16 Ocak 2026

,

Zohran Mamdani İmparatorluğun Aparatıdır



Dün New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Batı Şeria’daki arazi satışlarına karşı protesto gösterisi düzenleyenleri kınadı. Bu satışlar, New York’taki bir sinagogda gerçekleşiyordu. Kınama amaçlı açıklamasında Mamdani, Hamas’ı “terör örgütü” olarak nitelendirdi.

Mamdani’nin bu tvitine karşılık, ben şunu yazdım:

Pek çok kişi, bu sözümden hoşlanmadı. Current Affairs dergisinin yayın yönetmeni Nathan Robinson, benim tvitimi şu yorumuyla birlikte paylaştı:

Söylediklerimin hepsinin arkasındayım.

Eğer faşistlerle mücadele etmek için seçtiğiniz kişiler, faşist propagandayı, bugün bilfiil uygulanan soykırıma rıza üreten propagandayı papağan gibi yineliyorsa, tam da maddi düzeyde bu, adalete faşistlerin kendilerinden daha fazla zarar verir.

Bana göre bu, hiç de karmaşık olmayan, yalın bir gerçek.

Umut ve adalet olasılığını elinizden alanlar, faşistler değil, çünkü zaten faşistlerin umut ve adalet gibi bir dertleri yok. Umut ve adaleti savunduklarını iddia eden ama sonra zalimlerin safına geçenler, asıl onlar, umut ve adaleti elinizden alıyorlar.

Sizi sırtınızdan bıçaklayan bir müttefik, göğsünüzden bıçaklayan bir düşmandan daha kötüdür.

Gene de meselenin çok karmaşık bir yanı var mı, anlamaya çalışıyorum.

Mamdani’nin söyledikleri utanç vericiydi.

Filistin direnişini “terörizm” olarak yaftalamak, kelimenin tam anlamıyla bir soykırıma rıza üretmenin yoludur. Bunu herkes bilmiyor mu? İsrailli politikacıların ve Batılı Siyonistlerin iki yıl boyunca soykırımı savunmak, örtbas etmek ve haklı çıkarmak için “Hamaas!” diye bağırdıklarına şahit olmadık mı? Mamdani de dâhil olmak üzere herkes, bunu gördü.

Bu durumda, onun söylediklerini kim nasıl savunabilir? Söylemediklerini kim nasıl savunabilir?

Birkaç ay önce özellikle bu konu hakkında yazmıştım.[1] O yazıda, Batı medyasının, yirmi yılı aşkın bir süre boyunca “terör örgütü Hamas” ifadesini tekrar tekrar kullanarak, halkın beynini yıkayıp İsrail’e Gazze’de istediği kişiyi istediği zaman öldürme izni vermek için bir soykırımın zeminini nasıl hazırladığından bahsetmiştim:

“Batı zihniyetinde Gazze’nin terörle eş anlamlı hale getirilmesi gerekiyordu. Böylelikle nihai çözüm için zaman ve koşullar uygun olduğunda İsrail, bu nihai çözümü sürtüşme olmadan uygulayabilirdi. Hamas, Gazze’deki sivil otoritedir.

Hamas’ın silahlı kanadı, İsrail ve işgal altındaki topraklar dışında hiçbir zaman saldırıda bulunmadı ve bulunmak da istemedi. Neden yapsınlar ki? Hamas, topraklarını, evlerini çalan ve nesiller boyu onlara ırk ayrımcılığı uygulayan nükleer silahlı bir zalime karşı mücadele eden yerel bir direniş örgütüdür. Dünyada sadece on ülke, onları terör örgütü olarak tanımlıyor. Bunların dünyanın en iyi, en doğru ve en ahlaklı ülkeleri olduğuna mı inanıyoruz? Elbette hayır.”

Mamdani ise iki tarafı da yargılama zahmetine bile girmedi. Kendi döneminde, kendi şehrinde gerçekleşen Filistin topraklarının yasadışı satışını kınamadı. Hayır. Sadece buna karşı protesto edenleri kınadı.

Bir taraf seçti.

O, Siyonizmin tarafını seçti.

Alenen, göz göre göre, zerre utanmadan.

O, imparatorluğun yanında yer almayı, zalimlerin safında ve mazlumların karşısında durmayı, on yıllardır soykırımı ve ırk ayrımcılığını meşrulaştıran beyin yıkama amaçlı propagandanın sözlerini tekrarlamayı seçti.

Bu, tam anlamıyla utanç verici.

Dün, neden sadece ırk ayrımcılığına karşı çıkan eylemcileri kınadığını, Batı Şeria topraklarının yasadışı satışlarını kınamadığını soranlara verdiği cevapta satışların uluslararası hukuku ihlal ettiğini kabul etti. Yani, yönettiği şehirde uluslararası hukukun ihlal edildiğini biliyor, ancak bu konuda hiçbir şey yapmıyor, tek laf etmiyor. Protestoyu kınaması ve “ibadet edenleri koruma” konusundaki ısrarı, önemli olan tek bağlamı göz ardı ediyor. Protestocuların dinlerini uyguladıkları için Yahudileri protesto ediyormuş gibi gösteriyor, oysa protestocuların ırk ayrımcılığına doğrudan ve hukuka aykırı biçimde ortak olmayı protesto ettiklerini Mamdani de biliyor.

Mamdani’yi savunanların, ırk ayrımcılığı ve soykırıma karşı direniş meselesini estetik temelli ele aldıklarını düşünüyorum. Onların asıl kaygısı, Mamdani isimli adamlarıyla onu Amerika’da yetiştiren liberal demokrasi sistemi konusunda iyi şeyler hissedip düşünmek. Bir solcunun soykırımcı söylem ve eylemleri savunmasının tek nedeni, safça da olsa siyasi kahramanlara inanmak olabilir. Sistemin iyi adamlar yetiştirebileceğini kanıtlaması için umutsuzca çabalıyor olmak da bir neden olabilir.

Belirli bir açıdan baktığımda bu yanılsamaya anlayışla yaklaşıyorum. Hepimiz, tüm o şüpheciliğimize, milyarderler ve şirketler tarafından kontrol edilen çarpık seçim sistemine dair farkındalığımıza rağmen, doğru adayı ortaya çıkaracak ve adaleti sağlayacak anlamlı kombinasyonu bulma olasılığının hâlâ var olduğuna inanmak istiyoruz.

Ama dürüst olmak gerekirse, eğer solcular, çıtayı “soykırıma yol açan İsrail söylemlerini tekrarlamak kötü ve kabul edilemez” seviyesine koymayacaklarsa, o vakit ne yapılabilir, ben bilmiyorum. Eğer adamlarını, şehrinde ırk ayrımcılığına zemin hazırladığı ve uluslararası hukuku çiğnediği için kınamayacaklarsa, o vakit hep birlikte pılımızı pırtımızı toplayıp gidelim.

Bence Robinson gibi Mamdani’yi savunanlar, adamlarının sistemin düzeltilmesinin imkânsız olduğu gerçeğini bir kez daha kanıtlaması olasılığından korkuyorlar. Ama bu gerçeği görmeyi kendilerine yediremiyorlar. Çünkü eğer liberal seçimcilik, seçim siyaseti çözüm değilse, çözüm nedir? Seçimciliğe olan inanca tutunmak, bünyeye acı veren devrimci düşüncelere mani olur.

Mamdani’den gelen son haberlere artık kimse şaşırmıyordur. Aşırı Siyonist Jessica Tisch’i polis şefi olarak görevde tuttu, İsrail Savunma Kuvvetleri’ne para bağışlayan ünlülerle partiler düzenledi, seçildiği günden beri sürekli Yahudi karşıtlığı hakkında konuşup durdu, Siyonist zulüm koşullarında “intifadayı küreseleştirmek gerek” sözünden geri adım attı.

Ben, New York’ta yayınlanan büyük bir derginin herkesçe önemli görülen yayın yönetmeni değilim. Sadece Filistin’i, adaleti ve geleceği önemseyen herkes gibi Mamdani’nin bundan daha iyi biri olmasını isteyen bir blog yazarıyım.

Ancak, onun o kişi olmadığına dair kanıtlar birikmeye başladığında, bunu dile getireceğim ve okurlarımın çoğunun bunu takdir edeceğini umuyorum.

Yapmayacağım şey ise, Robinson gibi liberallerin ve estetik solcuların hassasiyetlerini korumak için iktidardaki ilerici kesimlerin insanı dehşete düşüren eylemlerini görmezden gelmek.

Nate Bear
11 Ocak 2026
Kaynak

Dipnot:
[1] Nate Bear, “How Western Media Laid The Groundwork For A Holocaust”, 12 Ağustos 2025, Donotpanic.

0 Yorum: