02 Ocak 2026

, ,

İran’ın Siyonizme Yaşattığı Yenilgi

Döviz yazısı: “Zirveye yaklaşıyoruz. Bugün yorulmanın ve yeise kapılmanın değil,
coşkunun, umudun ve hareketin vaktidir. Sonuna dek direneceğiz.”


İran’ın Siyonizme Yaşattığı Yenilgi:

Ulusal Kimliğin Saldırılar Karşısında Elde Ettiği Zafer

 

13 Haziran 2025 günün sabahı erken saatlerde Siyonist rejim, İran İslam Cumhuriyeti’ne çok yönlü bir saldırı gerçekleştirdi. Askeri, politik ve toplumsal düzeylerde gerçekleştirilen bu saldırıda kimi üst düzey komutanlar, bazı nükleer bilimciler ve masum siviller katledildi. Saldırı neticesinde 610 kişi öldü. (Chughtai 2025).

Siyonist rejim, askeri stratejisi bünyesinde, bir de ülke içerisindeki güçlerden istifade etti. İran halkını hükümetine karşı kışkırttı. Libya’da ve Suriye’de hükümetlerin devrilmesi esnasında yaşanan olaylara benzer olaylara tanıklık edildi (Beaumont 2025). Bahsi edilen ülkelerde içteki muhalif güçler, saldırıyı gerçekleştiren yabancı güçlerle işbirliği yaptılar, böylelikle, hükümetlerini zayıf düşürdüler, onlara karşı ayaklanma tertiplediler.

14 Haziran Cumartesi günü, belirli isimlere yönelik suikastlerin ve dron saldırılarının gerçekleştirildiği günün ertesi Netanyahu, İran halkına “Bu, ayağa kalkıp ‘Kadın, Hayat, Özgürlük’ sloganınız dâhil tüm çığlıklarınızın işitilmesini sağlamak için bir fırsattır” dedi (Wall Street Journal 2025). Netanyahu, İran’a yönelik saldırı neticesinde İran halkının yüzde sekseninin hükümete karşı ayaklanacağına, hatta ülkenin toprak bütünlüğünün ortadan kalkacağına inanıyordu (Beaumont 2025).

Trump’ın açıklamaları bu algıyı temel alıyordu. Mayıs ayında Suudi Arabistan’a yaptığı ziyarette Trump, “Onların başarılı bir ülke haline gelmesini gerçekten istiyoruz. Onların muhteşem, güvenli ve harika bir ülke olmasını istiyoruz” dedi (Metro TV 2025). ABD savaş uçaklarının İran’ın nükleer tesislerine yönelik gerçekleştirdiği saldırıların ardından Trump, X hesabından şu mesajı paylaştı: “Şu ‘rejim değişikliği’ ifadesini kullanmak politik açıdan doğru değil belki ama madem mevcut İran rejimi, İran’ı yeniden büyük yapamıyor, bir rejim değişikliği neden yaşanmasın? İran’ı yeniden büyük yap.” (Koch 2025). Bu ifadesi dâhilinde Trump, zımnen, İran’a yönelik bombardımanın amacının, ülkenin yeniden büyük olmasını sağlamak olduğunu söylüyordu.

Bu türden açıklamalar, ABD ve Siyonist rejimin başındaki liderlerin amacının, İran İslam Cumhuriyeti’nin liderleriyle halk arasına kama sokmak veya varolan ayrışmayı istismar etmek, böylelikle, ülkeye saldırıp rejimi değiştirmek, nihayetinde İran’ı bölmek için gerekli zemini oluşturmak olduğunu ortaya koyuyordu.

Ama onca saldırıya rağmen İran halkı, ABD’nin ve Siyonistlerin planlarından yana saf tutmadı. Halkın İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik zımni desteği, tüm planları suya düşürdü.

Bu makale ilk olarak, 12 günlük savaş sırasında İran halkının sergilediği tepkileri inceliyor, ardından da bu tepkilerin ardındaki sebepleri analiz ediyor.

Halkın Siyonistlerin ve ABD’nin Saldırısına Yönelik Tepki Dâhilinde
Yekvücut Olup Devlete Destek Sundu

Bazıları, İranlıların çoğunluğunun 12 günlük savaş sırasında sadece Siyonist ve ABD saldırganlığıyla işbirliği yapmaktan kaçındığını, İran İslam Cumhuriyeti’ni aktif bir şekilde desteklemediğini düşünüyor. Ancak bu, İran halkının verebileceği en düşük tepkidir. Gerçekte, çoğunluk (bir avuç sabotajcı ve casus hariç) İslam Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini koruyup desteklemiştir.

Genel olarak, 12 günlük savaş sırasında halkın tepkileri iki ana gruba ayrılabilir: destekleyenler ve yıkıcılar. Yıkıcı unsurlar, İslam Cumhuriyeti’ne karşı Siyonist ve ABD saldırılarıyla işbirliği yapan kişilerdi. Bu kişilerden bazıları, daha önce Mossad istihbarat servisleri tarafından organize edilmiş ve donatılmış olanlar, Netanyahu ve Trump’ın isyan ve sabotaj çağrılarına olumlu cevap verdiler (bkz. Mahamad 2025). Ancak bu kişilerin sayıları o kadar sınırlıydı ki ABD’nin ve Siyonizmin planları suya düştü.

İranlıların ezici çoğunluğunu kapsayan ikinci grup ise Netanyahu ve Trump’tan gelen “isyan ve sabotaj” çağrılarını reddetti, bunun yerine, İslam Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğini savunup ona destek sundu. İran’ı ve baştaki hükümeti destekleyenlerin kapsamı o kadar önemliydi ki, birçok yerli ve uluslararası analist, bunu İran’ın milli birliği ve bütünlüğünün bir delili olarak tanımladı (Heiran-Nia ve Doroh 2025; Zibakalaam 2025).

Bu tepkinin, İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik desteği değil, sadece Siyonistlerin ve ABD’nin saldırganlığıyla işbirliğinin mevcut olmayışının delili olduğunu söyleyenlere şu cevabı vermek gerekir: Siyonist rejim ve ABD, yürürlüğe koyduğu planların ilk aşaması uyarınca İran’a saldırdığında, ardından ikinci aşamada halkı sokaklara çıkıp İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı isyan etmeye çağırdığında, halkın isyan etmeyi reddetmesinin, ülkenin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine destek verdiği anlamına geldiği belirtilmelidir.

Bu çatışmada iki cephe vardı: Siyonist rejim ve İran İslam Cumhuriyeti. Netanyahu ve Trump’ın çağrılarını reddederek, İran halkı, İran İslam Cumhuriyeti ile aynı safta yer aldı.

Ancak halk, İran İslam Cumhuriyeti’ne aynı düzeyde destek sunmadı. Bu destek, üç ayrı düzeyde verildi: aktif katılım, empati ve işbirliği, sabırla örülü ittifak. En üst düzeyde, sahada aktif olarak yer alan, İran İslam Cumhuriyeti’nin politika ve stratejilerini uygulayan kişiler yer alıyordu. Örneğin, sıradan vatandaşlar, hastane, belediye, banka gibi hizmet kurumlarında çalışan memurlar, işçiler ve personel metro istasyonları, taksiler, otobüsler, büyük ve küçük marketler ve benzin istasyonlarında İran İslam Cumhuriyeti’ni saldırılara karşı savunmak için aktif destek verdiler. Ramazan Bayramı’ndaki iftarlara benzeri toplu etkinliklere, Cuma namazlarına ve şehitleri anma törenlerine coşkulu ve kahramanca katılım da bu kategoriye dâhil edilmeli.

Terör faaliyetlerinde bulunan şüpheli kişi veya grupların faaliyetlerini raporlamak ve açığa çıkarmak, aktif desteğin bir diğer biçimiydi. Ayrıca, bazı kişiler, medyada ve internetteki sosyal platformlarda İran İslam Cumhuriyeti’ni aktif olarak destekledi. Buralarda İran’ın askeri güçlerine destek sunan içerikler paylaşıldı, vatan sevgisini gösteren paylaşımlarda bulunuldu, Siyonistlerin saldırıları kınandı, ülkeye yönelik destek ifadelerine yer verildi. Gazetecilerin, devlet medyası çalışanlarının ve çeşitli haber ajansları ile gazetelerin çabaları da dikkate değerdi.

İkinci düzeyde, resmi kurumsal çerçeveler dışında İran İslam Cumhuriyeti’nin direnişini gönüllü olarak destekleyenler yer aldı. Örneğin bu kişiler, benzin istasyonlarında ücretsiz içecek ve su dağıttı veya araçlarıyla insanları ücretsiz taşıdı (bu makalenin yazarı, bu tür davranışlara bizzat tanık olmuştur). Bazı insanlarsa fırınlarda veya dükkânlarda ihtiyaç sahiplerine ücretsiz ekmek ve yiyecek dağıttı. Turistlerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde (misal Kuzey İran’da) bazıları, evlerini ücretsiz olarak paylaştı.

Birinci gruba kıyasla sayıları daha az olsa da, ikinci düzeyde faaliyet yürütenler, kültürel açıdan etkili eylemler ortaya koydular. Bu eylemler, ülke genelinde işbirliği ve empati duygusunu güçlendirdi. Bu kültür, tüm İranlıların birbirine bağlı kaderini yansıtıyor, krizin üstesinden gelmek için kolektif desteğin önemini vurguluyordu.

Üçüncü düzeyde, İran İslam Cumhuriyeti ile bağını sabırla muhafaza eden kişiler duruyordu. Aktif olarak askeri veya siyasi çabalara katılmasalar da, kriz sırasında gösterdikleri sabır ve metanet, kritik öneme sahipti. Örneğin, bazıları, Tahran’daki evlerinden ayrılıp, saldırıların daha az olduğu, nispeten daha güvenli şehirlere taşındılar. Bu insanlar, kriz koşullarına uygun olarak hareket ettiler. Bunlar, sokaklara çıkarak isyan etmediler. Evlerini terk etmek, benzin istasyonlarında uzun kuyruklarda beklemek, iş yerlerini süresiz olarak kapatmak, güvenlik kontrollerinden geçmek veya yoğun trafikte yol almak gibi zorluklara sabırla katlandılar. Sakin davranışlarıyla, genellikle askerlerin ve güvenlik güçlerinin krizi etkili bir şekilde yönetmesine katkıda bulundular.

Halkın İran İslam Cumhuriyeti’ni Desteklemesinin Sebeplerinin Analizi

Şu önemli hususu belirtmem lazım: Yazar, 12 günlük savaş sırasında halkta oluşan genel kanaatin ve görüşün incelendiği, sahayı ele alan herhangi bir araştırmanın henüz yapılmamış veya yayımlanmamış olması nedeniyle, İran halkının İran İslam Cumhuriyeti’ne sunduğu desteği analize tabi tutarken, yapılmış haberleri, kişisel deneyimlerini ve gözlemlerini temel almıştır.

Yazarın tespitiyle, İran halkının Netanyahu ve Trump’ın sokak protestoları ve rejim değişikliği çağrılarını reddetmesinde iki ana faktör rol oynadı:

1. ABD’nin ve Siyonist rejimin emperyalist doğasının farkında olunması;

2. İranlılar arasında hâkim olan, vatanseverlik ve milliyetçilikle tanımlı ruhtur.

Düşmanın Tanınması

İlk faktör konusunda şu söylenebilir: Yukarıda da izah ettiğimiz üzere, İran halkının İran İslam Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine sunduğu destek, saldırgan düşmana karşı olan muhalefetiyle örtüştü. Genellikle, bir ülke saldırıya uğradığında, halkının kendisini savunmak için saldırgana karşı çıkacağı varsayılır. Ancak, Siyonist rejim ve ABD tarafından yapılan son saldırıda, saldırganlar, İran halkının saldırının ikinci aşamasına katılmasını ve kendi siyasi sistemine karşı hareket etmesini planladı. İran’daki geçmiş olaylardan kaynaklanan eksik anlayışı ve tamamlanmamış deneyimleri temel alan saldırganlar, (1) halk nezdinde varolan kimi hoşnutsuzluklar sebebiyle İranlıların İran İslam Cumhuriyeti’nin çökmesini istediğini; (2) onu devirmek için ABD’nin ve Siyonistlerin müdahalesini beklediklerini düşündüler (Beaumont 2025). Muhtemelen bu varsayım, son otuz yıl boyunca yaşanan, halkın sokaklara dökülmesine tanıklık eden, 2009 seçimleriyle ilgili protestolar[1] veya Mehsa Emini’nin ölümü ardından 2022’de yapılan eylemler[2] gibi olaylar üzerinden dile getiriliyordu.

Siyasi özgürlükler, seçimlerin şeffaf bir şekilde yapılması ve kadın haklarıyla ilgili taleplerin yanında bu eylemlerde İran İslam Cumhuriyeti karşıtı sloganlar da atılmıştı. Bazı örneklerde eylemlere liderlik edenler, ABD ve kimi Avrupa ülkelerinin İran’a müdahale etmesi çağrısında bulundular (Mashreg News 2015). Ayrıca, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı olan ve diasporada yaşayan Rıza Pehlevi, Mesih Alinejad, Ruhullah Zem gibi isimler, BBC Persian kanalı, Amerika’nın Sesi kanalı, Manoto ve Iran International türünden medya kuruluşlarında çalışanlar, İran halkının İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmek istediğini, ABD’nin ve Siyonistlerin müdahalesini arzuladıklarını sürekli dile getirip durdular. (The Iran Primer 2011).

Bu olaylar, ABD’li ve Siyonist liderleri İran halkının kendilerini kurtarıcı olarak gördüklerine, halkın kendilerini İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmeye yardımcı olmakla görevlendirdiğine inanmalarına sebep oldu. Trump’ın “İran’ı Yeniden Büyük Yap” mesajı (Koch 2025) ile Netanyahu’nun “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketine sunduğu destek (Wall Street Journal 2025) bu yanlış anlamanın somut tezahürüydü.

İran İslam Cumhuriyeti’ne 12 boyunca gerçekleştirilen saldırı, bu varsayımın tümüyle yanlış olduğunu ortaya koydu. Bu yanlış hesaplamayı analiz ederken iki nokta üzerinde durmak gerekiyor:

1. İranlıların çoğu, İran İslam Cumhuriyeti’nin yıkılmasını hiçbir zaman talep etmedi. 2009 ve 2022’deki gösteriler de dâhil olmak üzere, son otuz yıl içerisinde tanık olunan eylemlerin merkezinde belirli talepler duruyordu. (Misal, 2009’da Mahmud Ahmedinecad’ın politikaları eleştirildi, seçimlerin şeffaf bir şekilde yapılması talep edildi, 2022’deki eylemlerse kadın hakları ve başörtüsü merkezli olarak ilerledi.) Bu süreçte İran İslam Cumhuriyeti’nin yıkılması, merkezi bir talep değildi.

Bazı medya organları ve rejim karşıtı örgütler, bu protestoları sistem karşıtı hareketler olarak takdim etmeye çalışsa da, bunlar, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı gerçekleştirilmiş, yaygınlaşma imkânı bulmuş ayaklanmalar değildi. Bu protestoların lider kadrosu belirsizdi, halkın taleplerine dair tutarlı bir anlayıştan yoksundu, ayrıca bunlar, alternatif bir sistem önerisinde bulunmuyordu. Bu protestolara yönelik katılım, muhalifliğini dile dökmek için yurttaşlarca inşa edilmiş yapıların bulunmaması veya bu yapılara güven duyulmaması sebebiyle, belli bir örgüt eliyle düzenlenmeyen, ara sıra yapılan toplantıları akla getiriyordu. Dolayısıyla, İranlıların politik, toplumsal ve ekonomik talepleri olsa da, halkın ekseriyetinin niyeti dün olduğu gibi bugün de İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmek değil.

2. ABD ve İsrail’in İran’ın sorunlarını çözecek güç olduklarına dair algı, darmaduman oldu. 7 Ekim 2023 sonrası Gazze’de Siyonist rejimin kadın, çocuk, hemşire, doktor ve gazetecilerin ölümüne sebep olan saldırıları, İranlılara bu rejimin gerçek doğasını gösterdi. ABD ve Batı Avrupa ülkelerinin Siyonist rejime verdiği askeri destek yanında, Gazze, Lübnan, Suriye’de işledikleri suçlar, ayrıca, Hamas ve Hizbullah liderlerine yönelik suikastler karşısında sessiz kalmaları, onların emperyalist ajandasını daha da görünür kıldı. Son iki yılda İranlılar, ABD’nin ve Siyonist rejimin sömürgeci ve saldırgan niteliğini bizzat, tüm çıplaklığıyla gördü, onların İran’ı kurtarmak değil, zayıflatıp parçalamak amacında olduklarını anladı (Tabnak 2025).

İran’da Vatanseverlik ve Milliyetçilik

Netanyahu ve Trump’ın çağrılarının reddedilmesine katkıda bulunan ikinci faktör, İran halkında derin köklere sahip olan vatanseverlik ve milliyetçiliktir. Tarihsel düzlemde İranlıların vatanlarıyla aralarındaki bağ, her daim güçlü olmuş, milli kimliklerini İran’ın tarihsel mirası ve medeniyet geçmişi tanımlamıştır.

İran tarihi ve edebiyatı, ülkelerini yabancı baskılara karşı şiddetle savunan Okçu Areş, Rüstem, Sohrab ve Demirci Kava gibi kahramanlarla doludur. Tarihsel açıdan İranlılar, toprak bütünlüklerini koruma fikrini her daim benimsemiş, savaşlar veya uluslararası anlaşmalar yoluyla gerçekleşebilecek her türden toprak kaybını tarihlerine düşecek bir leke olarak görmüşlerdir. Yakın tarihte İran’da, geç Kaçar döneminden itibaren açığa çıkan tüm milliyetçi hareketler, İran’ın milli kimliğini ve toprak bütünlüğünü korumayı öncelikli görmüşlerdir. Bu hareketleri beş başlıkta ele almak mümkündür:

a. Seküler ve tarihsel milliyetçilik (çoğunlukla Pehlevi rejimi ve Pan-İranist Parti’de görülen bir yaklaşım);

b. Anayasacı milliyetçilik;

c. Milli Cephe’nin ve Musaddık’ın milliyetçiliği;

d. Dini milliyetçilik (Şeriati ve Bezirgan’ın önderlik ettiği hareket);

e. İslam Cumhuriyeti’nin İslami milliyetçiliği.

Batı kültürüne yönelik olumlu bakışına rağmen, laik milliyetçilik bile İran’ın antik tarihi ve kültürel kimliğiyle övünür. Örneğin, Pan-İranist Parti, Bahreyn’in Halife hanedanına devrini karşı çıkmış, Saddam’ın işgaline karşı İslam Cumhuriyeti’ni desteklemişti.

Bilhassa Musaddık’ın ABD ve İngiltere’nin yardımıyla devrilmesinden sonra, milliyetçiler arasında görülen Batı yanlısı görüşler azaldı, bunun yerini, Ali Şeriati, Mehdi Bezirgan ve İmam Humeyni gibi isimlerin önderliğinde geliştirilen anti-emperyalist, anti-Batı ve İslami milliyetçi bir söylem aldı.

Devrim sonrası İran İslam Cumhuriyeti’nin geliştirdiği milliyetçilik anlayışı, bağımsızlık, anti-emperyalizm ve toprak savunusunu öncelikli hale getirdi. Bu vatansever ruh, İran-Irak Savaşı sırasında zirveye ulaştı. Bu savaşta İran, toprak bütünlüğünü savunmak için yaklaşık 190.000 şehit verdi. Dini (İslamî ve Şii) temeline rağmen, İran İslam Cumhuriyeti’nin geliştirdiği milliyetçilik, “İranlılık”, (yerel diller ve lehçeleri tanıyan) milli dil anlayışı ve İran’ın resmi sınırları içindeki etnik birliğine vurgu yapıyordu. Sıklıkla “İslami milliyetçilik” veya “İrani İslami milliyetçilik” olarak adlandırılan bu İslam ve milliyetçilik karışımı, İranlıların tüm etnik ve dini gruplarından bireylerin ona bağlanmasını ve desteklemesini sağladı. İran kimliğini belirli bir grupla sınırlı görmedi.

Sonuç

12 günlük savaş sırasında İranlılar, emperyalist ABD ve mücrim Siyonist rejimin tarihin ve medeniyetin ürünü olan vatanlarına yönelik saldırısını bizzat tecrübe ettiler. Bu durum, İranlılar için kabul edilemezdi. ABD’yi potansiyel bir kurtarıcı olarak görebilecek olanlar bile, İran’ın zayıflatılmasını veya bölünmesini değil, kalkınma sorunlarına çözüm bulunmasını umuyorlardı. Böylece çoğunluk, kadim vatanlarını savunmak için ayağa kalktı, askeri ve siyasi savunma sorumluluğunu üstlenen İran İslam Cumhuriyeti’ni destekledi. Bazı İranlılar, İran İslam Cumhuriyeti’nin bazı iç ve dış siyasetlerini eleştirse de bu eleştiriler, onların devletin İran’ın varlığını ve toprak bütünlüğünü savunma çabasına destek sunmasına mani olmadı.

Rıza Bageri
17 Temmuz 2025
Kaynak

Dipnotlar:
[1] İran Yeşil Hareketi olarak da bilinir.

[2] Kadın, Hayat, Özgürlük Hareketi olarak da bilinir.

Kaynakça:
Beaumont, Peter. 2025. “Netanyahu Speaks of Regime Change in Iran; What He Means is Regime Destruction.” Guardian, June 17, 2025. Guardian.

Chughtai, Alia. 2025. “Visualising 12 Days of the Isral–Iran Confilict.” Aljazira, 26 Haziran 2025. Cezire.

Heiran-Nia, Javad ve H. Hessam Doroh. 2025. “Why Israeli Attacks Brought Fear But Not Regime Change to Iran.” Stimson Centre, 1 Temmuz 2025. Stimson.

Koch, Alexandra. 2025. “Trump Hints At Regime Change In Iran While Declaring MAKE IRAN GREAT AGAIN After US Strikes.” 22 Haziran 2025. Foxnews.

Mahamad, Ata. 2025. “The Shadow War: How Israel’s Mossad Infiltrated Iran’s Security Apparatus.” Iran Wire, 03 Temmuz 2024. Iranwire.

Mashreg News. 2015. “Matn-e Khiat-Nameh Sar-kardegan-e Fetneh Hashtad-o-Hasht Be Vazir-e Kharejeh Amrica.” 19 Ağustos 2015. Maşrik.

Metro TV. 2025. “TrumpUrges Iran Toward New Deal in Saudi Speech.” Metro TV, 14 Mayıs 2025. Youtube.

Tabnak. 2025. “Emad-al-Din Baghi: Israel Be Donbal-e Tajzieh Iran.” Tabnak, 23 Haziran 2025. Tabnak.

The Iran Primer. 2011. “Clinton Interview with BBC Persian Service.” The Iran Primer, 27 Ekim 2011. Iranprimer.

Wall Street Journal News. 2025. “Netanyahu Calls on Iranian People to Overthrow Their Government.” WSJ News, 14 Haziran 2025. Youtube.

Zibakalaam, Sadiq. 2025. “Zibakalaam: Israel’s Calculations Did Not Turn Out Right.” Donya-e-eqtesad, 12 Temmuz 2025. DE.

0 Yorum: