18 Ocak 2026

,

Grönland ve Yeni Yerleşimci-Sömürgecilik: Ağ Devletinin Jeopolitiği

Muhtemelen Elon Musk’ın babasının da üyesi olduğu, otuzlarda faal olan
demokrasi karşıtı “Teknokrasi Hareketi”, o günlerde Grönland’ın ilhak edilmesini önermişti.

 

Trump yönetimi bünyesinde çalışan devlet yetkilileri, ABD’nin Grönland’a olan takıntısının, emperyalizmin Latin Amerika’daki ayağına işaret eden Monroe Doktrini’nin bir uzantısı olduğunu söylediklerinde, temelde haklılardı.

Grönland, ABD elitleri için hem yerleşimci-sömürgeci bir proje hem de yeni sömürgecilik girişimidir. Bu adım, Amerikan oligarşisinin öngörülebilir bir sonucudur.

Peki ama biz nasıl öngörebildik?

Yaklaşık on bir ay önce, mevcut Grönland krizinin yakında yaşanacağını, bunun “ağ devleti” olarak bilinen, hoş tabirlerle, “özgürlük şehirleri” veya “imtiyaz şehirleri” olarak adlandırılan yeni jeopolitik teşekkül tarafından yönlendirildiğini belirtmiştim. Yazının can alıcı kısmı şurasıydı:

“Ağ devleti, doksanlarda Silikon Vadisi’nde ortaya çıkmış ama o ahmak kapitalistlerin ideolojisinin bir parçası olarak ilerleyen süreçte ilgi görmüş bir fikir.

Bu yüzden Trump, San Fransisko’daki Presidio Vakfı’nın üzerini çizdi, kapısına kilit vurdu. Bu araziyi kamu vakfı olmaktan çıkardı ki özelleştirilebilsin, böylelikle, bu ağ devleti fikrinin savunucuları, ABD’ye ait topraklarda faaliyet yürüten Amerikan yönetimiyle ve Amerikan toplumuyla tüm bağlarını kopartabilsinler.

Bunla, yeni egemenlik alanları oluşturmaya çalışıyorlar, bu alanların kendisine ait devasa bir jeopolitiği var. Fransız Polinezyası’nda Peter Thiel de aynı şeyi yapmaya çalıştı. Bu ağ devletini kurdu, Fransız Polinezyası kolonisi içinde, bir egemenlik tesis etti, oysa burası aslında Fransa’ya ait bir koloniydi.

Esasında teknoloji devleri olarak kral koltuğuna kurulabilecekleri yeni egemen “uluslar” veya siyasi birimler oluşturmaya çalışıyorlar.

“Ağ devleti”nin kendi jeopolitiği var ve bu jeopolitik, devlet biçiminin kendisini sorgulamak ve devlet iktidarını devlet denilen biçimi sorgulamak için kullanmakla ilgili. Tam da bu sebeple bu Grönland meselesiyle ilgili olarak Trump şu türden laf etti: “Danimarka dâhil tüm dünya bizim Grönland üzerindeki hâkimiyetimize muhtaç. Danimarka onu bize vermek zorunda.” Grönland belirli Amerikalıların yaşayacağı bir alan. Buraya yönelik hamle tüm çıplaklığıyla emperyalist dış politikanın yansımasıdır.

Oysa kimse hatırlamıyor ama Open AI şirketinin CEO’su Sam Altman, 2018 ve 2019 yıllarında, özellikle Grönland’ın Dünya üzerindeki Mars haline gelmesini istediklerini, bu toprak parçasının dünyada yeni bir egemenlik alanı haline gelebilecek en büyük toprak parçası olduğunu açıktan dile getirmişti.

Yani Trump, Grönland’ı ele geçirme konusunda son derece ciddi, ama bu talep esasında Amerika ile ilgili değil. Orada yeni bir ulus kurulacak, o ulus, teknoloji devlerinin kral koltuğunda oturduğu yeni bir tür feodalizme teslim edilecek. Grönland girişiminin emperyalist bir boyutu tabii ki var ama bu boyut sadece Trump’ın toprak gaspı ve fetih girişimleriyle değil, aynı zamanda Grönland’da kritik madenlerin bulunmasıyla alakalı. Trump ve ABD devleti, bu madenleri çıkartma becerisi üzerinden rant ve gelir temin etmek istiyor.

Yani ağ devleti, Grönland üzerinden yürüttüğü emperyalist dış politikada yeni egemen yapılar kurmak istiyor. Oysa ağ devleti fikri distopiktir, gayri-demokratiktir. Ayrıca mevcut ulus devletlere meydan okuyan haliyle ağ devleti bir yandan da potansiyel çatışma kaynağıdır. Grönland’da görüldüğü üzere, ağ devletinin somutta inşa edilebilmesi için emperyalist dış politikaya ihtiyaç var. Yani mesele Trump’ın kişisel hırslarıyla emperyalist dış politika yürütmesiyle ilgili değil.”[1]

Henüz ortaya çıkanları yeni yeni idrak edebildiğimi söylemeliyim. Daha fazla okuma yapmak gerekiyor. Şu an oluşan kanaatime göre ağ devleti, sermaye birikimi krizine sunulmuş yeni bir tür mekânsal çözüm. Servet elde etmenin ve biriktirmenin “ilkel” biçimi farklı tezahürlere sahip, bu da onlardan biri ama basit ücretli emeğin sömürülmesinden çok daha insanlık dışı.

Basit bir ifadeyle: sermayenin teknoloji boyutuyla devlet iktidarı arasında arsız bir ittifak tesis edilmiş durumda. Bu teknoloji devleri, Amerika’daki ulusal güvenlik devletinin kendi adlarına diğer halkları, hatta ulus devletleri mülksüzleştirmesini istiyorlar. Bu ittifak, ağ devletine mensup oligarklara, kendi inşa edecekleri, istedikleri kadar kaynağı emip sömürebilecekleri, şirketlere ait yarı-egemen “şehirler” kurmalarına imkân sağlıyor.

2018’den beri Grönland, bu ağ devleti fikrini savunanların geliştirdiği ütopya için en ideal merkezdi. Burayı, sınır bölgesi haline getirip kâr getirecek bir yere dönüştürmeyi hayal ediyorlar.

İşin tuhaf yanı şu ki, ABD, küresel güneydeki gelişmekte olan ülkelerden birini değil, NATO’nun zengin bir müttefikini hedefe koyuyor. Onu mülksüzleştirme yoluna gidiyor. Bu adımın Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleme ihtimali mevcut. Danimarka Başbakanı, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Ayrıca şunu da açıkça belirtmek isterim ki, eğer ABD, başka bir NATO ülkesine askeri saldırıda bulunmayı seçerse, NATO da dâhil olmak üzere her şey durur, böylece İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana kurulan güvenlik yapısı da ortadan kalkar.”

İngiltere ve Almanya, Grönland’ı ABD işgaline karşı savunabilecek bir koalisyon gücü kurmayı planlıyor. İspanyol liderler ise Avrupa’yı savunacak gerçek bir güç kurulması çağrısında bulunuyorlar.

Her şey değişti ve tüm değişiklikler, Amerika’daki elitlerin bir türlü vazgeçemedikleri oligarşik siyasi yönetim biçimini temel alan emperyalist dış politikasına cevap olarak olarak gerçekleştiler.

Ana akım medyanın çoğu, ağ devleti ile ilgili gerçeğe hiç dikkat etmedi, uluslararası ilişkiler alanında faaliyet yürüten akademisyenlerse olan biteni tümüyle görmezden geldiler. Oysa ağ devleti, uluslararası ilişkiler teorisinin bir biçimde öngörmesi, dolayısıyla önlenmesi için fikirler üretmesi gereken bir felâket.

Economist dergisi, konuyla ilgili şu haberi yaptı:

“Trump yönetiminin Grönland’a sunmak üzere bir anlaşma üzerinde çalıştığı söyleniyor. Amerikalı yetkililer, adaya Serbest Ticaret Anlaşması teklif etmeyi görüştüler.”

ABD’nin Pasifik Adaları denilen bölgede uzun süredir yürürlükte tuttuğu serbest ticaret anlaşmaları zaten mevcut. Bunlar, ulusların ulusal güvenlik ve dış politika konuları hariç başka alanlarda kendi kendilerini yönetmelerine izin veren hukuki mekanizmalar. Serbest ticaret anlaşmaları ise yağmacı sınır genişletme çabalarının önünü açmaya yönelik nüfuz alanı oluşturma gayretlerini resmiyete kavuşturuyor.

Son not: 1910’da Amerika, “Pasifik’teki yegâne güç” statüsünü neredeyse Danimarka’ya kaptıracaktı.[3]

Un-Diplomatic
14 Ocak 2026
Kaynak

Dipnotlar:
[1] “Tariffs, the Far Right, and Imperialist Geopolitics”, 31 Mart 2025, Undiplomatic.

[2] Bazı milyarderler Grönland projesine yatırım yapıyorlar, çünkü Grönland’ın madencilik konusunda önemli faydalar sunduğunu düşünüyorlar. Medeniyetle ilişkisini kesip yapay zekâ üzerine kurulu veri merkezleri kurmayı, nadir element kaynakları, hidroelektik santralleri ve şişelenip satılacak tatlı su işi üzerinden para kazanmayı hayal eden bu zenginler Grönland’ı önemli bir “yaşam alanı” olarak görüyorlar.

[3] “Minister Egan to the Assistant Secretary of State”, Kopenhag, 20 Eylül 1910, History.

0 Yorum: