20 Ocak 2026

ABD Sosyalizminin Örgütlenmesinde Saflık Fetişinin Oynadığı Kısıtlayıcı Rol


ABD, dünyaya ve vatandaşlarına, özgürlüğün ve demokrasinin hüküm sürdüğü, beyaz çitli evler ve iki otomobille refah içinde bir “orta sınıf” hayatı yaşama fırsatı sunan Amerikan rüyasının gerçekleştiği, gezegendeki en iyi ülke olduğunu söylüyor. Ancak, büyük komedyen ve toplumsal bir eleştirmen olan George Carlin’in de belirttiği gibi, ABD’deki emekçi halk kitlelerinin “Amerikan Rüyası’na inanabilmesi için uykuya dalmış olması gerekir.”[216] Uyanıkken, Amerikan halkının yaşadığı şey ise durgun ücretler, enflasyon ve çeşitli şekillerde felç edici borçlarla geçen bir hayat olarak tanımlanabilecek Amerikan kâbusudur.

İmparatorluğun çöküş döneminde, canavarın tam da karnının içerisinde yaşayan insanlar, koşullarını giderek daha dayanılmaz buluyorlar. Amerikan işçi sınıfı, kapitalist yaşam tarzının her alanına sızmış kapsamlı bir kriz dönemine tanıklık ediyor.

Toplumsal devrim konusundaki Marksist görüş, bir devrimin gerçekleşmesi için iki temel faktörün veya koşulun var olması gerektiğini kabul eder:

1. Nesnel koşullar ya da “devrimci durum” olarak da adlandırılan koşullar[217];

2. Öznel koşullar, yani emekçi kitlelerinin ve öncü partinin bilinci ve örgütlenmesine karşılık gelen koşullardır.

Bu bölümde, devrim için nesnel koşulların büyük ölçüde ABD’de mevcut olduğunu, eksik olan her ne varsa, bunların da önümüzdeki iki yıl içerisinde gerçekleşmesi beklenen genel sermaye kriziyle birlikte giderileceğini savunacağım. Dolayısıyla sorun nesnel koşullar değildir. Sorun, öznel koşulların ortaya çıkmasının, sosyalist hareket içinde hâkim olan saflık fetişi tarafından engellenmesidir. Bu hareket içerisinde kitleleri sosyalizm mücadelesine katma görevi militanların omuzlarında olduğundan, bu saflık fetişinin aşılması başarılı bir hegemonya karşıtı projenin önkoşulu haline gelmektedir.

Lenin ve Bolşevik devriminin deneyimi, “öncü savaşçı rolünün ancak en ileri teoriye sahip parti tarafından üstlenilebileceğini” ortaya koymaktadır.[218] Engels’in Marksizmin “en iyi aracı [ve] en keskin silahı” olarak adlandırdığı diyalektik materyalizm, sosyalist hareketi saflık fetişinden kurtarabilir, ona tarihsel devrimci rolünü gerçekleştirmek için gerekli araçları sağlayabilir.[219]

ABD’deki Nesnel Koşullar

Kapsamlı bir şekilde analiz edildiğinde, ABD’de nesnel devrimci koşulların varlığını gösteren çok sayıda faktör mevcuttur. Ekonomi Politikası Enstitüsü raporuna göre, “yetmişlerin sonlarından bu yana, en düşük gelirli yüzde 70’lik kesimin ücretleri büyük ölçüde sabit kalmış, 2009-2013 arası dönemde ücret dağılımının en alttaki yüzde 90’lık kesimin reel ücretleri ise düşmüştür.”[220]

ABD’nin hiçbir eyaletinde asgari ücret (7,25 dolar) geçinmek için yeterli değildir. Demokratik sosyalistler ve diğer ilerici kesimlerin talep ettiği gibi 15 dolara yükseltilse bile, asgari ücret, ülkenin hiçbir yerinde bir işçi sınıfı ailesinin geçinmesi için yeterli olmayacaktır.[221] Durgun ücretler ve kırk yılın en yüksek seviyesine ulaşan enflasyonla, Amerikalıların neredeyse yüzde 60’ı, şu anda maaştan maaşa yaşamaktadır.[222] Bu insanların çoğu, 17 milyondan fazla boş evin bulunduğu bir ülkede gezinen 600.000 evsiz insanın arasına katılmanın eşiğindedir.[223] Evsiz insanlardan 33 kat daha fazla boş evin bulunduğu bir ülkede, her sekiz çocuktan birinin de dâhil olduğu 34 milyon insan açlık çekerken ABD’nin gıda arzının yüzde 30-40’ının (40 milyon ton gıdanın) her yıl israf edilmesi şaşırtıcı değildir.[224]

Amerikalı emekçilerin hayatta kalması gittikçe zorlaşırken, giderek daha fazlası, borçlanma mecburiyetiyle yüzleşiyor. Bugün ortalama bir Amerikalı, “ipotek kredileri, ev kredileri, otomobil kredileri, kredi kartı borçları, öğrenci kredileri ve diğer borçlar dâhil olmak üzere, 52.940 dolar tutarında bir borca sahip”.[225] Ayrıca, ABD dünyadaki genel sağlık sigortası olmayan tek gelişmiş ülke olduğu için, tıbbın metalaşması Amerikalıların yarısından fazlasını o kadar ağır tıbbi borçlarla karşı karşıya bırakmıştır ki, çoğu “ev satın alamamış veya emeklilik için birikim yapamamıştır”.[226] Kârın hizmetindeki aynı sağlık sistemi, Covid pandemisine uygun şekilde hazırlanmak için gerekli önlemleri almanın kârlı olmadığını düşündü, bunun sonucunda, küresel nüfusun sadece yüzde 4’ünü oluşturan ABD’li yurttaşlar, Covid ölümlerinin yüzde 16’sından fazlasını meydana getirdi.[227] Öte yandan, sosyalist Çin, ABD’deki ölümlerin çok küçük bir kısmına (yüzde 0,49) sahipken, nüfusu dört kat daha fazladır.

ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın egemen emperyalist gücü haline gelerek, yağmaya dayalı bir şekilde gezegenin en zengin ülkesi olmayı başarmış olsa da bugün karşımıza çıkan manzarada ülke, altyapısı çöküş sürecine girmiş, sürekli olarak “D” notu alan, çürümüş bir imparatorluktur.[228]

Federal harcamaların yarısından fazlası, dünyanın en pahalı ordusunu sürdürmek için yapılırken (bu harcama, sıradaki 10 ülkenin toplam harcamalarından daha fazladır), milyonlarca Amerikalının yaşadığı ABD’deki birçok şehirde temiz içme suyu bulunmamaktadır.[229] Buna ek olarak, ABD’de yaşam beklentisi “tarihi bir düşüş” yaşamaktadır. Öyle ki, bugün ortalama bir Kübalı, sosyalist projeye karşı altmış yıldır süren yasadışı abluka ve hibrit savaşa rağmen, ortalama bir Amerikalıdan yaklaşık üç yıl daha uzun yaşamaktadır.[230]

Amerikan halkının karşılaştığı zorluklar, insanlık tarihinin ekonomik açıdan en eşitsiz toplumlarından birinde yaşama deneyimi ile daha da yoğunlaşmaktadır. Bu toplumda, en ölçülü rakamlar bile, “en zengin yüzde 0,1’lik kesimin servetten en yoksul yüzde 90’lık kesim kadar pay aldığını ortaya koymaktadır.”[231] ABD’de en zengin 59 Amerikalı, nüfusun en yoksul yarısının (165 milyon kişi) toplam servetinden daha fazla servete sahiptir.[232] Emekçi sınıfa mensup Amerikalıların çoğunluğu günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekerken, ülkedeki en zengin tekel sahipleri, yani izlediğimiz, satın aldığımız ve yediğimiz şeylerin sahipleri, her zamankinden daha da zengin hale gelmektedir.[233]

Ancak, çoğu Amerikalının karşı karşıya olduğu kriz, ekonomik koşullarla sınırlı olmayıp, tüm yaşam alanlarına yayılmış, derin psikolojik ve sosyal sorunlar şeklinde kendini gösteren, kapsamlı bir krizdir. Bu sorunlar, uyuşturucu ilâç salgınından etkilenen milyonlarca insanda, şiddete dayalı suçlarla okullarda gerçekleşen silahlı saldırılarda yaşanan artışta ve Amerikalı yetişkinlerin neredeyse üçte birinin depresyon ve anksiyete ile mücadele ettiği ruh sağlığı krizinde ortaya koymaktadır.[234] Tüm bu koşulların, yaklaşan finansal krizle ve tabii ki iklim kriziyle ve iklim krizinin dünyanın çeşitli bölgelerinde göç ve kaynak kıtlığı açısından yaratacağı sonuçlar daha da ağırlaşması beklenmektedir.[235]

On yıldan fazla bir süredir burjuva kurumlarının yaptığı araştırmalar, Marksistlerin on dokuzuncu yüzyılın ortalarından beri bildiklerini teyit etmiştir: “Modern devlet, tüm burjuvazinin ortak işlerini yönetmek için kurulmuş bir heyetten ibarettir”.[236] Demokrasi adına yağmalayarak kanlı ellerini dünyanın dört bir yanına uzatan ABD, halkının (dēmos) yönetilmekten (kratos) gayrı hiçbir şey yapmadığı bir yerdir. Martin Gilens ve Benjamin I. Page’in gösterdiği gibi, “Bulgularımız, ABD’de çoğunluğun yönetmediğini, en azından sonuçta ortaya çıkan politikaları fiilen belirleyen neden olmadığını ortaya koymaktadır. Vatandaşların çoğunluğu ekonomik elitlerle veya organize çıkar gruplarıyla aynı fikirde olmadığında, genellikle kaybetmektedirler. Dahası, ABD’deki siyasi sistemde statükoya dair kökleşmiş güçlü önyargı nedeniyle, Amerikalıların oldukça büyük bir çoğunluğu politika değişikliğini desteklese bile, genellikle bu değişime tanık olamamaktadır.”[237]

Kendisini “demokrasinin feneri” olarak gören ABD’nin aslında sahip olduğu şey, burjuva demokrasisinin özü olan “önemsiz bir azınlık için demokrasi, zenginler için demokrasi”dir.[238] Ya da başka bir deyişle, ABD’nin gerçekte sahip olduğu şey, bir oligarşidir. Ancak, can çekişen emperyalizmin koşullarının yükünü omuzlayan Amerikan halkı, burjuva hegemonyasını sürdürmek için uzmanlar ve ideologlar tarafından yayılan yalanları artık fark etmeye başlamıştır. ABD, gelişmiş ülkeler arasında en düşük seçmen katılım oranına sahip ülkelerden biridir; oy kullanma hakkına sahip nüfusun yaklaşık yüzde 40’ı başkanlık seçimlerine katılmamaktadır, bu oran, yerel seçimlerde yüzde 73’e kadar çıkmaktadır.[239] Amerikalıların yüzde 60’ından fazlası iki partili sistemden memnun değildir ve üçüncü parti alternatiflerine hazırdır, sadece yüzde 20’si kongrenin yaptıklarını onaylamaktadır.[240] Doğal olarak, kendini temsil edilmediğini hissettiği bir siyasi sürece katılmak zordur.

İki emperyalist partimiz, bu büyük halk memnuniyetsizliğine, oy kullanma haklarını ve üçüncü partilerin seçimlere katılma imkânlarını kısıtlayarak tepki göstermiştir.[241] Buna ek olarak, Amerikalıların sadece yüzde 11’i medyaya güven duymaktadır, ki bu medyanın yüzde 90’ı altı şirketin kontrolü altında bir araya getirilmiştir.[242] Amerikan halkının yukarıda bahsedilen durumu göz önüne alındığında, sosyalizme karşı propaganda yapmak için sayısız kaynak ayrılmasına rağmen, yetişkinlerin yüzde 40’ından fazlasının sosyalizme olumlu bakması ve milenyum kuşağının yüzde 70’inin sosyalist bir adaya oy vereceğini gösteren anket sonuçları şaşırtıcı değildir.[243]

Lenin’in “İkinci Enternasyonal’in Çöküşü” adlı broşürüne bakarsak, devrimci bir durumun belirtileri şu şekilde tanımlanmaktadır:

Peki genel bir ifadeyle devrimci durumun semptomları nelerdir? Şu üç ana semptoma işaret ettiğimizde yanlış yapmış olmayız:

1. Yönetici sınıfların kendi iktidarlarını herhangi bir değişiklik yapmadan sürdürmelerinin imkânsız olması, ‘üst sınıflar’ arasında, şu veya bu biçim altında cereyan eden bir krizin var olması, bu krizin yönetici sınıfın siyaseti dâhilinde açığa çıkması ve ezilen sınıflarda hoşnutsuzluğa ve öfkeye sebep olacak bir çatlağa yol açması. Bir devrimin gerçekleşebilmesi için genelde ‘alt sınıfların eskisi gibi yaşamak istememeleri yeterli değildir’; ayrıca ‘üst sınıfların da eskisi gibi yaşayamaması gerekir’;

2. Ezilen sınıflardaki çile ve sefaletin her zamankinden daha fazla derinleşmesi;

3. Bu iki sebebe bağlı olarak ortaya çıkan sonuç dâhilinde, ‘barış zamanları’nda kendilerinin soyulup soğana çevrilmesine hiç şikâyet etmeden izin veren kitlelerin faaliyetlerinde ciddi bir artışın yaşanması, çalkantılı dönemlerde, hem krizin tüm koşulları hem de ‘üst sınıflar’ eliyle kitlelerin bağımsız ve tarih yapan eylemlilik sürecine girmesi.

İradeden bağımsız olan bu nesnel değişimler olmaksızın, genel kural dâhilinde, ne tek tek örgütlerin ve partilerin ne de belirli sınıfların devrim yapması mümkündür. Tüm bu nesnel değişimler toplamına ‘devrimci durum’ denilir.”[244]

Bu koşullar, genel olarak bir toplumsal devrimde rastlanabilecek nesnel faktörleri oluşturur. Esasen, Lenin’in daha sonra Sol Komünizm’de kısaca ifade ettiği gibi, “ülke çapında (hem sömürülenleri hem de sömürenleri etkileyen) bir kriz yoksa devrim imkânsızdır.”[245]

Yukarıdaki değerlendirmede, Amerikan halkının normalden daha fazla acı çektiğini, ayrıca, yapılan anketlerin, (örneğin, kongreye ve iki partili sisteme karşı büyük bir hoşnutsuzlukta dil bulduğu biçimiyle) halkın eski yaşam tarzını sürdürmek istemediğini gösterdiğini gördük. Bu koşullar, Gramsci’nin “otorite krizi” olarak adlandırdığı şeye, yani “egemen sınıfın konsensüsünü kaybettiği [ve] artık ‘liderlik’ yapmadığı, sadece ‘hâkim’ olduğu” bir kriz momentine dönüşüyor. Onun ünlü ifadesiyle, “kriz, tam olarak eski olanın ölmekte olması ve yeninin doğamaması gerçeğinde yatmaktadır; bu geçiş döneminde çok çeşitli marazi belirtiler ortaya çıkar.”[247]

Ancak, Lenin’in de belirttiği gibi, kitlelerin memnuniyetsizliği ve eski yaşam tarzına devam edememeleri, nesnel olarak devrimci bir durumun tüm koşullarını yerine getirmez.

1. Kitleler, sadece eski yaşam tarzına devam etme fikrinden memnuniyetsiz olmakla kalmamalı, aynı zamanda harekete geçme istekliliğini de göstermelidirler;

2. Egemen sınıfın kendisi de krizden sarsılmış ve eski yaşam tarzına devam edemeyecek bir durumda olmalıdır.

Memnuniyetsiz kitlelerin harekete geçme isteği çeşitli yerlerde görülebilir. Bunlara birkaç örnek verecek olursak: 2020 yazındaki ayaklanmalarda, George Floyd’un öldürülmesinin ardından ırkçı polis devleti 25-35 milyon Amerikalı tarafından protesto edildi. 2021’deki “Striketober” [“Ekim Grevleri”] dalgasında yüzbinlerce işçi greve gitti. Starbucks, Amazon (ABD’nin en büyük ikinci işvereni) ve diğer sektörlerdeki işçiler hep birlikte sendikalaşma yönünde adımlar attılar. Bu noktada kendisini “en işçi dostu başkan” ilan eden Biden’ın demiryolu işçilerine ret oyu verdikleri bir sözleşmeyi dayattığı ve Birleşik Demiryolu İşçileri Sendikası gibi sendikaların (diğer radikal talepler yanında) demiryollarının kamulaştırılmasını talep etmesine yol açan demiryollarındaki mevcut kriz de söz edilmeli.[248] Ancak, bunların hepsi (bazıları diğerlerinden daha az dönemsel olsa da) devrimci bilinç ve örgütlenme düzeyine ulaşamayan, kendiliğinden hareketlerdi.[249] Gene de bu örnekler, devrimci bir örgütün iktidar için başarılı bir kitle mücadelesi yürütebilmesi için gerekli temel unsurları ifade ediyorlar.

Peki bu koşullar, Amerikan egemen sınıfını sarstı mı? Eski usulde yönetemeyeceklerini fark ettiler mi? Cevabımız “evet” olmalı! Dünya çapında 900 üssü bulunan Amerikan imparatorluğu, eskiden imparatorluğun nüfuz alanı dışındaki hükümetleri nispeten kolaylıkla devirebiliyordu. Uluslararası toplumda, özellikle Sovyetler Birliği ve sosyalist doğu bloğunun yıkılmasından sonra, doksanlarda sadece Küba ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin muhalefetiyle karşılaştığı, eşi benzeri görülmemiş bir küresel hegemonyaya ulaştı. Ancak bu dünyadaki her şey, sürekli bir değişim halindedir, er ya da geç, “tarihin sonu”nun kendisinin de sona ereceği ve ABD/NATO merkezli emperyalist tek kutupluluğun sorgulanacağı bekleniyordu. İçinde bulunduğumuz, çok kutupluluğun yeşerdiği bu dönem, Amerikan imparatorluğunun çöküşünü ve bununla birlikte, yöneticilerinin “eski usulde yönetme” yeteneklerinin sonunun geldiğine işaret etmektedir.

Unutulmamalıdır ki emperyalizm, bir ulusun izlediği dış politika ile yönetilen ayrı bir siyasi-askeri olgu değildir. Aksine, emperyalizm, “tekel ve finans sermayesinin hâkimiyetinin kurulduğu, sermaye ihracatının belirgin bir önem kazandığı, uluslararası tröstler arasında dünyanın bölünmesinin başladığı, en büyük kapitalist güçler arasında dünyanın tüm topraklarının bölünmesinin tamamlandığı” kapitalist bir aşamadır.[250] Amerikan ve ulusötesi finans sermayesinin bir aracı olan ABD devleti, eskisi gibi uluslararası alanda egemenlik kuramıyorsa, yani dünya halklarının mülksüzleştirilmesine ve aşırı sömürülmesine devam edemiyorsa, bu, sadece bir “dış politika” krizi değil, bütünsel bir krizdir.

Nikaragua, Venezuela, Küba ve diğer ülkelerdeki başarısız darbe girişimlerinden, başarısız “Amerika Zirveleri”ne, Rusya ve Çin’e karşı başarısız vekalet savaşlarına kadar, egemen sınıfın eski yöntemlerle yönetmeye devam edemeyeceği, Amerikan emperyalist tek kutupluluğun devrinin sona erdiği yadsınamaz bir gerçek haline gelmiştir. Dünya, uluslararası ticarette kazan-kazan ilişkileri için Çin’e yönelmeye devam ederken; Patria Grande [Karayipler ile Latin Amerika’yı içeren “Büyük Vatan” olarak anılan coğrafya], ABD’nin Monroe Doktrini’ne benzer anlayışlar üzerinden bölgeye yönelik gerçekleştirdiği müdahalelere karşı yüzünü sola dönmekte, kendi birliğini kurmaktadır. Doların kullanımından vazgeçme yönündeki hareketler tüm dünyada yaygınlaşırken, Avrupalı vatandaşları, ABD ve NATO’nun Rusya’ya karşı yürüttüğü vekâlet savaşı nedeniyle maddi koşullarının kötüleşmesini protesto etmektedir. Egemen sınıfın içine girdiği bu kriz giderek daha da belirgin hale gelecektir.

Ek olarak, son iki başkanlık seçiminde her iki partinin de sonuçlara itiraz etme yoluna gitmiş olmasından daha iyi bu meşruiyet krizinin tasviri olabilir mi? İlk olarak, 2016 yılında Donald Trump’ın seçilmesiyle, halk oylarını kaybetmesine rağmen elde ettiği zaferle demokratlar, sonraki dört yılı Trump’ın Rusya ile işbirliği yaptığı söylemini yayarak geçirdiler, hatta bu nedenle onu görevden almaya çalıştılar. Bu, uzun süredir devam eden Sovyet ve Rusya karşıtı propagandayla birlikte, özellikle daha önce “savaş karşıtı” liberaller arasında, Rusya histerisi ve Putin’in şeytanlaştırılması için ideolojik zemin hazırladı ve liberallerin şu anda Üçüncü Dünya Savaşı’na olan susamışlığını körükledi. Ardından, 2020’de, seçimlerin Demokratlar tarafından çalındığını iddia eden Cumhuriyetçi Parti’nin önemli bir kısmı ve MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yapalım) tabanının çoğu da aynı şeyi yaptı.

Marksistlerin bildiği gibi, liberal burjuva devletlerde demokrasi, iktidar sınıfının bir fraksiyonundan diğerine seçimler yoluyla barışçıl bir şekilde iktidarın devredilmesiyle sınırlıdır. Bugün, demokrasinin bu yüzeysel görünümü bile çökmektedir. Bu durum, iktidar sınıflarının eski usullerle yönetemediğinin bir başka belirtisi olarak görülebilir.

Esasen, Marksist geleneğin devrimci koşulları nesnel olarak değerlendirmek için kullandığı her ölçütü ABD şu anda karşılıyor. Önümüzdeki aylarda ve yıllarda bu koşullar daha da derinleşecek gibi görünüyor. Ancak, “toplumsal devrim, nesnel ve öznel koşulların birliğini gerektirir.” [251] Lenin’in belirttiği gibi, “devrim, ancak yukarıda bahsedilen nesnel değişikliklerin öznel bir değişiklikle, yani devrimci sınıfın kriz döneminde bile devrilmediği sürece ‘düşmeyen’ eski hükümeti yıkacak (veya yerinden edecek) kadar güçlü devrimci kitle hareketi gerçekleştirme yeteneği ile birlikte ortaya çıkar.”[252]

ABD’deki Öznel Koşullar

Özünde, devrim için öznel koşulların gelişmesi, başarılı bir karşı-hegemonik projenin, yani, kitlelerin zihinlerini ve kalplerini sosyalizm mücadelesine kazanabilecek düşünsel ve ahlaki bir öncü gücün gelişmesiyle eş anlamlıdır. Gramsci’ye göre, her karşı-hegemonik mücadelenin “başlangıç noktası, her zaman, kalabalıkların kendiliğinden ortaya çıkan felsefesi olan ve Marksist felsefe tarafından ideolojik olarak tutarlı hale getirilmesi gereken o sağduyu olmalıdır”.[253] Jean-Pierre Reed ve benim de savunduğumuz gibi,

“Karşı-hegemonik bir projenin düşünce liderleri, praksis felsefesi [diyalektik materyalizm] gibi teorik silahlarının, kitlelerin halihazırda sahip olduğu popüler inançların eleştirel bir şekilde yeniden ifade edilmesiyle işe başlanmadığı sürece kitleleri ikna etmede etkisiz olduğunu göreceklerdir. Düşünce liderliği, kitlelerin sahip olduğu tutarsız, parçalı ve çelişkili inanç kümeleri içerisinde sosyalist bilinç ve duyguların gelişebileceği çekirdekleri bulmalıdır. [...] Bu eğitim süreci kapsamlı bir niteliğe sahiptir: düşünce liderliği, kitleleri basitçe ‘daha yüksek bir yaşam anlayışına’ değil, genel olarak daha yüksek bir yaşam biçimine yükseltmek istemektedir, bu da, kitlelerin dünyaya bakış açısını değiştiren ve bununla birlikte, kitlelerin arzularını, tutkularını, duygularını ve etik yaşamlarını da değiştiren bir dönüşümdür.”[254]

Kitlelerin ortak duygu ve düşüncelerinin ideolojik ve duygusal olarak yeniden ifade edilmesi için, düşünce liderliğinden (yani öncü partiden) beklenen, kitlelerle “diyalektik ve onları referans alan” bir ilişki kurmaktır. Kitleleri başarılı bir şekilde eğitebilmesi için öncü, kitlelere kök salmalı, kitlelerden öğrenmeli, onları somut olarak tanımalıdır. Kitlelerle ilişkisi, “her öğretmen her zaman bir öğrenci ve her öğrenci bir öğretmen” olacak şekilde “aktif ve karşılıklı” olmalıdır.[256] Genç Marx’ın da belirttiği gibi, “eğitimcinin kendisi de eğitilmelidir.”[257]

Profesyonel-Yönetici Sınıfın Solu ve Küçük Burjuva Radikalizmi

İşçi sınıfındaki bu temel dayanak, ABD’deki sosyalist “sol”da yoktur. İşçi sınıfı ile sosyalist örgütler arasında derin bir uçurum vardır ve sosyalist örgütlerde genellikle Gus Hall’un “küçük burjuva radikalizmi” olarak adlandırdığı şey hâkimdir. Bu, küçük burjuvazinin çıkarlarını yansıtan bir siyasi uygulama ve düşünce biçimidir, özellikle bugün, Barbara ve John Ehrenreich’ın Profesyonel-Yönetici Sınıfı (PYS) olarak adlandırdıkları şeyin hâkim olduğu bir siyasi uygulama ve düşünce biçimidir.[258] Bu sınıf konumlarını daha geniş bir terim olan “orta sınıf” altında ele alabiliriz. Bununla birlikte, dikkat edilmesi gereken önemli nokta, ABD’deki solun sınıf yapısının bu orta sınıf tarafından domine edildiğidir. Bu, yeni bir fenomen değildir. Barbara ve John Ehrenreich’ın yetmişlerin sonunda savunduğu gibi,

“Bu ‘orta sınıf’ solu, yirminci yüzyılın başlarında Avrupa’daki veya günümüzün Üçüncü Dünya’sındaki muadili gibi, kitlesel işçi sınıfı (veya köylü) hareketinin içindeki bir azınlık değildir; büyük ölçüde solun kendisidir.”[259]

Sosyalist mücadeleye profesyonelleri, yöneticileri ve küçük burjuvazinin bir kısmını dâhil etmek anlamlı bir gelişme olsa da, her türden sosyalist örgütün tabanı işçi kitlelerinden oluşmalı. Her ne kadar tekelci-devlet sermayesi tarafından zarar görmüş olsalar da bu profesyoneller bazıları işçi sınıfına yönelik düşmanlıkla tanımlı önyargılarıyla gelmektedirler. Marx, profesyonellerin işçi hareketine getirebileceği olumsuz etkiler konusunda çok önceleri uyarıda bulunmuş, profesyonellerin sosyalist örgütlere kabul edilebilmeleri için önkoşulun “burjuva, küçük burjuva vb. önyargıların en ufak bir kalıntısını bile beraberlerinde getirmemeleri, proleter bakış açısını kayıtsız şartsız benimsemeleri” olması gerektiğini savunmuştu.[260] Solun bugün bulunduğu durumda, orta sınıfın PYS kesiminin en baskın olduğu koşullarda bu önkoşulların karşılanması imkânsızdır. İlgili kesim,

“Üretim araçlarına sahip olmayan ve toplumsal işbölümünde temel işlevi genel manada kapitalist kültürün ve kapitalist sınıf ilişkilerinin yeniden üretilmesi olarak tanımlanabilecek ücretli zihin emekçilerinden oluşmaktadır.”[261]

Bu sınıf, akademi, medya ve STK’lardan sacayağı aracılığıyla faaliyet gösterir, siyasi kültürünü geliştirir.[262] İşçi sınıfıyla olan ilişkileri, işçi sınıfına sanki İnsan Kaynakları (İK) departmanı tarafından yaklaşılmış gibi hissettirir. İK ortamı, emekçileri uzaklaştırıp iterken, daha fazla PYS üyesine sıcak bir yuva sağlar. Bu, sosyalist örgütlerde PYS’nin etkisini yaygınlaştıran olumlu geri besleme döngüleri yaratır. Noah Hraçvik’in belirttiği gibi:

“Küçük burjuva radikallerin fikirlerinin kulağa ne kadar hoş veya makul geldiği önemli değil. İstedikleri fanteziye uymadığı için işçi sınıfını reddeden yahut onu susturmaya ya da profesyonellerin ve küçük burjuvazinin kendi zihinlerinde işgal ettikleri yüce konumlara boyun eğdirmeye çalışan küçük burjuva radikallerin sayısı ne olursa olsun, proletaryanın sınıf çıkarları yerine getirilmiyorsa, dahası, proletarya, kendi çıkarlarının yerine getirildiğini görmüyor ve anlamıyorsa, bunlar devrimci bir hareket ya da akım haline gelmeyecektir. En iyi ihtimalle durgunluk, en kötü ihtimalle ise gerilemeyi ifade edecekti.”[263]

Ancak, PYS’nin ABD’deki sosyalist örgütlenmedeki hâkimiyeti, kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu değildir. Bu hâkimiyet, bir asırdır devletin yaptırımlarıyla sürdürülen anti-komünist saldırılara dayanmaktadır. Bu saldırılar, sendikalardan komünistleri tasfiye etmiş ve sosyalist örgütlere sızarak, mevcut düzene uygun olan sosyalizm biçimlerini ve hizipçiliği teşvik etmiştir. Gabriel Rockhill’in “küresel teori endüstrisi” üzerine yaptığı çalışma, Kültürel Özgürlük Kongresi gibi örgütler aracılığıyla, Batı Marksizmi denilen gelenekten gelen klasik yazarların eserlerinin, Batılı kapitalist devletlerde bakanlıklar ve istihbarat kurumları (ayrıca Rockefeller, Ford gibi büyük kapitalist vakıflar vb.) tarafından desteklenen bir “bilginin politik ekonomisi”ne nasıl dayandığını ortaya koymaktadır. Bu çevreler, kapitalizmi eleştiren ancak dünya çapında görülen her sosyalist deneyi kınayan ve gerektiğinde imparatorluğun savaşlarını “sol”dan meşrulaştıran, uyumlu, anti-komünist bir “Marksizm”in yayılmasından fayda sağlamaktadırlar.[264]

Carlos L. Garrido

[Kaynak: The Purity Fetish and the Crisis of Western Marxism, Midwestern Marx Publishing Press, Bahar 2023.]

Dipnotlar:
[216] George Carlin, "Life Is Worth Losing,” (2005): Youtube.

[217] V. I. Lenin, Collected Works, Cilt. 21 (New York: International Publishers, 1974) s. 213.

[218] V. I. Lenin, Collected Works, Cilt. 5 (New York: International Publishers, 1977) s. 370.

[219] Karl Marx ve Friedrich Engels, Marx and Engels Collected Works, Cilt. 26 (New York: International Publishers, 1990) s. 383.

[220] Lawrence Mishel, “Causes of Wage Stagnation,” Economic Policy Institute (6 Ocak 2015): EPI.

[221] “Minimum Wage is not Enough: A True Living Wage is Necessary to Reduce Poverty and Improve Health,” Drexel University Center for Hunger-Free Communities (2021): Drexel.

[222] Meghan Parsons, “Report: 58% of Americans Living Paycheck to Paycheck,” Spectrum News (17 Eylül 2022): Spectrum.

[223] “Homeless Population,” USA Facts: Usafacts; “Homelessness and Empty Homes –Trends and Covid-19 Impact,” Self.

[224] “Facts About Hunger in America,” Feeding America: Feeding; “Food Waste in America in 2022,” RTS.

[225] Liz Knueven, “The Average American Debt by Type, Age, and State,” (25 Mayıs 2021): Insider.

[226] Mike Winters, “Over Half of Americans Have Medical Debt, Even Those with Health Insurance – Here’s Why,” (11 Mart 2022): CNBC.

[227] “Covid-19 Pandemic Death Rates by Country”: Wikipedia.

[228] “Infrastructure Categories,” 2021 Report Card for America’s Infrastructure: Report.

[229] Dave Lindorff, “Your Tax Dollars at War: More Than 53% of Your Tax Payment Goes to the Military,” Common Dreams; Ashik Siddique, “The U.S. Spends More on its Military Than the Next 10 Countries Combined,” National Priorities Project (30 Nisan 2020): NP; Robin Lloyed, “A Growing Drinking Water Crisis Threatens American Cities and Towns,” Scientific American (09 Eylül 2022): SA.

[230] Deidre McPhillips, “US life expectancy continues historic decline with another drop in 2021, study finds,” CNN (08 Nisan 2022): CNN; Rob Minto, “Americans Can Now Expect to Live Three Years Less than Cubans,” (02 Eylül 2022): Newsweek.

[231] Cyndi Suarez, “With the Highest Inequality in Human History, Societies Are Ripe for Social Change,” (22 Eylül 2017): NP; Bob Lord, “Inequality in America: Far Beyond Extreme,” (12 Ekim 2020): Inequality.

[232] Noah Manskar, “Just 59 Americans own more wealth than half the country, data shows,” New York Post (08 Ekim 2020): NYP.

[233] Bruce Livesey, “As the pandemic continues, the rich are getting richer than ever before — and economists are getting concerned,” Toronto Star (17 Ağustos 2020): Star.

[234] Azadfard M, Huecker MR, Leaming JM, “Opioid Addictio,” National Library of Medicine – StatPearls (Ocak 2022): NCBI; Emma Colton, “Violent Crimes on the Rise in 2022, Following Previous Unprecedented Spike in Muders,” Fox News (18 Mayıs 2022): Fox; Donna St. George, “School shootings rose to highest number in 20 years, federal data says,” The Washington Post (28 Haziran 2022): WP; Gaby Galvin, “Coronavirus Survey: One-Third of U.S. Adults Have Symptoms of Depression or Anxiety,” U.S. News (27 Mayıs 2020): Usnews. Bunalımı serotonine bağlayan teorinin ve hakim burjuva bilim anlayışının eleştirisi için bkz.: Carlos L, Garrido, “The Failed Serotonin Theory of Depression: A Marxist Analysis,” Science for the People (09 Eylül 2022): SFP.

[235] Dan Weil, “Economist Roubini: 'Severe' Recession, Financial Crisis Coming,” (25 Temmuz 2022): Street.

[236] Marx ve Engels, MECW, Cilt. 6, s. 486.

[237] Gilens, M., ve Page, B. (2014). Testing Theories of American Politics: Elites, Interest Groups, and Average Citizens. Perspectives on Politics, 12(3), s. 564-581. Cambridge.

[238] V. I. Lenin, CW, Cilt. 26 (New York: International Publishers, 1977) s. 465.

[239] “Why Is Voter Turnout In The United States Lower Than That In Most Developed Nations?” World Atlas: Atlas; Ashma Khalid vd, “On The Sidelines Of Democracy: Exploring Why So Many Americans Don't Vote,” (18 Kasım 2018): NPR; Sarah Midkiff, “Voter Turnout On The Local Level Is Plummeting. It’s Time To Change That,” Yahoo!Life (19 Haziran 2020): Yahoo.

[240] Christopher Ingraham, “How to fix democracy: Move beyond the two-party system, experts say,” The Washington Post (01 Mart 2021): WP; “Congress and the Public,”: Gallup.

[241] Amy Goodman ve Denis Moynihan, “Voter Suppression: The Republican War on Facts, Snacks and Democracy,” Democracy Now (13 Mayıs 2021): DN; Howie Hawkins, “The Democrats’ Third-Party Massacres,” CounterPunch (15 Temmuz 2022): Counterpunch.

[242] Benjamin Norton, “Polls show almost no one trusts US media, after decades of war propaganda and lies,” (3 Ağustos 2022): BAR; Ashley Lutz, “These 6 Corporations Control 90% Of The Media In America,” (14 Temmuz 2012): Insider.

[243] Julia Manchester, “Majority of young adults in US hold negative view of capitalism: poll,” (28 Haziran 2021): Hill; Stef W. Kight, “70% of millennials say they'd vote for a socialist,” Axios (28 Ekim 2019): Axios.

[244] Lenin, CW, Cilt. 21, s. 213-214.

[245] Lenin, CW, Cilt. 31, s. 85.

[246] Antonio Gramsci, Selections from the Prison Notebooks (New York: International Publishers, 1971), s. 275-6.

[247] Gramsci, Prison Notebooks, s. 276. Otorite krizinin daha kendiliğinden işleyen, anlık seyreden momentlerinde ortaya çıkan bu fetret devri, hem kitlelerin sosyalizme doğru devrimci bir müdahaleyle yeniden yönlendirilmesi potansiyelini hem de karşı-hegemonik bir projeyi içerir, ama aynı zamanda gericilik ve faşizme düşme potansiyelini de taşır. Bazıları, Trump’ın yükselişi ve ‘Amerika'yı Yeniden Büyük Yap” hareketinin böyle bir tepkiyi simgelediğini iddia etmiştir. Ancak, Cumhuriyetçilerin aldığı her gerici önlem Demokrat Parti hükümetlerinin başında olan Biden, Obama ve Clinton eliyle önlenebilirdi ama önlenmedi (örneğin. Roe v. Wade Davası, oy kullanma hakları, ekonominin özelleştirilmesi ve Taft Hartley kölelik yasası ile işçilerin haklarının geri alınması ve içindeki 'çalışma hakkı' yasaları). Aslında, birçok durumda Demokrat Parti de bu süreçte Cumhuriyetçi Parti kadar kadar başrol oyuncusudur. Demokrat Parti, Ukrayna’daki neo-Nazilere fon sağlayan başlıca güçtür; kendileri, Cumhuriyetçilerin en aşırı sağ kesimlerini finanse etmektedir; bugün finans sermayesinin gözde partisidir (Trump’ın sistemde tesadüfen seçildiğini kimse inkâr edemez  ama Demokrat Parti açısından Bernie Sanders’ın yumuşak sosyal demokrasisine kıyasla bu tesadüf, kesinlikle daha tercih edilir bir durumdu); Demokrat Parti, üçüncü partilerin oy pusulasında yer almasını imkânsız hale getirmek için en militan şekilde çalışan partidir, oysa bu, temel bir burjuva-demokratik haktır. Demokrat Parti, güvenlik devletinin partisidir, FBI, CIA, NSA vb. kurumları finanse eder ve güçlendirir. Demokrat Parti, polis şiddeti ve polis devletimizin askerileştirilmesi söz konusu olduğunda nazik görünen ama sert davranan partidir (Siyahların Hayatı Önemlidir hareketine ait tüm sloganlara sahip çıksa da, polisin akarını kesmek yerine artırmaya devam eden güçtür. Bu durum, polis tarafından orantısız şekilde saldırıya uğrayan siyahlar ve Latinler başta olmak üzere tüm yoksul ve işçi sınıfı toplulukları için bir tehdit oluşturmaktadır). Tüm bu koşullar, Demokrat Parti’nin, sendikaların yok edilmesinin ve işçi sınıfının onlarca yıl mücadele yürüterek elde ettiği kazanımların ortadan kaldırılmasının sorumlusu olan emperyalist mekanizmanın toplumsal açıdan liberal kanadı olmanın ötesinde, Cumhuriyetçi Parti kadar faşist olduğunu ortaya koyuyor. Aslında, finans kapitalin en gerici kesimi olarak Demokratların yüzlerine geçirdikleri maskeyle, kuzu postundaki kurtların iktidarını tesis ettikleri için, daha fazla faşist oldukları bile iddia edilebilir. Glen Ford’un dediği gibi, Demokratlarda “ehven-i şer” bulabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Onların kötülüğü çok daha verimli ve etkilidir.

[248] Larry Buchanan vd., “Black Lives Matter May Be the Largest Movement in U.S. History,” (03 Temmuz 2020): NYT; Daniel Thomas, “100,000 workers take action as 'Striketober' hits the US,” (14 Ekim 2021): BBC; Noam Scheiber, “A Union Blitzed Starbucks. At Amazon, It’s a Slog,” (12 Mayıs 2022): NYT.

[249] Lenin’in tespitiyle, kendiliğindenlik, “özünde rüşeym halindeki bilinçten başka bir şey değildir.” Lenin, CW, Cilt. 5, s. 274.

[250] V. I. Lenin, Collected Works, Cilt. 22 (New York: International Publishers, 1974) s. 266-267.

[251] F. V. Konstantinov vd., The Fundamentals of Marxist-Leninist Philosophy (Moskova: Progress Publishers, 1982) s. 326.

[252] Lenin, Collected Works, Cilt. 21, s. 214.

[253] Gramsci, Prison Notebooks, s. 421.

[254] Jean-Pierre Reed ve Carlos L. Garrido, “Intellectuals, Ideology, and the Ethico-Political,” The Elgar Companion to Antonio Gramsci içinde, yayına hz.: William K. Carroll (Elgar Publishing Co., Forthcoming 2023).

[255] Jean-Pierre Reed, “Theorist of Subaltern Subjectivity: Antonio Gramsci, Popular Beliefs, Political Passion, and Reciprocal Learning,” Critical Sociology 39(4) (2012) s. 561–591, 565: Sage.

[256] Gramsci, Prison Notebooks, s. 350.

[257] Karl Marx ve Friedrich Engels, Marx and Engels Collected Works, Cilt. 5 (New York: International Publishers, 1976) s. 4.

[258] Gus Hall, “Crisis of Petty-Bourgeois Radicalism,” Political Affairs (1970): MIA.

[259] Barbara ve John Ehrenreich, “The Professional-Managerial Class,” Radical America 11(2) (Mart-Nisan 1977), s. 7.

[260] Karl Marx ve Friedrich Engels, “Circular Letter to August Bebel, Wilhelm Liebknecht, Wilhelm Bracke and Others (17-18 Eylül 1879),” MECW, Cilt. 24 (Moskova: Progress Publishers, 1989), s. 268.

[261] Barbara ve John Ehrenreich, “The Professional-Managerial Class”, s. 13.

[262] Class Unity, “The Left’s Middle-Class Problem.” Türkçesi: İştiraki.

[263] Noah Khrachvik, “Modern Petty Bourgeois Radicalism: A Tribute, Exposition, and Modern Application of the Theory of Gus Hall,” Journal of American Socialist Studies 2 (2022), s. 31.

[264] Daha fazlası için bkz.: Gabriel Rockhill: “The CIA and the Frankfurt School’s Anti-Communism” Philosophical Salon (27 Haziran 2022); “Foucault: The Faux Radical” Philosophical Salon (12 Ekim 2020); “Foucault, Anti-Communism, and the Global Theory Industry: A Reply to Critics” Philosophical Salon (01 Şubat 2021).

0 Yorum: