17 Ocak 2026

, ,

Washington’ın İran’a Karşı Savaşı: Enformasyon Alanını Savunmanın Önemi


ABD, İran’a karşı savaşını açıktan yürütüyor. Bunu yaparken, bizzat destek verdiği protestolara başvuruyor, silahlı teröristlerin birkaç gün boyunca büyük şehirleri hedef alması yoluyla ülkeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan, uzun süredir planlanmış eylemlerini devreye sokuyor.

Bugünkü kalkışma, ABD ve İsrail’e bağlı vekil güçlerin 2025 ortalarında İran’a karşı başlattığı, yaklaşık iki hafta süren savaşın açtığı yolu takip ediyor. Bu savaş, şu anda ortaya çıkıyor gibi görünen bir sonraki istikrarsızlaştırma ve askeri saldırı girişiminden önce sadece bir süreliğine durdurulmuştu.

Ocak 2026’da ABD desteğiyle başlayan iç karışıklık esnasında ABD, muhalefeti açıktan destekleyerek, silahlı militanların faaliyetlerine devam etmelerini, hatta hükümet kurumlarını ele geçirmelerini istedi. Associated Press, ABD başkanının “protestolara devam edin, yapabiliyorsanız kurumlarınızı ele geçirin, yardım yolda” dediğini aktardı. Burada Trump, “yardım” derken, muhalefeti desteklemek için İran’a yönelik olası askeri saldırıları kastediyordu.

Söylemsel desteğin ötesine geçip haber yapma görevlerini hatırladıklarında geçtikleri haberlerde Batı medyası, ABD’nin doğrudan müdahalesine dair kanıtlara yer vermeye başladı. BBC, yakın tarihli bir makalesinde, “güvenlik güçlerinin de öldürüldüğünü” itiraf etti. Eylemler sırasında ağır silahlı unsurların yer aldığını örtük olarak dile getirdi. Aynı makale, İran içinden BBC ile iletişime geçen muhbirlerin “Starlink” uydu bağlantılarını kullandığını da kabul ediyordu. Burada ABD merkezli SpaceX şirketine ait uydu iletişim ağına atıfta bulunuluyordu.

Bu, hiç de şaşırtıcı değil. 2022 gibi erken bir tarihte CNN, “Beyaz Saray’ın, İran’daki protesto hareketini desteklemenin çeşitli yollarından biri olarak, SpaceX’in uydu internet hizmeti Starlink’i İran içinde kurma olasılığı hakkında Elon Musk ile görüşmelerde bulunduğu”na dair bir haber yapmıştı.

Daha yakın zamanda Forbes, “İran içinde on binlerce Starlink ünitesinin çalıştığını” itiraf etti, bu da Biden yönetimi dönemindeki girişimin ne kadar saldırgan bir üslupla yürütüldüğünün, daha sonra kurulan Trump yönetiminde bu yöntemin uygulanmasına nasıl devam edildiğinin bir delili.

Güya birbirine karşı olan başkanlar, ajandalarını elden ele birbirlerine iletiyorlar. İran’da cereyan eden, şiddetli eylemlere tanık olunan ayaklanmayı destekleme planları, ABD’li siyasetçilerce 2009 gibi erken bir tarihte Brookings Enstitüsü’nün “İran’a Giden Yol Hangisi?” başlıklı makalesinde ortaya kondu. Bu plan, siyasi eğilim veya kampanyalarda kullanılan dile bakılmaksızın, her yönetim tarafından sorunsuz bir şekilde uygulandı.

Makalede, “Kadife Devrim: Halk Ayaklanmasını Desteklemek” ve “Bir İsyanı Teşvik Etmek: İran’daki Azınlık Örgütlerinin ve Muhalif Örgütlerin Desteklenmesi” başlıklı bölümlerin yanı sıra, “Bu İşi Bibi’ye Bırakın: İsrail Askeri Saldırısına İzin Vermek veya Teşvik Etmek” başlıklı bir bölüm içeriyor. Bu son bölümde, “ABD, hem uluslararası eleştiriye hem de İran’ın misillemesine maruz kalmamak, bunların İsrail’i hedef almasını sağlamak adına, İsraillileri saldırıları kendilerinin gerçekleştirmeleri konusunda teşvik etmeli, hatta belki de bu konuda ona yardımcı olmalı” deniliyordu.

Bu senaryo, geçen yılın ortalarında aynen gerçekleşti. ABD tarafından kurgulanan karışıklık konusunda bahsini ettiğimiz 2009 tarihli makale, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan Yabancı Terör Örgütleri listesinde yer alan Halkın Mücahitleri örgütünün kullanılmasını öneriyor.

Makale, Halkın Mücahitleri örgütünün İran içinde hiç sevilmediğini, yetmişlerde Amerikan vatandaşlarını ve askeri personelini öldürdüğünü, o zamandan beri başka güçlere karşı terör eylemleri gerçekleştirdiğini kabul ediyor, ancak ABD’nin daha fazla ve daha açık destek sağlaması için bu örgütün terör örgütü listesinden çıkartılması gerektiğini savunuyor. 2012’de, daha sonra Başkan Donald Trump’ın ilk yönetimini de kapsayacak olan neo-muhafazakârların yıllarca süren lobi faaliyetlerinin ardından, Obama yönetiminde Halkın Mücahitleri listeden çıkartıldı.

Bugün İran’daki karışıklıkta pay sahibi olan diğer örgütler konusunda makale, şu ifadelere yer veriyor:

“ABD, öncelikli olarak, devrimden bu yana çeşitli dönemlerde rejime karşı savaşmış olan, gidişat karşısında memnuniyetsiz İranlı etnik gruplarla (Kürtler, Beluciler, Araplar vb.) işbirliği yapmayı tercih edebilir. Etnik muhalefet hareketlerinin meydana getireceği bir koalisyon, özellikle de muhalif Farslarla birleşirse, rejimin istikrarı için ciddi bir tehdit teşkil edecektir. Ayrıca, örgütlerin kendilerinin yarattığı huzursuzluk, rejimi içeride zayıflatabilir.”

Burada tam da bugün İran’da yaşanan durum anlatılıyor.

Biden-Trump yönetimlerinden başlayarak Bush Jr. ve Obama yönetimlerine kadar uzanan, hem iç sabotaj hem de ABD’nin İran’a doğrudan askeri saldırıları için yapılan hazırlıklara rağmen, İran, bu girişimlere yıllarca direndi ve ABD tarafından kurgulanan son karışıklık çıkartma girişimleri karşısında kısmen hazırlıklı olduğunu ortaya koydu.

Yukarıda alıntılanan Forbes makalesi, İran’ın yalnızca ABD destekli militanların eylemlerini koordine etmek ve yabancı sponsorlarıyla iletişim kurmak için kullandıkları internet hizmetlerini başarıyla devre dışı bırakmakla kalmayıp, aynı zamanda kritik bölgelerdeki Starlink terminallerini de büyük ölçüde etkisiz hale getirmeyi başardığını bildirdi.

Aynı makale, İran’ın başarısının, Starlink’in de yoğun olarak kullanıldığı Ukrayna’da devam eden, ABD eliyle yürüyen vekâlet savaşında mükemmelleştirilen, Ruslara ait elektronik savaş yeteneklerinin transferine bağlı olabileceğini iddia ediyordu.

Bu gelişmeler, ulusal enformasyon alanının güvenliğinin ve savunulmasının öncelikli olduğunu ortaya koyuyor. Enformasyon alanı, yirmi birinci yüzyılda bir ülkenin hava sahası, kara sınırları ve kıyıları kadar kritik bir ulusal güvenlik alanı. Buranın güvenliği sağlanamadığında, sonucun felâket olacağı görülüyor.

ABD 21. Yüzyılda Enformasyon Alanını Silaha Dönüştürdü

21. yüzyıl boyunca ABD, özellikle X (eski adıyla Twitter), Meta/Facebook, YouTube, Google, Instagram gibi ABD merkezli sosyal medya platformları aracılığıyla, küresel enformasyon alanındaki hâkimiyetini bir silaha dönüştürdü.

New York Times, 2011 gibi erken bir tarihte, sözde “Arap Baharı”nın aslında ABD hükümeti ve büyük teknoloji ortakları tarafından organize edilen, uzun zamandır planlanmış ve hazırlanmış bölgesel bir istikrarsızlaştırma harekâtı olduğunu kabul etti.

“Arap Ayaklanmalarının Ateşine Benzini ABD’li Örgütler Döktü” başlıklı makalede “son haftalarda yapılan görüşmelere ve WikiLeaks tarafından elde edilen Amerikan diplomasisine ait belgelere göre, bölgeyi saran isyanlara ve reformlara doğrudan dâhil olan bir dizi örgüt ve birey, Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü, Ulusal Demokratik Enstitü ve Washington merkezli, kâr amacı gütmeyen insan hakları örgütü Freedom House gibi örgütlerden eğitim ve para aldı” deniliyordu.

Makale ayrıca, muhalif örgütlerin birçoğunun, “2008 yılında New York’ta düzenlenen ve kendilerine demokrasiyi teşvik etmek için sosyal ağ ve mobil teknolojilerin nasıl kullanılacağının öğretildiği bir teknoloji toplantısına katıldığını” da kabul etti. Toplantının sponsorları arasında Facebook, Google, MTV, Columbia Hukuk Fakültesi ve Dışişleri Bakanlığı yer alıyordu.

Aslında, uzun süre boyunca her yıl düzenlenen bu “teknoloji toplantısı”, ABD hükümetinin 2000-2004 yılları arasında Sırbistan, Gürcistan, Belarus ve Ukrayna gibi ülkelere yönelik benzer siyasi müdahalelerden elde ettiği deneyimi temel alıyordu.

Guardian gazetesi 2004 yılında, o dönemde Kiev’de devam eden protestoların, “dört yılda dört ülkede hileli seçimleri kurtarmaya ve istenmeyen rejimleri devirmeye çalışmak için kullanılan, Batı’nın ambalajlayıp pazarladığı, sofistike ve zekice tasarlanmış bir Amerikan ürünü” olduğunu kabul etti.

Makalede ayrıca şu ifadeye de yer veriliyordu:

“Bu kampanya, ilk olarak 2000 yılında Belgrad’da Slobodan Miloseviç’i seçimde yenmek için kullanıldı. Belgrad’daki ABD Büyükelçisi Richard Miles bu noktada önemli bir rol oynadı. Sonradan ABD’nin Gürcistan Büyükelçisi olan Miles, geçen yıl aynı taktiği Gürcistan’da tekrarlayarak Mihail Saakaşvili’ye Eduard Şevardnadze’yi nasıl devireceğini öğretti. Belgrad’daki başarının üzerinden on ay geçtikten sonra, Orta Amerika’da, özellikle Nikaragua’da benzer operasyonlarda deneyimli olan Minsk’teki ABD Büyükelçisi Michael Kozak, Belarus’un başındaki Aleksandr Lukaşenko’yu yenmek için neredeyse birebir aynı kampanyayı yürüttü.”

Ancak makalenin yazarının da kabul ettiği üzere, bu kampanya başarısız oldu.

Böylece, 2000-2004 yılları arasında ABD, Doğu Avrupa’da hedef aldığı hükümetleri ardı ardına devirmeye çalıştı. 2011’de bu teknikleri geliştirerek, Arap dünyasının büyük bir bölümünü yerle bir etti. Ardından Ukrayna’daki iktidarı devirerek 2014’ten itibaren, yürüttüğü vekâlet savaşıyla ülkeyi yıkıma sürükledi. Geçen yıl ise Çin sınırındaki Nepal hükümetini devirdi, şimdi de aynı taktikleri, açık askeri saldırı tehdidiyle birleştirerek, İran hükümetini devirmeye çalışıyor.

Analistler, ABD Rusya ve Çin karşısında askeri sanayi gücü açısından önemli imkânlara sahip. Enformasyon alanında üstünlüğü tartışılmaz. ABD’nin yirmi birinci yüzyıl boyunca Kuzey Afrika’dan Asya’ya uzanan hat genelinde attığı istikrarsızlık tohumları, yol açtığı ölüm ve yıkım dikkate alındığında, askeri sanayi üretimindeki eksikliğini fazlasıyla telafi ettiği görülüyor. ABD’nin enformasyon alanındaki hâkimiyeti, Amerika’nın yol açtığı askeri tehdit kadar olmasa bile dünyaya en az onun kadar büyük bir tehdit teşkil ediyor.

ABD’nin Küresel Enformasyon Alanına Yönelik Tehdidi
Küresel Savunmaya İhtiyaç Duyuyor

Rusya ve Çin, uzun yıllar boyunca ve kapsamlı çalışmalar sonucunda kendi enformasyon alanlarını güvence altına aldı. Bu da, her iki ülkenin, kendi siyasi alanlarını güvence altına almalarına ve istikrara kavuşturmalarına, ABD’nin her iki küresel gücü de kuşatma ve kontrol altına alma girişimlerine karşı sadece hayatta kalmakla kalmayıp, birçok durumda gelişmek için gereken toplumsal ahenki tesis etmelerine imkân sağladı.

Bu, küresel enformasyon alanına hâkim olan ABD merkezli sosyal medya platformlarına yerli alternatifler oluşturulmasıyla başarıldı. Her iki ülke de gerektiğinde Batı etkisindeki bilgi alanından ayrılabilen çevrimiçi ağlara sahip.

Bunun ötesinde, her iki ülke de, enformasyon alanlarının fiziksel altyapısını sürdürmek için gerekli olan programcılar ve teknisyenler gibi kritik insan kaynaklarının ülke içinde ve ülkenin çıkarları gözetilerek eğitilmesini sağlayan yerel eğitim kanalları oluşturdu. Aynı şekilde, her ülkenin enformasyon alanını kullanan medya personeli, hükümet yetkilileri ve diğer kamu görevlileri de bu kapsamda hareket etmekte.

Enformasyon alanının fiziksel altyapısı, herhangi bir egemen ulusun inşa ettiği fiziksel altyapıdan pek farklı değil. Yollar, demiryolları, havalimanları ve limanlar, ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir, bu nedenle, bunların inşası, bakımı, kullanımı ve korunması güvenlik esaslarına göre belirlenir.

Ne yazık ki, gezegenin dört bir yanındaki birçok siyasetçi, yirmi birinci yüzyılda enformasyon alanının bu fiziksel altyapı veya geleneksel ulusal güvenlik alanlarından daha önemli olmasa bile, en az onun kadar önemli olduğunu henüz idrak edebilmiş değil.

Ülkelerin kendi sosyal medya platformlarını geliştirmek yerine, ABD merkezli sosyal medya platformlarının kullanılmasına imkân sağlamaları, aynı zamanda bu platformlardaki bilgi akışını ve dolayısıyla fikirleri ve fikir birliğini kontrol etmesine izin vermeleri, yabancı çıkarların bir ülkenin fiziksel sınırlarını, altyapısını ve hatta kendi vatandaşlarını kontrol etmesine izin vermek demektir, hatta bu, ondan çok daha vahim bir hatadır.

Yirmi birinci yüzyılda Avrupa’dan Arap dünyasına oradan Asya’ya dek tanık olduğumuz tüm ABD operasyonlarının da gösterdiği üzere, ulusal güvenliğin en önemli alanını ABD’ye teslim etmenin bedeli, siyasi sızma, ele geçirilme, hatta tam çöküştür.

Çok kutuplu dünyanın, ulusal güvenliğin geleneksel alanlarında iş birliğini görüşmek üzere bir araya geldiği koşullarda, küresel enformasyon alanının ABD nüfuzu ve kontrolüne karşı korunması meselesine acilen dikkat edilmesi gerekiyor.

Kendileriyle ortak hareket eden ülkelere eski tip yöntemlerle ulusal güvenliklerini korusunlar diye silah ihraç eden Rusya ve Çin, ABD’nin İran’daki enformasyon alanına yaptığı müdahaleye karşı ülkeyi savunmak için, ABD merkezli sosyal medya platformlarına, fiziksel altyapıya ve geçitlere, ayrıca elektronik savaş ekipmanına alternatif ürünler ihraç edebilir. Ayrıca, yerli sosyal medya platformlarını ABD merkezli X, YouTube, Facebook ve diğer platformlara çok kutuplu dünyadaki alternatiflerle bağlantılandırma fırsatları da sunabilir.

Önemli bir konvansiyonel askeri güce sahip olan İran, enformasyon alanını, dolayısıyla, siyasi alanını dış müdahaleye karşı koruma konusunda geç kaldığı için zayıflamıştır. Son haftalarda kararlılıkla hareket etmiş olsa da (aylar öncesinden hazırlık yapmış gibi görünüyor olsa da), bu koruma önlemleri tam zamanında mı alındı yoksa geç mi kaldı sorusunun cevabını bize zaman verecektir.

Çok kutuplu dünyanın geleceği, muhtemelen, geleneksel askeri güç düzleminde ABD hegemonyasıyla arasındaki eşitsizliğin büyüklüğünden ziyade, dünyanın geri kalanının ABD’nin yirmi birinci yüzyıl boyunca anladığı ve istismar ettiği enformasyon alanını kontrol etmenin önemini ne kadar çabuk kavrayacağına bağlı.

Brian Berletic
16 Ocak 2026
Kaynak

0 Yorum: