Dün
New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Batı Şeria’daki arazi satışlarına
karşı protesto gösterisi düzenleyenleri kınadı. Bu satışlar, New York’taki bir
sinagogda gerçekleşiyordu. Kınama amaçlı açıklamasında Mamdani, Hamas’ı “terör örgütü”
olarak nitelendirdi.
Mamdani’nin
bu tvitine karşılık, ben şunu yazdım:
Pek
çok kişi, bu sözümden hoşlanmadı. Current Affairs dergisinin yayın yönetmeni
Nathan Robinson, benim tvitimi şu yorumuyla birlikte paylaştı:
Söylediklerimin
hepsinin arkasındayım.
Eğer
faşistlerle mücadele etmek için seçtiğiniz kişiler, faşist propagandayı, bugün
bilfiil uygulanan soykırıma rıza üreten propagandayı papağan gibi yineliyorsa, tam
da maddi düzeyde bu, adalete faşistlerin kendilerinden daha fazla zarar verir.
Bana
göre bu, hiç de karmaşık olmayan, yalın bir gerçek.
Umut
ve adalet olasılığını elinizden alanlar, faşistler değil, çünkü zaten faşistlerin
umut ve adalet gibi bir dertleri yok. Umut ve adaleti savunduklarını iddia eden
ama sonra zalimlerin safına geçenler, asıl onlar, umut ve adaleti elinizden alıyorlar.
Sizi
sırtınızdan bıçaklayan bir müttefik, göğsünüzden bıçaklayan bir düşmandan daha
kötüdür.
Gene
de meselenin çok karmaşık bir yanı var mı, anlamaya çalışıyorum.
Mamdani’nin
söyledikleri utanç vericiydi.
Filistin
direnişini “terörizm” olarak yaftalamak, kelimenin tam anlamıyla bir soykırıma
rıza üretmenin yoludur. Bunu herkes bilmiyor mu? İsrailli politikacıların ve
Batılı Siyonistlerin iki yıl boyunca soykırımı savunmak, örtbas etmek ve haklı
çıkarmak için “Hamaas!” diye bağırdıklarına şahit olmadık mı? Mamdani de dâhil
olmak üzere herkes, bunu gördü.
Bu
durumda, onun söylediklerini kim nasıl savunabilir? Söylemediklerini kim nasıl savunabilir?
Birkaç
ay önce özellikle bu konu hakkında yazmıştım.[1] O yazıda, Batı medyasının,
yirmi yılı aşkın bir süre boyunca “terör örgütü Hamas” ifadesini tekrar tekrar
kullanarak, halkın beynini yıkayıp İsrail’e Gazze’de istediği kişiyi istediği
zaman öldürme izni vermek için bir soykırımın zeminini nasıl hazırladığından
bahsetmiştim:
“Batı zihniyetinde Gazze’nin
terörle eş anlamlı hale getirilmesi gerekiyordu. Böylelikle nihai çözüm için
zaman ve koşullar uygun olduğunda İsrail, bu nihai çözümü sürtüşme olmadan
uygulayabilirdi. Hamas, Gazze’deki sivil otoritedir.
Hamas’ın silahlı kanadı,
İsrail ve işgal altındaki topraklar dışında hiçbir zaman saldırıda bulunmadı ve
bulunmak da istemedi. Neden yapsınlar ki? Hamas, topraklarını, evlerini çalan
ve nesiller boyu onlara ırk ayrımcılığı uygulayan nükleer silahlı bir zalime
karşı mücadele eden yerel bir direniş örgütüdür. Dünyada sadece on ülke, onları
terör örgütü olarak tanımlıyor. Bunların dünyanın en iyi, en doğru ve en
ahlaklı ülkeleri olduğuna mı inanıyoruz? Elbette hayır.”
Mamdani
ise iki tarafı da yargılama zahmetine bile girmedi. Kendi döneminde, kendi
şehrinde gerçekleşen Filistin topraklarının yasadışı satışını kınamadı. Hayır.
Sadece buna karşı protesto edenleri kınadı.
Bir
taraf seçti.
O,
Siyonizmin tarafını seçti.
Alenen,
göz göre göre, zerre utanmadan.
O,
imparatorluğun yanında yer almayı, zalimlerin safında ve mazlumların karşısında
durmayı, on yıllardır soykırımı ve ırk ayrımcılığını meşrulaştıran beyin yıkama
amaçlı propagandanın sözlerini tekrarlamayı seçti.
Bu,
tam anlamıyla utanç verici.
Dün,
neden sadece ırk ayrımcılığına karşı çıkan eylemcileri kınadığını, Batı Şeria
topraklarının yasadışı satışlarını kınamadığını soranlara verdiği cevapta
satışların uluslararası hukuku ihlal ettiğini kabul etti. Yani, yönettiği
şehirde uluslararası hukukun ihlal edildiğini biliyor, ancak bu konuda hiçbir
şey yapmıyor, tek laf etmiyor. Protestoyu kınaması ve “ibadet edenleri koruma”
konusundaki ısrarı, önemli olan tek bağlamı göz ardı ediyor. Protestocuların
dinlerini uyguladıkları için Yahudileri protesto ediyormuş gibi gösteriyor,
oysa protestocuların ırk ayrımcılığına doğrudan ve hukuka aykırı biçimde ortak olmayı
protesto ettiklerini Mamdani de biliyor.
Mamdani’yi
savunanların, ırk ayrımcılığı ve soykırıma karşı direniş meselesini estetik
temelli ele aldıklarını düşünüyorum. Onların asıl kaygısı, Mamdani isimli
adamlarıyla onu Amerika’da yetiştiren liberal demokrasi sistemi konusunda iyi
şeyler hissedip düşünmek. Bir solcunun soykırımcı söylem ve eylemleri
savunmasının tek nedeni, safça da olsa siyasi kahramanlara inanmak olabilir.
Sistemin iyi adamlar yetiştirebileceğini kanıtlaması için umutsuzca çabalıyor
olmak da bir neden olabilir.
Belirli
bir açıdan baktığımda bu yanılsamaya anlayışla yaklaşıyorum. Hepimiz, tüm o şüpheciliğimize,
milyarderler ve şirketler tarafından kontrol edilen çarpık seçim sistemine dair
farkındalığımıza rağmen, doğru adayı ortaya çıkaracak ve adaleti sağlayacak anlamlı
kombinasyonu bulma olasılığının hâlâ var olduğuna inanmak istiyoruz.
Ama
dürüst olmak gerekirse, eğer solcular, çıtayı “soykırıma yol açan İsrail
söylemlerini tekrarlamak kötü ve kabul edilemez” seviyesine koymayacaklarsa, o vakit
ne yapılabilir, ben bilmiyorum. Eğer adamlarını, şehrinde ırk ayrımcılığına
zemin hazırladığı ve uluslararası hukuku çiğnediği için kınamayacaklarsa, o vakit
hep birlikte pılımızı pırtımızı toplayıp gidelim.
Bence
Robinson gibi Mamdani’yi savunanlar, adamlarının sistemin düzeltilmesinin imkânsız
olduğu gerçeğini bir kez daha kanıtlaması olasılığından korkuyorlar. Ama bu
gerçeği görmeyi kendilerine yediremiyorlar. Çünkü eğer liberal seçimcilik,
seçim siyaseti çözüm değilse, çözüm nedir? Seçimciliğe olan inanca tutunmak, bünyeye
acı veren devrimci düşüncelere mani olur.
Mamdani’den
gelen son haberlere artık kimse şaşırmıyordur. Aşırı Siyonist Jessica Tisch’i
polis şefi olarak görevde tuttu, İsrail Savunma Kuvvetleri’ne para bağışlayan
ünlülerle partiler düzenledi, seçildiği günden beri sürekli Yahudi karşıtlığı
hakkında konuşup durdu, Siyonist zulüm koşullarında “intifadayı küreseleştirmek
gerek” sözünden geri adım attı.
Ben,
New York’ta yayınlanan büyük bir derginin herkesçe önemli görülen yayın
yönetmeni değilim. Sadece Filistin’i, adaleti ve geleceği önemseyen herkes gibi
Mamdani’nin bundan daha iyi biri olmasını isteyen bir blog yazarıyım.
Ancak,
onun o kişi olmadığına dair kanıtlar birikmeye başladığında, bunu dile
getireceğim ve okurlarımın çoğunun bunu takdir edeceğini umuyorum.
Yapmayacağım
şey ise, Robinson gibi liberallerin ve estetik solcuların hassasiyetlerini
korumak için iktidardaki ilerici kesimlerin insanı dehşete düşüren eylemlerini
görmezden gelmek.
Nate Bear
11
Ocak 2026
Kaynak
Dipnot:
[1] Nate Bear, “How Western Media Laid The Groundwork For A Holocaust”, 12
Ağustos 2025, Donotpanic.





0 Yorum:
Yorum Gönder