İran’da,
Venezuela’da ve Batı’nın rejim değişikliği operasyonları konusunda hedefe
koyduğu diğer birçok ülkede gerçekleşen protestolarda bazı suretler kabul
görürken bazıları görmüyor.
Batı
medyasının bir tüketicisi olarak siz, her zaman kabul edilen sureti göreceksiniz.
Neyden
bahsettiğimi zaten biliyorsunuz. Son birkaç gündür İran’dan sürekli olarak Batı’nın
kabul ettiği suretleri görüyoruz. İran hükümetine karşı protesto eylemleri
gerçekleştirenlerden, hükümet karşıtı sloganlar atanlardan, İranlı liderlerin
resimlerini yakanlardan başka bir şeye şahit olmuyorsunuz.
Batı
medyasının bir tüketicisi olarak siz, kabul edilmeyen suretleri asla göremeyeceksiniz.
Hükümet
yanlısı protestoları, hükümetlerini destekleyen ve emperyalizme karşı slogan
atan insanları, ülkenin meşru liderleri olduklarını iddia eden sürgündeki elitlerin
resimlerini yakan insanları asla göremeyeceksiniz.
İran'da
hükümeti ve devrimi savunmak için şehirlerde düzenlenen büyük yürüyüşleri asla
göremeyeceksiniz.
Genç
kadınların, devrimle devrilen ancak kendisini ülkenin kurtarıcısı ilan eden,
sürgündeki prens ve yolsuzluklar şahının oğlu Rıza Pehlevi’nin resimlerini
yaktığı görüntüleri asla izleyemeyeceksiniz.
O
ekranlarda Rıza Pehlevi ile ilgili olarak “biz o köpeği yıllar önce İran’dan
kovduk, geri dönmesine asla izin vermeyeceğiz” diyen genç kadını
göremeyeceksiniz.
Batılı
bir zihniyete göre, bu tür genç İranlı kadınlar yok.
Bu
görüntüleri asla göremeyeceksiniz çünkü Pehlevi, Batı’nın adamı. O, ülkeyi Batı’ya
teslim edecek, babası gibi İsrail’le ve Siyonistlerle işbirliği yapacak kişi.
Batı
medyası, sadece emperyalist söylemlere rahatça uyum sağlayan kişiler (bilhassa
genç kadınlar).
Monarşizmin
iğrenç gösterisinin yeniden canlanmasına karşı protesto eden insanların
yüzlerini asla göremeyeceksiniz.
Bu
suretlerin batı medyasında gösterilmesi yasaklanmıştır.
Bunun
nedenini herkes görüyor olmalı.
Mevcut
liderlerini savunan, monarşik yönetime dönüşe karşı çıkan İranlıları göstermek,
emperyalist amaca hizmet etmez.
Gördüğümüz
görüntüler, emperyalist şiddet ve rejim değişikliği karşısında bizi yumuşatmak,
onları kabullenmemizi sağlamak için, kasten seçilmişlerdir.
Bizim
ABD’ye ait savaş uçaklarından ve savaş gemilerinden füzeler fırlatılmaya
başlandığında, İranlıların bu saldırıları talep ettiklerini düşünmemizi
istiyorlar.
Batı’nın
desteklediği kişi tahta geçtiğinde, bunu halkın zaferi olarak görmeliyiz.
Bu
zafer, kimlerin işine gelecek, bunu kimse izah etmiyor.
Aynı
durum, Venezuela için de geçerli.
Ekranlarımıza,
Venezuela’da Maduro’yu savunmak için düzenlenen ve bir hafta süren büyük
yürüyüşlere ait tek bir görüntü bile yansımadı.
İran’da,
Venezuela’da, Küba’da veya rejim değişikliği listesindeki diğer sayısız ülkede
milyonlarca insanın aslında hükümetlerinin çökmesini istemediğini asla
bilemezsiniz.
Milyonlarca
insanın rejim değişikliğini, özellikle de Batı müdahalesi yoluyla bir
değişikliği istemediğini asla bilemezsiniz, çünkü bu insanlar, Batı’da nadir
bulunan, hatta yok olmaya yüz tutmuş bir şeye sahipler: devrimci bilinç.
Hem
günümüz İran’ı hem de Venezuela’sı, neoliberal Batılı liderlerle aynı çizgide
olan yozlaşmış yönetici elitleri deviren bir devrimin ürünüdür.
Yetmişlerin
sonlarındaki İran Devrimi ve doksanlardaki Bolivarcı Devrim, toplumun farklı
kesimlerini bir araya getiren halk devrimleriydi.
Bu
zaferlerin elde edilebilmesi için ne kadar çok acı çekildiğini herkes biliyor.
Gerçek
düşmanın kim olduğunun bilincindeler.
Bu
bağlam, Batı medyasındaki ve siyaset sınıfındaki rejim değişikliği yanlısı
kesim tarafından her zaman tümden göz ardı edilecektir.
Batı’nın
karışıklığı körüklemekle suçlandığı her türlü bağlam da aynı şekilde görmezden
gelinecektir.
ABD
ve Batılı ülkelerin huzursuzluk ve kaos ortamı yaratmasının en açık örneği, küresel
güney ülkelerine karşı uygulanan cezalandırma amaçlı yaptırımlardır.
ABD
ve Batı’nın Venezuela, İran ve emperyalizmin rejim değişikliği hedeflediği tüm
ülkelere uyguladığı yaptırımlar, sıradan insanların yaşamları üzerinde yıkıcı
bir etkiye yol açtı. Üstelik bu yıkım, alenen ve kasten bir amaç olarak
belirlenip onun için gerekli adımlar atıldı.
2019’da
dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, CBS News’e verdiği demeçte şunları
söylemişti:
“Uyguladığımız yaptırımlar,
İran halkı için işleri çok daha kötüleştiriyor ve bunun onları rejime karşı
ayaklanmaya iteceğine inanıyoruz.”
İran’a
uygulanan yaptırımlar, kanser ilaçları da dâhil olmak üzere, ilaçlarda kıtlığa
yol açmış, temel ürünlerin fiyatlarının artmasına sebep olmuştur. Aynı durum,
Venezuela için de geçerlidir; burada da İran’da olduğu gibi yaptırımlar,
ekonomiyi felç etmek ve bir ayaklanmayı kışkırtmak amacıyla kasıtlı olarak
tasarlanmış, yürürlüğe konulmuştur.
Batı’nın,
küresel güneyde ekonomik savaş yoluyla kaos ve yoksulluğu körüklemedeki rolünü
göz ardı eden her türden analiz, emperyalizme hizmet eden zırvadan başka bir şey
değildir.
İranlıların
gerçekten istediği müdahale, imparatorluk medyasında duyacağınız türden bir
müdahale değil. İranlı gazetecilere ve akademisyenlere göre, İran halkının her
şeyden önce istediği müdahale, ABD yaptırımlarının kaldırılmasıdır.
Bu
da başka bir şeyi açıklığa kavuşturuyor: Başarısızlık, Batılı elitlerin
başarısız olarak kınadığı ve eleştirdiği hükümetlere mal edilebilecek bir şey
değildir.
Emperyalizmin
eli, her zaman terazinin kefesindedir. Emperyalizmin baskısıyla terazinin
dengesi bozulduğunda bu durum, özgürlük ve demokrasi güçleri için doğal bir
zafer olarak görülür.
Aslında
birilerinin buna inanması utanç verici. Ama emperyalist merkezdeki birçok
Batılı, her gün Batı propagandasının dijital bombardımanına maruz kalarak bu
türden yalanlara gerçek manada inanıyor.
Bu,
tabii ki İran’da, Venezuela’da veya Küba’da herkesin hükümetlerinden memnun
olduğu anlamına gelmiyor. Elbette bazı İranlılar, Venezuelalılar ve Kübalılar
hükümetlerini değiştirmek istiyorlar. Tıpkı ABD, İngiltere, Almanya, Kanada ve gezegendeki
diğer tüm ülkelerdeki bazı insanların da hükümetlerini değiştirmek istemesinde
olduğu gibi.
Ancak,
diğer ülkelerin vatandaşlarına liderlerinin kim olması gerektiği konusunda
dikte etme konusunda gerekli ahlaki otoriteye sadece ABD önderliğindeki kibirli
Batı sahiptir. Değişimin hakemi olarak kendini konumlandırmak için gücünü
kötüye kullanan, yalnızca Batı’dır. Üst üste hukuka aykırı savaşlar başlatan,
soykırımı finanse eden, ona destek sunan, kendi vatandaşları da dâhil olmak
üzere, milyonlarca insanı öldüren Batı, devlet şiddeti konusunda ahlaki bir
üstünlük taslama cüretini gösterebiliyor.
Alternatifleri
desteklemek söz konusu olduğunda, Batılı elitler, her zaman sanayilerini
kendilerine peşkeş çekecek, doğal kaynaklarını Batı’ya pazarlayacak muhalefet
liderlerini tercih ediyorlar.
Sadece
emperyalistler veya kuş beyinliler, bunun bir tesadüf olduğunu düşünürler.
Oysa
Venezuela hükümeti hâlâ direniyor.
Küba
hükümeti direniyor.
Düşmanlarla
çevrili, batısında bir sürü nükleer silahlı psikopat ve faşist bulunan İran
hükümeti, direniyor.
İran,
Venezuela ve Küba’daki anti-emperyalistlerin ruhuna, azmine ve örgütlenme
gücüne bir kanıt olarak, bu devrimler, böylesine yoğun baskılara rağmen henüz hâlâ
mağlup edilememişlerdir.
Bu
gerçeklere karşın, bugün birçok solcu, İran konusunda sert eleştirilerde
bulunmaktan, rejim değişikliği propagandasına uşaklık etmekten kendilerini
alamadı.
Şunu
çok açık bir şekilde belirtmek gerekiyor: İmparatorluk merkezinde kan ve
çalınmış hazineler içinde yüzen, uzlaşmacı Batılıların asla cesaret
edemedikleri bir devrimci sürecin yanlışlığı hakkında hüküm vermeleri, doğru
değil.
Kendi
hükümetlerinin soykırım karşıtı aktivistleri hapse attığını ve protestocuları
öldürdüğünü izleyen estetik solcuların, dünyanın herhangi bir yerinde özgürlük
ve haklar hakkında yorum yapmaları, doğru değil.
Bizim
görevimiz, bir yandan, bizim adımıza kimin var olup kimin olmayacağına karar
vermeye çalışan propagandaya direnirken, bir yandan da kendi evimizi düzene
sokmaktır.
Nate Bear
13 Ocak 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder