stalin’e yaptığını yapmayacağız.”[311]
Bu
yorumlar, sosyalist devletler bağlamında yapılmış olsa da, ilgili yorumlar
şahsında, tarihsel nihilizmi mahkûm eden anlayışın, özelde somutlaşan genellik
anlamında, Çin’de karşılık bulduğunu söyleyebiliriz.
Tarihsel
ve ulusal nihilizm ortak bir mantığa sahiptir: geçmişin saf olmaması nedeniyle
reddedilmesi. Eğer geçmiş hatalar, aşırılıklar, kusurlar içeriyorsa, o zaman
hiçbir değeri yoktur. Sadece saf olan, kurtarılmalıdır. Saflık fetişinin bu
tezahürü, geçmişin doğru ve diyalektik değerlendirmesini engellemekle kalmaz,
aynı zamanda sosyalizme doğru ilerleyen hareketi engeller.
ABD’de
tarihsel ve ulusal nihilizm, sadece geçmişle ilgili tutumlardan ibaret değildir.
Bugüne ve yarına da aynı bakış açısıyla yaklaşılmaktadır. Bu türden görüşler
sadece akademide ilgiye mazhar olurlar.
Halkımızın
ilerici tarihini, sosyalizm için verdiğimiz güncel mücadeleye bağlayamaz, ABD’yi
ve tarihini, her şey gibi nesnel çelişkilerle dolu bir toplumsal bütünlük
olarak ele alamazsak, sosyalizm, sonsuza dek saf bir fikir olarak kalacak,
ulaşılamaz ve erişilemez olacaktır. Sınıf mücadelesini kazanmak istiyorsak,
tarihsel ve ulusal nihilizmle mücadeleden zaferle çıkmalıyız.
Sonuç
Batı
Marksizminin kusurları, salt “komünizm”in farklı zamansallıklarına dair düşünme
biçimimizde oluşmuş olan boşlukla izah edilemez. Bu boşluk tabii ki önemli bir
faktördür, ama daha somut, dolayısıyla, bütünleştirici olan saflık fetişi
kavramının içinde yer alan bir faktördür. Saflık fetişi açısından bakıldığında,
Batı Marksizminin dünya analizinde diyalektik karşıtı konumlara savrulduğu, bu
nedenle genellikle politik olarak muhafazakâr, anti-komünist, hatta bazen
gerici hale geldiği birçok örneği görebiliriz. Bu kavramla, Batı Marksizminde
bulunan çeşitli “hatalar” ve “boşluklar”ın nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunu,
ideolojik olarak, gerçeğin saf, soyut, statik ve homojen tarafında olduğunu
düşünen Batı felsefe geleneğine dayandığını daha iyi anlayabiliriz. Batı
Marksizminin başarısızlıklarını kopuk ve parçalı bir şekilde eleştirmek yerine,
saflık fetişini anladığımızda, bu engellerin sebeplerini saflık fetişistlerinin
bilinçli veya bilinçsizce geliştirdikleri dünya görüşünde buluruz.
ABD
bağlamında bu yaklaşım bize, “Bir ülkenin sosyalist veya anti-emperyalist
mücadelesi desteklenmeli mi?”, “Bilinç düzeyi düşük işçiler örgütlenebilir mi?”
veya “ulusal geçmiş toptan mahkûm edilmeli mi? gibi soruların yüzeyde görünenin
aksine birbiriyle bağlantılı olduklarını, ancak bu soruların aynı ölçütle, yani
sosyalizm, işçi sınıfı veya ulusal tarihin ne olması gerektiğine dair “saf”
fikre uygun olup olmadıklarına göre ele alındıklarını görmemizi sağlar. Burada
sosyalist ütopyacılığın güncel bir biçimiyle karşı karşıyayız. Bu anlayışın,
dünyanın çelişkilerle malul niteliğinden ve yeninin eskiden tamamen
kurtulamadığı, ancak onun bazı kısımlarını daha gelişmiş bir biçimde yeniden
bünyesine kattığı gerçeğinden kendisini uzak tuttuğunu görmek gerekiyor.
Zeno
gibi, Batı Marksistleri de zihinlerindeki saf sosyalizm ideali ile günümüzün
sosyalizm gerçekliği arasındaki çelişkiye yaklaştıklarında, gördükleri saf
olmayan gerçekliğin sosyalizm olduğunu kabul edemiyorlar. Bu ütopizm, Batı
Marksizminin saflık fetişinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, ilgili
yaklaşımı, bilimsel (yani Marksist) olmayan, bilim öncesi bir sosyalizm
biçimine geri dönmesi açısından gerici addetmek mümkündür.
Ayrıca,
Losurdo’nun “zamansallıklar arası köprü” tezini ileriye götürerek, saflık
fetişi bakış açısının muhtelif nesnel güçleri maddiyatta nasıl temel aldığını
görebiliriz. Bu nesnel güçleri şu şekilde sıralayabiliriz:
1.
“Sol”un profesyonel-yönetici sınıfından müteşekkil yapısı;
2.
Emperyalist ülkelerdeki devlet bakanlıklarının ve kapitalist vakıfların bu
“uyumlu” anti-komünist “sol”u finanse etme ve yaygınlaştırmada oynadıkları rol;
3.
Akademi, medya ve STK’lardan oluşan, profesyonel-yönetici sınıfına mensup
“solun” emperyalizmle uyumlu anti-komünist Marksizmin teşvik edildiği
kurumların kültürüne, fikirlerine ve geleneklerine nüfuz etmesinde rol oynayan
sacayağı.
İlgili
sacayağı, sosyalist örgütlenme pratiğinden işçi sınıfını kovan “sol” için gerekli
alanı açmaktadır. Dolayısıyla, saflık fetişini aşmak, Batı (ve ABD)
Marksizminin bakış açısındaki fukaralığın temelini oluşturan nesnel güçlerin
bilinçli bir eleştirisini ve değişimini gerektirir.
Günümüz
ABD toplumu, kapsamlı bir krizin tüm belirtilerini göstermektedir, bu anlamda,
nesnel devrimci koşulların yakın gelecekte daha da yoğunlaşması beklenmektedir.
Bu koşullar, devrimci bir dönüşüm için verimli bir zemin teşkil etmektedir.
Ancak nesnel koşullar tek başına yeterli değildir. Öznel faktörün (yani,
devrimci öncülerin yardımıyla kitlelerde oluşan sosyalist bilincin) işçi
sınıfını temel alan devrimci iktidar organlarına dönüşmesi gerekmektedir. ABD’de,
çoğu komünist örgütün bakış açısına hâkim olan saflık fetişi, bu öznel faktörün
gerçekleşmesi için bir engel teşkil etmektedir. Ancak bu bakış açısının
üstesinden geldiğimizde, devrim için öznel koşulları geliştirebilir, böylece
toplumsal devrimi gerçek manada gündeme getirebiliriz.
Ancak
bunun için üç sürecin işletilmesi gerekmektedir. Bu süreçler, ayrı ayrı değil,
diyalektik olarak ele alınmalıdır. Birinde meydana gelen gelişme, diğerinde de
eşzamanlı gelişmeyi beraberinde getirmektedir.
1.
ABD’nin egemen sosyalist ve komünist örgütlerinin eleştirel iç muhasebe süreci.
Bu örgütler, sınıf yapılarının ve akademi, medya ve STK’ların oluşturduğu sacayağının,
siyasi kültürlerini ve saflık fetişi bakış açılarını nasıl şekillendirdiğinin
farkına varmalıdırlar.
2.
Eleştirel öz farkındalık oluştuktan sonra, her türlü çaba gösterilerek,
profesyonel-yönetici sınıfının değil, işçi sınıfının örgütlerin merkezi ve ruhu
haline gelmesi sağlanmalıdır.
3.
Teorik eğitim, merkezi önceliklerden biri, hatta en önemlisi haline gelmelidir.
Her kadro, diyalektik materyalist dünya görüşünü iyice kavramalı, dünyaya bu
bakış açısıyla tutarlı bir şekilde yaklaşabilmelidir. Bu, birkaç slogan ve
sonucun dogmatik bir şekilde ezberlenip bir bağlamdan diğerine kopyalanıp
yapıştırılmasıyla sınırlı kalamaz. Bakış açısında gerçek bir dönüşüm sağlamak,
dünyaya diyalektik materyalist bir çerçeveyle yaklaşabilmek, yaratıcı ve
karmaşık bir çabadır; somut olanın sürekli somut olarak incelenmesini
gerektirir.
Saflık
fetişi, her yerde karşımıza çıkıyor. Damarlarımızdan sızıyor, soluduğumuz
havayı zehirliyor, işçi sınıfının bizden vebadan kaçar gibi kaçmasına neden
oluyor. Eğer egemen sınıfla mücadele edeceksek, eğer sermayenin zincirlerinden
kendimizi kurtaracaksak, eğer Marx ve Engels’in belirlediği tarihsel rolü
yerine getireceksek, o zaman saflık fetişini aşmalıyız. Ancak bu sayede
Marksizm-Leninizmin canlı ruhunu çağımıza taşıyabilir, saflık fetişinin aldığı
muhtelif biçimlerden olan sağ oportünizm ve aşırı solculuk gibi bireyci
aşırılıkları aşabiliriz.
Carlos L. Garrido
[Kaynak:
The Purity Fetish and the Crisis of Western Marxism, Midwestern Marx
Publishing Press, Bahar 2023.]
Dipnotlar:
[298] Georgi Dimitrov, The United Front: The Struggle Against Fascism and
War (Londra: Lawrence and Wishart, 1938), s. 61-64.
[299]
Dimitrov, The United Front, s. 62.
[300]
J. V. Stalin, Collected Works, Cilt. 4 (Moskova: Foreign Language
Publishing House, 1953), s. 94.
[301]
Mao Tse-Tung, “Chairman Mao’s Talk to Music Workers,” Selected Works of Mao Tse-Tung,
Cilt. 7, MIA.
[302]
V. I. Lenin, Collected Works, Cilt. 28. [Çince (Pekin: People’s
Publishing House, 1990). Akt.: Hui Jiang, “The Great Contribution of the CPC to
the World Socialist Movement over the Past Hundred Years,” International
Critical Thought 11(4) (2021): TF.
[303]
Lenin, CW, Cilt. 20, s. 219.
[304]
Lenin, CW, Cilt. 21, s. 103-104.
[305]
Ernesto Guevara, Che Guevara Reader (New York: Ocean Press, 2003), s. 225.
[306]
Hegel, Science of Logic, s. 58.
[307]
Roland Boer, Socialism with Chinese Characteristics: A Guide for Foreigners (Singapur:
Springer, 2021), s. 93.
[308]
Boer, Socialism with Chinese Characteristics, s. 10.
[309]
The China Questions: Critical Insights into a Rising Power, yayına hz.:
Jennifer Rudolph and Michael Szonyi (Cambridge: Harvard University Press,
2018), s. 23.
[310]
Carlos Martinez, No Great Wall, s. 54.
[311] Deng Xiaoping, “Answers to the Italian Journalist Oriana Fallaci,” The Selected Works of Deng Xiaoping (Ağustos 1980): Works.


0 Yorum:
Yorum Gönder