Döviz yazısı: “Zirveye yaklaşıyoruz. Bugün yorulmanın ve yeise
kapılmanın değil,
coşkunun, umudun ve hareketin vaktidir. Sonuna dek direneceğiz.”
İran’ın Siyonizme Yaşattığı Yenilgi:
Ulusal Kimliğin Saldırılar Karşısında Elde Ettiği Zafer
13
Haziran 2025 günün sabahı erken saatlerde Siyonist rejim, İran İslam Cumhuriyeti’ne
çok yönlü bir saldırı gerçekleştirdi. Askeri, politik ve toplumsal düzeylerde
gerçekleştirilen bu saldırıda kimi üst düzey komutanlar, bazı nükleer
bilimciler ve masum siviller katledildi. Saldırı neticesinde 610 kişi öldü.
(Chughtai 2025).
Siyonist
rejim, askeri stratejisi bünyesinde, bir de ülke içerisindeki güçlerden istifade
etti. İran halkını hükümetine karşı kışkırttı. Libya’da ve Suriye’de
hükümetlerin devrilmesi esnasında yaşanan olaylara benzer olaylara tanıklık
edildi (Beaumont 2025). Bahsi edilen ülkelerde içteki muhalif güçler, saldırıyı
gerçekleştiren yabancı güçlerle işbirliği yaptılar, böylelikle, hükümetlerini
zayıf düşürdüler, onlara karşı ayaklanma tertiplediler.
14
Haziran Cumartesi günü, belirli isimlere yönelik suikastlerin ve dron saldırılarının
gerçekleştirildiği günün ertesi Netanyahu, İran halkına “Bu, ayağa kalkıp ‘Kadın,
Hayat, Özgürlük’ sloganınız dâhil tüm çığlıklarınızın işitilmesini sağlamak
için bir fırsattır” dedi (Wall Street Journal 2025). Netanyahu, İran’a yönelik
saldırı neticesinde İran halkının yüzde sekseninin hükümete karşı
ayaklanacağına, hatta ülkenin toprak bütünlüğünün ortadan kalkacağına inanıyordu
(Beaumont 2025).
Trump’ın
açıklamaları bu algıyı temel alıyordu. Mayıs ayında Suudi Arabistan’a yaptığı
ziyarette Trump, “Onların başarılı bir ülke haline gelmesini gerçekten istiyoruz.
Onların muhteşem, güvenli ve harika bir ülke olmasını istiyoruz” dedi (Metro TV
2025). ABD savaş uçaklarının İran’ın nükleer tesislerine yönelik
gerçekleştirdiği saldırıların ardından Trump, X hesabından şu mesajı paylaştı: “Şu
‘rejim değişikliği’ ifadesini kullanmak politik açıdan doğru değil belki ama madem
mevcut İran rejimi, İran’ı yeniden büyük yapamıyor, bir rejim değişikliği neden
yaşanmasın? İran’ı yeniden büyük yap.” (Koch 2025). Bu ifadesi dâhilinde Trump,
zımnen, İran’a yönelik bombardımanın amacının, ülkenin yeniden büyük olmasını sağlamak
olduğunu söylüyordu.
Bu
türden açıklamalar, ABD ve Siyonist rejimin başındaki liderlerin amacının, İran
İslam Cumhuriyeti’nin liderleriyle halk arasına kama sokmak veya varolan
ayrışmayı istismar etmek, böylelikle, ülkeye saldırıp rejimi değiştirmek,
nihayetinde İran’ı bölmek için gerekli zemini oluşturmak olduğunu ortaya
koyuyordu.
Ama
onca saldırıya rağmen İran halkı, ABD’nin ve Siyonistlerin planlarından yana
saf tutmadı. Halkın İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik zımni desteği, tüm
planları suya düşürdü.
Bu
makale ilk olarak, 12 günlük savaş sırasında İran halkının sergilediği
tepkileri inceliyor, ardından da bu tepkilerin ardındaki sebepleri analiz
ediyor.
Halkın
Siyonistlerin ve ABD’nin Saldırısına Yönelik Tepki Dâhilinde
Yekvücut Olup Devlete Destek Sundu
Bazıları,
İranlıların çoğunluğunun 12 günlük savaş sırasında sadece Siyonist ve ABD
saldırganlığıyla işbirliği yapmaktan kaçındığını, İran İslam Cumhuriyeti’ni
aktif bir şekilde desteklemediğini düşünüyor. Ancak bu, İran halkının
verebileceği en düşük tepkidir. Gerçekte, çoğunluk (bir avuç sabotajcı ve casus
hariç) İslam Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini koruyup
desteklemiştir.
Genel
olarak, 12 günlük savaş sırasında halkın tepkileri iki ana gruba ayrılabilir:
destekleyenler ve yıkıcılar. Yıkıcı unsurlar, İslam Cumhuriyeti’ne karşı
Siyonist ve ABD saldırılarıyla işbirliği yapan kişilerdi. Bu kişilerden
bazıları, daha önce Mossad istihbarat servisleri tarafından organize edilmiş ve
donatılmış olanlar, Netanyahu ve Trump’ın isyan ve sabotaj çağrılarına olumlu cevap
verdiler (bkz. Mahamad 2025). Ancak bu kişilerin sayıları o kadar sınırlıydı ki
ABD’nin ve Siyonizmin planları suya düştü.
İranlıların
ezici çoğunluğunu kapsayan ikinci grup ise Netanyahu ve Trump’tan gelen “isyan
ve sabotaj” çağrılarını reddetti, bunun yerine, İslam Cumhuriyeti’nin toprak
bütünlüğü ve egemenliğini savunup ona destek sundu. İran’ı ve baştaki hükümeti
destekleyenlerin kapsamı o kadar önemliydi ki, birçok yerli ve uluslararası
analist, bunu İran’ın milli birliği ve bütünlüğünün bir delili olarak tanımladı
(Heiran-Nia ve Doroh 2025; Zibakalaam 2025).
Bu
tepkinin, İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik desteği değil, sadece Siyonistlerin
ve ABD’nin saldırganlığıyla işbirliğinin mevcut olmayışının delili olduğunu
söyleyenlere şu cevabı vermek gerekir: Siyonist rejim ve ABD, yürürlüğe koyduğu
planların ilk aşaması uyarınca İran’a saldırdığında, ardından ikinci aşamada
halkı sokaklara çıkıp İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı isyan etmeye
çağırdığında, halkın isyan etmeyi reddetmesinin, ülkenin toprak bütünlüğüne ve
egemenliğine destek verdiği anlamına geldiği belirtilmelidir.
Bu
çatışmada iki cephe vardı: Siyonist rejim ve İran İslam Cumhuriyeti. Netanyahu
ve Trump’ın çağrılarını reddederek, İran halkı, İran İslam Cumhuriyeti ile aynı
safta yer aldı.
Ancak
halk, İran İslam Cumhuriyeti’ne aynı düzeyde destek sunmadı. Bu destek, üç ayrı
düzeyde verildi: aktif katılım, empati ve işbirliği, sabırla örülü ittifak. En üst
düzeyde, sahada aktif olarak yer alan, İran İslam Cumhuriyeti’nin politika ve
stratejilerini uygulayan kişiler yer alıyordu. Örneğin, sıradan vatandaşlar,
hastane, belediye, banka gibi hizmet kurumlarında çalışan memurlar, işçiler ve
personel metro istasyonları, taksiler, otobüsler, büyük ve küçük marketler ve
benzin istasyonlarında İran İslam Cumhuriyeti’ni saldırılara karşı savunmak
için aktif destek verdiler. Ramazan Bayramı’ndaki iftarlara benzeri toplu
etkinliklere, Cuma namazlarına ve şehitleri anma törenlerine coşkulu ve
kahramanca katılım da bu kategoriye dâhil edilmeli.
Terör
faaliyetlerinde bulunan şüpheli kişi veya grupların faaliyetlerini raporlamak
ve açığa çıkarmak, aktif desteğin bir diğer biçimiydi. Ayrıca, bazı kişiler,
medyada ve internetteki sosyal platformlarda İran İslam Cumhuriyeti’ni aktif olarak
destekledi. Buralarda İran’ın askeri güçlerine destek sunan içerikler
paylaşıldı, vatan sevgisini gösteren paylaşımlarda bulunuldu, Siyonistlerin
saldırıları kınandı, ülkeye yönelik destek ifadelerine yer verildi.
Gazetecilerin, devlet medyası çalışanlarının ve çeşitli haber ajansları ile
gazetelerin çabaları da dikkate değerdi.
İkinci
düzeyde, resmi kurumsal çerçeveler dışında İran İslam Cumhuriyeti’nin
direnişini gönüllü olarak destekleyenler yer aldı. Örneğin bu kişiler, benzin
istasyonlarında ücretsiz içecek ve su dağıttı veya araçlarıyla insanları
ücretsiz taşıdı (bu makalenin yazarı, bu tür davranışlara bizzat tanık
olmuştur). Bazı insanlarsa fırınlarda veya dükkânlarda ihtiyaç sahiplerine
ücretsiz ekmek ve yiyecek dağıttı. Turistlerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde
(misal Kuzey İran’da) bazıları, evlerini ücretsiz olarak paylaştı.
Birinci
gruba kıyasla sayıları daha az olsa da, ikinci düzeyde faaliyet yürütenler, kültürel
açıdan etkili eylemler ortaya koydular. Bu eylemler, ülke genelinde işbirliği
ve empati duygusunu güçlendirdi. Bu kültür, tüm İranlıların birbirine bağlı
kaderini yansıtıyor, krizin üstesinden gelmek için kolektif desteğin önemini
vurguluyordu.
Üçüncü
düzeyde, İran İslam Cumhuriyeti ile bağını sabırla muhafaza eden kişiler duruyordu.
Aktif olarak askeri veya siyasi çabalara katılmasalar da, kriz sırasında
gösterdikleri sabır ve metanet, kritik öneme sahipti. Örneğin, bazıları,
Tahran’daki evlerinden ayrılıp, saldırıların daha az olduğu, nispeten daha
güvenli şehirlere taşındılar. Bu insanlar, kriz koşullarına uygun olarak
hareket ettiler. Bunlar, sokaklara çıkarak isyan etmediler. Evlerini terk
etmek, benzin istasyonlarında uzun kuyruklarda beklemek, iş yerlerini süresiz
olarak kapatmak, güvenlik kontrollerinden geçmek veya yoğun trafikte yol almak
gibi zorluklara sabırla katlandılar. Sakin davranışlarıyla, genellikle askerlerin
ve güvenlik güçlerinin krizi etkili bir şekilde yönetmesine katkıda bulundular.
Halkın
İran İslam Cumhuriyeti’ni Desteklemesinin Sebeplerinin Analizi
Şu
önemli hususu belirtmem lazım: Yazar, 12 günlük savaş sırasında halkta oluşan
genel kanaatin ve görüşün incelendiği, sahayı ele alan herhangi bir
araştırmanın henüz yapılmamış veya yayımlanmamış olması nedeniyle, İran
halkının İran İslam Cumhuriyeti’ne sunduğu desteği analize tabi tutarken,
yapılmış haberleri, kişisel deneyimlerini ve gözlemlerini temel almıştır.
Yazarın
tespitiyle, İran halkının Netanyahu ve Trump’ın sokak protestoları ve rejim
değişikliği çağrılarını reddetmesinde iki ana faktör rol oynadı:
1.
ABD’nin ve Siyonist rejimin emperyalist doğasının farkında olunması;
2.
İranlılar arasında hâkim olan, vatanseverlik ve milliyetçilikle tanımlı ruhtur.
Düşmanın
Tanınması
İlk
faktör konusunda şu söylenebilir: Yukarıda da izah ettiğimiz üzere, İran
halkının İran İslam Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine sunduğu
destek, saldırgan düşmana karşı olan muhalefetiyle örtüştü. Genellikle, bir
ülke saldırıya uğradığında, halkının kendisini savunmak için saldırgana karşı
çıkacağı varsayılır. Ancak, Siyonist rejim ve ABD tarafından yapılan son
saldırıda, saldırganlar, İran halkının saldırının ikinci aşamasına katılmasını
ve kendi siyasi sistemine karşı hareket etmesini planladı. İran’daki geçmiş
olaylardan kaynaklanan eksik anlayışı ve tamamlanmamış deneyimleri temel alan saldırganlar,
(1) halk nezdinde varolan kimi hoşnutsuzluklar sebebiyle İranlıların İran İslam
Cumhuriyeti’nin çökmesini istediğini; (2) onu devirmek için ABD’nin ve Siyonistlerin
müdahalesini beklediklerini düşündüler (Beaumont 2025). Muhtemelen bu varsayım,
son otuz yıl boyunca yaşanan, halkın sokaklara dökülmesine tanıklık eden, 2009
seçimleriyle ilgili protestolar[1] veya Mehsa Emini’nin ölümü ardından 2022’de yapılan
eylemler[2] gibi olaylar üzerinden dile getiriliyordu.
Siyasi
özgürlükler, seçimlerin şeffaf bir şekilde yapılması ve kadın haklarıyla ilgili
taleplerin yanında bu eylemlerde İran İslam Cumhuriyeti karşıtı sloganlar da
atılmıştı. Bazı örneklerde eylemlere liderlik edenler, ABD ve kimi Avrupa
ülkelerinin İran’a müdahale etmesi çağrısında bulundular (Mashreg News 2015).
Ayrıca, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı olan ve diasporada yaşayan Rıza
Pehlevi, Mesih Alinejad, Ruhullah Zem gibi isimler, BBC Persian kanalı, Amerika’nın
Sesi kanalı, Manoto ve Iran International türünden medya kuruluşlarında çalışanlar,
İran halkının İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmek istediğini, ABD’nin ve
Siyonistlerin müdahalesini arzuladıklarını sürekli dile getirip durdular. (The
Iran Primer 2011).
Bu
olaylar, ABD’li ve Siyonist liderleri İran halkının kendilerini kurtarıcı
olarak gördüklerine, halkın kendilerini İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmeye
yardımcı olmakla görevlendirdiğine inanmalarına sebep oldu. Trump’ın “İran’ı Yeniden
Büyük Yap” mesajı (Koch 2025) ile Netanyahu’nun “Kadın, Yaşam, Özgürlük”
hareketine sunduğu destek (Wall Street Journal 2025) bu yanlış anlamanın somut tezahürüydü.
İran
İslam Cumhuriyeti’ne 12 boyunca gerçekleştirilen saldırı, bu varsayımın tümüyle
yanlış olduğunu ortaya koydu. Bu yanlış hesaplamayı analiz ederken iki nokta üzerinde
durmak gerekiyor:
1.
İranlıların çoğu, İran İslam Cumhuriyeti’nin yıkılmasını hiçbir zaman talep
etmedi. 2009 ve 2022’deki gösteriler de dâhil olmak üzere, son otuz yıl içerisinde
tanık olunan eylemlerin merkezinde belirli talepler duruyordu. (Misal, 2009’da
Mahmud Ahmedinecad’ın politikaları eleştirildi, seçimlerin şeffaf bir şekilde
yapılması talep edildi, 2022’deki eylemlerse kadın hakları ve başörtüsü merkezli
olarak ilerledi.) Bu süreçte İran İslam Cumhuriyeti’nin yıkılması, merkezi bir
talep değildi.
Bazı
medya organları ve rejim karşıtı örgütler, bu protestoları sistem karşıtı
hareketler olarak takdim etmeye çalışsa da, bunlar, İran İslam Cumhuriyeti’ne
karşı gerçekleştirilmiş, yaygınlaşma imkânı bulmuş ayaklanmalar değildi. Bu
protestoların lider kadrosu belirsizdi, halkın taleplerine dair tutarlı bir
anlayıştan yoksundu, ayrıca bunlar, alternatif bir sistem önerisinde
bulunmuyordu. Bu protestolara yönelik katılım, muhalifliğini dile dökmek için yurttaşlarca
inşa edilmiş yapıların bulunmaması veya bu yapılara güven duyulmaması sebebiyle,
belli bir örgüt eliyle düzenlenmeyen, ara sıra yapılan toplantıları akla
getiriyordu. Dolayısıyla, İranlıların politik, toplumsal ve ekonomik talepleri
olsa da, halkın ekseriyetinin niyeti dün olduğu gibi bugün de İran İslam
Cumhuriyeti’ni devirmek değil.
2.
ABD ve İsrail’in İran’ın sorunlarını çözecek güç olduklarına dair algı,
darmaduman oldu. 7 Ekim 2023 sonrası Gazze’de Siyonist rejimin kadın, çocuk,
hemşire, doktor ve gazetecilerin ölümüne sebep olan saldırıları, İranlılara bu
rejimin gerçek doğasını gösterdi. ABD ve Batı Avrupa ülkelerinin Siyonist
rejime verdiği askeri destek yanında, Gazze, Lübnan, Suriye’de işledikleri
suçlar, ayrıca, Hamas ve Hizbullah liderlerine yönelik suikastler karşısında sessiz
kalmaları, onların emperyalist ajandasını daha da görünür kıldı. Son iki yılda
İranlılar, ABD’nin ve Siyonist rejimin sömürgeci ve saldırgan niteliğini bizzat,
tüm çıplaklığıyla gördü, onların İran’ı kurtarmak değil, zayıflatıp parçalamak
amacında olduklarını anladı (Tabnak 2025).
İran’da
Vatanseverlik ve Milliyetçilik
Netanyahu
ve Trump’ın çağrılarının reddedilmesine katkıda bulunan ikinci faktör, İran
halkında derin köklere sahip olan vatanseverlik ve milliyetçiliktir. Tarihsel düzlemde
İranlıların vatanlarıyla aralarındaki bağ, her daim güçlü olmuş, milli kimliklerini
İran’ın tarihsel mirası ve medeniyet geçmişi tanımlamıştır.
İran
tarihi ve edebiyatı, ülkelerini yabancı baskılara karşı şiddetle savunan Okçu
Areş, Rüstem, Sohrab ve Demirci Kava gibi kahramanlarla doludur. Tarihsel açıdan
İranlılar, toprak bütünlüklerini koruma fikrini her daim benimsemiş, savaşlar
veya uluslararası anlaşmalar yoluyla gerçekleşebilecek her türden toprak
kaybını tarihlerine düşecek bir leke olarak görmüşlerdir. Yakın tarihte İran’da,
geç Kaçar döneminden itibaren açığa çıkan tüm milliyetçi hareketler, İran’ın milli
kimliğini ve toprak bütünlüğünü korumayı öncelikli görmüşlerdir. Bu hareketleri
beş başlıkta ele almak mümkündür:
a.
Seküler ve tarihsel milliyetçilik (çoğunlukla Pehlevi rejimi ve Pan-İranist
Parti’de görülen bir yaklaşım);
b.
Anayasacı milliyetçilik;
c.
Milli Cephe’nin ve Musaddık’ın milliyetçiliği;
d.
Dini milliyetçilik (Şeriati ve Bezirgan’ın önderlik ettiği hareket);
e.
İslam Cumhuriyeti’nin İslami milliyetçiliği.
Batı
kültürüne yönelik olumlu bakışına rağmen, laik milliyetçilik bile İran’ın antik
tarihi ve kültürel kimliğiyle övünür. Örneğin, Pan-İranist Parti, Bahreyn’in Halife
hanedanına devrini karşı çıkmış, Saddam’ın işgaline karşı İslam Cumhuriyeti’ni
desteklemişti.
Bilhassa
Musaddık’ın ABD ve İngiltere’nin yardımıyla devrilmesinden sonra, milliyetçiler
arasında görülen Batı yanlısı görüşler azaldı, bunun yerini, Ali Şeriati, Mehdi
Bezirgan ve İmam Humeyni gibi isimlerin önderliğinde geliştirilen
anti-emperyalist, anti-Batı ve İslami milliyetçi bir söylem aldı.
Devrim
sonrası İran İslam Cumhuriyeti’nin geliştirdiği milliyetçilik anlayışı,
bağımsızlık, anti-emperyalizm ve toprak savunusunu öncelikli hale getirdi. Bu
vatansever ruh, İran-Irak Savaşı sırasında zirveye ulaştı. Bu savaşta İran,
toprak bütünlüğünü savunmak için yaklaşık 190.000 şehit verdi. Dini (İslamî ve
Şii) temeline rağmen, İran İslam Cumhuriyeti’nin geliştirdiği milliyetçilik, “İranlılık”,
(yerel diller ve lehçeleri tanıyan) milli dil anlayışı ve İran’ın resmi
sınırları içindeki etnik birliğine vurgu yapıyordu. Sıklıkla “İslami
milliyetçilik” veya “İrani İslami milliyetçilik” olarak adlandırılan bu İslam
ve milliyetçilik karışımı, İranlıların tüm etnik ve dini gruplarından
bireylerin ona bağlanmasını ve desteklemesini sağladı. İran kimliğini belirli
bir grupla sınırlı görmedi.
Sonuç
12
günlük savaş sırasında İranlılar, emperyalist ABD ve mücrim Siyonist rejimin
tarihin ve medeniyetin ürünü olan vatanlarına yönelik saldırısını bizzat
tecrübe ettiler. Bu durum, İranlılar için kabul edilemezdi. ABD’yi potansiyel
bir kurtarıcı olarak görebilecek olanlar bile, İran’ın zayıflatılmasını veya
bölünmesini değil, kalkınma sorunlarına çözüm bulunmasını umuyorlardı. Böylece
çoğunluk, kadim vatanlarını savunmak için ayağa kalktı, askeri ve siyasi
savunma sorumluluğunu üstlenen İran İslam Cumhuriyeti’ni destekledi. Bazı
İranlılar, İran İslam Cumhuriyeti’nin bazı iç ve dış siyasetlerini eleştirse de
bu eleştiriler, onların devletin İran’ın varlığını ve toprak bütünlüğünü
savunma çabasına destek sunmasına mani olmadı.
Rıza Bageri
17
Temmuz 2025
Kaynak
Dipnotlar:
[1] İran Yeşil Hareketi olarak da bilinir.
[2]
Kadın, Hayat, Özgürlük Hareketi olarak da bilinir.
Kaynakça:
Beaumont, Peter. 2025. “Netanyahu Speaks of Regime Change in Iran; What He
Means is Regime Destruction.” Guardian, June 17, 2025. Guardian.
Chughtai,
Alia. 2025. “Visualising 12 Days of the Isral–Iran Confilict.” Aljazira, 26
Haziran 2025. Cezire.
Heiran-Nia,
Javad ve H. Hessam Doroh. 2025. “Why Israeli Attacks Brought Fear But Not
Regime Change to Iran.” Stimson Centre, 1 Temmuz 2025. Stimson.
Koch,
Alexandra. 2025. “Trump Hints At Regime Change In Iran While Declaring MAKE
IRAN GREAT AGAIN After US Strikes.” 22 Haziran 2025. Foxnews.
Mahamad,
Ata. 2025. “The Shadow War: How Israel’s Mossad Infiltrated Iran’s Security
Apparatus.” Iran Wire, 03 Temmuz 2024. Iranwire.
Mashreg
News. 2015. “Matn-e Khiat-Nameh Sar-kardegan-e Fetneh Hashtad-o-Hasht Be
Vazir-e Kharejeh Amrica.” 19 Ağustos 2015. Maşrik.
Metro
TV. 2025. “TrumpUrges Iran Toward New Deal in Saudi Speech.” Metro TV, 14 Mayıs
2025. Youtube.
Tabnak.
2025. “Emad-al-Din Baghi: Israel Be Donbal-e Tajzieh Iran.” Tabnak, 23 Haziran
2025. Tabnak.
The
Iran Primer. 2011. “Clinton Interview with BBC Persian Service.” The Iran
Primer, 27 Ekim 2011. Iranprimer.
Wall
Street Journal News. 2025. “Netanyahu Calls on Iranian People to Overthrow
Their Government.” WSJ News, 14 Haziran 2025. Youtube.
Zibakalaam, Sadiq. 2025. “Zibakalaam: Israel’s Calculations Did Not Turn Out Right.” Donya-e-eqtesad, 12 Temmuz 2025. DE.


0 Yorum:
Yorum Gönder