05 Ocak 2026

, , ,

Sis Perdesi

Bir ara bu ülkede “Venezuela Dostluk Derneği” diye bir dernek vardı. “Saflık fetişi”, saflık takıntısı, küçük burjuvanın efendileri huzurunda arınık olmak için ortaya koyduğu liberal çaba neticesinde dernek, hükmünü yitirdi. Çünkü Maduro, Türkiye başkanıyla buluştu, iş tuttu, hatta Nusret’te oturup et yedi. “Kaldıraç” kelimesinin “avantaj” anlamı öne çıkartıldı. Uygun dayanak noktası, saflık arayışı sebebiyle bir türlü bulunamadı, dünya yerinden edilemedi. Ama aynı derneği kuranlar, yılbaşında ağaç süsleyip piyango çekilişi yaptılar. Dayanak noktası, liberal burjuva değerlerdi. Herkes, hoş görünmek zorunda olduğu yeri ve kişileri gayet iyi biliyordu.

Neticede sosyalist örgütler, burjuvazinin ve devletin milli ve dini prangalarından kurtulma iradesinin basit araçlarından ibaret oldukları bilinciyle hareket ediyorlar. Maduro da zaten dün o bilinçle eleştiriliyordu.

Maduro’yu eleştirenler, onun “otobüs şoförü” olduğu üzerinde duruyor, Mine Kırıkkanat’ın yetiştirdiği solcular, onun fakirliğiyle dalga geçiyorlardı. 

Bugün o solcuların-sosyalistlerin bir vakitler “adayımız ol” diye yalvardıkları Özgür Demirtaş, Venezuela’nın Amerika’nın eyaleti olmasını istiyor. Bu istek, aynı zamanda Türkiye ile ilgilidir. O Demirtaş, cumhurbaşkanı adayı olsaydı, onu eleştirenlere küfürler döşenecek sosyalistler, bugün adamı “mandacı” ilan ediyorlar. Dün Fethullahçılarla yol yürüyen Alper Taş gibiler, bugün bu örgütün Venezuela topraklarından ayrılamayan haytasına ayar veriyor.

Kansu Yıldırım, sendika parasıyla semirmenin derdinde olan bir küçük burjuva olarak, yazdığı gazetenin sahiplerinin mandacı CHP’yle ve İngiltere ile tuttuğu işlerin üzerini örtüyor. EMEP, sahada CHP’nin açtığı icazet alanında at koşturuyor. Seçimlerde EMEP gibi örgütler, Venezuela’da emperyalizmin kuklası olarak sahaya sürülmüş kadına verilen ödülü tebrik eden, onu sahiplenen İmamoğlu için oy topluyorlar. Hapse düşünce yollara dökülüyorlar.

Bugün sol partilerin “anti-emperyalizm”i anımsamaları önemli bir gelişmedir. Ama gene de bu gelişme, şüpheyle karşılanmalıdır. Hepsi, milletvekilliği mazbatası dağıtım merkezi olarak gördükleri DEM’in ve CHP’nin açıklamalarını beklemiş, bağımsız bir sınıf siyaseti ve devrimci siyaset uyarınca tepki geliştirmemişlerdir. DEM’den alınan icazetle, dün Biden’ın gemisine binen Devrimci Parti türü yapılar, Amerika’yı eleştiren bildiriler döşenmişlerdir. Bu bildirilerin bir anlamı yoktur. Başta Trump var diye yazılmaktadır. Demokrat Parti’nin sicili görmezden gelinmektedir. Amerika’daki ağababaları da aynı tavrı sergilemektedir:

“Demokrat Parti’nin iktidarda olduğu birkaç ayrı dönemde 120.000 Japon Amerikalı, evlerinden ve geçim kaynaklarından kopartıldı ve gözaltı kamplarına konuldu; atom bombaları Hiroşima ve Nagasaki’ye atıldı, çok sayıda masumun ölümüne yol açtı; FBI’a politik örgütlere sızma yetkisi verildi; 1940 tarihinde yürürlüğe giren, hükümetin zor ve şiddet yoluyla yıkılmasını önleme amaçlı Smith Kanunu, Troçkist olan Sosyalist İşçi Partisi liderlerini, daha sonra Komünist Parti liderlerini politik görüşlerinden dolayı hapse attı; bir ‘ulusal olağanüstü hal’in ilan edilmesi durumunda politik muhalifleri toplamak amacıyla gözaltı kampları kuruldu; Kırklı yılların sonlarında ve ellilerde devlette çalışan sekiz bin kişi, politik bağlantıları ve görüşleri nedeniyle işten çıkartıldı, hayatın her alanından binlerce insan işlerinden oldu; Tarafsızlık Kanunu ile İspanya’ya ambargo uygulandığı dönemde birçok şirket, Franco’nun faşist lejyonlarını besledi; çeşitli Üçüncü Dünya ülkelerinde kontrgerilla programları yürürlüğe konuldu; Vietnam Savaşı, Demokrat Parti döneminde yapıldı, çatışma süreci, aynı dönemde tırmandırıldı. Ayrıca, yaklaşık bir asır boyunca Demokrat Parti’nin Kongre’deki lider kadroları, ırk ayrımcısı düzeni korudu, tüm linç karşıtı ve adil istihdam yasalarına mani oldu. Ama tüm bu suçlar, birçoklarına yıkım ve ölüm getirmesine rağmen, nedense liberalleri, sosyal demokratları ve ‘demokratik sosyalist’ antikomünistleri, Demokrat Parti’yi veya onu yaratan siyasi sistemi kınamaya teşvik etmedi. Bu kesimler, komünizme karşı takındıkları hoşgörüsüz tavrı Demokrat Parti’ye sergilemediler.”[1]

Hepsinin de anti-emperyalizmi Marksizm-Leninizmin değil, Amerikan Demokrat Parti’sinin ve buradaki iç uzantılarının bir neticesidir. Başta Trump değil Biden olsaydı, bu partiler, Maduro eleştirileri döşenecekti.

Neticede “bugün solun siyaseti, sermayeye veya devlete yalvarmaktan ibaret. Sermayenin önünde diz çöküp ‘at sırtından şu AKP’yi’ diyorlar veya devletin eteklerine yapışıp ‘bu AKP sana yakışmıyor, defet!’ diye ağlıyorlar.[2]

Bugün Amerika eleştirileri, ucuz AKP karşıtlığı bağlamında gündeme geliyor. Dün Tayyip’in yanına oturdu diye küfrettikleri Maduro’ya bugün sahip çıkıyor olamazlar. O yüzden adını anmıyorlar. Onlar şahsında, birkaç gün önce “Maduro gitsin Türkiye’ye sığınsın” diyen Trump’a yönelik liberal husumet konuşuyor. Düne kadar Amerika’dan alınan silahları tevil edenler, sahiplenenler, “Amerika Türkiye’ye müdahale etsin” diyenler, bugün Amerika’ya meydan okuyor olamazlar.

ESP, bu konuda dürüst. O hâlâ, liberalliğinden hiç vazgeçmiyor, Marksizm-Leninist teoriye aykırı, liberal gevezeliklere sarılıyor. Dün “Ne Sam ne Saddam”[3] diyen ÖDP gibi ESP de, onun uzantısı olarak, “Ne ABD ne Çin-Rusya” diyor. “Emperyalist bloklar arası kavga”dan bahseden liberaller kervanına katılıyor. “Kardeşim, herkes emperyalist, Amerika olmuş çok mu?” diyerek Amerika’yı aklıyor.

Yunanistan Komünist Partisi, aynı lafı ettiği için komünistler arasında teşkil eden birliği dağıttı. “Rusya ve Çin’i emperyalizm dairesinde görmeyenler”i şiddetle eleştirdi. Bu eleştirisi sayesinde birkaç NATO askeri, YKP kortejinde boy gösterdi, partiye bir iki belediye verildi. “Ne Çin Ne ABD” sloganı, liberallerin kendilerini yetiştiren kontrgerilla talimnamelerinden öğrendikleri sis perdesi yöntemiydi. Bu yöntemde amaç, gerçek niyeti gizlemek, dikkatleri başka yöne çekmek, “düşman”a sis bulutu ile diz çöktürmek.

“YKP; ABD, NATO, Çin ve Rusya’yı aynı analitik düzleme yerleştirerek, dünya sisteminin gerçek hiyerarşisini teorik olarak ortadan kaldırdı.”[4] Amerika’yı koruma altına aldı. Çünkü parti, ne kadar kızsa da Amerika ve liberalizmiyle tanımlı alanda at koşturmayı seviyor. Aşırılıkları eleştiriyormuş gibi yapıyor. Ama Amerika’daki emperyalist niteliği örtbas ediyor.

Görünen o ki Amerika, Venezuela’ya yönelik saldırıda bu sis perdesi yöntemine başvurdu. Dikkatleri başka yöne çevirdi. Asıl hedefi olan “Nusretçi” Maduro’yu rehin aldı. Burada Maduro’yu eleştirenler, şimdi kına yakabilirler.

Yunanistan Komünist Partisi ve onun Türkiye’deki uzantısı TKP, NATO operasyonunun parçası olarak, “Çin ve Rusya da emperyalist” korosuna katıldı. ESP ile birlikte bugün asıl emperyalist odak ve güç olarak Amerika’yı perdelemeye, korumaya çalışıyorlar.

Bugün DEM ve CHP’yle iltisaklı sol örgütlerin anti-emperyalizmini sis perdesi operasyonunun parçası olarak görmek gerekiyor. Bugüne dek anti-emperyalizmi “gericilik” olarak görenlerin, emperyalizmi ağzına alanları, “yeni dönemi, gelişimi anlamıyorsunuz, gericisiniz” diye bağırıp parmak arası terlikleriyle kovalayanların yalan söyledikleri görülmeli.

Aynı NATO, “bizde Alexandria Ocasio-Cortez var, siz de birini imal edin” dedi, burada Seda Kadıgil’i ambalajladılar. “Bizde Demokrat Parti’nin taşeron örgütleri var, siz de kurun” dediler, burada TİP gibi yapıları inşa ettiler. TİP, mecliste NATO üyeliği ile ilgili oylamaya devrimci bir itiraz örgütlemek yerine moda çekimine katılmayı tercih etti. Bugün NATO, Pentagon ve CIA emriyle bir gecede vegan, feminist ve lubun olan örgütlerin anti-emperyalizmi yalandan ibarettir.

Neticede bu örgütlerin bilinçaltı, tam da Candan Badem’de dil buluyor. Badem, “İran’la ABD savaşsa ABD’nin yanında yer alırım”, Filistin konusunda “Filistinliler İsrail’e teslim olsunlar, İsrail’den yana olmak gerek” diyen kişi. Bunları NATO devletinin resmi kapeleri imal etti.

O resmi TKP, yıllarca Ergenekon davası görmüş bir subayı, misal, Mehmet Ali Çelebi’yi örgütlemek için uğraştı. Çelebi, AKP’ye gitti, peşinden kendisini örgütlemek isteyenleri sürükledi. TKP gibi yapıların emperyalizmle ilişki içerisindeki sermayenin ve devletin aparatları olduğu net biçimde görüldü.

Bugün Maduro karşısında dökülen timsah gözyaşlarının bir anlamı yok. Anti-emperyalist irade ve direniş, başka yerlerde, halkın ve sınıfın iradesinde aranmalı.

Eren Balkır
4 Ocak 2026

Dipnotlar:
[1] Carlos L. Garrido, The Purity Fetish and the Crisis of Western Marxism, Midwestern Marx Publishing Press, Bahar 2023.

[2] Eren Balkır, “Madara”, 5 Ağustos 2018, İştiraki.

[3] Jean Bricmont, “Ne Sam Ne Saddam”, 2006, İştiraki.

[4] Bisharat Abbasi, “KKE: A NATO And EU's Imperialist Chauvinist Pet Dog in the Cloak of Orthodox Marxism”, 28 Aralık 2025, Substack.

0 Yorum: