Bir
ara bu ülkede “Venezuela Dostluk Derneği” diye bir dernek vardı. “Saflık fetişi”,
saflık takıntısı, küçük burjuvanın efendileri huzurunda arınık olmak için
ortaya koyduğu liberal çaba neticesinde dernek, hükmünü yitirdi. Çünkü Maduro,
Türkiye başkanıyla buluştu, iş tuttu, hatta Nusret’te oturup et yedi. “Kaldıraç”
kelimesinin “avantaj” anlamı öne çıkartıldı. Uygun dayanak noktası, saflık arayışı
sebebiyle bir türlü bulunamadı, dünya yerinden edilemedi. Ama aynı derneği
kuranlar, yılbaşında ağaç süsleyip piyango çekilişi yaptılar. Dayanak noktası,
liberal burjuva değerlerdi. Herkes, hoş görünmek zorunda olduğu yeri ve kişileri
gayet iyi biliyordu.
Neticede
sosyalist örgütler, burjuvazinin ve devletin milli ve dini prangalarından
kurtulma iradesinin basit araçlarından ibaret oldukları bilinciyle hareket
ediyorlar. Maduro da zaten dün o bilinçle eleştiriliyordu.
Maduro’yu eleştirenler, onun “otobüs şoförü” olduğu üzerinde duruyor, Mine Kırıkkanat’ın yetiştirdiği solcular, onun fakirliğiyle dalga geçiyorlardı.
Bugün o solcuların-sosyalistlerin
bir vakitler “adayımız ol” diye yalvardıkları Özgür Demirtaş, Venezuela’nın Amerika’nın
eyaleti olmasını istiyor. Bu istek, aynı zamanda Türkiye ile ilgilidir. O Demirtaş,
cumhurbaşkanı adayı olsaydı, onu eleştirenlere küfürler döşenecek sosyalistler,
bugün adamı “mandacı” ilan ediyorlar. Dün Fethullahçılarla yol yürüyen Alper Taş gibiler, bugün bu örgütün Venezuela topraklarından ayrılamayan haytasına ayar veriyor.
Kansu
Yıldırım, sendika parasıyla semirmenin derdinde olan bir küçük burjuva olarak, yazdığı
gazetenin sahiplerinin mandacı CHP’yle ve İngiltere ile tuttuğu işlerin üzerini
örtüyor. EMEP, sahada CHP’nin açtığı icazet alanında at koşturuyor. Seçimlerde
EMEP gibi örgütler, Venezuela’da emperyalizmin kuklası olarak sahaya sürülmüş
kadına verilen ödülü tebrik eden, onu sahiplenen İmamoğlu için oy topluyorlar. Hapse
düşünce yollara dökülüyorlar.
Bugün
sol partilerin “anti-emperyalizm”i anımsamaları önemli bir gelişmedir. Ama gene
de bu gelişme, şüpheyle karşılanmalıdır. Hepsi, milletvekilliği mazbatası
dağıtım merkezi olarak gördükleri DEM’in ve CHP’nin açıklamalarını beklemiş,
bağımsız bir sınıf siyaseti ve devrimci siyaset uyarınca tepki
geliştirmemişlerdir. DEM’den alınan icazetle, dün Biden’ın gemisine binen
Devrimci Parti türü yapılar, Amerika’yı eleştiren bildiriler döşenmişlerdir. Bu
bildirilerin bir anlamı yoktur. Başta Trump var diye yazılmaktadır. Demokrat
Parti’nin sicili görmezden gelinmektedir. Amerika’daki ağababaları da aynı tavrı
sergilemektedir:
“Demokrat Parti’nin
iktidarda olduğu birkaç ayrı dönemde 120.000 Japon Amerikalı, evlerinden ve
geçim kaynaklarından kopartıldı ve gözaltı kamplarına konuldu; atom bombaları
Hiroşima ve Nagasaki’ye atıldı, çok sayıda masumun ölümüne yol açtı; FBI’a
politik örgütlere sızma yetkisi verildi; 1940 tarihinde yürürlüğe giren,
hükümetin zor ve şiddet yoluyla yıkılmasını önleme amaçlı Smith Kanunu,
Troçkist olan Sosyalist İşçi Partisi liderlerini, daha sonra Komünist Parti
liderlerini politik görüşlerinden dolayı hapse attı; bir ‘ulusal olağanüstü
hal’in ilan edilmesi durumunda politik muhalifleri toplamak amacıyla gözaltı
kampları kuruldu; Kırklı yılların sonlarında ve ellilerde devlette çalışan
sekiz bin kişi, politik bağlantıları ve görüşleri nedeniyle işten çıkartıldı,
hayatın her alanından binlerce insan işlerinden oldu; Tarafsızlık Kanunu ile
İspanya’ya ambargo uygulandığı dönemde birçok şirket, Franco’nun faşist
lejyonlarını besledi; çeşitli Üçüncü Dünya ülkelerinde kontrgerilla programları
yürürlüğe konuldu; Vietnam Savaşı, Demokrat Parti döneminde yapıldı, çatışma
süreci, aynı dönemde tırmandırıldı. Ayrıca, yaklaşık bir asır boyunca Demokrat
Parti’nin Kongre’deki lider kadroları, ırk ayrımcısı düzeni korudu, tüm linç
karşıtı ve adil istihdam yasalarına mani oldu. Ama tüm bu suçlar, birçoklarına
yıkım ve ölüm getirmesine rağmen, nedense liberalleri, sosyal demokratları ve
‘demokratik sosyalist’ antikomünistleri, Demokrat Parti’yi veya onu yaratan
siyasi sistemi kınamaya teşvik etmedi. Bu kesimler, komünizme karşı
takındıkları hoşgörüsüz tavrı Demokrat Parti’ye sergilemediler.”[1]
Hepsinin
de anti-emperyalizmi Marksizm-Leninizmin değil, Amerikan Demokrat Parti’sinin
ve buradaki iç uzantılarının bir neticesidir. Başta Trump değil Biden olsaydı,
bu partiler, Maduro eleştirileri döşenecekti.
Neticede “bugün solun siyaseti, sermayeye veya devlete yalvarmaktan ibaret. Sermayenin önünde diz çöküp ‘at sırtından şu AKP’yi’ diyorlar veya devletin eteklerine yapışıp ‘bu AKP sana yakışmıyor, defet!’ diye ağlıyorlar.”[2]
Bugün
Amerika eleştirileri, ucuz AKP karşıtlığı bağlamında gündeme geliyor. Dün
Tayyip’in yanına oturdu diye küfrettikleri Maduro’ya bugün sahip çıkıyor
olamazlar. O yüzden adını anmıyorlar. Onlar şahsında, birkaç gün önce “Maduro
gitsin Türkiye’ye sığınsın” diyen Trump’a yönelik liberal husumet konuşuyor. Düne
kadar Amerika’dan alınan silahları tevil edenler, sahiplenenler, “Amerika
Türkiye’ye müdahale etsin” diyenler, bugün Amerika’ya meydan okuyor olamazlar.
ESP,
bu konuda dürüst. O hâlâ, liberalliğinden hiç vazgeçmiyor, Marksizm-Leninist
teoriye aykırı, liberal gevezeliklere sarılıyor. Dün “Ne Sam ne Saddam”[3]
diyen ÖDP gibi ESP de, onun uzantısı olarak, “Ne ABD ne Çin-Rusya” diyor. “Emperyalist
bloklar arası kavga”dan bahseden liberaller kervanına katılıyor. “Kardeşim, herkes
emperyalist, Amerika olmuş çok mu?” diyerek Amerika’yı aklıyor.
Yunanistan
Komünist Partisi, aynı lafı ettiği için komünistler arasında teşkil eden
birliği dağıttı. “Rusya ve Çin’i emperyalizm dairesinde görmeyenler”i şiddetle
eleştirdi. Bu eleştirisi sayesinde birkaç NATO askeri, YKP kortejinde boy
gösterdi, partiye bir iki belediye verildi. “Ne Çin Ne ABD” sloganı, liberallerin
kendilerini yetiştiren kontrgerilla talimnamelerinden öğrendikleri sis perdesi
yöntemiydi. Bu yöntemde amaç, gerçek niyeti gizlemek, dikkatleri başka yöne çekmek,
“düşman”a sis bulutu ile diz çöktürmek.
“YKP;
ABD, NATO, Çin ve Rusya’yı aynı analitik düzleme yerleştirerek, dünya
sisteminin gerçek hiyerarşisini teorik olarak ortadan kaldırdı.”[4] Amerika’yı
koruma altına aldı. Çünkü parti, ne kadar kızsa da Amerika ve liberalizmiyle
tanımlı alanda at koşturmayı seviyor. Aşırılıkları eleştiriyormuş gibi yapıyor.
Ama Amerika’daki emperyalist niteliği örtbas ediyor.
Görünen o ki Amerika, Venezuela’ya yönelik saldırıda bu sis perdesi yöntemine başvurdu. Dikkatleri başka yöne çevirdi. Asıl hedefi olan “Nusretçi” Maduro’yu rehin aldı. Burada Maduro’yu eleştirenler, şimdi kına yakabilirler.
Yunanistan
Komünist Partisi ve onun Türkiye’deki uzantısı TKP, NATO operasyonunun parçası
olarak, “Çin ve Rusya da emperyalist” korosuna katıldı. ESP ile birlikte bugün asıl
emperyalist odak ve güç olarak Amerika’yı perdelemeye, korumaya çalışıyorlar.
Bugün
DEM ve CHP’yle iltisaklı sol örgütlerin anti-emperyalizmini sis perdesi operasyonunun
parçası olarak görmek gerekiyor. Bugüne dek anti-emperyalizmi “gericilik”
olarak görenlerin, emperyalizmi ağzına alanları, “yeni dönemi, gelişimi
anlamıyorsunuz, gericisiniz” diye bağırıp parmak arası terlikleriyle kovalayanların
yalan söyledikleri görülmeli.
Aynı
NATO, “bizde Alexandria Ocasio-Cortez var, siz de birini imal edin” dedi,
burada Seda Kadıgil’i ambalajladılar. “Bizde Demokrat Parti’nin taşeron
örgütleri var, siz de kurun” dediler, burada TİP gibi yapıları inşa ettiler. TİP,
mecliste NATO üyeliği ile ilgili oylamaya devrimci bir itiraz örgütlemek yerine
moda çekimine katılmayı tercih etti. Bugün NATO, Pentagon ve CIA emriyle bir
gecede vegan, feminist ve lubun olan örgütlerin anti-emperyalizmi yalandan
ibarettir.
Neticede
bu örgütlerin bilinçaltı, tam da Candan Badem’de dil buluyor. Badem, “İran’la
ABD savaşsa ABD’nin yanında yer alırım”, Filistin konusunda “Filistinliler İsrail’e
teslim olsunlar, İsrail’den yana olmak gerek” diyen kişi. Bunları NATO
devletinin resmi kapeleri imal etti.
O
resmi TKP, yıllarca Ergenekon davası görmüş bir subayı, misal, Mehmet Ali Çelebi’yi
örgütlemek için uğraştı. Çelebi, AKP’ye gitti, peşinden kendisini örgütlemek
isteyenleri sürükledi. TKP gibi yapıların emperyalizmle ilişki içerisindeki
sermayenin ve devletin aparatları olduğu net biçimde görüldü.
Bugün
Maduro karşısında dökülen timsah gözyaşlarının bir anlamı yok. Anti-emperyalist
irade ve direniş, başka yerlerde, halkın ve sınıfın iradesinde aranmalı.
Eren Balkır
4
Ocak 2026
Dipnotlar:
[1] Carlos L. Garrido, The Purity Fetish and the Crisis of Western Marxism,
Midwestern Marx Publishing Press, Bahar 2023.
[2]
Eren Balkır, “Madara”, 5 Ağustos 2018, İştiraki.
[3] Jean Bricmont, “Ne Sam Ne Saddam”, 2006, İştiraki.
[4] Bisharat Abbasi, “KKE: A NATO And EU's Imperialist Chauvinist Pet Dog in the Cloak of Orthodox Marxism”, 28 Aralık 2025, Substack.



0 Yorum:
Yorum Gönder