Trump
yönetimi bünyesinde çalışan devlet yetkilileri, ABD’nin Grönland’a olan
takıntısının, emperyalizmin Latin Amerika’daki ayağına işaret eden Monroe
Doktrini’nin bir uzantısı olduğunu söylediklerinde, temelde haklılardı.
Grönland,
ABD elitleri için hem yerleşimci-sömürgeci bir proje hem de yeni sömürgecilik girişimidir.
Bu adım, Amerikan oligarşisinin öngörülebilir bir sonucudur.
Peki
ama biz nasıl öngörebildik?
Yaklaşık
on bir ay önce, mevcut Grönland krizinin yakında yaşanacağını, bunun “ağ
devleti” olarak bilinen, hoş tabirlerle, “özgürlük şehirleri” veya “imtiyaz
şehirleri” olarak adlandırılan yeni jeopolitik teşekkül tarafından
yönlendirildiğini belirtmiştim. Yazının can alıcı kısmı şurasıydı:
“Ağ devleti, doksanlarda
Silikon Vadisi’nde ortaya çıkmış ama o ahmak kapitalistlerin ideolojisinin bir
parçası olarak ilerleyen süreçte ilgi görmüş bir fikir.
Bu yüzden Trump, San Fransisko’daki
Presidio Vakfı’nın üzerini çizdi, kapısına kilit vurdu. Bu araziyi kamu vakfı
olmaktan çıkardı ki özelleştirilebilsin, böylelikle, bu ağ devleti fikrinin
savunucuları, ABD’ye ait topraklarda faaliyet yürüten Amerikan yönetimiyle ve Amerikan
toplumuyla tüm bağlarını kopartabilsinler.
Bunla, yeni egemenlik
alanları oluşturmaya çalışıyorlar, bu alanların kendisine ait devasa bir
jeopolitiği var. Fransız Polinezyası’nda Peter Thiel de aynı şeyi yapmaya
çalıştı. Bu ağ devletini kurdu, Fransız Polinezyası kolonisi içinde, bir
egemenlik tesis etti, oysa burası aslında Fransa’ya ait bir koloniydi.
Esasında teknoloji devleri
olarak kral koltuğuna kurulabilecekleri yeni egemen “uluslar” veya siyasi
birimler oluşturmaya çalışıyorlar.
“Ağ devleti”nin kendi jeopolitiği
var ve bu jeopolitik, devlet biçiminin kendisini sorgulamak ve devlet iktidarını
devlet denilen biçimi sorgulamak için kullanmakla ilgili. Tam da bu sebeple bu
Grönland meselesiyle ilgili olarak Trump şu türden laf etti: “Danimarka dâhil
tüm dünya bizim Grönland üzerindeki hâkimiyetimize muhtaç. Danimarka onu bize
vermek zorunda.” Grönland belirli Amerikalıların yaşayacağı bir alan. Buraya yönelik
hamle tüm çıplaklığıyla emperyalist dış politikanın yansımasıdır.
Oysa kimse hatırlamıyor
ama Open AI şirketinin CEO’su Sam Altman, 2018 ve 2019 yıllarında, özellikle
Grönland’ın Dünya üzerindeki Mars haline gelmesini istediklerini, bu toprak
parçasının dünyada yeni bir egemenlik alanı haline gelebilecek en büyük toprak
parçası olduğunu açıktan dile getirmişti.
Yani Trump, Grönland’ı ele
geçirme konusunda son derece ciddi, ama bu talep esasında Amerika ile ilgili
değil. Orada yeni bir ulus kurulacak, o ulus, teknoloji devlerinin kral
koltuğunda oturduğu yeni bir tür feodalizme teslim edilecek. Grönland girişiminin
emperyalist bir boyutu tabii ki var ama bu boyut sadece Trump’ın toprak gaspı ve
fetih girişimleriyle değil, aynı zamanda Grönland’da kritik madenlerin
bulunmasıyla alakalı. Trump ve ABD devleti, bu madenleri çıkartma becerisi
üzerinden rant ve gelir temin etmek istiyor.
Yani ağ devleti, Grönland üzerinden
yürüttüğü emperyalist dış politikada yeni egemen yapılar kurmak istiyor. Oysa ağ
devleti fikri distopiktir, gayri-demokratiktir. Ayrıca mevcut ulus devletlere
meydan okuyan haliyle ağ devleti bir yandan da potansiyel çatışma kaynağıdır. Grönland’da
görüldüğü üzere, ağ devletinin somutta inşa edilebilmesi için emperyalist dış
politikaya ihtiyaç var. Yani mesele Trump’ın kişisel hırslarıyla emperyalist dış
politika yürütmesiyle ilgili değil.”[1]
Henüz
ortaya çıkanları yeni yeni idrak edebildiğimi söylemeliyim. Daha fazla okuma
yapmak gerekiyor. Şu an oluşan kanaatime göre ağ devleti, sermaye birikimi
krizine sunulmuş yeni bir tür mekânsal çözüm. Servet elde etmenin ve
biriktirmenin “ilkel” biçimi farklı tezahürlere sahip, bu da onlardan biri ama basit
ücretli emeğin sömürülmesinden çok daha insanlık dışı.
Basit
bir ifadeyle: sermayenin teknoloji boyutuyla devlet iktidarı arasında arsız bir
ittifak tesis edilmiş durumda. Bu teknoloji devleri, Amerika’daki ulusal
güvenlik devletinin kendi adlarına diğer halkları, hatta ulus devletleri
mülksüzleştirmesini istiyorlar. Bu ittifak, ağ devletine mensup oligarklara, kendi
inşa edecekleri, istedikleri kadar kaynağı emip sömürebilecekleri, şirketlere
ait yarı-egemen “şehirler” kurmalarına imkân sağlıyor.
2018’den beri Grönland, bu ağ devleti fikrini savunanların geliştirdiği ütopya için en ideal
merkezdi. Burayı, sınır bölgesi haline getirip kâr getirecek bir yere
dönüştürmeyi hayal ediyorlar.
İşin
tuhaf yanı şu ki, ABD, küresel güneydeki gelişmekte olan ülkelerden birini
değil, NATO’nun zengin bir müttefikini hedefe koyuyor. Onu mülksüzleştirme
yoluna gidiyor. Bu adımın Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleme ihtimali mevcut.
Danimarka Başbakanı, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Ayrıca şunu da açıkça
belirtmek isterim ki, eğer ABD, başka bir NATO ülkesine askeri saldırıda
bulunmayı seçerse, NATO da dâhil olmak üzere her şey durur, böylece İkinci
Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana kurulan güvenlik yapısı da ortadan
kalkar.”
İngiltere
ve Almanya, Grönland’ı ABD işgaline karşı savunabilecek bir koalisyon gücü kurmayı
planlıyor. İspanyol liderler ise Avrupa’yı savunacak gerçek bir güç kurulması çağrısında
bulunuyorlar.
Her
şey değişti ve tüm değişiklikler, Amerika’daki elitlerin bir türlü vazgeçemedikleri
oligarşik siyasi yönetim biçimini temel alan emperyalist dış politikasına cevap
olarak olarak gerçekleştiler.
Ana
akım medyanın çoğu, ağ devleti ile ilgili gerçeğe hiç dikkat etmedi,
uluslararası ilişkiler alanında faaliyet yürüten akademisyenlerse olan biteni
tümüyle görmezden geldiler. Oysa ağ devleti, uluslararası ilişkiler teorisinin bir
biçimde öngörmesi, dolayısıyla önlenmesi için fikirler üretmesi gereken bir felâket.
Economist dergisi,
konuyla ilgili şu haberi yaptı:
“Trump yönetiminin
Grönland’a sunmak üzere bir anlaşma üzerinde çalıştığı söyleniyor. Amerikalı
yetkililer, adaya Serbest Ticaret Anlaşması teklif etmeyi görüştüler.”
ABD’nin
Pasifik Adaları denilen bölgede uzun süredir yürürlükte tuttuğu serbest ticaret
anlaşmaları zaten mevcut. Bunlar, ulusların ulusal güvenlik ve dış politika
konuları hariç başka alanlarda kendi kendilerini yönetmelerine izin veren
hukuki mekanizmalar. Serbest ticaret anlaşmaları ise yağmacı sınır genişletme
çabalarının önünü açmaya yönelik nüfuz alanı oluşturma gayretlerini resmiyete
kavuşturuyor.
Son
not: 1910’da Amerika, “Pasifik’teki yegâne güç” statüsünü neredeyse Danimarka’ya
kaptıracaktı.[3]
Un-Diplomatic
14 Ocak 2026
Kaynak
Dipnotlar:
[1] “Tariffs, the Far Right, and Imperialist Geopolitics”, 31 Mart 2025, Undiplomatic.
[2]
Bazı milyarderler Grönland projesine yatırım yapıyorlar, çünkü Grönland’ın
madencilik konusunda önemli faydalar sunduğunu düşünüyorlar. Medeniyetle ilişkisini
kesip yapay zekâ üzerine kurulu veri merkezleri kurmayı, nadir element
kaynakları, hidroelektik santralleri ve şişelenip satılacak tatlı su işi üzerinden
para kazanmayı hayal eden bu zenginler Grönland’ı önemli bir “yaşam alanı”
olarak görüyorlar.
[3] “Minister Egan to the Assistant Secretary of State”, Kopenhag, 20 Eylül 1910, History.


0 Yorum:
Yorum Gönder