Küresel
jeopolitiğin istikrarsız ve hızla değişen satranç tahtasında, Batı Asya’nın
stratejik düzenini, ilk bakışta ilişkisizmiş gibi görünen, iki altyapı projesi
kadar derinden ve sessizce şekillendiren çok az gelişme var: Zengezur Koridoru
ve David Koridoru.
İsrail
ve İran arasında Haziran 2025’te yaşanan “12 Günlük Savaş”ın ardından bu
koridorlar, çatışma sonrası İran’ı kuşatmaya yönelik adımlar kapsamında zorunlu
hale geldiler. Ticaret ve ulaşım alanında ortaya konulmuş girişimler olarak
ambalajlansalar da böylesi bir kılıfın ardına saklansalar da bu koridorlar, salt
lojistik açısından önemli olan boru hatları olarak görülemezler. Bunlar, esasında
jeopolitik cephe hatlarıdır.
Bu
koridorlar üzerinden sadece emtianın ve gazın akış yönü değiştirilmiyor. 50
milyar dolarlık Avrasya ticaretinin yönünün değiştirmenin yanında bu
koridorlar, İran İslam Cumhuriyeti’nin kademeli olarak tecrit edilmesi,
kuşatılması ve potansiyel olarak istikrarsızlaştırılması amacını güdüyorlar.
Güney
Kafkasya’dan Irak ve Levant’a uzanan koridorlar, ekonomik kanalları baypas eden
eden yollar açarak, askeri üsler kurarak ve bölgesel ittifakları yeniden
şekillendirerek, altyapı sahasında süren savaşın yeni bir silahı olarak iş
görüyorlar. Uzun vadeli hedef gayet açık: Bu koridorlarla İran’ın nüfuzunu
kısıtlamak, onun Doğu ile bağını kesmek, askeri çatışma ihtimali için elverişli
koşullar yaratmak. İranlı yetkililer, Zengezur’u defalarca “ABD-İsrail’in kuzeyle
bağlarını kopartma planı” olarak nitelendirdiler.
Haziran
2025’te İsrail ile İran arasında yaşanan “12 Günlük Savaş”ın ardından sağlanan
kırılgan ateşkes de dâhil olmak üzere, son süreçte yaşanan tüm olaylar, bu
koridorların rolünü daha da artırdı. Süreç, İran’ın 550’den fazla füze
fırlatması ve İsrail’in nükleer tesislere yönelik saldırılarıyla birlikte,
çatışma, bölgesel lojistikteki zaafları açığa çıkardı. ABD yaptırımlarının
devam ettiği, NATO bünyesinde enerji merkezli ittifakların oluştuğu ortamda
Tahran’ı daha da yalnızlaştıracak, mevcut hatları baypas edecek güzergahların
açılması konusunda baskıların daha da yoğunlaştırılmasına neden oldu.
Altyapının
Jeopolitik Önemi
Altyapı,
artık tarafsız bir olgu değil. Yollar, boru hatları, demiryolları ve fiber
optik kablolar, artık birer stratejik silah; güç gösterisi, rakipleri yalnızlaştırma
ve geçiş noktalarına hâkim olma araçları.
On
dokuzuncu yüzyılda imparatorlukların hikâyesini denizyolları, yirminci yüzyılda
güç gösterisi tanımlıyorsa yirmi birinci yüzyılda nüfuz alanlarının oluşmasını
sağlayan ana kanallar olarak kara koridorları öne çıkıyorlar.
12
Günlük Savaş, bu gerçeğin herkesçe görülmesini sağladı. Hızlı saldırılar,
koridorlardaki kesintilere karşı savunmasız olan, önceden konumlandırılmış
lojistiği temel alıyorlar. Bu yeni paradigma, Batı Asya’da ekonomik planlama ve
askeri konumlanma meselelerinin giderek yakınlaştığı, birbiriyle bağlantılı
hale geldiği koşullarda, daha da belirginlik kazanıyor.
Zengezur
ve David koridorları, sadece ticaret yolları değil, jeopolitik mühendislik
mekanizmaları olarak da iş görüyorlar. Başta İran olmak üzere, mevcut güç
merkezlerini baypas ederek, zayıflatarak ve yeniden yapılandırarak, belirgin
bir etki yaratıyorlar. NATO’nun enerjiyi çeşitlendirme çabaları üzerinden
Zengezur, Hazar’daki kaynakları başka bir kanaldan taşıyacak yol olarak görülüyor.
Zengezur
Koridoru: İran’ı Kuzeyden Koparma Girişimi
Doğu-Batı
Arasında Karadan Uzanan Köprünün Yıkılması
Zengezur
Koridoru, Azerbaycan’ı Ermenistan’ın Syunik eyaletine bağlayarak, Nahçıvan’ın
dış bölgesine ve oradan da Türkiye’ye ulaştırmayı amaçlıyor. 2020’deki Dağlık
Karabağ savaşının ardından müzakere edilen bu kara köprüsü, görünüşte bağlantı
sağlamakla ilgili. Ancak stratejik açıdan çok daha fazlasını ifade ediyor: Koridor,
İran’ın Doğu-Batı arasında uzanan önemli kara bağlantısını kesiyor.
Temmuz
2025 itibarıyla Azerbaycan, kendi bölümünü bitirmenin eşiğine gelirken,
Ermenistan, İran’ın bunun Tahran’ı yalnızlaştırmak için kurgulanmış ABD-İsrail
komplosu olduğu yönündeki uyarıları üzerinden, ABD’nin güzergahı yönetme
teklifine karşı çıktı.
Tarihsel
olarak, İran’ın coğrafi konumu, Orta Asya, Kafkaslar ve Levant arasında bir
geçiş merkezi görevi görerek, ona eşsiz bir stratejik derinlik kazandırmıştı. Zengezur
Koridoru, tam da stratejik derinliği ortadan kaldırıyor. Bakû’den Ankara’ya
doğrudan kurulacak, Doğu’yu Batı’ya bağlayacak hat, ilk kez İran veya Rus
topraklarından geçmeden işleyecek.
Temmuz
2025 sonu itibarıyla Azerbaycan, ilk aşamada yıllık 15 milyon ton kargo
kapasitesi öngörüsüyle kendi bölümünü tamamlama yolunda ilerleme kaydetti.
Ermenistan’ın ABD’nin güzergahı yönetme teklifini reddetmesi, egemenlikle
alakalı gerilimleri görünür kıldı. İranlı yetkililerse söz konusu girişimi,
Tahran’ın güvenliğini baltalamak, Rusya ile Avrupa’ya erişimini engellemek için
ABD ve İsrail tarafından düzenlenen bir “jeopolitik plan” olarak görüp mahkûm
ettiler.
Enerji
Akışları ve Stratejik Yeniden Yapılandırma
Bu
koridor, enerji stratejisiyle yakından bağlantılı. Azerbaycan’ın özellikle
Avrupa’ya yaptığı doğalgaz ihracatı, Batı’nın Rus enerjisine olan bağımlılığını
azaltma çabaları bağlamında, önem kazandı. İran’ı baypas eden bir koridor
açılması suretiyle enerji açısından zengin Orta Asya ve Hazar Havzası’nın
Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına doğalgaz sağlaması mümkün hale gelebilir. Tahminler,
daha başta ulaşılacak yıllık 15 milyon tonluk kapasiteyle bu projenin Ukrayna
savaşı sonrası AB’nin
enerji kaynaklarını çeşitlendirmesine katkı sağlayacağını söylüyorlar.
Bu
durum, İran’ın İran-Türkmenistan-Türkiye hattı gibi büyük boru hattı
projelerinde veya bir zamanlar İran’ı merkezi bir düğüm noktası olarak tahayyül
eden Bir Kuşak Bir Yol girişimini önemsizleştiriyor. Tahran, böylelikle bir
varış noktası değil, bir tali yol haline geliyor.
İsrail’in
ve NATO’nun Nüfuz Alanı
Ekonomik
boyutunun ötesinde, Zengezur Koridoru, istihbari ve askeri faaliyet alanını
genişletme çabası için önemli bir kanal açıyor. Zaten İsrail’in stratejik
ortağı olan Azerbaycan, İran’ın kuzey sınırına yakın bölgelerde İsrail’in
kapsamlı insansız hava aracı operasyonlarına, gözetleme noktalarına ve askeri
altyapısına izin verdi. Azerbaycan’ın silahlarının yaklaşık yüzde 60-70’ini İsrail
sağlıyor. Bu bağlar, Bakû’nün saldırılara yardım ettiği iddia edilen 2025’teki
İsrail-İran savaşı sırasında daha da pekişti.
Azerbaycan’da
İsrail askeri danışmanlarının, ileri istihbarat üslerinin ve hatta acil durum
iniş bölgelerinin bulunduğu yönündeki haberler, Tahran’ı alarma geçirdi.
Koridor, gelecekte İran’ı yönelik, İsrail veya NATO üzerinden yürütülecek faaliyetlerde
lojistik ihtiyacının giderilmesi için bir tür kanal işlevi görebilir. Tahran
bunu, güvenliğini baltalamaya yönelik bir ABD-İsrail planı olarak görüyor.
2025’teki
savaşın ardından, Azerbaycan’ın İsrail operasyonlarına lojistik destek
sağladığı iddiaları ve İsrail'in Bakû’nün silah envanterinin yüzde 60-70’ini
sağlaması, Tahran’ın endişelerini artırdı, bu sebeple, koridoru siber ve
insansız hava aracı saldırıları da dâhil olmak üzere, gelecekte yüzleşeceği
hibrit tehditlerin yöneleceği hat olarak değerlendirdi.
Davud
Koridoru: Batı’nın İşgali
David
Koridoru Nedir?
Resmiyette
Zengezur kadar bilinmeyen Davud Koridoru, İsrail’i Ürdün, Suriye ve Kuzey Irak
üzerinden Irak Kürdistanı’na bağlama çabalarını ifade ediyor. Bu kara köprüsü,
İsrail’in kendisine düşman olan veya istikrarsızlığın hüküm sürdüğü arazileri
atlayarak, Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki Amerikalı müttefiklerine, askeri
üslerine ve istihbarat ağlarına ulaşmasını sağlıyor. Suriye’deki kaosun hüküm
sürdüğü, İsrail’in Şam’a yönelik saldırılar gerçekleştirdiği 2025 yılında,
perde gerisinde kurulan gizli ittifaklarla birlikte bu koridor iyiden iyiye
şekillendi.
Koridor,
sessizce geliştirildi, çünkü Suriye ve Irak’ta devletin egemenliği zayıfladı,
ülkeler parçalandı, ortada koridorun açılmasına mani olacak tek bir otorite
bile kalmadı. Birçok açıdan koridor, inşa edilmiş bir otoyoldan ziyade nüfuz
kurma kanalı.
Suriye’nin
yeni haritası: Rojava, İslam Emirliği, Alevi Azad Bölgesi ve Dürzi-İsrail
koridoru.
İsrail’in
Stratejik Menzili
ABD
ordusu, hem Ürdün’de hem de Irak’ta üsler bulunduruyor. İsrail, Davud Koridoru sayesinde
bu üslere kara yoluyla erişme imkânına sahip. Bu imkân, İran’la gelecekte
yaşanacak her türden çatışma ve savaşta kritik bir rol oynayacak. Söz konusu
koridor, hava koridorlarına bağımlı kalma ihtiyacı duymadan, birliklerin, füze
sistemlerinin ve elektronik savaş birimlerinin hızlı hareketine imkân
sağlayacak.
Irak’taki
askerini çekse de ABD, Ortadoğu genelinde 40.000-50.000 civarında askere sahip.
Ayrıca, Kürdistan’daki Harir üssünde halen daha asker bulunduruyor.
Amerika’nın
Irak Kürdistanı’nda bir üssü daha var. ABD ve İsrail istihbarat operasyonlarını
bu üsten yürütüyor. Üstelik burası, Bağdat’ın kontrol edemediği bir yer.
Levant’ın
İstikrarsızlaştırılması
Bu
koridorun hayata geçirilmesi, tek bir temel ilkeye bağlı: Suriye ve Irak’taki
devletlerin birlikte, kalıcı olarak zayıflatılması. Parçalanmış, mezhepçiliğin
güdümündeki veya savaşın harap ettiği bölgeler, güçlü kurumlara sahip
istikrarlı ulus devletlere kıyasla koridor inşasına daha elverişlidir.
Suriye’de
ABD ve müttefikleri, Heyet Tahrirü’ş-Şam (El Kaide bağlantılı Nusret Cephesi) gibi
silahlı örgütleri destekleyip azınlıkları manipüle ederek, içteki ayrışmaları
istismar etmeye, uzun zamana yayılacak istikrarsızlığın ateşine benzin taşımaya
devam ediyor. Irak’ta ise Erbil’in Bağdat veya Tahran yerine Washington ve Tel
Aviv ile ittifak kurması, ulusal otoriteyi daha da parçalıyor.
Bu
kasten merkezsiz kılınan coğrafyada, asgari devlet gözetiminin veya hesap
verecek/hesap soracak makamların bulunmaması, koridorun açılması için gerekli
koşulları yaratıyor.
2025
yılının ortalarına doğru, Şam ve Golan (Cevlan) Tepeleri’ndeki İsrail
saldırılarının bu yolu güvence altına almakla bağlantılı olduğu belirtilirken,
Ortadoğu genelinde 40.000-50.000 civarında olduğu tahmin edilen ABD güçleri,
Bağdat’ın geri çekilme çağrılarına rağmen, Irak Kürdistan’ındaki Harir üssündeki
konumunu muhafaza etti, bu üs üzerinden ortak operasyonların yürütülmesi için
gerekli zemini sundu. Bu durum, İsrail’in kontrollü istikrarsızlık yoluyla
Levant’ı yeniden şekillendirmeyi amaçlayan “gizli proje”si konusunda bölgede
gündeme gelen endişeleri daha da artırdı.
Ben
Gurion Kanalı: Kumun Altındaki Stratejik Yaşam Hattı
Davud
Koridoru denilen fikrin merkezinde, küresel deniz ticaretini yeniden
tanımlayabilecek ve Doğu ile Batı arasındaki güç dengesini değiştirebilecek çok
daha derin ve iddialı bir vizyon duruyor. Bu vizyon, gerçekleşmesi halinde,
Mısır’ın Süveyş Kanalı’na rakip olacak, yirmi birinci yüzyılda Amerikan ve
İsrail stratejisinin temel taşı haline gelecek “Ben Gurion Kanalı” isimli mega
projeyle ilgilidir.
Uzun
süre jeopolitik bir fantezi olarak görülen bu kavram, değişen küresel
ittifaklar, Bir Kuşak Bir Yol Girişimi ve Süveyş Kanalı’ndaki trafiğin sıkışması
ile ilgili sorunlar ardından, yeniden önem kazandı. Ben Gurion Kanalı’nın,
Necef Çölü’nü geçerek Akabe Körfezi’nden (Eilat) Akdeniz’e uzanması, Mısır’ı baypas
etmesi ve küresel taşımacılık için alternatif bir deniz yolu sağlaması
öngörülüyor. Ancak korunabilmesi, tedarik ağlarına açık hale gelebilmesi ve
jeopolitik açıdan uygulama imkânı bulabilmesi için Davud Koridoru’nun hem
güvenlik sahasında bir tür tampon işlevi görebilmesi hem de lojistik sahasında ana
omurgayı teşkil etmesi gerekiyor. 12 Günlük Savaş ve Gazze’nin yıkımından sonra
spekülasyonlar yoğunlaştı. Bazıları, yıkım faaliyetinin, kanalın parçalanmış
bölgelerden geçirilmesine dönük bir adım olarak değerlendiriyor.
Kanal
İşgal Altındaki Topraklardan Geçecek
Önerilen
Ben Gurion Kanalı güzergahı, tamamen İsrail kontrolündeki topraklar içinde yer
almakta olup, Akabe Körfezi’nden (Eilat) Necef Çölü üzerinden Akdeniz’e uzanıyor.
Kanal, komşu ülkeleri kesmese de uygulanabilirliği, Körfez’e ve ötesine kara
bağlantısı sağlayan Davud Koridoru adı verilen çevresel bir güvenlik ve
lojistik ağına bağlı. Bu durum, kanalı daha geniş bir bölgesel istikrarsızlığın
hüküm sürdüğü bağlama yerleştiriyor, dolaylı olarak onu Ürdün, Suriye ve Irak’taki
istikrarsız bölgelerle ilişkilendiriyor.
Böylesine
değerli bir projenin inşa edilebilmesi ve sürdürülebilmesi için, askeri bir
kalkana, yani Akdeniz’den Arap Yarımadası’na kadar Amerikan ve İsrail’in
erişimini garanti eden istikrarlı ve işbirlikçi bir koridora ihtiyaç var. Bu koridora
bugün Davud Koridoru deniliyor.
Bu
kara köprüsü olmadan, Ben Gurion Kanalı isyancılara, İran gibi bölgesel güçlere
veya Arap kamuoyunda gelecekte yaşanacak bir değişime karşı savunmasız, açık
bir hedef olarak kalacaktır. Koridor, yalnızca bölgesel erişimi değil, aynı
zamanda şu anda birbiriyle çekişen egemen yapılarla tanımlı bir bölgede
operasyonel hâkimiyeti de sağlamak zorunda.
Ekonomik
Kuşatma ve ABD-Çin Denklemi
Ben
Gurion Kanalı’nın stratejik değeri, bölgesel lojistikle sınırlı değil. Kanal, Çin’in
nüfuzunu küresel ticaret akışlarını yeniden dengeye kavuşturmak suretiyle
sınırlamayı amaçlayan daha kapsamlı bir projenin parçasıdır. Dünya ticaretinin
mevcut yapısı, Çin’in Güney Çin Denizi, Malakka Boğazı, Hint Okyanusu ve Süveyş
Kanalı üzerinden Doğu ve Batı arasında uzanan deniz taşımacılığı hattına hâkim
olmasına imkân sağlıyor.
Limanlar,
Gvadr’dan (Pakistan) Cibuti’ye, oradan Mısır’daki Süveyş Kanalı’na (büyük
yatırımlar yoluyla) uzanan hat boyunca Çin’in kontrolü ve etkisi altında olduğundan
ABD, denizcilik sahasında dezavantajlı konumda bulunuyor. Özellikle Davud
Koridoru ve Körfez İşbirliği Konseyi’nin desteklediği Ben Gurion Kanalı, ABD ve
İsrail’e Çin’in nüfuz sahası dışında, Amerika’dan yana askeri güçle güvence
altına alınmış yeni bir lojistik hattı temin edecek.
Aynı
zamanda bu hat, potansiyel bir ekonomik baskı aracı haline de geliyor.
Gelecekte ABD ve Çin arasında yaşanacak olası bir gerilimde, Washington, hassas
veya kritik sevkiyatları bu kanal üzerinden yönlendirerek, Mısır’ın, Türkiye’nin
hatta potansiyel olarak Avrupa’nın baskısından kurtulabilir.
Körfez
Bağlantısı: Ekonomik Motor ve
Güvenlik Ortağı Olarak Körfez İşbirliği Konseyi
Kanalın
sürdürülebilir olması için, doğu terminalinin ekonomik olarak dinamik, kaynak açısından
zengin, siyaset düzleminde işbirlikçi devletlerle, yani Körfez İşbirliği Konseyi
(KİK) ülkeleriyle bağlantı kurması şart. Bu nedenle, ABD ve İsrail’in Körfez
ülkelerini (İbrahim Anlaşmaları ve İbrahim Kalkanı gibi adımlarda görüldüğü
üzere) sadece diplomasi değil, lojistik ve askeriye düzleminde de yeni bir
koridora bağlamak için ortaya koyduğu çabalar giderek yoğunlaşıyor. 2025
yılında, savaş sonrası oluşan yeni ittifaklar ile birlikte İbrahim Anlaşmaları’nın
kapsamı genişletildi, bu da altyapı üzerinden kurulan bağları güçlendirdi.
İşte
bu noktada Davut Koridoru yeniden önem kazanıyor. Körfeze doğrudan kara
bağlantısı olmadan, her türden kanal, tecrit edilmiş bir projeye dönüşür.
Devlet otoritesinin zayıf veya parçalanmış olduğu bölgeler olarak Ürdün, Suriye
ve Batı Irak üzerinden geçen güzergâhlarda dizginlerin ele alınmasını
sağlayacak olan koridor, emtianın, enerjinin ve askeri güçlerin Akdeniz’den
Körfez’e ve Körfez’den Akdeniz’e sorunsuz bir şekilde sevk edilmesini
sağlayacak.
İsrail-Körfez
ülkeleri arasındaki ekonomik iş birliği, altyapı projelerinden istihbarat
paylaşımına ve siber savunmaya kadar birçok başlığı içeriyor. Kanal, bu
ortaklığı pekiştirerek, Körfez ülkelerine Mısır’ın kontrolüne alternatif bir
yol sunacak ve İsrail’i Körfez üzerinden Asya’ya açılan bir arka kapıya
kavuşturacak.
Kanal
Kalıcı İstikrarsızlık Yoluyla Koruma Sağlayacak
Tıpkı
ülkelerin parçalandığı gerçekliği temel alan Davud Koridoru gibi Ben Gurion
Kanalı projesi de birleşik, egemen bir Arap muhalefetinin yokluğuna ihtiyaç
duyuyor. Suriye güçlü olsa, bu türden bir projenin kendi varlığını tehdit
etmesine hiçbir şekilde izin vermezdi. Egemenliğini ve ABD üslerinden
bağımsızlığını yeniden kazanmış bir Irak, batı bölgelerinin militarizasyonuna
direnirdi. Tüm haklarına kavuşmuş bir Filistin devleti, İsrail’in kanalın geçiş
noktaları üzerindeki kontrolüne izin vermezdi.
Dolayısıyla,
Suriye ve Irak’ın uzun vadede istikrarsızlaşması, bir yan etki değil, bir önkoşul.
Devlet kurumlarını zayıflatmak, mezhepsel ve etnik bölünmeleri körüklemek,
yabancı güçlere ait nüfuz alanları meydana getirmek suretiyle koridor, kanalın
hayata geçmesini mümkün hale getirirken, kanal da koridoru zorunlu kılıyor.
Altyapı
sahasında emperyalizm, kendisini bu türden rafine biçimler dâhilinde teşhir
ediyor. Savaş, toprak ele geçirmek değil, düşman topraklarında koridora bağımlı
altyapıyı işler kılmak için yapılıyor.
Kanal
İran’ı Çevreliyor
Kanal,
Davud ve Zengezur koridorlarıyla birlikte, İran’ı çevreleyen bir hilâl meydana
getiriyor. Kuzeyde Azerbaycan ve İsrail askeri altyapısı, kıskaçın üst kanadını
oluşturuyor. Batıda Davud Koridoru, kara işgali veya isyan desteği için bir yol
açıyor. Güneyde ise ABD’nin Basra Körfezi’ndeki deniz üstünlüğü sürekliliğini muhafaza
ediyor. Şimdi de İran’ın nüfuz alanının hemen batısından geçen bir kanalla
birlikte, Tahran, tüm jeostratejik derinliğinin silinmesi riskiyle yüzleşiyor.
Tahran,
askeri açıdan zarar görmese bile, ticaret koridorlarında sahip olduğu ekonomik
önemi kaybedecek. Kanal faaliyete geçtiğinde, Doğu-Batı arasında uzanan deniz
taşımacılığı güzergahının büyük bir kısmında İran limanlarına veya İran’ın işbirliğine
artık ihtiyaç duyulmayacak, bu da İran’ı hem Çin’den hem de Avrupa’dan daha da kopartacak.
Küresel
Bir İşaret Olarak Kanal
Tamamlandığı
takdirde, Ben Gurion Kanalı, sadece gemilerin rotasını değiştirmekle kalmayacak,
jeopolitik dengeleri de değiştirecek. Kanal, Amerika’nın ve İsrail’in altyapı sahasındaki
üstünlüğünün coğrafyayı, egemen devletlere ait sınırları, hatta kamuoyu
muhalefetini alt edebileceği mesajını verecek.
Bu
durum, Ortadoğu’yu Arapların birliği perspektifinden de Müslüman dayanışması
ihtimalinden de uzaklaştıracak. Onu, Batı yanlısı aktörlerin kontrolündeki özel
bölgeler ve askerileştirilmiş koridorlardan oluşan parçalı bir haritaya evriltecek.
Daha
da önemlisi, bu hamleyle birlikte, Çin’in İpek Yolu stratejisinin kalbine hançer
saplanacak. ABD, yeni bir kıtalararası deniz ve kara yolunu güvence altına alıp
hâkimiyetini tesis ederse, şu an Pekin lehine olan güç dengesini kendi lehine
çevirebilir.
Gazze’nin
harap edildiği dönemde, 2025 yılına dair spekülasyonlar da arttı. Önerilen
55-77 milyar dolarlık kanal, Mısır’ın Süveyş Kanalı üzerindeki hâkimiyetine
karşı alınmış bir önlem, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru’nun (IMEC) bir
bileşeni olarak görülüyor. İlerletilmesi halinde, Doğu-Batı arasında gerçekleşen
deniz taşımacılığının yüzde 20’si bu kanal üzerinden yapılacak. Ama tabii bu da
İran’ın desteklediği örgütlerin yol açtığı zaafların azaltılmasına, bunun için
de Filistin, Suriye ve Irak’taki parçalılık halinin kalıcı kılınmasına bağlı.
Savaş
Öncesi Konumlanma Olarak Altyapı
Hem
Zengezur hem de Davud koridorları, iki amaca hizmet ediyor: ticari boru hatları
ve potansiyel askeri otoyollar. Mevcut kurgu, akla NATO’nun Fulda Geçidi veya
ABD’nin Trans-Sibirya savunma simülasyonları türünden, Soğuk Savaş dönemine ait
lojistik koridorlarını getiriyor. Bu koridorlar, düşman sahasında hızlı
müdahale, derinlemesine nüfuz ve sürekli işgal imkânı sunuyorlar. 12 Günlük
Savaş, bu gerçeğin altını çizdi. Azerbaycan’ın İsrail saldırılarını
kolaylaştırma konusunda oynadığı role dair raporlar, koridorların askeri
potansiyelini ortaya koydu.
Zengezur:
Kuzey Cephesinin Hazırlanması
İran
ile rakipleri, özellikle İsrail veya NATO arasında bir savaş çıkması durumunda,
Azerbaycan, muhtemelen kuzeydeki üs haline gelecek. Zengezur Koridoru, Türkiye
ve İsrail’den askeri personel, insansız hava araçları ve lojistik desteğin İran’ın
etnik ve askeri açıdan en hassas bölgelerinden biri olan İran Azerbaycanı’na
bitişik bölgelere hızla konuşlandırılmasını sağlayacak. İran’ın iddialarına
göre, 12 Günlük Savaş’tan sonra İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin derinleşmesi,
özellikle silah tedariki, bu tehdidi daha da artırdı.
Davud
Koridoru: Batı Kanadını Tehdit Ediyor
İran’ın
Kirmanşah ve Huzistan gibi batı eyaletleri, kritik altyapı ve nüfus
merkezlerine ev sahipliği yapıyor. Davud Koridoru, Irak’tan bu bölgelere askeri
sevkiyat için hat açıyor. Topyekûn savaşta, İsrail veya Amerikan güçleri, bu
koridoru İran’ın batı kanadını istikrarsızlaştırmak, aynı zamanda Kürt
ayrılıkçı güçlerini desteklemek için kullanabilir. Bu düzlemde ABD, insansız
hava aracı tehditleri nedeniyle Irak’taki Kürt bölgelerinde bulunan üslerini
güçlendirmek istiyor.
Aheste
İlerleyen Kuşatma İşlemi
Bu
koridorlar, ayrı ayrı iplikler değil, bir ilmek teşkil ediyorlar.
Genel
anlamda strateji, kademeli kuşatma doktrinini esas alıyormuş gibi görünüyor:
Kuzeyde
Azerbaycan, İsrail’in insansız hava araçları ve istihbarat amaçlı dinleme
merkezlerinin İran sınırına sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunduğu bir
ileri operasyon üssü görevi görüyor.
Batıda
Kürdistan, Batılı güçlerin Bağdat’ın onayına ihtiyaç duymadan özgürce faaliyet yürüttüğü,
kontrolsüz bölge işlevi görüyor.
Güneyde
ise ABD kuvvetleri, İran’ın denize erişim yollarını kuşatarak, Basra Körfezi’nde
konuşlanmaya devam ediyor.
Doğuda,
Afganistan’daki kaos, doğuya doğru genişlemeyi veya tam bölgesel entegrasyonu
engelliyor.
Bu
arada, Belucistan’dan İran Kürdistan’ına kadar İran’daki sınır bölgeleri, muhtemelen,
gelecekte koridor açma girişimleri veya isyancı sızmaları için İran’ın
çevresini zayıflatma mantığı uyarınca istikrarsızlaştırılıyor.
12
Günlük Savaş, sonuçları itibarıyla, bu kuşatma sürecinde önemli bir ilerlemenin
yaşanmasını sağladı: savunma hattı, İran’ın füze saldırıları ile teste tabi
tutuldu. Koridor açma girişimleri gene de devam etti. İsrail’in müttefik güçler
üzerinden hızlı ikmal sağlaması ise karayollarının savaş öncesi değerini ortaya
koydu. Analistler bunu, “altyapısal caydırıcılık” terimiyle izah ediyorlar. Bu fikre
göre, kara köprüleri üzerindeki kontrol, gelecekteki gerilimlerde operasyonların
sürdürülmesini mümkün kılacak.
Tahran’ın
Cevabı ve Büyük Dengeleme Çabası
İran,
bu gelişmelerin farkında. 2025 yılında Azerbaycan sınırında yapılan askeri
tatbikatlar, Ermenistan ile artan savunma iş birliği ve Tahran’ın Rusya ve Çin
ile yakınlaşmasını derinleştirme çabaları, karşı-çevreleme stratejisinin bir
parçası. Ortak gerçekleştirdiği son tatbikatlardan biri, Mayıs ayında
Azerbaycan ile yapılan Aras-2025 tatbikatı, diğeri, Nisan ayında Ermenistan ile
yapılan tatbikat. Bu anlamda İran, gerilimli coğrafyada karmaşık bir sınır
diplomasisi yürütüyor.
Kuzey-Güney
Taşımacılık Koridoru
İran,
Rusya ve Hindistan, İran ve Hazar Denizi üzerinden Hindistan’ı Rusya’ya
bağlamayı amaçlayan, birden fazla faaliyet alanıyla ilgili ticaret yolu olarak Yeni
Güney Ticaret Yolu’na destek vermeye devam ediyor. Hem ekonomik hem de
stratejik işlevler yerine getirmesi beklenen yolun etkisini yaptırımlar ve
bölgesel istikrarsızlık kırıyor. 2025 yılında yaşanan gelişmeler arasında,
Mayıs ayında Reşt-Astara demiryolu inşaatı bulunuyor. Bu süreçte İran ile Rusya
arasındaki ticaret hacmi 4 milyar doları aştı.
Doğuya
Yönelik Alternatifler
İran
ayrıca, Orta Asya ve Afganistan ile bağlarını güçlendirmeye, bir yandan da Pakistan
ve Orta Asya cumhuriyetleriyle kurduğu işbirliği üzerinden doğuda Çin’e uzanan koridorlar
açmaya çalışıyor. Ancak bunlar, Taliban’ın yol açtığı istikrarsızlıktan, ABD’nin
Pakistan üzerindeki baskısından ve Çin’in temkinli hareketinden epey
etkileniyor. 2025 yılında Çabahar-Zahedan hattı tamamlandı, bağlantıyı
güçlendirmek için Afganistan’a hat açıldı. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’yla
bağlantı yollarının inşaatı halen daha devam ediyor.
Savunma
Diplomasisi
İran,
askeri düzlemde şu cevapları verdi:
*
Kuzey sınırı boyunca füze bataryaları konuşlandırıyor.
*
Huzistan ve Kürdistan yakınlarında hava savunma tatbikatlarını artırıyor. Bu,
Ocak 2025’te Natanz savunmasını simüle eden ülke çapındaki tatbikatları ve 12
Günlük Savaş sonrasındaki hazırlıkların artırılmasını içeriyor.
Tahran,
her şeyi görüyor: Altyapı ve vekâlet savaşları yoluyla kuşatılan İran, sadece
caydırıcılık değil, potansiyel önleyici çatışma için de hazırlıklı olmalı.
Son
attığı adımlar dâhilinde İran, yaptırımları aşarak, Çin’i İran'a bağlayacak
yeni ticari demiryolunu Mayıs 2025’te faaliyete geçirdi. Caydırıcılıkla
diplomasi arasında denge tesis etti. Ocak 2025’te Natanz yakınlarında yapılan
hava savunma simülasyonları ise ülkenin çok cepheli tehditlere karşı daha fazla
hazırlıklı hale gelmesini sağlıyor.
Küresel
Bağlam: Koridorlar Savaş ve Dünya Savaşı İhtimali
Bu
gelişmeler, boşlukta gerçekleşmiyor. ABD-Çin rekabeti yoğunlaşırken, Rusya,
uzun süreli bir tecritle karşı karşıya kalırken, İran, ortaya çıkan çok kutuplu
dünya düzeninde kilit bir düğüm noktası haline geliyor. Ancak bu, aynı zamanda
onu bir hedef haline de getiriyor. 2025’te koridor savaşları, ABD-Çin
rekabetinde vekâlet savaşı alanı olarak tırmanırken, İran, 12 Günlük Savaş’ın
sonuçlarının hissedildiği, Pekin’in Tahran ile Tel Aviv arasında denge kurmak
için çabaladığı zeminde bir fay hattı olarak ortaya çıkıyor.
ABD-Çin
rekabetinin yoğunlaştığı Temmuz 2025’e gelindiğinde bu koridorlar, vekâlet
savaşları alanına dönüşüyorlar: Pekin’in Tahran ve Tel Aviv ile ilişkilerini
dengeleme konusundaki ihtiyatlı yaklaşımının, Washington’ın enerji bağımsızlığı
için yaptığı baskıyla çeliştiği koşullarda, İran, yeni oluşan bloklar dâhilinde
bir fay hattı olarak konumlanıyor.
Koridorları
Kontrol Eden, Geleceği Kontrol Eder
Bir
zamanlar İran’ı ana düğüm noktası olarak tahayyül etmiş olan Bir Kuşak Bir Yol
Girişimi, şimdi yeniden yapılandırılıyor. Çin’in İran’ın üzerinden atlayan Orta
Asya ve Kafkasya güzergahlarına yoğun yatırım yapması ve İsrail’in Bakû ve
Erbil ile bağlarının güçlenmesiyle Tahran’ın devre dışı kalma riski ortaya
çıkıyor. Yaptırımları aşmak için Mayıs 2025’te İran’a yeni bir ticari demiryolu
hattı açılmasına rağmen, Avrasya ticaretini başka yönlere kaydıracak olan Zengezur
ve Davud koridorları, daha fazla ayar yapılmasını zorunlu kılıyor.
Aynı
zamanda İsrail ve ABD, İran’ı sadece nükleer bir tehdit değil, Suriye,
Hizbullah ve Ensarullah’ı da içeren yeni Batı karşıtı bloğun kilit noktası
olarak görüyor. Ticaret yollarını kesmek ve birden fazla cephe açmak,
gelecekteki bölgesel bir savaş senaryosunda bir çevreleme doktrininin parçası
haline gelebilir.
12
Günlük Savaş’tan sonra bu bakış açısı, İran, Rusya-Çin ittifakının merkezi
unsuruymuş gibi görüldüğü için daha da güçlendi.
Koridorları
Bir Bir İnşa Eden Savaş
Zengezur
ve David koridorları, sadece otoyollar ve ticaret bölgeleriyle ilgili meseleler
değil. Bu koridorlar aynı zamanda strateji savaşının araçlarıdır. Küresel
güçler, bu koridorlar aracılığıyla Batı Asya haritasını yeniden şekillendiriyorlar.
Söz konusu koridorlar genişledikçe İran’ın manevra kabiliyeti azalıyor. 12 Günlük
Savaş, bu süreci hızlandırdı, altyapı temelli kuşatma hamlesinin önemini
artırdı. Artık kurşunların değil, asfaltın ve fiber optiklerin, tankların
değil, terminallerin ve boru hatlarının savaşına tanık oluyoruz.
Koridorlar
sağlamlaştıkça, Zengezur müzakerelerinin yeniden başlaması veya tek bir
ablukanın bile geniş çaplı çatışmayı tetikleyeceği Suriye’de tırmanan savaş, şiddetin
düğümlendiği noktalara ekleniyor. Ben Gurion Kanalı ekonomik nimetler vaat eden
bir proje ama istikrarsızlığın süreklileşmesi pahasına kendisine zemin
bulabiliyor.
Çatışmalar
yarın mı yoksa on yıl sonra mı başlayacak, bunun bir önemi yok. Savaş sahası
bugünden hazırlanıyor.
İbrahim Mecid
29 Temmuz 2025
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder