Kırk
yılı aşkın bir süredir ABD İran’ı, Ortadoğu’daki hâkimiyetine yönelik en önemli
engel olarak görüyor. Yaptırımlar, gizli yürütülen operasyonlar, siber
saldırılar ve askeri tehditler... Her şey devreye sokuldu, ama hiçbiri anlamlı sonuç
elde edilemedi.
Ortaya
konulan çabalar, daha çok stratejik tuzaklara yol açtı. Amerika’nın önündeki
her seçenek, muhtemel kazançları aşan, kendisine ağır gelebilecek kimi riskler
barındırıyor. Bugün Washington, sadece İran’ı nasıl yenebileceğini sorgulamakla
kalmıyor, onu yenmek için ortaya konulan çabaların yol açtığı sonuçlar kendi canına
mal olacak mı olmayacak mı meselesini de tartışıyor.
İçinde
bulunduğumuz momenti bilhassa tehlikeli kılan, Amerika’ya baskı uygulayan, ağır
gelen farklı hususların yakınlaşmış olmasıdır: İran’daki iç huzursuzluk
konusunda anlatılan hikâyeler, ABD’nin varlığına yönelik artan bölgesel
düşmanlık, Çin’in artan nüfuzu ve Venezuela’daki kötüleşen durum. Tüm bu
başlıklar, hep birlikte, her türlü eyleme ilişkin maliyet-fayda analizinin
mantığını tekrar biçimlendiriyor, Amerika’nın gücü çok fazla sayıda cepheye
yaymak zorunda kaldığını ortaya koyuyor.
Bölgesel
Savaşa Uzanan Kestirme Yol: Lideri Öldürecek Saldırı
Amerika,
İran’a doğrudan saldırabilir. Bu saldırı muhtemelen, Ayetullah Seyid Ali Hamaney’e
yönelik suikastı, önemli askeri ve sivil altyapının imhasını içerebilir.
Hameney,
sadece siyasi bir figür değil, Şiiliğin önemli dini otoritesidir. Onun
öldürülmesi, muhtemelen Şiiliğe yönelik saldırı olarak algılanacak, kitlesel
seferberliğe, asimetrik savaşa ve Irak, Lübnan, Yemen, Körfez ve ötesinde
misillemelerin gerçekleştirilmesine yol açacak.
İran’ı
etkisiz kılmak şöyle dursun, bu türden bir eylem, dünyayı etkileyecek önemli
sonuçlara yol açabilecek bölgesel bir savaşı tetikler: enerji piyasasında
şoklar yaşanır, deniz yolları kesilir, finansal yapı istikrarsızlaşır.
2003’te
ABD’nin Irak’ı işgali ve ardından oluşan bölgesel sonuçlar türünden tarihten
bildiğimiz örnekler, olası tepkilerin boyutunu ortaya koyuyor.
Altyapı
Savaşı: Kaosun İhraç Edilmesi
Bir
diğer seçenek ise İran’ın sivil ve ekonomik altyapısını, petrol rafinerilerini,
elektrik şebekesini, limanlarını, boru hatlarını ve ulaşım ağlarını hedef
alırken içeride karışıklık çıkarmak.
Bu
strateji, toplumsal çöküşü bir silah olarak ele alır. Gelgelelim, toplumsal
çöküş süreci, kontrol edilebilecek bir şey değildir.
Bu
saldırılar, tüm toplumun cezalandırıldığına dair bir algıya yol açacak, sadece
İran’daki güçlere değil, ABD ve müttefiklerinin çıkarlarını hedef alacak
saldırıları meşrulaştıracaktır.
Böylesi
bir durumda Amerikan üsleri, büyükelçilikleri, lojistik merkezleri ve kurumsal
varlıklar hedef haline gelir.
İran’ı
zayıflatmak şöyle dursun, bu yaklaşım, istikrarsızlığı doğrudan Amerika’ya ve
müttefiklerine taşıma riskini içinde barındırır. Tahran haricinde başka
yerlerde krizleri tetikler.
Başarısız
Bir Strateji Olarak Gizli İstikrarsızlaştırma Faaliyetleri
Üçüncü
yol ise gizli istikrarsızlaşma faaliyetleridir. Amerika, bu noktada silahlı
örgütleri destekler, sabotajlara izin verir, suikastları teşvik eder, içteki
şiddet eylemlerinin artmasını sağlar.
Şimdiye
dek bu strateji, büyük ölçüde başarısız oldu. Bu tür örgütler, kitlesel destek
elde edemediler. Bilâkis, güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik saldırılar,
genellikle halktaki birlik duygusunu güçlendirdi, devletin meşruiyetini
pekiştirdi.
İran’ı
parçalamak yerine, gizli istikrarsızlaştırma çabaları, zayıflatmayı amaçladığı
yapıları istemeden güçlendirmiştir.
İran’ın
Kırmızı Çizgileri: Misillemenin Kesinliği
İran,
kırmızı çizgilerini açıkça ortaya koydu: Herhangi bir ABD askeri harekâtı
misillemeye yol açacaktır. Bu tür bir misilleme, sadece Amerikan üsleriyle
sınırlı kalmayacaktır.
İsrail,
muhtemelen en çok etkilenen taraf olacak. ABD güçleriyle birlikte askeri
tesisler ve altyapı da hedef alınacak.
Tahran
açısından İsrail, basit bir gözlemci değil, yürütülen her türden İran karşıtı
harekâtın ve kampanyanın parçasıdır. Herhangi bir ABD saldırısı, çok cepheli
bir savaşı tetikleme riski taşır, tırmanan savaşın yol açtığı maliyeti önemli
ölçüde artırır. İran ile savaş, iki taraflı değil, bölgesel ve sistemsel bir
çatışmadır.
Çin’in
Stratejik Kırmızı Çizgileri
Çin,
İran’ı duygusal bir ortak olarak görmekten çok, stratejik bir “menteşe” olarak
değerlendiriyor, enerji güvenliği, bölgesel istikrar ve Ortadoğu’yu Orta Asya
ve Avrupa’ya bağlayan kara-deniz koridorlarındaki bir düğüm olarak görüyor.
Pekin’in asıl meselesi, “Tahran’a sadık kalmak” değil, istikrarsız bir İran’ın sistem
yaratacağı risklerdir. Onun için önemli olan, enerji akışındaki kesintiler,
deniz taşımacılığı rotalarında yaşanacak değişiklikler ve baskıcı bulunan bir
rejimin küresel ticaret açısından merkezi bir bölgede yıkılmasının emsal teşkil
etmesidir.
Bilhassa
oluşacak şu iki sonuç, Pekin’in tehdit algısını iyice güçlendirir. Çin’in daha
güçlü tepki geliştirme ihtimalini artırır. (Çin ille de askeri tepki vermez,
ama ekonomi, diplomasi ve jeopolitika düzleminde cepheleşmeye yol açacak
adımlar atar.)
*
Rusya’nın zayıflamasıyla, karşı tarafı dengeleyen önemli bir gücün devre dışı
kalması, Batı’nın Avrasya genelinde önemli avantajlar elde etmesi;
*
İran’ın devlet kapasitesinin ve bölgesel ağının nihai olarak tasfiye edilmesi
durumunda, düzensizliğin ömrü iyice uzar ya da ABD’nin kritik enerji ve geçiş
noktaları üzerindeki etkisini artıracak stratejik ittifaklar kurulur.
Her
iki durumda da Pekin, Amerika’nın “başarısını” bir son nokta olarak değil, Çin
üzerinde yoğunlaştırılmış baskı için bir prova olarak okuyacaktır.
Bu
demek değil ki Çin, doğalında doğrudan çatışmaya girecek. Ancak İran’ın
yüzleşeceği çöküş senaryosuna Pekin, ideolojik açıdan onunla yan yana durduğu
için değil, bu çöküşün yol açacağı riskleri kısıtlayıp kendisini korumak
amacıyla mani olacaktır.
Venezuela:
Paralel Kriz
ABD,
aynı zamanda Venezuela’da giderek ağırlaşan bir krizle boğuşuyor. Dışişleri
Bakanlığı, kaçırılma, iç karışıklık ve silahlı kolektifler sebebiyle,
Amerikalılara ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulunarak, dördüncü seviye
seyahat uyarısı yayımladı.
Amerikalı
büyük enerji şirketleri, artık Venezuela’yı “yatırım yapılamaz yer” olarak
görüyor, bu değerlendirmeyi güvenlik riskleri ile siyasi istikrarsızlık
sebebiyle yapıyorlar.
Böylesi
bir dinamiğin kendisini dayatması durumunda ABD, hayatları ve varlıkları
korumak adına, askerini doğrudan Venezuela’ya yönlendirmek zorunda kalacak. Bu durumda
askeri ve siyasi kaynaklar tükenecek.
Venezuela,
artık tali bir mesele değil, İran, İsrail ve Çin ile birlikte dikkat edilmesi
gereken bir bataklıktır. Bu sorun, Washington’u sınırlı manevra alanına sahip
olduğu paralel krizlere girmeye mecbur etmektedir.
Stratejik
Aşırı Yayılma: Kontrolün Kaybı
ABD’nin
sorunu, artık “doğru” seçeneği seçmek değil, çok fazla çözülmemiş çatışmanın
birikmiş sonuçlarını yönetmektir.
İran’a
yapılacak bir saldırı, ABD ve İsrail varlıklarına karşı misillemeye yol açar,
bölgesel müttefikleri çatışmanın içine çeker, enerji piyasalarını tahrip eder,
Çin ile gerilimi tırmandırır. Bu arada, Venezuela kaynakları tüketmekte, diğer
yerlerde gösterilmesi gereken esnekliği azaltmaktadır.
Bu,
bir geri besleme döngüsü üretir: bir problemi çözmek için atılan her adım,
başka birini şiddetlendirir.
ABD,
her yerde faal görünüyor ama hiçbir yerde dizginler onun elinde değil. Güçse
artık saldırma yeteneğiyle değil, zincirleme reaksiyonları önleyebilme
yeteneğiyle ölçülüyor. İşte Washington, giderek bu yeteneği sergileyemez hale
geliyor.
Stratejik
aşırı yayılma, kendisini birden hissettiren bir mesele değildir. İçteki uyumun
dağılmasıyla birlikte kendisini gösterir. Artık çok fazla cephe, çok fazla düşman
ve çok fazla seçenek vardır.
ABD,
İran’la karşı karşıya gelirken sadece bir devletle muhatap olmuyor, mevcut tüm
sistemi ateşe vermeden teslim alınamayacak bir ağ var karşısında.
Amerika
Artık Rahat Değil
Amerika’nın
İran’da yüzleştiği açmaz, güçle değil, bağlamla ilgilidir. Artık dünya, tek
başına hareket eden bir gücün eskisi gibi işlemesine izin vermeyecek ölçüde birbiriyle
fazla bağlantılı, tepkisel ve dirençli bir yerdir.
İran’a
yapılacak bir saldırı, sadece İran ile sınırlı kalmayacaktır. Böylesi bir
saldırı, İsrail’e, ABD kuvvetlerine, Çin’in stratejik hesaplamalarına, enerji
piyasalarına ve küresel istikrara etki edecek sonuçlar doğuracaktır.
Artık
soru, ABD’nin İran'a saldırıp saldıramayacağı değil, böyle bir saldırının
tetikleyeceği zincirleme reaksiyondan sağ çıkıp çıkamayacağıdır.
İbrahim Mecid
11
Ocak 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder