04 Ocak 2026

, ,

İran'dan Latin Amerika'ya


İran bir haftadır hareketli. Gece vakti Venezuela’nın dört kenti vuruldu.

12 Gün Savaşı’ndan muzaffer çıkan İran’ın başarısındaki en önemli nokta, Siyonist İsrail’in hesaplamadığı kitle desteğidir. Savaş teorisyeni Mao Zedong’un işaret ettiği gibi yıkılmayacak tek kale, kitlelerdir.

İran’daki Kürt politik hareketi PJAK, İsrail’in nükleer gerekçesiyle İran’a saldırmasının ardından, bir açıklama yayınlamıştı: Mealen işgal destekleniyor, ülkenin demokratikleşmesi için “Jin, Jiyan, Azadi” sloganı etrafında birleşilmesi gerektiği söyleniyordu. PJAK’ın konumlandığı nokta, yıkılmaz tek kale olan kitlelerin zihnini bulandıran mevziidir.

Pragmatizmi aşan bir saldırgan söylemin demokrasi ve hak mücadelesi ile ilgisi yoktur. Bu saldırıların hemen öncesinde Yeni Yaşam’da yayınlanan bir yazıda, ABD’den çözüm sürecini başlatması talep ediliyor, olası İran harekâtı için Kürtlerin ve Türklerin “barıştırılmasının” gerekliliği, bir tür fırsat olarak emperyalizme sunuluyordu. Kalenin içten oyulması böyle de kalmıyor, süreç başlatıldıktan sonra, sivil toplumculuğu ve komünal yaşamı savunan Öcalan, egemenlerden bir talepte bulunuyordu: Medya ve tüm güç elinizde, sürece aykırı konuşanı susturun! İşte emperyalizm lehine politika üretip bunu “demokrasi, sol, sosyalizm” diye tezgâha çıkarmanın zavallılığı burada teşhir oluyor.

26 yıldır Öcalan’ın ağzından ve kaleminden “tecrit” diye bir sözün dökülmemesinin nedeni burada aranmalıdır. İran-Suriye-Venezuela denklemi, emperyalizmin çıkarları için sahaya sürülenler üzerine kuruludur.

Bu önermeler ve örnekler üzerinden Venezuela’ya dönecek olursak, Nobel Barış Ödülü’nü alan Venezuelalı kadının Trump’a teşekkür etmesi, açık işgal çağrısıdır. Daha önce de Trump, barış ödülünün kendisine verilmesini söylemişti. Sorun, bu ödülün hiçbir anlam ifade etmediği değildir, asıl sorun, bölgemizi de ilgilendiren “barış” kavramının içinin nasıl ve ne uğruna boşaltıldığıdır.

Yeni Yaşam, PJAK, Machado ve Kürt siyasi hareketinin buluştuğu politika aynıdır: "Emperyalistler gelsin, bizi özgürleştirsin! Tıpkı Balkanlar'da ve Kosova'da olduğu gibi!” Bu şu demektir: “Arap liderler bize katliam yaptı, o yüzden emperyalistler bizi özgürleştirirken Arap kadınlarına tecavüz edebilir, Ebu Gureyb’de erkek tutsaklara köpeklerle saldırabilir, her türlü işkenceyi yapabilir!” Nitekim, tüm bunlar oldu da. PJAK da aynısını diyor: “ABD-İsrail gelip bizi özgürleştirsin ama geriye kalan halklara dilediği saldırıyı gerçekleştirsin!” Marks’ın çok açık biçimde tarif ettiği gibi başka bir ulusu ezen/ezilmesine izin veren hiçbir ulus özgür değildir.

Venezuela’da gece yarısı görülen tablo, 2003 Irak İşgali’ni hatırlatır tarzdadır. Maduro, “uyuşturucu karteli” ilân edildi. Saddam “diktatör”dü, Kaddafi ve Esad “diktatör”dü, İran “nükleer üreticisi”ydi, “başında anti demokratik yönetim var”dı, “Filistin’de Hamas var”dı.

İran, Irak, Suriye ve Libya’nın demokrasi mücadelesi kendi halkının vereceği karara bağlıdır ve kendilerini bağlar. Diktatörlük gerekçesi, emperyalist işgali hiçbir şekilde meşrulaştırmaz. Emperyalizm açısından bu “gerekçelerin” hiçbir zaman sonu gelmez. Bugün nükleer, yarın uyuşturucu, diğer gün demokrasi... İşgalin tek gerekçesi vardır: Emperyalizmin bekası için petrolün, tarımın ve tüm kaynakların sömürülmesi. Bu sömürü gerçekleştirilirken, halkların karşı koyma direnci kırılmalıdır. Bu direnç işgalle kırılamaz.

Kaleyi ayakta tutan direnç, ideolojidir ve ideoloji de zihinde başlar. Zihinler, ideolojinin en yoğunlaşmış mevzileridir. Zihinler ele geçirilirse emperyalizme tek taş dahi atılamaz. Bugün Venezuela’nın bu denli kolay işgal edilmesinin nedeni, askerî açıdan görece zayıflığı değildir, halkın anti-emperyalist ideolojiyle kuşatılmamasıdır. Öyle ki daha birkaç hafta önce Maduro, “Sorun petrolse, ABD’nin petrol yatırımı yapması için anlaşırız” ve “Trump ile görüşmemiz sıcak ve samimiydi” demişti. İşgale karşı direncin kırıldığı ilk nokta burasıdır.

Bugün İran bunu demediği için 12 Gün Savaşı’nda halk, büyük ölçüde tek yumruk olup emperyalizmin karşısında durmuştur. Halk desteğini almayan hiçbir askerî gücün uzun vadede başarı sağlaması mümkün değildir.

Filistin, dünya halklarına direnişin tek usta, kitlelerin yıkılmaz tek kale olduğunu canla kanla kanıtladı. Gerisi bize, halklara ve halkların dostlarına kalmıştır. Ülkemizdeki solun büyük bir kısmı bu bilinci bulandırmaktadır.

Karakas’a saldırılar düzenlendiği andan itibaren en işçiciden en demokratına kadar kimse, “emperyalizm” sözünü manşetine ve yazısına taşıyamadı. “ABD Venezuela’yı vurdu” tarzı son derece diplomatik bir dil kullanıldı. Aynı ideolojik bulanıklık, (Partizan şahsında) Gürcistan’da halk hareketi aradı fakat Gürcistan’daki protestolar AB yanlısıydı, AB’den gelecek paranın reddedilmesine karşı çıkıyordu.

İran’daki “Jin, Jiyan, Azadi” sloganlı eylemlere ülkemizden destek verip alanlara çıkanlar, Venezuela için sesini çıkaramaz. Halklarımızın zihnini bulandıranlar bu soldur. Solda dost düşman ayrımı silinmiştir. Aynı şekilde, Latin Amerika solunun da anti-emperyalizmden uzaklaştıkça bu emperyalist saldırılara uğrayacağını kavraması gerekiyor. Hayat ve süreç, bu gerçeği acı deneyimlerle öğretiyor.

Bir noktayı daha açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Neonazileri, İsrail’i karşısına almayan IŞİD’i, diktatörleri, uyuşturucu baronlarını, mafyaları destekleyen, darbecilikten medet uman, hücre tipi cezaevlerini ve anti-demokratik uygulamaları yoksul halklara dayatan, kadınlara fuhuşu “işçilik” adı atında pazarlayan, ABD emperyalizmidir. Ukrayna’daki Neonazilere moral-destek videoları ve erotik fotoğraflar yollayanlar, emperyalistlerin kadın subaylarıdır.

Cahit Külebi’nin şiirinde geçtiği gibi yaşanıyor süreç:

“Bir çocuk ağlarsa dağ başında
Gözyaşında Amerika akar.
Vurdularsa birini, kanı şorladıysa
Bilin ki o kurşunlarda Amerika var.
Kişi kişiye köle tutulduysa, asıldıysa
Darağaçlarında Amerika var.
Ama biz yine de direneceğiz
Sonuncumuza kadar.”

Biz de bulunduğumuz her yerde, elimizden gelen her imkânla, anlatarak, yazarak söyleyerek zihinlere ulaşmalıyız ki emperyalizm halklar nezdinde başarıya ulaşamasın. İşte bu nedenledir ki ısrarla belirttiğimiz gibi, politikanın beyni ideolojidir, onun da kök saldığı yer, zihinlerdir.

Sinan Akdeniz
4 Ocak 2026

0 Yorum: