16 Ocak 2026

,

Kabul Edilmeyen Suretler


İran’da, Venezuela’da ve Batı’nın rejim değişikliği operasyonları konusunda hedefe koyduğu diğer birçok ülkede gerçekleşen protestolarda bazı suretler kabul görürken bazıları görmüyor.

Batı medyasının bir tüketicisi olarak siz, her zaman kabul edilen sureti göreceksiniz.

Neyden bahsettiğimi zaten biliyorsunuz. Son birkaç gündür İran’dan sürekli olarak Batı’nın kabul ettiği suretleri görüyoruz. İran hükümetine karşı protesto eylemleri gerçekleştirenlerden, hükümet karşıtı sloganlar atanlardan, İranlı liderlerin resimlerini yakanlardan başka bir şeye şahit olmuyorsunuz.

Batı medyasının bir tüketicisi olarak siz, kabul edilmeyen suretleri asla göremeyeceksiniz.

Hükümet yanlısı protestoları, hükümetlerini destekleyen ve emperyalizme karşı slogan atan insanları, ülkenin meşru liderleri olduklarını iddia eden sürgündeki elitlerin resimlerini yakan insanları asla göremeyeceksiniz.

İran'da hükümeti ve devrimi savunmak için şehirlerde düzenlenen büyük yürüyüşleri asla göremeyeceksiniz.

Genç kadınların, devrimle devrilen ancak kendisini ülkenin kurtarıcısı ilan eden, sürgündeki prens ve yolsuzluklar şahının oğlu Rıza Pehlevi’nin resimlerini yaktığı görüntüleri asla izleyemeyeceksiniz.

O ekranlarda Rıza Pehlevi ile ilgili olarak “biz o köpeği yıllar önce İran’dan kovduk, geri dönmesine asla izin vermeyeceğiz” diyen genç kadını göremeyeceksiniz.

Batılı bir zihniyete göre, bu tür genç İranlı kadınlar yok.

Bu görüntüleri asla göremeyeceksiniz çünkü Pehlevi, Batı’nın adamı. O, ülkeyi Batı’ya teslim edecek, babası gibi İsrail’le ve Siyonistlerle işbirliği yapacak kişi.

Batı medyası, sadece emperyalist söylemlere rahatça uyum sağlayan kişiler (bilhassa genç kadınlar).

Monarşizmin iğrenç gösterisinin yeniden canlanmasına karşı protesto eden insanların yüzlerini asla göremeyeceksiniz.

Bu suretlerin batı medyasında gösterilmesi yasaklanmıştır.

Bunun nedenini herkes görüyor olmalı.

Mevcut liderlerini savunan, monarşik yönetime dönüşe karşı çıkan İranlıları göstermek, emperyalist amaca hizmet etmez.

Gördüğümüz görüntüler, emperyalist şiddet ve rejim değişikliği karşısında bizi yumuşatmak, onları kabullenmemizi sağlamak için, kasten seçilmişlerdir.

Bizim ABD’ye ait savaş uçaklarından ve savaş gemilerinden füzeler fırlatılmaya başlandığında, İranlıların bu saldırıları talep ettiklerini düşünmemizi istiyorlar.

Batı’nın desteklediği kişi tahta geçtiğinde, bunu halkın zaferi olarak görmeliyiz.

Bu zafer, kimlerin işine gelecek, bunu kimse izah etmiyor.

Aynı durum, Venezuela için de geçerli.

Ekranlarımıza, Venezuela’da Maduro’yu savunmak için düzenlenen ve bir hafta süren büyük yürüyüşlere ait tek bir görüntü bile yansımadı.

İran’da, Venezuela’da, Küba’da veya rejim değişikliği listesindeki diğer sayısız ülkede milyonlarca insanın aslında hükümetlerinin çökmesini istemediğini asla bilemezsiniz.

Milyonlarca insanın rejim değişikliğini, özellikle de Batı müdahalesi yoluyla bir değişikliği istemediğini asla bilemezsiniz, çünkü bu insanlar, Batı’da nadir bulunan, hatta yok olmaya yüz tutmuş bir şeye sahipler: devrimci bilinç.

Hem günümüz İran’ı hem de Venezuela’sı, neoliberal Batılı liderlerle aynı çizgide olan yozlaşmış yönetici elitleri deviren bir devrimin ürünüdür.

Yetmişlerin sonlarındaki İran Devrimi ve doksanlardaki Bolivarcı Devrim, toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren halk devrimleriydi.

Bu zaferlerin elde edilebilmesi için ne kadar çok acı çekildiğini herkes biliyor.

Gerçek düşmanın kim olduğunun bilincindeler.

Bu bağlam, Batı medyasındaki ve siyaset sınıfındaki rejim değişikliği yanlısı kesim tarafından her zaman tümden göz ardı edilecektir.

Batı’nın karışıklığı körüklemekle suçlandığı her türlü bağlam da aynı şekilde görmezden gelinecektir.

ABD ve Batılı ülkelerin huzursuzluk ve kaos ortamı yaratmasının en açık örneği, küresel güney ülkelerine karşı uygulanan cezalandırma amaçlı yaptırımlardır.

ABD ve Batı’nın Venezuela, İran ve emperyalizmin rejim değişikliği hedeflediği tüm ülkelere uyguladığı yaptırımlar, sıradan insanların yaşamları üzerinde yıkıcı bir etkiye yol açtı. Üstelik bu yıkım, alenen ve kasten bir amaç olarak belirlenip onun için gerekli adımlar atıldı.

2019’da dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, CBS News’e verdiği demeçte şunları söylemişti:

“Uyguladığımız yaptırımlar, İran halkı için işleri çok daha kötüleştiriyor ve bunun onları rejime karşı ayaklanmaya iteceğine inanıyoruz.”

İran’a uygulanan yaptırımlar, kanser ilaçları da dâhil olmak üzere, ilaçlarda kıtlığa yol açmış, temel ürünlerin fiyatlarının artmasına sebep olmuştur. Aynı durum, Venezuela için de geçerlidir; burada da İran’da olduğu gibi yaptırımlar, ekonomiyi felç etmek ve bir ayaklanmayı kışkırtmak amacıyla kasıtlı olarak tasarlanmış, yürürlüğe konulmuştur.

Batı’nın, küresel güneyde ekonomik savaş yoluyla kaos ve yoksulluğu körüklemedeki rolünü göz ardı eden her türden analiz, emperyalizme hizmet eden zırvadan başka bir şey değildir.

İranlıların gerçekten istediği müdahale, imparatorluk medyasında duyacağınız türden bir müdahale değil. İranlı gazetecilere ve akademisyenlere göre, İran halkının her şeyden önce istediği müdahale, ABD yaptırımlarının kaldırılmasıdır.

Bu da başka bir şeyi açıklığa kavuşturuyor: Başarısızlık, Batılı elitlerin başarısız olarak kınadığı ve eleştirdiği hükümetlere mal edilebilecek bir şey değildir.

Emperyalizmin eli, her zaman terazinin kefesindedir. Emperyalizmin baskısıyla terazinin dengesi bozulduğunda bu durum, özgürlük ve demokrasi güçleri için doğal bir zafer olarak görülür.

Aslında birilerinin buna inanması utanç verici. Ama emperyalist merkezdeki birçok Batılı, her gün Batı propagandasının dijital bombardımanına maruz kalarak bu türden yalanlara gerçek manada inanıyor.

Bu, tabii ki İran’da, Venezuela’da veya Küba’da herkesin hükümetlerinden memnun olduğu anlamına gelmiyor. Elbette bazı İranlılar, Venezuelalılar ve Kübalılar hükümetlerini değiştirmek istiyorlar. Tıpkı ABD, İngiltere, Almanya, Kanada ve gezegendeki diğer tüm ülkelerdeki bazı insanların da hükümetlerini değiştirmek istemesinde olduğu gibi.

Ancak, diğer ülkelerin vatandaşlarına liderlerinin kim olması gerektiği konusunda dikte etme konusunda gerekli ahlaki otoriteye sadece ABD önderliğindeki kibirli Batı sahiptir. Değişimin hakemi olarak kendini konumlandırmak için gücünü kötüye kullanan, yalnızca Batı’dır. Üst üste hukuka aykırı savaşlar başlatan, soykırımı finanse eden, ona destek sunan, kendi vatandaşları da dâhil olmak üzere, milyonlarca insanı öldüren Batı, devlet şiddeti konusunda ahlaki bir üstünlük taslama cüretini gösterebiliyor.

Alternatifleri desteklemek söz konusu olduğunda, Batılı elitler, her zaman sanayilerini kendilerine peşkeş çekecek, doğal kaynaklarını Batı’ya pazarlayacak muhalefet liderlerini tercih ediyorlar.

Sadece emperyalistler veya kuş beyinliler, bunun bir tesadüf olduğunu düşünürler.

Oysa Venezuela hükümeti hâlâ direniyor.

Küba hükümeti direniyor.

Düşmanlarla çevrili, batısında bir sürü nükleer silahlı psikopat ve faşist bulunan İran hükümeti, direniyor.

İran, Venezuela ve Küba’daki anti-emperyalistlerin ruhuna, azmine ve örgütlenme gücüne bir kanıt olarak, bu devrimler, böylesine yoğun baskılara rağmen henüz hâlâ mağlup edilememişlerdir.

Bu gerçeklere karşın, bugün birçok solcu, İran konusunda sert eleştirilerde bulunmaktan, rejim değişikliği propagandasına uşaklık etmekten kendilerini alamadı.

Şunu çok açık bir şekilde belirtmek gerekiyor: İmparatorluk merkezinde kan ve çalınmış hazineler içinde yüzen, uzlaşmacı Batılıların asla cesaret edemedikleri bir devrimci sürecin yanlışlığı hakkında hüküm vermeleri, doğru değil.

Kendi hükümetlerinin soykırım karşıtı aktivistleri hapse attığını ve protestocuları öldürdüğünü izleyen estetik solcuların, dünyanın herhangi bir yerinde özgürlük ve haklar hakkında yorum yapmaları, doğru değil.

Bizim görevimiz, bir yandan, bizim adımıza kimin var olup kimin olmayacağına karar vermeye çalışan propagandaya direnirken, bir yandan da kendi evimizi düzene sokmaktır.

Nate Bear
13 Ocak 2026
Kaynak

0 Yorum: