12 Ocak 2026

, ,

Amerika’nın İran’da Yüzleştiği Açmaz: Stratejik Tercihler, Küresel Sonuçlar


Kırk yılı aşkın bir süredir ABD İran’ı, Ortadoğu’daki hâkimiyetine yönelik en önemli engel olarak görüyor. Yaptırımlar, gizli yürütülen operasyonlar, siber saldırılar ve askeri tehditler... Her şey devreye sokuldu, ama hiçbiri anlamlı sonuç elde edilemedi.

Ortaya konulan çabalar, daha çok stratejik tuzaklara yol açtı. Amerika’nın önündeki her seçenek, muhtemel kazançları aşan, kendisine ağır gelebilecek kimi riskler barındırıyor. Bugün Washington, sadece İran’ı nasıl yenebileceğini sorgulamakla kalmıyor, onu yenmek için ortaya konulan çabaların yol açtığı sonuçlar kendi canına mal olacak mı olmayacak mı meselesini de tartışıyor.

İçinde bulunduğumuz momenti bilhassa tehlikeli kılan, Amerika’ya baskı uygulayan, ağır gelen farklı hususların yakınlaşmış olmasıdır: İran’daki iç huzursuzluk konusunda anlatılan hikâyeler, ABD’nin varlığına yönelik artan bölgesel düşmanlık, Çin’in artan nüfuzu ve Venezuela’daki kötüleşen durum. Tüm bu başlıklar, hep birlikte, her türlü eyleme ilişkin maliyet-fayda analizinin mantığını tekrar biçimlendiriyor, Amerika’nın gücü çok fazla sayıda cepheye yaymak zorunda kaldığını ortaya koyuyor.

Bölgesel Savaşa Uzanan Kestirme Yol: Lideri Öldürecek Saldırı

Amerika, İran’a doğrudan saldırabilir. Bu saldırı muhtemelen, Ayetullah Seyid Ali Hamaney’e yönelik suikastı, önemli askeri ve sivil altyapının imhasını içerebilir.

Hameney, sadece siyasi bir figür değil, Şiiliğin önemli dini otoritesidir. Onun öldürülmesi, muhtemelen Şiiliğe yönelik saldırı olarak algılanacak, kitlesel seferberliğe, asimetrik savaşa ve Irak, Lübnan, Yemen, Körfez ve ötesinde misillemelerin gerçekleştirilmesine yol açacak.

İran’ı etkisiz kılmak şöyle dursun, bu türden bir eylem, dünyayı etkileyecek önemli sonuçlara yol açabilecek bölgesel bir savaşı tetikler: enerji piyasasında şoklar yaşanır, deniz yolları kesilir, finansal yapı istikrarsızlaşır.

2003’te ABD’nin Irak’ı işgali ve ardından oluşan bölgesel sonuçlar türünden tarihten bildiğimiz örnekler, olası tepkilerin boyutunu ortaya koyuyor.

Altyapı Savaşı: Kaosun İhraç Edilmesi

Bir diğer seçenek ise İran’ın sivil ve ekonomik altyapısını, petrol rafinerilerini, elektrik şebekesini, limanlarını, boru hatlarını ve ulaşım ağlarını hedef alırken içeride karışıklık çıkarmak.

Bu strateji, toplumsal çöküşü bir silah olarak ele alır. Gelgelelim, toplumsal çöküş süreci, kontrol edilebilecek bir şey değildir.

Bu saldırılar, tüm toplumun cezalandırıldığına dair bir algıya yol açacak, sadece İran’daki güçlere değil, ABD ve müttefiklerinin çıkarlarını hedef alacak saldırıları meşrulaştıracaktır.

Böylesi bir durumda Amerikan üsleri, büyükelçilikleri, lojistik merkezleri ve kurumsal varlıklar hedef haline gelir.

İran’ı zayıflatmak şöyle dursun, bu yaklaşım, istikrarsızlığı doğrudan Amerika’ya ve müttefiklerine taşıma riskini içinde barındırır. Tahran haricinde başka yerlerde krizleri tetikler.

Başarısız Bir Strateji Olarak Gizli İstikrarsızlaştırma Faaliyetleri

Üçüncü yol ise gizli istikrarsızlaşma faaliyetleridir. Amerika, bu noktada silahlı örgütleri destekler, sabotajlara izin verir, suikastları teşvik eder, içteki şiddet eylemlerinin artmasını sağlar.

Şimdiye dek bu strateji, büyük ölçüde başarısız oldu. Bu tür örgütler, kitlesel destek elde edemediler. Bilâkis, güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik saldırılar, genellikle halktaki birlik duygusunu güçlendirdi, devletin meşruiyetini pekiştirdi.

İran’ı parçalamak yerine, gizli istikrarsızlaştırma çabaları, zayıflatmayı amaçladığı yapıları istemeden güçlendirmiştir.

İran’ın Kırmızı Çizgileri: Misillemenin Kesinliği

İran, kırmızı çizgilerini açıkça ortaya koydu: Herhangi bir ABD askeri harekâtı misillemeye yol açacaktır. Bu tür bir misilleme, sadece Amerikan üsleriyle sınırlı kalmayacaktır.

İsrail, muhtemelen en çok etkilenen taraf olacak. ABD güçleriyle birlikte askeri tesisler ve altyapı da hedef alınacak.

Tahran açısından İsrail, basit bir gözlemci değil, yürütülen her türden İran karşıtı harekâtın ve kampanyanın parçasıdır. Herhangi bir ABD saldırısı, çok cepheli bir savaşı tetikleme riski taşır, tırmanan savaşın yol açtığı maliyeti önemli ölçüde artırır. İran ile savaş, iki taraflı değil, bölgesel ve sistemsel bir çatışmadır.

Çin’in Stratejik Kırmızı Çizgileri

Çin, İran’ı duygusal bir ortak olarak görmekten çok, stratejik bir “menteşe” olarak değerlendiriyor, enerji güvenliği, bölgesel istikrar ve Ortadoğu’yu Orta Asya ve Avrupa’ya bağlayan kara-deniz koridorlarındaki bir düğüm olarak görüyor. Pekin’in asıl meselesi, “Tahran’a sadık kalmak” değil, istikrarsız bir İran’ın sistem yaratacağı risklerdir. Onun için önemli olan, enerji akışındaki kesintiler, deniz taşımacılığı rotalarında yaşanacak değişiklikler ve baskıcı bulunan bir rejimin küresel ticaret açısından merkezi bir bölgede yıkılmasının emsal teşkil etmesidir.

Bilhassa oluşacak şu iki sonuç, Pekin’in tehdit algısını iyice güçlendirir. Çin’in daha güçlü tepki geliştirme ihtimalini artırır. (Çin ille de askeri tepki vermez, ama ekonomi, diplomasi ve jeopolitika düzleminde cepheleşmeye yol açacak adımlar atar.)

* Rusya’nın zayıflamasıyla, karşı tarafı dengeleyen önemli bir gücün devre dışı kalması, Batı’nın Avrasya genelinde önemli avantajlar elde etmesi;

* İran’ın devlet kapasitesinin ve bölgesel ağının nihai olarak tasfiye edilmesi durumunda, düzensizliğin ömrü iyice uzar ya da ABD’nin kritik enerji ve geçiş noktaları üzerindeki etkisini artıracak stratejik ittifaklar kurulur.

Her iki durumda da Pekin, Amerika’nın “başarısını” bir son nokta olarak değil, Çin üzerinde yoğunlaştırılmış baskı için bir prova olarak okuyacaktır.

Bu demek değil ki Çin, doğalında doğrudan çatışmaya girecek. Ancak İran’ın yüzleşeceği çöküş senaryosuna Pekin, ideolojik açıdan onunla yan yana durduğu için değil, bu çöküşün yol açacağı riskleri kısıtlayıp kendisini korumak amacıyla mani olacaktır.

Venezuela: Paralel Kriz

ABD, aynı zamanda Venezuela’da giderek ağırlaşan bir krizle boğuşuyor. Dışişleri Bakanlığı, kaçırılma, iç karışıklık ve silahlı kolektifler sebebiyle, Amerikalılara ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulunarak, dördüncü seviye seyahat uyarısı yayımladı.

Amerikalı büyük enerji şirketleri, artık Venezuela’yı “yatırım yapılamaz yer” olarak görüyor, bu değerlendirmeyi güvenlik riskleri ile siyasi istikrarsızlık sebebiyle yapıyorlar.

Böylesi bir dinamiğin kendisini dayatması durumunda ABD, hayatları ve varlıkları korumak adına, askerini doğrudan Venezuela’ya yönlendirmek zorunda kalacak. Bu durumda askeri ve siyasi kaynaklar tükenecek.

Venezuela, artık tali bir mesele değil, İran, İsrail ve Çin ile birlikte dikkat edilmesi gereken bir bataklıktır. Bu sorun, Washington’u sınırlı manevra alanına sahip olduğu paralel krizlere girmeye mecbur etmektedir.

Stratejik Aşırı Yayılma: Kontrolün Kaybı

ABD’nin sorunu, artık “doğru” seçeneği seçmek değil, çok fazla çözülmemiş çatışmanın birikmiş sonuçlarını yönetmektir.

İran’a yapılacak bir saldırı, ABD ve İsrail varlıklarına karşı misillemeye yol açar, bölgesel müttefikleri çatışmanın içine çeker, enerji piyasalarını tahrip eder, Çin ile gerilimi tırmandırır. Bu arada, Venezuela kaynakları tüketmekte, diğer yerlerde gösterilmesi gereken esnekliği azaltmaktadır.

Bu, bir geri besleme döngüsü üretir: bir problemi çözmek için atılan her adım, başka birini şiddetlendirir.

ABD, her yerde faal görünüyor ama hiçbir yerde dizginler onun elinde değil. Güçse artık saldırma yeteneğiyle değil, zincirleme reaksiyonları önleyebilme yeteneğiyle ölçülüyor. İşte Washington, giderek bu yeteneği sergileyemez hale geliyor.

Stratejik aşırı yayılma, kendisini birden hissettiren bir mesele değildir. İçteki uyumun dağılmasıyla birlikte kendisini gösterir. Artık çok fazla cephe, çok fazla düşman ve çok fazla seçenek vardır.

ABD, İran’la karşı karşıya gelirken sadece bir devletle muhatap olmuyor, mevcut tüm sistemi ateşe vermeden teslim alınamayacak bir ağ var karşısında.

Amerika Artık Rahat Değil

Amerika’nın İran’da yüzleştiği açmaz, güçle değil, bağlamla ilgilidir. Artık dünya, tek başına hareket eden bir gücün eskisi gibi işlemesine izin vermeyecek ölçüde birbiriyle fazla bağlantılı, tepkisel ve dirençli bir yerdir.

İran’a yapılacak bir saldırı, sadece İran ile sınırlı kalmayacaktır. Böylesi bir saldırı, İsrail’e, ABD kuvvetlerine, Çin’in stratejik hesaplamalarına, enerji piyasalarına ve küresel istikrara etki edecek sonuçlar doğuracaktır.

Artık soru, ABD’nin İran'a saldırıp saldıramayacağı değil, böyle bir saldırının tetikleyeceği zincirleme reaksiyondan sağ çıkıp çıkamayacağıdır.

İbrahim Mecid
11 Ocak 2026
Kaynak

0 Yorum: