ABD,
dünyaya ve vatandaşlarına, özgürlüğün ve demokrasinin hüküm sürdüğü, beyaz
çitli evler ve iki otomobille refah içinde bir “orta sınıf” hayatı yaşama
fırsatı sunan Amerikan rüyasının gerçekleştiği, gezegendeki en iyi ülke
olduğunu söylüyor. Ancak, büyük komedyen ve toplumsal bir eleştirmen olan
George Carlin’in de belirttiği gibi, ABD’deki emekçi halk kitlelerinin
“Amerikan Rüyası’na inanabilmesi için uykuya dalmış olması gerekir.”[216]
Uyanıkken, Amerikan halkının yaşadığı şey ise durgun ücretler, enflasyon ve
çeşitli şekillerde felç edici borçlarla geçen bir hayat olarak tanımlanabilecek
Amerikan kâbusudur.
İmparatorluğun
çöküş döneminde, canavarın tam da karnının içerisinde yaşayan insanlar,
koşullarını giderek daha dayanılmaz buluyorlar. Amerikan işçi sınıfı,
kapitalist yaşam tarzının her alanına sızmış kapsamlı bir kriz dönemine
tanıklık ediyor.
Toplumsal
devrim konusundaki Marksist görüş, bir devrimin gerçekleşmesi için iki temel
faktörün veya koşulun var olması gerektiğini kabul eder:
1.
Nesnel koşullar ya da “devrimci durum” olarak da adlandırılan koşullar[217];
2.
Öznel koşullar, yani emekçi kitlelerinin ve öncü partinin bilinci ve
örgütlenmesine karşılık gelen koşullardır.
Bu
bölümde, devrim için nesnel koşulların büyük ölçüde ABD’de mevcut olduğunu,
eksik olan her ne varsa, bunların da önümüzdeki iki yıl içerisinde
gerçekleşmesi beklenen genel sermaye kriziyle birlikte giderileceğini
savunacağım. Dolayısıyla sorun nesnel koşullar değildir. Sorun, öznel
koşulların ortaya çıkmasının, sosyalist hareket içinde hâkim olan saflık fetişi
tarafından engellenmesidir. Bu hareket içerisinde kitleleri sosyalizm
mücadelesine katma görevi militanların omuzlarında olduğundan, bu saflık fetişinin
aşılması başarılı bir hegemonya karşıtı projenin önkoşulu haline gelmektedir.
Lenin
ve Bolşevik devriminin deneyimi, “öncü savaşçı rolünün ancak en ileri teoriye
sahip parti tarafından üstlenilebileceğini” ortaya koymaktadır.[218] Engels’in
Marksizmin “en iyi aracı [ve] en keskin silahı” olarak adlandırdığı diyalektik
materyalizm, sosyalist hareketi saflık fetişinden kurtarabilir, ona tarihsel
devrimci rolünü gerçekleştirmek için gerekli araçları sağlayabilir.[219]
ABD’deki
Nesnel Koşullar
Kapsamlı
bir şekilde analiz edildiğinde, ABD’de nesnel devrimci koşulların varlığını
gösteren çok sayıda faktör mevcuttur. Ekonomi Politikası Enstitüsü raporuna
göre, “yetmişlerin sonlarından bu yana, en düşük gelirli yüzde 70’lik kesimin
ücretleri büyük ölçüde sabit kalmış, 2009-2013 arası dönemde ücret dağılımının
en alttaki yüzde 90’lık kesimin reel ücretleri ise düşmüştür.”[220]
ABD’nin
hiçbir eyaletinde asgari ücret (7,25 dolar) geçinmek için yeterli değildir.
Demokratik sosyalistler ve diğer ilerici kesimlerin talep ettiği gibi 15 dolara
yükseltilse bile, asgari ücret, ülkenin hiçbir yerinde bir işçi sınıfı
ailesinin geçinmesi için yeterli olmayacaktır.[221] Durgun ücretler ve kırk
yılın en yüksek seviyesine ulaşan enflasyonla, Amerikalıların neredeyse yüzde 60’ı,
şu anda maaştan maaşa yaşamaktadır.[222] Bu insanların çoğu, 17 milyondan fazla
boş evin bulunduğu bir ülkede gezinen 600.000 evsiz insanın arasına katılmanın
eşiğindedir.[223] Evsiz insanlardan 33 kat daha fazla boş evin bulunduğu bir
ülkede, her sekiz çocuktan birinin de dâhil olduğu 34 milyon insan açlık
çekerken ABD’nin gıda arzının yüzde 30-40’ının (40 milyon ton gıdanın) her yıl
israf edilmesi şaşırtıcı değildir.[224]
Amerikalı
emekçilerin hayatta kalması gittikçe zorlaşırken, giderek daha fazlası,
borçlanma mecburiyetiyle yüzleşiyor. Bugün ortalama bir Amerikalı, “ipotek
kredileri, ev kredileri, otomobil kredileri, kredi kartı borçları, öğrenci
kredileri ve diğer borçlar dâhil olmak üzere, 52.940 dolar tutarında bir borca
sahip”.[225] Ayrıca, ABD dünyadaki genel sağlık sigortası olmayan tek gelişmiş
ülke olduğu için, tıbbın metalaşması Amerikalıların yarısından fazlasını o
kadar ağır tıbbi borçlarla karşı karşıya bırakmıştır ki, çoğu “ev satın
alamamış veya emeklilik için birikim yapamamıştır”.[226] Kârın hizmetindeki
aynı sağlık sistemi, Covid pandemisine uygun şekilde hazırlanmak için gerekli
önlemleri almanın kârlı olmadığını düşündü, bunun sonucunda, küresel nüfusun
sadece yüzde 4’ünü oluşturan ABD’li yurttaşlar, Covid ölümlerinin yüzde 16’sından
fazlasını meydana getirdi.[227] Öte yandan, sosyalist Çin, ABD’deki ölümlerin
çok küçük bir kısmına (yüzde 0,49) sahipken, nüfusu dört kat daha fazladır.
ABD,
İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın egemen emperyalist gücü haline gelerek,
yağmaya dayalı bir şekilde gezegenin en zengin ülkesi olmayı başarmış olsa da
bugün karşımıza çıkan manzarada ülke, altyapısı çöküş sürecine girmiş, sürekli
olarak “D” notu alan, çürümüş bir imparatorluktur.[228]
Federal
harcamaların yarısından fazlası, dünyanın en pahalı ordusunu sürdürmek için yapılırken
(bu harcama, sıradaki 10 ülkenin toplam harcamalarından daha fazladır),
milyonlarca Amerikalının yaşadığı ABD’deki birçok şehirde temiz içme suyu
bulunmamaktadır.[229] Buna ek olarak, ABD’de yaşam beklentisi “tarihi bir
düşüş” yaşamaktadır. Öyle ki, bugün ortalama bir Kübalı, sosyalist projeye
karşı altmış yıldır süren yasadışı abluka ve hibrit savaşa rağmen, ortalama bir
Amerikalıdan yaklaşık üç yıl daha uzun yaşamaktadır.[230]
Amerikan
halkının karşılaştığı zorluklar, insanlık tarihinin ekonomik açıdan en eşitsiz
toplumlarından birinde yaşama deneyimi ile daha da yoğunlaşmaktadır. Bu
toplumda, en ölçülü rakamlar bile, “en zengin yüzde 0,1’lik kesimin servetten
en yoksul yüzde 90’lık kesim kadar pay aldığını ortaya koymaktadır.”[231] ABD’de
en zengin 59 Amerikalı, nüfusun en yoksul yarısının (165 milyon kişi) toplam
servetinden daha fazla servete sahiptir.[232] Emekçi sınıfa mensup
Amerikalıların çoğunluğu günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekerken,
ülkedeki en zengin tekel sahipleri, yani izlediğimiz, satın aldığımız ve
yediğimiz şeylerin sahipleri, her zamankinden daha da zengin hale
gelmektedir.[233]
Ancak,
çoğu Amerikalının karşı karşıya olduğu kriz, ekonomik koşullarla sınırlı
olmayıp, tüm yaşam alanlarına yayılmış, derin psikolojik ve sosyal sorunlar
şeklinde kendini gösteren, kapsamlı bir krizdir. Bu sorunlar, uyuşturucu ilâç
salgınından etkilenen milyonlarca insanda, şiddete dayalı suçlarla okullarda gerçekleşen
silahlı saldırılarda yaşanan artışta ve Amerikalı yetişkinlerin neredeyse üçte
birinin depresyon ve anksiyete ile mücadele ettiği ruh sağlığı krizinde ortaya
koymaktadır.[234] Tüm bu koşulların, yaklaşan finansal krizle ve tabii ki iklim
kriziyle ve iklim krizinin dünyanın çeşitli bölgelerinde göç ve kaynak kıtlığı
açısından yaratacağı sonuçlar daha da ağırlaşması beklenmektedir.[235]
On yıldan fazla bir
süredir burjuva kurumlarının yaptığı araştırmalar, Marksistlerin on dokuzuncu yüzyılın
ortalarından beri bildiklerini teyit etmiştir: “Modern devlet, tüm burjuvazinin
ortak işlerini yönetmek için kurulmuş bir heyetten ibarettir”.[236] Demokrasi
adına yağmalayarak kanlı ellerini dünyanın dört bir yanına uzatan ABD, halkının
(dēmos) yönetilmekten (kratos) gayrı hiçbir şey yapmadığı bir yerdir.
Martin Gilens ve Benjamin I. Page’in gösterdiği gibi, “Bulgularımız, ABD’de
çoğunluğun yönetmediğini, en azından sonuçta ortaya çıkan politikaları fiilen
belirleyen neden olmadığını ortaya koymaktadır. Vatandaşların çoğunluğu
ekonomik elitlerle veya organize çıkar gruplarıyla aynı fikirde olmadığında,
genellikle kaybetmektedirler. Dahası, ABD’deki siyasi sistemde statükoya dair
kökleşmiş güçlü önyargı nedeniyle, Amerikalıların oldukça büyük bir çoğunluğu
politika değişikliğini desteklese bile, genellikle bu değişime tanık
olamamaktadır.”[237]
Kendisini
“demokrasinin feneri” olarak gören ABD’nin aslında sahip olduğu şey, burjuva
demokrasisinin özü olan “önemsiz bir azınlık için demokrasi, zenginler için
demokrasi”dir.[238] Ya da başka bir deyişle, ABD’nin gerçekte sahip olduğu şey,
bir oligarşidir. Ancak, can çekişen emperyalizmin koşullarının yükünü omuzlayan
Amerikan halkı, burjuva hegemonyasını sürdürmek için uzmanlar ve ideologlar
tarafından yayılan yalanları artık fark etmeye başlamıştır. ABD, gelişmiş
ülkeler arasında en düşük seçmen katılım oranına sahip ülkelerden biridir; oy
kullanma hakkına sahip nüfusun yaklaşık yüzde 40’ı başkanlık seçimlerine
katılmamaktadır, bu oran, yerel seçimlerde yüzde 73’e kadar çıkmaktadır.[239]
Amerikalıların yüzde 60’ından fazlası iki partili sistemden memnun değildir ve
üçüncü parti alternatiflerine hazırdır, sadece yüzde 20’si kongrenin
yaptıklarını onaylamaktadır.[240] Doğal olarak, kendini temsil edilmediğini
hissettiği bir siyasi sürece katılmak zordur.
İki
emperyalist partimiz, bu büyük halk memnuniyetsizliğine, oy kullanma haklarını
ve üçüncü partilerin seçimlere katılma imkânlarını kısıtlayarak tepki
göstermiştir.[241] Buna ek olarak, Amerikalıların sadece yüzde 11’i medyaya
güven duymaktadır, ki bu medyanın yüzde 90’ı altı şirketin kontrolü altında bir
araya getirilmiştir.[242] Amerikan halkının yukarıda bahsedilen durumu göz
önüne alındığında, sosyalizme karşı propaganda yapmak için sayısız kaynak
ayrılmasına rağmen, yetişkinlerin yüzde 40’ından fazlasının sosyalizme olumlu
bakması ve milenyum kuşağının yüzde 70’inin sosyalist bir adaya oy vereceğini
gösteren anket sonuçları şaşırtıcı değildir.[243]
Lenin’in
“İkinci Enternasyonal’in Çöküşü” adlı broşürüne bakarsak, devrimci bir durumun
belirtileri şu şekilde tanımlanmaktadır:
Peki genel bir ifadeyle
devrimci durumun semptomları nelerdir? Şu üç ana semptoma işaret ettiğimizde
yanlış yapmış olmayız:
1. Yönetici sınıfların
kendi iktidarlarını herhangi bir değişiklik yapmadan sürdürmelerinin imkânsız
olması, ‘üst sınıflar’ arasında, şu veya bu biçim altında cereyan eden bir
krizin var olması, bu krizin yönetici sınıfın siyaseti dâhilinde açığa çıkması
ve ezilen sınıflarda hoşnutsuzluğa ve öfkeye sebep olacak bir çatlağa yol
açması. Bir devrimin gerçekleşebilmesi için genelde ‘alt sınıfların eskisi gibi
yaşamak istememeleri yeterli değildir’; ayrıca ‘üst sınıfların da eskisi gibi
yaşayamaması gerekir’;
2. Ezilen sınıflardaki
çile ve sefaletin her zamankinden daha fazla derinleşmesi;
3. Bu iki sebebe bağlı
olarak ortaya çıkan sonuç dâhilinde, ‘barış zamanları’nda kendilerinin soyulup
soğana çevrilmesine hiç şikâyet etmeden izin veren kitlelerin faaliyetlerinde
ciddi bir artışın yaşanması, çalkantılı dönemlerde, hem krizin tüm koşulları
hem de ‘üst sınıflar’ eliyle kitlelerin bağımsız ve tarih yapan eylemlilik
sürecine girmesi.
İradeden bağımsız olan bu
nesnel değişimler olmaksızın, genel kural dâhilinde, ne tek tek örgütlerin ve
partilerin ne de belirli sınıfların devrim yapması mümkündür. Tüm bu nesnel
değişimler toplamına ‘devrimci durum’ denilir.”[244]
Bu
koşullar, genel olarak bir toplumsal devrimde rastlanabilecek nesnel faktörleri
oluşturur. Esasen, Lenin’in daha sonra Sol Komünizm’de kısaca ifade
ettiği gibi, “ülke çapında (hem sömürülenleri hem de sömürenleri etkileyen) bir
kriz yoksa devrim imkânsızdır.”[245]
Yukarıdaki
değerlendirmede, Amerikan halkının normalden daha fazla acı çektiğini, ayrıca,
yapılan anketlerin, (örneğin, kongreye ve iki partili sisteme karşı büyük bir
hoşnutsuzlukta dil bulduğu biçimiyle) halkın eski yaşam tarzını sürdürmek
istemediğini gösterdiğini gördük. Bu koşullar, Gramsci’nin “otorite krizi”
olarak adlandırdığı şeye, yani “egemen sınıfın konsensüsünü kaybettiği [ve]
artık ‘liderlik’ yapmadığı, sadece ‘hâkim’ olduğu” bir kriz momentine
dönüşüyor. Onun ünlü ifadesiyle, “kriz, tam olarak eski olanın ölmekte olması
ve yeninin doğamaması gerçeğinde yatmaktadır; bu geçiş döneminde çok çeşitli
marazi belirtiler ortaya çıkar.”[247]
Ancak,
Lenin’in de belirttiği gibi, kitlelerin memnuniyetsizliği ve eski yaşam tarzına
devam edememeleri, nesnel olarak devrimci bir durumun tüm koşullarını yerine
getirmez.
1.
Kitleler, sadece eski yaşam tarzına devam etme fikrinden memnuniyetsiz olmakla
kalmamalı, aynı zamanda harekete geçme istekliliğini de göstermelidirler;
2.
Egemen sınıfın kendisi de krizden sarsılmış ve eski yaşam tarzına devam
edemeyecek bir durumda olmalıdır.
Memnuniyetsiz
kitlelerin harekete geçme isteği çeşitli yerlerde görülebilir. Bunlara birkaç
örnek verecek olursak: 2020 yazındaki ayaklanmalarda, George Floyd’un
öldürülmesinin ardından ırkçı polis devleti 25-35 milyon Amerikalı tarafından
protesto edildi. 2021’deki “Striketober” [“Ekim Grevleri”] dalgasında
yüzbinlerce işçi greve gitti. Starbucks, Amazon (ABD’nin en büyük ikinci
işvereni) ve diğer sektörlerdeki işçiler hep birlikte sendikalaşma yönünde
adımlar attılar. Bu noktada kendisini “en işçi dostu başkan” ilan eden Biden’ın
demiryolu işçilerine ret oyu verdikleri bir sözleşmeyi dayattığı ve Birleşik
Demiryolu İşçileri Sendikası gibi sendikaların (diğer radikal talepler yanında)
demiryollarının kamulaştırılmasını talep etmesine yol açan demiryollarındaki
mevcut kriz de söz edilmeli.[248] Ancak, bunların hepsi (bazıları diğerlerinden
daha az dönemsel olsa da) devrimci bilinç ve örgütlenme düzeyine ulaşamayan,
kendiliğinden hareketlerdi.[249] Gene de bu örnekler, devrimci bir örgütün
iktidar için başarılı bir kitle mücadelesi yürütebilmesi için gerekli temel
unsurları ifade ediyorlar.
Peki
bu koşullar, Amerikan egemen sınıfını sarstı mı? Eski usulde
yönetemeyeceklerini fark ettiler mi? Cevabımız “evet” olmalı! Dünya çapında 900
üssü bulunan Amerikan imparatorluğu, eskiden imparatorluğun nüfuz alanı
dışındaki hükümetleri nispeten kolaylıkla devirebiliyordu. Uluslararası
toplumda, özellikle Sovyetler Birliği ve sosyalist doğu bloğunun yıkılmasından
sonra, doksanlarda sadece Küba ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin
muhalefetiyle karşılaştığı, eşi benzeri görülmemiş bir küresel hegemonyaya
ulaştı. Ancak bu dünyadaki her şey, sürekli bir değişim halindedir, er ya da
geç, “tarihin sonu”nun kendisinin de sona ereceği ve ABD/NATO merkezli emperyalist
tek kutupluluğun sorgulanacağı bekleniyordu. İçinde bulunduğumuz, çok
kutupluluğun yeşerdiği bu dönem, Amerikan imparatorluğunun çöküşünü ve bununla
birlikte, yöneticilerinin “eski usulde yönetme” yeteneklerinin sonunun
geldiğine işaret etmektedir.
Unutulmamalıdır
ki emperyalizm, bir ulusun izlediği dış politika ile yönetilen ayrı bir
siyasi-askeri olgu değildir. Aksine, emperyalizm, “tekel ve finans sermayesinin
hâkimiyetinin kurulduğu, sermaye ihracatının belirgin bir önem kazandığı,
uluslararası tröstler arasında dünyanın bölünmesinin başladığı, en büyük
kapitalist güçler arasında dünyanın tüm topraklarının bölünmesinin
tamamlandığı” kapitalist bir aşamadır.[250] Amerikan ve ulusötesi finans
sermayesinin bir aracı olan ABD devleti, eskisi gibi uluslararası alanda
egemenlik kuramıyorsa, yani dünya halklarının mülksüzleştirilmesine ve aşırı
sömürülmesine devam edemiyorsa, bu, sadece bir “dış politika” krizi değil,
bütünsel bir krizdir.
Nikaragua,
Venezuela, Küba ve diğer ülkelerdeki başarısız darbe girişimlerinden, başarısız
“Amerika Zirveleri”ne, Rusya ve Çin’e karşı başarısız vekalet savaşlarına
kadar, egemen sınıfın eski yöntemlerle yönetmeye devam edemeyeceği, Amerikan
emperyalist tek kutupluluğun devrinin sona erdiği yadsınamaz bir gerçek haline
gelmiştir. Dünya, uluslararası ticarette kazan-kazan ilişkileri için Çin’e
yönelmeye devam ederken; Patria Grande [Karayipler ile Latin Amerika’yı
içeren “Büyük Vatan” olarak anılan coğrafya], ABD’nin Monroe Doktrini’ne benzer
anlayışlar üzerinden bölgeye yönelik gerçekleştirdiği müdahalelere karşı yüzünü
sola dönmekte, kendi birliğini kurmaktadır. Doların kullanımından vazgeçme
yönündeki hareketler tüm dünyada yaygınlaşırken, Avrupalı vatandaşları, ABD ve
NATO’nun Rusya’ya karşı yürüttüğü vekâlet savaşı nedeniyle maddi koşullarının
kötüleşmesini protesto etmektedir. Egemen sınıfın içine girdiği bu kriz giderek
daha da belirgin hale gelecektir.
Ek
olarak, son iki başkanlık seçiminde her iki partinin de sonuçlara itiraz etme
yoluna gitmiş olmasından daha iyi bu meşruiyet krizinin tasviri olabilir mi?
İlk olarak, 2016 yılında Donald Trump’ın seçilmesiyle, halk oylarını
kaybetmesine rağmen elde ettiği zaferle demokratlar, sonraki dört yılı Trump’ın
Rusya ile işbirliği yaptığı söylemini yayarak geçirdiler, hatta bu nedenle onu
görevden almaya çalıştılar. Bu, uzun süredir devam eden Sovyet ve Rusya karşıtı
propagandayla birlikte, özellikle daha önce “savaş karşıtı” liberaller
arasında, Rusya histerisi ve Putin’in şeytanlaştırılması için ideolojik zemin
hazırladı ve liberallerin şu anda Üçüncü Dünya Savaşı’na olan susamışlığını
körükledi. Ardından, 2020’de, seçimlerin Demokratlar tarafından çalındığını
iddia eden Cumhuriyetçi Parti’nin önemli bir kısmı ve MAGA (Amerika’yı Yeniden
Büyük Yapalım) tabanının çoğu da aynı şeyi yaptı.
Marksistlerin
bildiği gibi, liberal burjuva devletlerde demokrasi, iktidar sınıfının bir
fraksiyonundan diğerine seçimler yoluyla barışçıl bir şekilde iktidarın
devredilmesiyle sınırlıdır. Bugün, demokrasinin bu yüzeysel görünümü bile
çökmektedir. Bu durum, iktidar sınıflarının eski usullerle yönetemediğinin bir
başka belirtisi olarak görülebilir.
Esasen,
Marksist geleneğin devrimci koşulları nesnel olarak değerlendirmek için
kullandığı her ölçütü ABD şu anda karşılıyor. Önümüzdeki aylarda ve yıllarda bu
koşullar daha da derinleşecek gibi görünüyor. Ancak, “toplumsal devrim, nesnel
ve öznel koşulların birliğini gerektirir.” [251] Lenin’in belirttiği gibi,
“devrim, ancak yukarıda bahsedilen nesnel değişikliklerin öznel bir
değişiklikle, yani devrimci sınıfın kriz döneminde bile devrilmediği sürece
‘düşmeyen’ eski hükümeti yıkacak (veya yerinden edecek) kadar güçlü devrimci
kitle hareketi gerçekleştirme yeteneği ile birlikte ortaya çıkar.”[252]
ABD’deki
Öznel Koşullar
Özünde,
devrim için öznel koşulların gelişmesi, başarılı bir karşı-hegemonik projenin, yani,
kitlelerin zihinlerini ve kalplerini sosyalizm mücadelesine kazanabilecek düşünsel
ve ahlaki bir öncü gücün gelişmesiyle eş anlamlıdır. Gramsci’ye göre, her
karşı-hegemonik mücadelenin “başlangıç noktası, her zaman, kalabalıkların
kendiliğinden ortaya çıkan felsefesi olan ve Marksist felsefe tarafından
ideolojik olarak tutarlı hale getirilmesi gereken o sağduyu olmalıdır”.[253]
Jean-Pierre Reed ve benim de savunduğumuz gibi,
“Karşı-hegemonik bir
projenin düşünce liderleri, praksis felsefesi [diyalektik materyalizm] gibi teorik
silahlarının, kitlelerin halihazırda sahip olduğu popüler inançların eleştirel
bir şekilde yeniden ifade edilmesiyle işe başlanmadığı sürece kitleleri ikna
etmede etkisiz olduğunu göreceklerdir. Düşünce liderliği, kitlelerin sahip
olduğu tutarsız, parçalı ve çelişkili inanç kümeleri içerisinde sosyalist
bilinç ve duyguların gelişebileceği çekirdekleri bulmalıdır. [...] Bu eğitim
süreci kapsamlı bir niteliğe sahiptir: düşünce liderliği, kitleleri basitçe ‘daha
yüksek bir yaşam anlayışına’ değil, genel olarak daha yüksek bir yaşam biçimine
yükseltmek istemektedir, bu da, kitlelerin dünyaya bakış açısını değiştiren ve
bununla birlikte, kitlelerin arzularını, tutkularını, duygularını ve etik
yaşamlarını da değiştiren bir dönüşümdür.”[254]
Kitlelerin
ortak duygu ve düşüncelerinin ideolojik ve duygusal olarak yeniden ifade
edilmesi için, düşünce liderliğinden (yani öncü partiden) beklenen, kitlelerle
“diyalektik ve onları referans alan” bir ilişki kurmaktır. Kitleleri başarılı
bir şekilde eğitebilmesi için öncü, kitlelere kök salmalı, kitlelerden
öğrenmeli, onları somut olarak tanımalıdır. Kitlelerle ilişkisi, “her öğretmen
her zaman bir öğrenci ve her öğrenci bir öğretmen” olacak şekilde “aktif ve
karşılıklı” olmalıdır.[256] Genç Marx’ın da belirttiği gibi, “eğitimcinin
kendisi de eğitilmelidir.”[257]
Profesyonel-Yönetici
Sınıfın Solu ve Küçük Burjuva Radikalizmi
İşçi
sınıfındaki bu temel dayanak, ABD’deki sosyalist “sol”da yoktur. İşçi sınıfı
ile sosyalist örgütler arasında derin bir uçurum vardır ve sosyalist örgütlerde
genellikle Gus Hall’un “küçük burjuva radikalizmi” olarak adlandırdığı şey hâkimdir.
Bu, küçük burjuvazinin çıkarlarını yansıtan bir siyasi uygulama ve düşünce
biçimidir, özellikle bugün, Barbara ve John Ehrenreich’ın Profesyonel-Yönetici
Sınıfı (PYS) olarak adlandırdıkları şeyin hâkim olduğu bir siyasi uygulama ve
düşünce biçimidir.[258] Bu sınıf konumlarını daha geniş bir terim olan “orta
sınıf” altında ele alabiliriz. Bununla birlikte, dikkat edilmesi gereken önemli
nokta, ABD’deki solun sınıf yapısının bu orta sınıf tarafından domine
edildiğidir. Bu, yeni bir fenomen değildir. Barbara ve John Ehrenreich’ın yetmişlerin
sonunda savunduğu gibi,
“Bu ‘orta sınıf’ solu,
yirminci yüzyılın başlarında Avrupa’daki veya günümüzün Üçüncü Dünya’sındaki
muadili gibi, kitlesel işçi sınıfı (veya köylü) hareketinin içindeki bir
azınlık değildir; büyük ölçüde solun kendisidir.”[259]
Sosyalist
mücadeleye profesyonelleri, yöneticileri ve küçük burjuvazinin bir kısmını dâhil
etmek anlamlı bir gelişme olsa da, her türden sosyalist örgütün tabanı işçi kitlelerinden
oluşmalı. Her ne kadar tekelci-devlet sermayesi tarafından zarar görmüş olsalar
da bu profesyoneller bazıları işçi sınıfına yönelik düşmanlıkla tanımlı
önyargılarıyla gelmektedirler. Marx, profesyonellerin işçi hareketine
getirebileceği olumsuz etkiler konusunda çok önceleri uyarıda bulunmuş,
profesyonellerin sosyalist örgütlere kabul edilebilmeleri için önkoşulun
“burjuva, küçük burjuva vb. önyargıların en ufak bir kalıntısını bile
beraberlerinde getirmemeleri, proleter bakış açısını kayıtsız şartsız
benimsemeleri” olması gerektiğini savunmuştu.[260] Solun bugün bulunduğu durumda,
orta sınıfın PYS kesiminin en baskın olduğu koşullarda bu önkoşulların
karşılanması imkânsızdır. İlgili kesim,
“Üretim araçlarına sahip
olmayan ve toplumsal işbölümünde temel işlevi genel manada kapitalist kültürün
ve kapitalist sınıf ilişkilerinin yeniden üretilmesi olarak tanımlanabilecek ücretli
zihin emekçilerinden oluşmaktadır.”[261]
Bu
sınıf, akademi, medya ve STK’lardan sacayağı aracılığıyla faaliyet gösterir,
siyasi kültürünü geliştirir.[262] İşçi sınıfıyla olan ilişkileri, işçi sınıfına
sanki İnsan Kaynakları (İK) departmanı tarafından yaklaşılmış gibi hissettirir.
İK ortamı, emekçileri uzaklaştırıp iterken, daha fazla PYS üyesine sıcak bir
yuva sağlar. Bu, sosyalist örgütlerde PYS’nin etkisini yaygınlaştıran olumlu
geri besleme döngüleri yaratır. Noah Hraçvik’in belirttiği gibi:
“Küçük burjuva
radikallerin fikirlerinin kulağa ne kadar hoş veya makul geldiği önemli değil.
İstedikleri fanteziye uymadığı için işçi sınıfını reddeden yahut onu susturmaya
ya da profesyonellerin ve küçük burjuvazinin kendi zihinlerinde işgal ettikleri
yüce konumlara boyun eğdirmeye çalışan küçük burjuva radikallerin sayısı ne
olursa olsun, proletaryanın sınıf çıkarları yerine getirilmiyorsa, dahası,
proletarya, kendi çıkarlarının yerine getirildiğini görmüyor ve anlamıyorsa, bunlar
devrimci bir hareket ya da akım haline gelmeyecektir. En iyi ihtimalle
durgunluk, en kötü ihtimalle ise gerilemeyi ifade edecekti.”[263]
Ancak,
PYS’nin ABD’deki sosyalist örgütlenmedeki hâkimiyeti, kendiliğinden ortaya
çıkan bir olgu değildir. Bu hâkimiyet, bir asırdır devletin yaptırımlarıyla
sürdürülen anti-komünist saldırılara dayanmaktadır. Bu saldırılar,
sendikalardan komünistleri tasfiye etmiş ve sosyalist örgütlere sızarak, mevcut
düzene uygun olan sosyalizm biçimlerini ve hizipçiliği teşvik etmiştir. Gabriel
Rockhill’in “küresel teori endüstrisi” üzerine yaptığı çalışma, Kültürel
Özgürlük Kongresi gibi örgütler aracılığıyla, Batı Marksizmi denilen gelenekten
gelen klasik yazarların eserlerinin, Batılı kapitalist devletlerde bakanlıklar
ve istihbarat kurumları (ayrıca Rockefeller, Ford gibi büyük kapitalist
vakıflar vb.) tarafından desteklenen bir “bilginin politik ekonomisi”ne nasıl
dayandığını ortaya koymaktadır. Bu çevreler, kapitalizmi eleştiren ancak dünya
çapında görülen her sosyalist deneyi kınayan ve gerektiğinde imparatorluğun
savaşlarını “sol”dan meşrulaştıran, uyumlu, anti-komünist bir “Marksizm”in
yayılmasından fayda sağlamaktadırlar.[264]
Carlos L. Garrido
[Kaynak:
The Purity Fetish and the Crisis of Western Marxism, Midwestern Marx
Publishing Press, Bahar 2023.]
Dipnotlar:
[216] George Carlin, "Life Is Worth Losing,” (2005): Youtube.
[217]
V. I. Lenin, Collected Works, Cilt. 21 (New York: International
Publishers, 1974) s. 213.
[218]
V. I. Lenin, Collected Works, Cilt. 5 (New York: International
Publishers, 1977) s. 370.
[219]
Karl Marx ve Friedrich Engels, Marx and Engels Collected Works, Cilt. 26
(New York: International Publishers, 1990) s. 383.
[220]
Lawrence Mishel, “Causes of Wage Stagnation,” Economic Policy Institute (6
Ocak 2015): EPI.
[221]
“Minimum Wage is not Enough: A True Living Wage is Necessary to Reduce Poverty and
Improve Health,” Drexel University Center for Hunger-Free Communities (2021):
Drexel.
[222]
Meghan Parsons, “Report: 58% of Americans Living Paycheck to Paycheck,” Spectrum
News (17 Eylül 2022): Spectrum.
[223]
“Homeless Population,” USA Facts: Usafacts; “Homelessness and Empty Homes
–Trends and Covid-19 Impact,” Self.
[224]
“Facts About Hunger in America,” Feeding America: Feeding; “Food Waste in America in 2022,” RTS.
[225]
Liz Knueven, “The Average American Debt by Type, Age, and State,” (25 Mayıs 2021):
Insider.
[226]
Mike Winters, “Over Half of Americans Have Medical Debt, Even Those with Health
Insurance – Here’s Why,” (11 Mart 2022): CNBC.
[227]
“Covid-19 Pandemic Death Rates by Country”: Wikipedia.
[228]
“Infrastructure Categories,” 2021 Report Card for America’s Infrastructure:
Report.
[229]
Dave Lindorff, “Your Tax Dollars at War: More Than 53% of Your Tax Payment Goes
to the Military,” Common Dreams; Ashik Siddique, “The U.S. Spends More
on its Military Than the Next 10 Countries Combined,” National Priorities
Project (30 Nisan 2020): NP; Robin Lloyed, “A Growing Drinking Water
Crisis Threatens American Cities and Towns,” Scientific American (09
Eylül 2022): SA.
[230]
Deidre McPhillips, “US life expectancy continues historic decline with another
drop in 2021, study finds,” CNN (08 Nisan 2022): CNN; Rob Minto, “Americans Can Now Expect to
Live Three Years Less than Cubans,” (02 Eylül 2022): Newsweek.
[231]
Cyndi Suarez, “With the Highest Inequality in Human History, Societies Are Ripe
for Social Change,” (22 Eylül 2017): NP; Bob Lord, “Inequality in America: Far
Beyond Extreme,” (12 Ekim 2020): Inequality.
[232]
Noah Manskar, “Just 59 Americans own more wealth than half the country, data shows,”
New York Post (08 Ekim 2020): NYP.
[233]
Bruce Livesey, “As the pandemic continues, the rich are getting richer than
ever before — and economists are getting concerned,” Toronto Star (17
Ağustos 2020): Star.
[234]
Azadfard M, Huecker MR, Leaming JM, “Opioid Addictio,” National Library of
Medicine – StatPearls (Ocak 2022): NCBI;
Emma Colton, “Violent Crimes on the Rise in 2022, Following Previous
Unprecedented Spike in Muders,” Fox News (18 Mayıs 2022): Fox; Donna St. George, “School shootings rose
to highest number in 20 years, federal data says,” The Washington Post (28
Haziran 2022): WP; Gaby Galvin, “Coronavirus Survey:
One-Third of U.S. Adults Have Symptoms of Depression or Anxiety,” U.S. News (27
Mayıs 2020): Usnews. Bunalımı serotonine bağlayan teorinin ve hakim burjuva bilim anlayışının eleştirisi için bkz.: Carlos L, Garrido, “The Failed Serotonin Theory of Depression: A Marxist
Analysis,” Science for the People (09 Eylül 2022): SFP.
[235]
Dan Weil, “Economist Roubini: 'Severe' Recession, Financial Crisis Coming,” (25
Temmuz 2022): Street.
[236]
Marx ve Engels, MECW, Cilt. 6, s. 486.
[237]
Gilens, M., ve Page, B. (2014). Testing Theories of American Politics: Elites,
Interest Groups, and Average Citizens. Perspectives on Politics, 12(3), s.
564-581. Cambridge.
[238]
V. I. Lenin, CW, Cilt. 26 (New York: International Publishers,
1977) s. 465.
[239]
“Why Is Voter Turnout In The United States Lower Than That In Most Developed Nations?”
World Atlas: Atlas; Ashma Khalid vd, “On The Sidelines Of
Democracy: Exploring Why So Many Americans Don't Vote,” (18 Kasım 2018): NPR; Sarah Midkiff, “Voter Turnout On The
Local Level Is Plummeting. It’s Time To Change That,” Yahoo!Life (19
Haziran 2020): Yahoo.
[240]
Christopher Ingraham, “How to fix democracy: Move beyond the two-party system, experts
say,” The Washington Post (01 Mart 2021): WP; “Congress and the Public,”: Gallup.
[241]
Amy Goodman ve Denis Moynihan, “Voter Suppression: The Republican War on Facts,
Snacks and Democracy,” Democracy Now (13 Mayıs 2021): DN; Howie Hawkins, “The Democrats’ Third-Party
Massacres,” CounterPunch (15 Temmuz 2022): Counterpunch.
[242]
Benjamin Norton, “Polls show almost no one trusts US media, after decades of
war propaganda and lies,” (3 Ağustos 2022): BAR; Ashley Lutz, “These 6 Corporations
Control 90% Of The Media In America,” (14 Temmuz 2012): Insider.
[243]
Julia Manchester, “Majority of young adults in US hold negative view of
capitalism: poll,” (28 Haziran 2021): Hill; Stef W. Kight, “70% of millennials say
they'd vote for a socialist,” Axios (28 Ekim 2019): Axios.
[244]
Lenin, CW, Cilt. 21, s. 213-214.
[245]
Lenin, CW, Cilt. 31, s. 85.
[246]
Antonio Gramsci, Selections from the Prison Notebooks (New York:
International Publishers, 1971), s. 275-6.
[247]
Gramsci, Prison Notebooks, s. 276. Otorite krizinin daha kendiliğinden
işleyen, anlık seyreden momentlerinde ortaya çıkan bu fetret devri, hem
kitlelerin sosyalizme doğru devrimci bir müdahaleyle yeniden yönlendirilmesi
potansiyelini hem de karşı-hegemonik bir projeyi içerir, ama aynı zamanda
gericilik ve faşizme düşme potansiyelini de taşır. Bazıları, Trump’ın yükselişi
ve ‘Amerika'yı Yeniden Büyük Yap” hareketinin böyle bir tepkiyi simgelediğini
iddia etmiştir. Ancak, Cumhuriyetçilerin aldığı her gerici önlem Demokrat Parti
hükümetlerinin başında olan Biden, Obama ve Clinton eliyle önlenebilirdi ama önlenmedi
(örneğin. Roe v. Wade Davası, oy kullanma hakları, ekonominin özelleştirilmesi
ve Taft Hartley kölelik yasası ile işçilerin haklarının geri alınması ve
içindeki 'çalışma hakkı' yasaları). Aslında, birçok durumda Demokrat Parti de
bu süreçte Cumhuriyetçi Parti kadar kadar başrol oyuncusudur. Demokrat Parti,
Ukrayna’daki neo-Nazilere fon sağlayan başlıca güçtür; kendileri, Cumhuriyetçilerin
en aşırı sağ kesimlerini finanse etmektedir; bugün finans sermayesinin gözde
partisidir (Trump’ın sistemde tesadüfen seçildiğini kimse inkâr edemez ama Demokrat Parti açısından Bernie
Sanders’ın yumuşak sosyal demokrasisine kıyasla bu tesadüf, kesinlikle daha
tercih edilir bir durumdu); Demokrat Parti, üçüncü partilerin oy pusulasında
yer almasını imkânsız hale getirmek için en militan şekilde çalışan partidir, oysa
bu, temel bir burjuva-demokratik haktır. Demokrat Parti, güvenlik devletinin
partisidir, FBI, CIA, NSA vb. kurumları finanse eder ve güçlendirir. Demokrat
Parti, polis şiddeti ve polis devletimizin askerileştirilmesi söz konusu
olduğunda nazik görünen ama sert davranan partidir (Siyahların Hayatı Önemlidir
hareketine ait tüm sloganlara sahip çıksa da, polisin akarını kesmek yerine artırmaya
devam eden güçtür. Bu durum, polis tarafından orantısız şekilde saldırıya
uğrayan siyahlar ve Latinler başta olmak üzere tüm yoksul ve işçi sınıfı
toplulukları için bir tehdit oluşturmaktadır). Tüm bu koşullar, Demokrat
Parti’nin, sendikaların yok edilmesinin ve işçi sınıfının onlarca yıl mücadele
yürüterek elde ettiği kazanımların ortadan kaldırılmasının sorumlusu olan
emperyalist mekanizmanın toplumsal açıdan liberal kanadı olmanın ötesinde, Cumhuriyetçi
Parti kadar faşist olduğunu ortaya koyuyor. Aslında, finans kapitalin en gerici
kesimi olarak Demokratların yüzlerine geçirdikleri maskeyle, kuzu postundaki
kurtların iktidarını tesis ettikleri için, daha fazla faşist oldukları bile
iddia edilebilir. Glen Ford’un dediği gibi, Demokratlarda “ehven-i şer”
bulabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Onların kötülüğü çok daha verimli ve
etkilidir.
[248]
Larry Buchanan vd., “Black Lives Matter May Be the Largest Movement in U.S. History,”
(03 Temmuz 2020): NYT; Daniel Thomas, “100,000 workers take
action as 'Striketober' hits the US,” (14 Ekim 2021): BBC;
Noam Scheiber, “A Union Blitzed Starbucks. At Amazon, It’s a Slog,” (12 Mayıs
2022): NYT.
[249]
Lenin’in tespitiyle, kendiliğindenlik, “özünde rüşeym halindeki bilinçten başka
bir şey değildir.” Lenin, CW, Cilt. 5, s. 274.
[250]
V. I. Lenin, Collected Works, Cilt. 22 (New York: International
Publishers, 1974) s. 266-267.
[251]
F. V. Konstantinov vd., The Fundamentals of Marxist-Leninist Philosophy (Moskova:
Progress Publishers, 1982) s. 326.
[252]
Lenin, Collected Works, Cilt. 21, s. 214.
[253]
Gramsci, Prison Notebooks, s. 421.
[254]
Jean-Pierre Reed ve Carlos L. Garrido, “Intellectuals, Ideology, and the
Ethico-Political,” The Elgar Companion to Antonio Gramsci içinde, yayına
hz.: William K. Carroll (Elgar Publishing Co., Forthcoming 2023).
[255]
Jean-Pierre Reed, “Theorist of Subaltern Subjectivity: Antonio Gramsci, Popular
Beliefs, Political Passion, and Reciprocal Learning,” Critical Sociology 39(4)
(2012) s. 561–591, 565: Sage.
[256]
Gramsci, Prison Notebooks, s. 350.
[257]
Karl Marx ve Friedrich Engels, Marx and Engels Collected Works, Cilt. 5
(New York: International Publishers, 1976) s. 4.
[258]
Gus Hall, “Crisis of Petty-Bourgeois Radicalism,” Political Affairs (1970):
MIA.
[259]
Barbara ve John Ehrenreich, “The Professional-Managerial Class,” Radical
America 11(2) (Mart-Nisan 1977), s. 7.
[260]
Karl Marx ve Friedrich Engels, “Circular Letter to August Bebel, Wilhelm
Liebknecht, Wilhelm Bracke and Others (17-18 Eylül 1879),” MECW,
Cilt. 24 (Moskova: Progress Publishers, 1989), s. 268.
[261]
Barbara ve John Ehrenreich, “The Professional-Managerial Class”, s. 13.
[262]
Class
Unity, “The Left’s Middle-Class Problem.” Türkçesi: İştiraki.
[263]
Noah Khrachvik, “Modern Petty Bourgeois Radicalism: A Tribute, Exposition, and Modern
Application of the Theory of Gus Hall,” Journal of American Socialist
Studies 2 (2022), s. 31.
[264] Daha fazlası için bkz.: Gabriel Rockhill: “The CIA and the Frankfurt School’s Anti-Communism” Philosophical Salon (27 Haziran 2022); “Foucault: The Faux Radical” Philosophical Salon (12 Ekim 2020); “Foucault, Anti-Communism, and the Global Theory Industry: A Reply to Critics” Philosophical Salon (01 Şubat 2021).



0 Yorum:
Yorum Gönder