İran
bir haftadır hareketli. Gece vakti Venezuela’nın dört kenti vuruldu.
12
Gün Savaşı’ndan muzaffer çıkan İran’ın başarısındaki en önemli nokta, Siyonist
İsrail’in hesaplamadığı kitle desteğidir. Savaş teorisyeni Mao Zedong’un işaret
ettiği gibi yıkılmayacak tek kale, kitlelerdir.
İran’daki
Kürt politik hareketi PJAK, İsrail’in nükleer gerekçesiyle İran’a saldırmasının
ardından, bir açıklama yayınlamıştı: Mealen işgal destekleniyor, ülkenin
demokratikleşmesi için “Jin, Jiyan, Azadi” sloganı etrafında birleşilmesi
gerektiği söyleniyordu. PJAK’ın konumlandığı nokta, yıkılmaz tek kale olan
kitlelerin zihnini bulandıran mevziidir.
Pragmatizmi
aşan bir saldırgan söylemin demokrasi ve hak mücadelesi ile ilgisi yoktur. Bu
saldırıların hemen öncesinde Yeni Yaşam’da yayınlanan bir yazıda, ABD’den
çözüm sürecini başlatması talep ediliyor, olası İran harekâtı için Kürtlerin ve
Türklerin “barıştırılmasının” gerekliliği, bir tür fırsat olarak emperyalizme
sunuluyordu. Kalenin içten oyulması böyle de kalmıyor, süreç başlatıldıktan
sonra, sivil toplumculuğu ve komünal yaşamı savunan Öcalan, egemenlerden bir
talepte bulunuyordu: Medya ve tüm güç elinizde, sürece aykırı konuşanı
susturun! İşte emperyalizm lehine politika üretip bunu “demokrasi, sol,
sosyalizm” diye tezgâha çıkarmanın zavallılığı burada teşhir oluyor.
26
yıldır Öcalan’ın ağzından ve kaleminden “tecrit” diye bir sözün dökülmemesinin
nedeni burada aranmalıdır. İran-Suriye-Venezuela denklemi, emperyalizmin
çıkarları için sahaya sürülenler üzerine kuruludur.
Bu
önermeler ve örnekler üzerinden Venezuela’ya dönecek olursak, Nobel Barış Ödülü’nü
alan Venezuelalı kadının Trump’a teşekkür etmesi, açık işgal çağrısıdır. Daha
önce de Trump, barış ödülünün kendisine verilmesini söylemişti. Sorun, bu
ödülün hiçbir anlam ifade etmediği değildir, asıl sorun, bölgemizi de
ilgilendiren “barış” kavramının içinin nasıl ve ne uğruna boşaltıldığıdır.
Yeni
Yaşam, PJAK, Machado ve Kürt siyasi hareketinin buluştuğu politika
aynıdır: "Emperyalistler gelsin, bizi özgürleştirsin! Tıpkı Balkanlar'da
ve Kosova'da olduğu gibi!” Bu şu demektir: “Arap liderler bize katliam yaptı, o
yüzden emperyalistler bizi özgürleştirirken Arap kadınlarına tecavüz edebilir,
Ebu Gureyb’de erkek tutsaklara köpeklerle saldırabilir, her türlü işkenceyi
yapabilir!” Nitekim, tüm bunlar oldu da. PJAK da aynısını diyor: “ABD-İsrail
gelip bizi özgürleştirsin ama geriye kalan halklara dilediği saldırıyı
gerçekleştirsin!” Marks’ın çok açık biçimde tarif ettiği gibi başka bir ulusu
ezen/ezilmesine izin veren hiçbir ulus özgür değildir.
Venezuela’da
gece yarısı görülen tablo, 2003 Irak İşgali’ni hatırlatır tarzdadır. Maduro, “uyuşturucu
karteli” ilân edildi. Saddam “diktatör”dü, Kaddafi ve Esad “diktatör”dü, İran “nükleer
üreticisi”ydi, “başında anti demokratik yönetim var”dı, “Filistin’de Hamas var”dı.
İran,
Irak, Suriye ve Libya’nın demokrasi mücadelesi kendi halkının vereceği karara
bağlıdır ve kendilerini bağlar. Diktatörlük gerekçesi, emperyalist işgali hiçbir
şekilde meşrulaştırmaz. Emperyalizm açısından bu “gerekçelerin” hiçbir zaman sonu
gelmez. Bugün nükleer, yarın uyuşturucu, diğer gün demokrasi... İşgalin tek gerekçesi vardır: Emperyalizmin bekası için petrolün, tarımın ve tüm
kaynakların sömürülmesi. Bu sömürü gerçekleştirilirken, halkların karşı
koyma direnci kırılmalıdır. Bu direnç işgalle kırılamaz.
Kaleyi
ayakta tutan direnç, ideolojidir ve ideoloji de zihinde başlar. Zihinler,
ideolojinin en yoğunlaşmış mevzileridir. Zihinler ele geçirilirse emperyalizme
tek taş dahi atılamaz. Bugün Venezuela’nın bu denli kolay işgal edilmesinin
nedeni, askerî açıdan görece zayıflığı değildir, halkın anti-emperyalist
ideolojiyle kuşatılmamasıdır. Öyle ki daha birkaç hafta önce Maduro, “Sorun
petrolse, ABD’nin petrol yatırımı yapması için anlaşırız” ve “Trump ile
görüşmemiz sıcak ve samimiydi” demişti. İşgale karşı direncin kırıldığı ilk
nokta burasıdır.
Bugün
İran bunu demediği için 12 Gün Savaşı’nda halk, büyük ölçüde tek yumruk olup
emperyalizmin karşısında durmuştur. Halk desteğini almayan hiçbir askerî gücün
uzun vadede başarı sağlaması mümkün değildir.
Filistin,
dünya halklarına direnişin tek usta, kitlelerin yıkılmaz tek kale olduğunu
canla kanla kanıtladı. Gerisi bize, halklara ve halkların dostlarına kalmıştır.
Ülkemizdeki solun büyük bir kısmı bu bilinci bulandırmaktadır.
Karakas’a
saldırılar düzenlendiği andan itibaren en işçiciden en demokratına kadar kimse,
“emperyalizm” sözünü manşetine ve yazısına taşıyamadı. “ABD Venezuela’yı vurdu”
tarzı son derece diplomatik bir dil kullanıldı. Aynı ideolojik bulanıklık, (Partizan
şahsında) Gürcistan’da halk hareketi aradı fakat Gürcistan’daki protestolar AB
yanlısıydı, AB’den gelecek paranın reddedilmesine karşı çıkıyordu.
İran’daki
“Jin, Jiyan, Azadi” sloganlı eylemlere ülkemizden destek verip alanlara
çıkanlar, Venezuela için sesini çıkaramaz. Halklarımızın zihnini bulandıranlar
bu soldur. Solda dost düşman ayrımı silinmiştir. Aynı şekilde, Latin Amerika
solunun da anti-emperyalizmden uzaklaştıkça bu emperyalist saldırılara
uğrayacağını kavraması gerekiyor. Hayat ve süreç, bu gerçeği acı deneyimlerle
öğretiyor.
Bir
noktayı daha açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Neonazileri, İsrail’i karşısına
almayan IŞİD’i, diktatörleri, uyuşturucu baronlarını, mafyaları destekleyen,
darbecilikten medet uman, hücre tipi cezaevlerini ve anti-demokratik
uygulamaları yoksul halklara dayatan, kadınlara fuhuşu “işçilik” adı atında pazarlayan,
ABD emperyalizmidir. Ukrayna’daki Neonazilere moral-destek videoları ve erotik
fotoğraflar yollayanlar, emperyalistlerin kadın subaylarıdır.
Cahit
Külebi’nin şiirinde geçtiği gibi yaşanıyor süreç:
“Bir
çocuk ağlarsa dağ başında
Gözyaşında Amerika akar.
Vurdularsa birini, kanı şorladıysa
Bilin ki o kurşunlarda Amerika var.
Kişi kişiye köle tutulduysa, asıldıysa
Darağaçlarında Amerika var.
Ama biz yine de direneceğiz
Sonuncumuza kadar.”
Biz
de bulunduğumuz her yerde, elimizden gelen her imkânla, anlatarak, yazarak
söyleyerek zihinlere ulaşmalıyız ki emperyalizm halklar nezdinde başarıya
ulaşamasın. İşte bu nedenledir ki ısrarla belirttiğimiz gibi, politikanın beyni
ideolojidir, onun da kök saldığı yer, zihinlerdir.
Sinan Akdeniz
4 Ocak 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder