Batı’nın
önde gelen kurumlarının “yurtta neoliberalizm, cihanda liberal enternasyonalizm”
şiarıyla bir araya geldikleri Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu’nun (DEF), sayı
ve etki açısından şimdiye kadarki en büyük forum olması bekleniyor. 1971’den
beri neoliberal ve liberal-emperyalist projelerin mimarisini tasarlayan forum,
bu yıl yaklaşık 3.000 delegeye ve rekor sayıda 65 hükümet liderine ev sahipliği
yapacak.
BlackRock
CEO’su ve Dünya Ekonomi Forumu’nun geçici eşbaşkanı Larry Fink, bu yılki
toplantıyı, delege sayısı ve etkisi açısından şimdiye kadarki en kalabalık
toplantı haline getirmek için elinden gelen her şeyi yaptı.
Ancak,
Batı ekonomileri, emperyalist ayaklarının altındaki zeminin kaymaya başladığını
hissetmeye başladıkları yıllardan beri forumun üzerinde toplanmaya başlayan
kara bulutlar daha da karardı. Bu bulutların en büyüğü ve en karanlık olanı, hangi
açıdan bakılırsa bakılsın, Trump yönetimidir.
Geçen
yıl, yeni göreve başlayan ABD Başkanı Donald Trump, sanal ortamda bir
toplantıya hitap etti. Dev ekranlardan dinleyicilerinin üzerinde beliren Trump,
her zamanki gibi, büyümeye (işler, yatırım, yapay zekâ sektörü, hisse senetleri
ve diğer varlık piyasaları) ile tehditlere dair sözler sarf etti (Konuşmasında gümrük
vergilerine, petrol fiyatlarındaki düşüşe değinen Trump, toplantıda OPEC’i
petrol maliyetlerini düşürmeye çağırdı ayrıca Kanada’yı 51. eyalet yapmaya dair
isteğini dile getirdi).
Bu
yıl Fink, Trump’ın Davos’a bizzat katılmasını sağladı. Fink, Trump’ı Davos’a
çağırırken, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun “alınacağından”, İran’a
yönelik tehditlerden ve bugün dile getirilen Grönland talebinden, Trump’ın bu
adımlarla yeni yıla geçen yıla kıyasla daha sert bir giriş yapacağından haberdar
mıydı bilmiyoruz.
Dünya
Ekonomi Forumu, tüm bu yaşananlara selam durdu. Onay verdi. “Jeoekonomik
çatışma”dan ve “jeopolitik riskler”den “en ciddi tehdit” olarak bahseden, bilhassa
uluslararası çatışmaların alanının genişmesi sebebiyle çok taraflı anlaşmaların
temelsiz kalışına vurgu yapan 2026 Yılı Küresel Riskler Raporu’nu yayımladı.
Diğer
önemli riskler arasında potansiyel tüketici enflasyonu ve varlık fiyatındaki
balonlardan kaynaklanan ekonomik istikrarsızlık, düzen ve mevzuat dışı teknolojiden
kaynaklanan riskler, artan eşitsizlikten kaynaklanan toplumsal çözülme ve uzun
süredir ele alınmayan kirlilik, biyoçeşitlilikteki kayıp ve çevresel ısınmadan
kaynaklı ekonomik tehditler yer alıyor.
Ayrıca
“Diyalog Ruhu”nu ana teması olarak belirleyen Davos, dünyanın çatışmalı ortamda
nasıl işbirliği yapabileceği sorusunu en önemli sorular listesinin başına
yerleştirdi. Bu başlığı, yeni büyüme kaynaklarına dair araştırmalar, daha iyi
bir iş gücü yaratma çabası, yeniliği uygulama ve refahı gezegenin sınırlarına
tabi kılma gibi başlıklar takip etti.
Peki, diyalog ve işbirliği, Davos’u ve dünyayı uluslararası alandaki gürültülü ve giderek şiddetlenen çekişmeden kurtarıp, daha sakin ve güvenli sulara yönlendirebilecek mi? Eski İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in meşhur sözüyle, “Konuşmak her zaman savaşmaktan daha iyidir.” Ancak Davos’un Trump’ı, hele ki onun ABD başkanlığına yükselişine yol açan kapsamlı işlev bozukluklarını etkisiz hale getirip getiremeyeceği sorusuna halen daha cevap bulunamamıştır. Bu da daha temel bir soruyu gündeme getirmektedir: Liberal emperyalist Davos’un canı çıksa bile huyu çıkacak mı?
Trump’ın
yeni yıla başlarken savurduğu son tuhaf tehditlerden biri de Grönland ile
ilgiliydi. Avrupa’dan Grönland’ı kendi ülkesine teslim etmesini istedi. Aksi
takdirde Avrupa’nın Haziran ayına dek yüzde 25’lik bir gümrük vergisiyle
yüzleşeceği uyarısında bulundu. 1 Şubat’tan itibaren bu oran önce yüzde 10,
ardından da yüzde 25 olacaktı. Görünüşe göre, bu ültimatomla Trump, Avrupa
liderlerinin Davos’ta kendisine yalvarmasını sağlamayı amaçlıyor.
Bu
durum, bugüne kadar uluslararası düzene yönelik tehditleri “Avrupa topraklarına
tecavüz eden Rusya” veya “aşırı üretim yapan Çin” gibi ifadelerle tarif eden
Batılı liberal emperyalistleri, tehditlerin aslında Batı’nın kendisinden
kaynaklandığını kabul etmek zorunda bıraktı.
BM
Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Liderler, uluslararası hukuku hiçe saydıklarında,
bazı kurallara uyup bazılarına uymadıklarında, sadece küresel düzeni bozmakla
kalmıyorlar, aynı zamanda tehlikeli bir emsal de teşkil ediyorlar. Uluslararası
hukuk gizli ellerle aşınmıyor” derken açıktan Trump’ı kastediyordu. Guterres,
daha önce de kudretli güçlerin küresel işbirliğini baltaladığı konusunda
uyarıda bulunmuş, Trump yönetiminin politikalarına ilişkin endişelerini dile
getirmişti.
Oysa
ABD başkanı, gökten zembille inmedi. Trump, Batı’nın seksenlerde neoliberalizm
ve liberal enternasyonalizmin birleşiminden oluşan görüşü tercih etmesi ve o
zamandan beri bu görüşe bağlı kalmasıyla birlikte kendi kendine yarattığı maraza
ait bir semptom.
Neticede
bu görüş, Batı ekonomisini harap etmiş, toplumunu bölmüş, siyasetini
kutuplaştırmış, dünyanın geri kalanının sırtına ağır bir yük bindirmiştir.
Trump,
ortaya çıkan çok yönlü kriz olmasaydı, önde gelen bir Batı toplumunun başkanı
seçilemezdi.
Kurulduğu
günden beri Davos, neoliberal ve liberal-emperyalist yolu çizendir. Elli yılı
aşkın süredir sorunun bir parçasıdır. Şimdi çözümün bir parçası olma niyetini
açıkça dile getirirken ve bunu yapmanın tarihsel gerekliliği daha da
belirginleşirken, Davos’a hâlâ başkanlık eden Batılı elitler, aktardığımız
gerçeği içtenlikle kabul edecekler mi?
Razika Desai
19 Ocak 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder