19 Ocak 2026

, ,

Zengezur Koridoru, Davud Koridoru, İran


Küresel jeopolitiğin istikrarsız ve hızla değişen satranç tahtasında, Batı Asya’nın stratejik düzenini, ilk bakışta ilişkisizmiş gibi görünen, iki altyapı projesi kadar derinden ve sessizce şekillendiren çok az gelişme var: Zengezur Koridoru ve David Koridoru.

İsrail ve İran arasında Haziran 2025’te yaşanan “12 Günlük Savaş”ın ardından bu koridorlar, çatışma sonrası İran’ı kuşatmaya yönelik adımlar kapsamında zorunlu hale geldiler. Ticaret ve ulaşım alanında ortaya konulmuş girişimler olarak ambalajlansalar da böylesi bir kılıfın ardına saklansalar da bu koridorlar, salt lojistik açısından önemli olan boru hatları olarak görülemezler. Bunlar, esasında jeopolitik cephe hatlarıdır.

Bu koridorlar üzerinden sadece emtianın ve gazın akış yönü değiştirilmiyor. 50 milyar dolarlık Avrasya ticaretinin yönünün değiştirmenin yanında bu koridorlar, İran İslam Cumhuriyeti’nin kademeli olarak tecrit edilmesi, kuşatılması ve potansiyel olarak istikrarsızlaştırılması amacını güdüyorlar.

Güney Kafkasya’dan Irak ve Levant’a uzanan koridorlar, ekonomik kanalları baypas eden eden yollar açarak, askeri üsler kurarak ve bölgesel ittifakları yeniden şekillendirerek, altyapı sahasında süren savaşın yeni bir silahı olarak iş görüyorlar. Uzun vadeli hedef gayet açık: Bu koridorlarla İran’ın nüfuzunu kısıtlamak, onun Doğu ile bağını kesmek, askeri çatışma ihtimali için elverişli koşullar yaratmak. İranlı yetkililer, Zengezur’u defalarca “ABD-İsrail’in kuzeyle bağlarını kopartma planı” olarak nitelendirdiler.

Haziran 2025’te İsrail ile İran arasında yaşanan “12 Günlük Savaş”ın ardından sağlanan kırılgan ateşkes de dâhil olmak üzere, son süreçte yaşanan tüm olaylar, bu koridorların rolünü daha da artırdı. Süreç, İran’ın 550’den fazla füze fırlatması ve İsrail’in nükleer tesislere yönelik saldırılarıyla birlikte, çatışma, bölgesel lojistikteki zaafları açığa çıkardı. ABD yaptırımlarının devam ettiği, NATO bünyesinde enerji merkezli ittifakların oluştuğu ortamda Tahran’ı daha da yalnızlaştıracak, mevcut hatları baypas edecek güzergahların açılması konusunda baskıların daha da yoğunlaştırılmasına neden oldu.

Altyapının Jeopolitik Önemi

Altyapı, artık tarafsız bir olgu değil. Yollar, boru hatları, demiryolları ve fiber optik kablolar, artık birer stratejik silah; güç gösterisi, rakipleri yalnızlaştırma ve geçiş noktalarına hâkim olma araçları.

On dokuzuncu yüzyılda imparatorlukların hikâyesini denizyolları, yirminci yüzyılda güç gösterisi tanımlıyorsa yirmi birinci yüzyılda nüfuz alanlarının oluşmasını sağlayan ana kanallar olarak kara koridorları öne çıkıyorlar.

12 Günlük Savaş, bu gerçeğin herkesçe görülmesini sağladı. Hızlı saldırılar, koridorlardaki kesintilere karşı savunmasız olan, önceden konumlandırılmış lojistiği temel alıyorlar. Bu yeni paradigma, Batı Asya’da ekonomik planlama ve askeri konumlanma meselelerinin giderek yakınlaştığı, birbiriyle bağlantılı hale geldiği koşullarda, daha da belirginlik kazanıyor.

Zengezur ve David koridorları, sadece ticaret yolları değil, jeopolitik mühendislik mekanizmaları olarak da iş görüyorlar. Başta İran olmak üzere, mevcut güç merkezlerini baypas ederek, zayıflatarak ve yeniden yapılandırarak, belirgin bir etki yaratıyorlar. NATO’nun enerjiyi çeşitlendirme çabaları üzerinden Zengezur, Hazar’daki kaynakları başka bir kanaldan taşıyacak yol olarak görülüyor.

Zengezur Koridoru: İran’ı Kuzeyden Koparma Girişimi

Doğu-Batı Arasında Karadan Uzanan Köprünün Yıkılması

Zengezur Koridoru, Azerbaycan’ı Ermenistan’ın Syunik eyaletine bağlayarak, Nahçıvan’ın dış bölgesine ve oradan da Türkiye’ye ulaştırmayı amaçlıyor. 2020’deki Dağlık Karabağ savaşının ardından müzakere edilen bu kara köprüsü, görünüşte bağlantı sağlamakla ilgili. Ancak stratejik açıdan çok daha fazlasını ifade ediyor: Koridor, İran’ın Doğu-Batı arasında uzanan önemli kara bağlantısını kesiyor.

Temmuz 2025 itibarıyla Azerbaycan, kendi bölümünü bitirmenin eşiğine gelirken, Ermenistan, İran’ın bunun Tahran’ı yalnızlaştırmak için kurgulanmış ABD-İsrail komplosu olduğu yönündeki uyarıları üzerinden, ABD’nin güzergahı yönetme teklifine karşı çıktı.

Tarihsel olarak, İran’ın coğrafi konumu, Orta Asya, Kafkaslar ve Levant arasında bir geçiş merkezi görevi görerek, ona eşsiz bir stratejik derinlik kazandırmıştı. Zengezur Koridoru, tam da stratejik derinliği ortadan kaldırıyor. Bakû’den Ankara’ya doğrudan kurulacak, Doğu’yu Batı’ya bağlayacak hat, ilk kez İran veya Rus topraklarından geçmeden işleyecek.

Temmuz 2025 sonu itibarıyla Azerbaycan, ilk aşamada yıllık 15 milyon ton kargo kapasitesi öngörüsüyle kendi bölümünü tamamlama yolunda ilerleme kaydetti. Ermenistan’ın ABD’nin güzergahı yönetme teklifini reddetmesi, egemenlikle alakalı gerilimleri görünür kıldı. İranlı yetkililerse söz konusu girişimi, Tahran’ın güvenliğini baltalamak, Rusya ile Avrupa’ya erişimini engellemek için ABD ve İsrail tarafından düzenlenen bir “jeopolitik plan” olarak görüp mahkûm ettiler.

Enerji Akışları ve Stratejik Yeniden Yapılandırma

Bu koridor, enerji stratejisiyle yakından bağlantılı. Azerbaycan’ın özellikle Avrupa’ya yaptığı doğalgaz ihracatı, Batı’nın Rus enerjisine olan bağımlılığını azaltma çabaları bağlamında, önem kazandı. İran’ı baypas eden bir koridor açılması suretiyle enerji açısından zengin Orta Asya ve Hazar Havzası’nın Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına doğalgaz sağlaması mümkün hale gelebilir. Tahminler, daha başta ulaşılacak yıllık 15 milyon tonluk kapasiteyle bu projenin Ukrayna savaşı sonrası AB’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirmesine katkı sağlayacağını söylüyorlar.

Bu durum, İran’ın İran-Türkmenistan-Türkiye hattı gibi büyük boru hattı projelerinde veya bir zamanlar İran’ı merkezi bir düğüm noktası olarak tahayyül eden Bir Kuşak Bir Yol girişimini önemsizleştiriyor. Tahran, böylelikle bir varış noktası değil, bir tali yol haline geliyor.

İsrail’in ve NATO’nun Nüfuz Alanı

Ekonomik boyutunun ötesinde, Zengezur Koridoru, istihbari ve askeri faaliyet alanını genişletme çabası için önemli bir kanal açıyor. Zaten İsrail’in stratejik ortağı olan Azerbaycan, İran’ın kuzey sınırına yakın bölgelerde İsrail’in kapsamlı insansız hava aracı operasyonlarına, gözetleme noktalarına ve askeri altyapısına izin verdi. Azerbaycan’ın silahlarının yaklaşık yüzde 60-70’ini İsrail sağlıyor. Bu bağlar, Bakû’nün saldırılara yardım ettiği iddia edilen 2025’teki İsrail-İran savaşı sırasında daha da pekişti.

Azerbaycan’da İsrail askeri danışmanlarının, ileri istihbarat üslerinin ve hatta acil durum iniş bölgelerinin bulunduğu yönündeki haberler, Tahran’ı alarma geçirdi. Koridor, gelecekte İran’ı yönelik, İsrail veya NATO üzerinden yürütülecek faaliyetlerde lojistik ihtiyacının giderilmesi için bir tür kanal işlevi görebilir. Tahran bunu, güvenliğini baltalamaya yönelik bir ABD-İsrail planı olarak görüyor.

2025’teki savaşın ardından, Azerbaycan’ın İsrail operasyonlarına lojistik destek sağladığı iddiaları ve İsrail'in Bakû’nün silah envanterinin yüzde 60-70’ini sağlaması, Tahran’ın endişelerini artırdı, bu sebeple, koridoru siber ve insansız hava aracı saldırıları da dâhil olmak üzere, gelecekte yüzleşeceği hibrit tehditlerin yöneleceği hat olarak değerlendirdi.

Davud Koridoru: Batı’nın İşgali

David Koridoru Nedir?

Resmiyette Zengezur kadar bilinmeyen Davud Koridoru, İsrail’i Ürdün, Suriye ve Kuzey Irak üzerinden Irak Kürdistanı’na bağlama çabalarını ifade ediyor. Bu kara köprüsü, İsrail’in kendisine düşman olan veya istikrarsızlığın hüküm sürdüğü arazileri atlayarak, Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki Amerikalı müttefiklerine, askeri üslerine ve istihbarat ağlarına ulaşmasını sağlıyor. Suriye’deki kaosun hüküm sürdüğü, İsrail’in Şam’a yönelik saldırılar gerçekleştirdiği 2025 yılında, perde gerisinde kurulan gizli ittifaklarla birlikte bu koridor iyiden iyiye şekillendi.

Koridor, sessizce geliştirildi, çünkü Suriye ve Irak’ta devletin egemenliği zayıfladı, ülkeler parçalandı, ortada koridorun açılmasına mani olacak tek bir otorite bile kalmadı. Birçok açıdan koridor, inşa edilmiş bir otoyoldan ziyade nüfuz kurma kanalı.

Suriye’nin yeni haritası: Rojava, İslam Emirliği, Alevi Azad Bölgesi ve Dürzi-İsrail koridoru.

İsrail’in Stratejik Menzili

ABD ordusu, hem Ürdün’de hem de Irak’ta üsler bulunduruyor. İsrail, Davud Koridoru sayesinde bu üslere kara yoluyla erişme imkânına sahip. Bu imkân, İran’la gelecekte yaşanacak her türden çatışma ve savaşta kritik bir rol oynayacak. Söz konusu koridor, hava koridorlarına bağımlı kalma ihtiyacı duymadan, birliklerin, füze sistemlerinin ve elektronik savaş birimlerinin hızlı hareketine imkân sağlayacak.

Irak’taki askerini çekse de ABD, Ortadoğu genelinde 40.000-50.000 civarında askere sahip. Ayrıca, Kürdistan’daki Harir üssünde halen daha asker bulunduruyor.

Amerika’nın Irak Kürdistanı’nda bir üssü daha var. ABD ve İsrail istihbarat operasyonlarını bu üsten yürütüyor. Üstelik burası, Bağdat’ın kontrol edemediği bir yer.

Levant’ın İstikrarsızlaştırılması

Bu koridorun hayata geçirilmesi, tek bir temel ilkeye bağlı: Suriye ve Irak’taki devletlerin birlikte, kalıcı olarak zayıflatılması. Parçalanmış, mezhepçiliğin güdümündeki veya savaşın harap ettiği bölgeler, güçlü kurumlara sahip istikrarlı ulus devletlere kıyasla koridor inşasına daha elverişlidir.

Suriye’de ABD ve müttefikleri, Heyet Tahrirü’ş-Şam (El Kaide bağlantılı Nusret Cephesi) gibi silahlı örgütleri destekleyip azınlıkları manipüle ederek, içteki ayrışmaları istismar etmeye, uzun zamana yayılacak istikrarsızlığın ateşine benzin taşımaya devam ediyor. Irak’ta ise Erbil’in Bağdat veya Tahran yerine Washington ve Tel Aviv ile ittifak kurması, ulusal otoriteyi daha da parçalıyor.

Bu kasten merkezsiz kılınan coğrafyada, asgari devlet gözetiminin veya hesap verecek/hesap soracak makamların bulunmaması, koridorun açılması için gerekli koşulları yaratıyor.

2025 yılının ortalarına doğru, Şam ve Golan (Cevlan) Tepeleri’ndeki İsrail saldırılarının bu yolu güvence altına almakla bağlantılı olduğu belirtilirken, Ortadoğu genelinde 40.000-50.000 civarında olduğu tahmin edilen ABD güçleri, Bağdat’ın geri çekilme çağrılarına rağmen, Irak Kürdistan’ındaki Harir üssündeki konumunu muhafaza etti, bu üs üzerinden ortak operasyonların yürütülmesi için gerekli zemini sundu. Bu durum, İsrail’in kontrollü istikrarsızlık yoluyla Levant’ı yeniden şekillendirmeyi amaçlayan “gizli proje”si konusunda bölgede gündeme gelen endişeleri daha da artırdı.

Ben Gurion Kanalı: Kumun Altındaki Stratejik Yaşam Hattı

Davud Koridoru denilen fikrin merkezinde, küresel deniz ticaretini yeniden tanımlayabilecek ve Doğu ile Batı arasındaki güç dengesini değiştirebilecek çok daha derin ve iddialı bir vizyon duruyor. Bu vizyon, gerçekleşmesi halinde, Mısır’ın Süveyş Kanalı’na rakip olacak, yirmi birinci yüzyılda Amerikan ve İsrail stratejisinin temel taşı haline gelecek “Ben Gurion Kanalı” isimli mega projeyle ilgilidir.

Uzun süre jeopolitik bir fantezi olarak görülen bu kavram, değişen küresel ittifaklar, Bir Kuşak Bir Yol Girişimi ve Süveyş Kanalı’ndaki trafiğin sıkışması ile ilgili sorunlar ardından, yeniden önem kazandı. Ben Gurion Kanalı’nın, Necef Çölü’nü geçerek Akabe Körfezi’nden (Eilat) Akdeniz’e uzanması, Mısır’ı baypas etmesi ve küresel taşımacılık için alternatif bir deniz yolu sağlaması öngörülüyor. Ancak korunabilmesi, tedarik ağlarına açık hale gelebilmesi ve jeopolitik açıdan uygulama imkânı bulabilmesi için Davud Koridoru’nun hem güvenlik sahasında bir tür tampon işlevi görebilmesi hem de lojistik sahasında ana omurgayı teşkil etmesi gerekiyor. 12 Günlük Savaş ve Gazze’nin yıkımından sonra spekülasyonlar yoğunlaştı. Bazıları, yıkım faaliyetinin, kanalın parçalanmış bölgelerden geçirilmesine dönük bir adım olarak değerlendiriyor.

Kanal İşgal Altındaki Topraklardan Geçecek

Önerilen Ben Gurion Kanalı güzergahı, tamamen İsrail kontrolündeki topraklar içinde yer almakta olup, Akabe Körfezi’nden (Eilat) Necef Çölü üzerinden Akdeniz’e uzanıyor. Kanal, komşu ülkeleri kesmese de uygulanabilirliği, Körfez’e ve ötesine kara bağlantısı sağlayan Davud Koridoru adı verilen çevresel bir güvenlik ve lojistik ağına bağlı. Bu durum, kanalı daha geniş bir bölgesel istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bağlama yerleştiriyor, dolaylı olarak onu Ürdün, Suriye ve Irak’taki istikrarsız bölgelerle ilişkilendiriyor.

Böylesine değerli bir projenin inşa edilebilmesi ve sürdürülebilmesi için, askeri bir kalkana, yani Akdeniz’den Arap Yarımadası’na kadar Amerikan ve İsrail’in erişimini garanti eden istikrarlı ve işbirlikçi bir koridora ihtiyaç var. Bu koridora bugün Davud Koridoru deniliyor.

Bu kara köprüsü olmadan, Ben Gurion Kanalı isyancılara, İran gibi bölgesel güçlere veya Arap kamuoyunda gelecekte yaşanacak bir değişime karşı savunmasız, açık bir hedef olarak kalacaktır. Koridor, yalnızca bölgesel erişimi değil, aynı zamanda şu anda birbiriyle çekişen egemen yapılarla tanımlı bir bölgede operasyonel hâkimiyeti de sağlamak zorunda.

Ekonomik Kuşatma ve ABD-Çin Denklemi

Ben Gurion Kanalı’nın stratejik değeri, bölgesel lojistikle sınırlı değil. Kanal, Çin’in nüfuzunu küresel ticaret akışlarını yeniden dengeye kavuşturmak suretiyle sınırlamayı amaçlayan daha kapsamlı bir projenin parçasıdır. Dünya ticaretinin mevcut yapısı, Çin’in Güney Çin Denizi, Malakka Boğazı, Hint Okyanusu ve Süveyş Kanalı üzerinden Doğu ve Batı arasında uzanan deniz taşımacılığı hattına hâkim olmasına imkân sağlıyor.

Limanlar, Gvadr’dan (Pakistan) Cibuti’ye, oradan Mısır’daki Süveyş Kanalı’na (büyük yatırımlar yoluyla) uzanan hat boyunca Çin’in kontrolü ve etkisi altında olduğundan ABD, denizcilik sahasında dezavantajlı konumda bulunuyor. Özellikle Davud Koridoru ve Körfez İşbirliği Konseyi’nin desteklediği Ben Gurion Kanalı, ABD ve İsrail’e Çin’in nüfuz sahası dışında, Amerika’dan yana askeri güçle güvence altına alınmış yeni bir lojistik hattı temin edecek.

Aynı zamanda bu hat, potansiyel bir ekonomik baskı aracı haline de geliyor. Gelecekte ABD ve Çin arasında yaşanacak olası bir gerilimde, Washington, hassas veya kritik sevkiyatları bu kanal üzerinden yönlendirerek, Mısır’ın, Türkiye’nin hatta potansiyel olarak Avrupa’nın baskısından kurtulabilir.

Körfez Bağlantısı: Ekonomik Motor ve
Güvenlik Ortağı Olarak Körfez İşbirliği Konseyi

Kanalın sürdürülebilir olması için, doğu terminalinin ekonomik olarak dinamik, kaynak açısından zengin, siyaset düzleminde işbirlikçi devletlerle, yani Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleriyle bağlantı kurması şart. Bu nedenle, ABD ve İsrail’in Körfez ülkelerini (İbrahim Anlaşmaları ve İbrahim Kalkanı gibi adımlarda görüldüğü üzere) sadece diplomasi değil, lojistik ve askeriye düzleminde de yeni bir koridora bağlamak için ortaya koyduğu çabalar giderek yoğunlaşıyor. 2025 yılında, savaş sonrası oluşan yeni ittifaklar ile birlikte İbrahim Anlaşmaları’nın kapsamı genişletildi, bu da altyapı üzerinden kurulan bağları güçlendirdi.

İşte bu noktada Davut Koridoru yeniden önem kazanıyor. Körfeze doğrudan kara bağlantısı olmadan, her türden kanal, tecrit edilmiş bir projeye dönüşür. Devlet otoritesinin zayıf veya parçalanmış olduğu bölgeler olarak Ürdün, Suriye ve Batı Irak üzerinden geçen güzergâhlarda dizginlerin ele alınmasını sağlayacak olan koridor, emtianın, enerjinin ve askeri güçlerin Akdeniz’den Körfez’e ve Körfez’den Akdeniz’e sorunsuz bir şekilde sevk edilmesini sağlayacak.

İsrail-Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik iş birliği, altyapı projelerinden istihbarat paylaşımına ve siber savunmaya kadar birçok başlığı içeriyor. Kanal, bu ortaklığı pekiştirerek, Körfez ülkelerine Mısır’ın kontrolüne alternatif bir yol sunacak ve İsrail’i Körfez üzerinden Asya’ya açılan bir arka kapıya kavuşturacak.

Kanal Kalıcı İstikrarsızlık Yoluyla Koruma Sağlayacak

Tıpkı ülkelerin parçalandığı gerçekliği temel alan Davud Koridoru gibi Ben Gurion Kanalı projesi de birleşik, egemen bir Arap muhalefetinin yokluğuna ihtiyaç duyuyor. Suriye güçlü olsa, bu türden bir projenin kendi varlığını tehdit etmesine hiçbir şekilde izin vermezdi. Egemenliğini ve ABD üslerinden bağımsızlığını yeniden kazanmış bir Irak, batı bölgelerinin militarizasyonuna direnirdi. Tüm haklarına kavuşmuş bir Filistin devleti, İsrail’in kanalın geçiş noktaları üzerindeki kontrolüne izin vermezdi.

Dolayısıyla, Suriye ve Irak’ın uzun vadede istikrarsızlaşması, bir yan etki değil, bir önkoşul. Devlet kurumlarını zayıflatmak, mezhepsel ve etnik bölünmeleri körüklemek, yabancı güçlere ait nüfuz alanları meydana getirmek suretiyle koridor, kanalın hayata geçmesini mümkün hale getirirken, kanal da koridoru zorunlu kılıyor.

Altyapı sahasında emperyalizm, kendisini bu türden rafine biçimler dâhilinde teşhir ediyor. Savaş, toprak ele geçirmek değil, düşman topraklarında koridora bağımlı altyapıyı işler kılmak için yapılıyor.

Kanal İran’ı Çevreliyor

Kanal, Davud ve Zengezur koridorlarıyla birlikte, İran’ı çevreleyen bir hilâl meydana getiriyor. Kuzeyde Azerbaycan ve İsrail askeri altyapısı, kıskaçın üst kanadını oluşturuyor. Batıda Davud Koridoru, kara işgali veya isyan desteği için bir yol açıyor. Güneyde ise ABD’nin Basra Körfezi’ndeki deniz üstünlüğü sürekliliğini muhafaza ediyor. Şimdi de İran’ın nüfuz alanının hemen batısından geçen bir kanalla birlikte, Tahran, tüm jeostratejik derinliğinin silinmesi riskiyle yüzleşiyor.

Tahran, askeri açıdan zarar görmese bile, ticaret koridorlarında sahip olduğu ekonomik önemi kaybedecek. Kanal faaliyete geçtiğinde, Doğu-Batı arasında uzanan deniz taşımacılığı güzergahının büyük bir kısmında İran limanlarına veya İran’ın işbirliğine artık ihtiyaç duyulmayacak, bu da İran’ı hem Çin’den hem de Avrupa’dan daha da kopartacak.

Küresel Bir İşaret Olarak Kanal

Tamamlandığı takdirde, Ben Gurion Kanalı, sadece gemilerin rotasını değiştirmekle kalmayacak, jeopolitik dengeleri de değiştirecek. Kanal, Amerika’nın ve İsrail’in altyapı sahasındaki üstünlüğünün coğrafyayı, egemen devletlere ait sınırları, hatta kamuoyu muhalefetini alt edebileceği mesajını verecek.

Bu durum, Ortadoğu’yu Arapların birliği perspektifinden de Müslüman dayanışması ihtimalinden de uzaklaştıracak. Onu, Batı yanlısı aktörlerin kontrolündeki özel bölgeler ve askerileştirilmiş koridorlardan oluşan parçalı bir haritaya evriltecek.

Daha da önemlisi, bu hamleyle birlikte, Çin’in İpek Yolu stratejisinin kalbine hançer saplanacak. ABD, yeni bir kıtalararası deniz ve kara yolunu güvence altına alıp hâkimiyetini tesis ederse, şu an Pekin lehine olan güç dengesini kendi lehine çevirebilir.

Gazze’nin harap edildiği dönemde, 2025 yılına dair spekülasyonlar da arttı. Önerilen 55-77 milyar dolarlık kanal, Mısır’ın Süveyş Kanalı üzerindeki hâkimiyetine karşı alınmış bir önlem, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru’nun (IMEC) bir bileşeni olarak görülüyor. İlerletilmesi halinde, Doğu-Batı arasında gerçekleşen deniz taşımacılığının yüzde 20’si bu kanal üzerinden yapılacak. Ama tabii bu da İran’ın desteklediği örgütlerin yol açtığı zaafların azaltılmasına, bunun için de Filistin, Suriye ve Irak’taki parçalılık halinin kalıcı kılınmasına bağlı.

Savaş Öncesi Konumlanma Olarak Altyapı

Hem Zengezur hem de Davud koridorları, iki amaca hizmet ediyor: ticari boru hatları ve potansiyel askeri otoyollar. Mevcut kurgu, akla NATO’nun Fulda Geçidi veya ABD’nin Trans-Sibirya savunma simülasyonları türünden, Soğuk Savaş dönemine ait lojistik koridorlarını getiriyor. Bu koridorlar, düşman sahasında hızlı müdahale, derinlemesine nüfuz ve sürekli işgal imkânı sunuyorlar. 12 Günlük Savaş, bu gerçeğin altını çizdi. Azerbaycan’ın İsrail saldırılarını kolaylaştırma konusunda oynadığı role dair raporlar, koridorların askeri potansiyelini ortaya koydu.

Zengezur: Kuzey Cephesinin Hazırlanması

İran ile rakipleri, özellikle İsrail veya NATO arasında bir savaş çıkması durumunda, Azerbaycan, muhtemelen kuzeydeki üs haline gelecek. Zengezur Koridoru, Türkiye ve İsrail’den askeri personel, insansız hava araçları ve lojistik desteğin İran’ın etnik ve askeri açıdan en hassas bölgelerinden biri olan İran Azerbaycanı’na bitişik bölgelere hızla konuşlandırılmasını sağlayacak. İran’ın iddialarına göre, 12 Günlük Savaş’tan sonra İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin derinleşmesi, özellikle silah tedariki, bu tehdidi daha da artırdı.

Davud Koridoru: Batı Kanadını Tehdit Ediyor

İran’ın Kirmanşah ve Huzistan gibi batı eyaletleri, kritik altyapı ve nüfus merkezlerine ev sahipliği yapıyor. Davud Koridoru, Irak’tan bu bölgelere askeri sevkiyat için hat açıyor. Topyekûn savaşta, İsrail veya Amerikan güçleri, bu koridoru İran’ın batı kanadını istikrarsızlaştırmak, aynı zamanda Kürt ayrılıkçı güçlerini desteklemek için kullanabilir. Bu düzlemde ABD, insansız hava aracı tehditleri nedeniyle Irak’taki Kürt bölgelerinde bulunan üslerini güçlendirmek istiyor.

Aheste İlerleyen Kuşatma İşlemi

Bu koridorlar, ayrı ayrı iplikler değil, bir ilmek teşkil ediyorlar.

Genel anlamda strateji, kademeli kuşatma doktrinini esas alıyormuş gibi görünüyor:

Kuzeyde Azerbaycan, İsrail’in insansız hava araçları ve istihbarat amaçlı dinleme merkezlerinin İran sınırına sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunduğu bir ileri operasyon üssü görevi görüyor.

Batıda Kürdistan, Batılı güçlerin Bağdat’ın onayına ihtiyaç duymadan özgürce faaliyet yürüttüğü, kontrolsüz bölge işlevi görüyor.

Güneyde ise ABD kuvvetleri, İran’ın denize erişim yollarını kuşatarak, Basra Körfezi’nde konuşlanmaya devam ediyor.

Doğuda, Afganistan’daki kaos, doğuya doğru genişlemeyi veya tam bölgesel entegrasyonu engelliyor.

Bu arada, Belucistan’dan İran Kürdistan’ına kadar İran’daki sınır bölgeleri, muhtemelen, gelecekte koridor açma girişimleri veya isyancı sızmaları için İran’ın çevresini zayıflatma mantığı uyarınca istikrarsızlaştırılıyor.

12 Günlük Savaş, sonuçları itibarıyla, bu kuşatma sürecinde önemli bir ilerlemenin yaşanmasını sağladı: savunma hattı, İran’ın füze saldırıları ile teste tabi tutuldu. Koridor açma girişimleri gene de devam etti. İsrail’in müttefik güçler üzerinden hızlı ikmal sağlaması ise karayollarının savaş öncesi değerini ortaya koydu. Analistler bunu, “altyapısal caydırıcılık” terimiyle izah ediyorlar. Bu fikre göre, kara köprüleri üzerindeki kontrol, gelecekteki gerilimlerde operasyonların sürdürülmesini mümkün kılacak.

Tahran’ın Cevabı ve Büyük Dengeleme Çabası

İran, bu gelişmelerin farkında. 2025 yılında Azerbaycan sınırında yapılan askeri tatbikatlar, Ermenistan ile artan savunma iş birliği ve Tahran’ın Rusya ve Çin ile yakınlaşmasını derinleştirme çabaları, karşı-çevreleme stratejisinin bir parçası. Ortak gerçekleştirdiği son tatbikatlardan biri, Mayıs ayında Azerbaycan ile yapılan Aras-2025 tatbikatı, diğeri, Nisan ayında Ermenistan ile yapılan tatbikat. Bu anlamda İran, gerilimli coğrafyada karmaşık bir sınır diplomasisi yürütüyor.

Kuzey-Güney Taşımacılık Koridoru

İran, Rusya ve Hindistan, İran ve Hazar Denizi üzerinden Hindistan’ı Rusya’ya bağlamayı amaçlayan, birden fazla faaliyet alanıyla ilgili ticaret yolu olarak Yeni Güney Ticaret Yolu’na destek vermeye devam ediyor. Hem ekonomik hem de stratejik işlevler yerine getirmesi beklenen yolun etkisini yaptırımlar ve bölgesel istikrarsızlık kırıyor. 2025 yılında yaşanan gelişmeler arasında, Mayıs ayında Reşt-Astara demiryolu inşaatı bulunuyor. Bu süreçte İran ile Rusya arasındaki ticaret hacmi 4 milyar doları aştı.

Doğuya Yönelik Alternatifler

İran ayrıca, Orta Asya ve Afganistan ile bağlarını güçlendirmeye, bir yandan da Pakistan ve Orta Asya cumhuriyetleriyle kurduğu işbirliği üzerinden doğuda Çin’e uzanan koridorlar açmaya çalışıyor. Ancak bunlar, Taliban’ın yol açtığı istikrarsızlıktan, ABD’nin Pakistan üzerindeki baskısından ve Çin’in temkinli hareketinden epey etkileniyor. 2025 yılında Çabahar-Zahedan hattı tamamlandı, bağlantıyı güçlendirmek için Afganistan’a hat açıldı. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’yla bağlantı yollarının inşaatı halen daha devam ediyor.

Savunma Diplomasisi

İran, askeri düzlemde şu cevapları verdi:

* Kuzey sınırı boyunca füze bataryaları konuşlandırıyor.

* Huzistan ve Kürdistan yakınlarında hava savunma tatbikatlarını artırıyor. Bu, Ocak 2025’te Natanz savunmasını simüle eden ülke çapındaki tatbikatları ve 12 Günlük Savaş sonrasındaki hazırlıkların artırılmasını içeriyor.

Tahran, her şeyi görüyor: Altyapı ve vekâlet savaşları yoluyla kuşatılan İran, sadece caydırıcılık değil, potansiyel önleyici çatışma için de hazırlıklı olmalı.

Son attığı adımlar dâhilinde İran, yaptırımları aşarak, Çin’i İran'a bağlayacak yeni ticari demiryolunu Mayıs 2025’te faaliyete geçirdi. Caydırıcılıkla diplomasi arasında denge tesis etti. Ocak 2025’te Natanz yakınlarında yapılan hava savunma simülasyonları ise ülkenin çok cepheli tehditlere karşı daha fazla hazırlıklı hale gelmesini sağlıyor.

Küresel Bağlam: Koridorlar Savaş ve Dünya Savaşı İhtimali

Bu gelişmeler, boşlukta gerçekleşmiyor. ABD-Çin rekabeti yoğunlaşırken, Rusya, uzun süreli bir tecritle karşı karşıya kalırken, İran, ortaya çıkan çok kutuplu dünya düzeninde kilit bir düğüm noktası haline geliyor. Ancak bu, aynı zamanda onu bir hedef haline de getiriyor. 2025’te koridor savaşları, ABD-Çin rekabetinde vekâlet savaşı alanı olarak tırmanırken, İran, 12 Günlük Savaş’ın sonuçlarının hissedildiği, Pekin’in Tahran ile Tel Aviv arasında denge kurmak için çabaladığı zeminde bir fay hattı olarak ortaya çıkıyor.

ABD-Çin rekabetinin yoğunlaştığı Temmuz 2025’e gelindiğinde bu koridorlar, vekâlet savaşları alanına dönüşüyorlar: Pekin’in Tahran ve Tel Aviv ile ilişkilerini dengeleme konusundaki ihtiyatlı yaklaşımının, Washington’ın enerji bağımsızlığı için yaptığı baskıyla çeliştiği koşullarda, İran, yeni oluşan bloklar dâhilinde bir fay hattı olarak konumlanıyor.

Koridorları Kontrol Eden, Geleceği Kontrol Eder

Bir zamanlar İran’ı ana düğüm noktası olarak tahayyül etmiş olan Bir Kuşak Bir Yol Girişimi, şimdi yeniden yapılandırılıyor. Çin’in İran’ın üzerinden atlayan Orta Asya ve Kafkasya güzergahlarına yoğun yatırım yapması ve İsrail’in Bakû ve Erbil ile bağlarının güçlenmesiyle Tahran’ın devre dışı kalma riski ortaya çıkıyor. Yaptırımları aşmak için Mayıs 2025’te İran’a yeni bir ticari demiryolu hattı açılmasına rağmen, Avrasya ticaretini başka yönlere kaydıracak olan Zengezur ve Davud koridorları, daha fazla ayar yapılmasını zorunlu kılıyor.

Aynı zamanda İsrail ve ABD, İran’ı sadece nükleer bir tehdit değil, Suriye, Hizbullah ve Ensarullah’ı da içeren yeni Batı karşıtı bloğun kilit noktası olarak görüyor. Ticaret yollarını kesmek ve birden fazla cephe açmak, gelecekteki bölgesel bir savaş senaryosunda bir çevreleme doktrininin parçası haline gelebilir.

12 Günlük Savaş’tan sonra bu bakış açısı, İran, Rusya-Çin ittifakının merkezi unsuruymuş gibi görüldüğü için daha da güçlendi.

Koridorları Bir Bir İnşa Eden Savaş

Zengezur ve David koridorları, sadece otoyollar ve ticaret bölgeleriyle ilgili meseleler değil. Bu koridorlar aynı zamanda strateji savaşının araçlarıdır. Küresel güçler, bu koridorlar aracılığıyla Batı Asya haritasını yeniden şekillendiriyorlar. Söz konusu koridorlar genişledikçe İran’ın manevra kabiliyeti azalıyor. 12 Günlük Savaş, bu süreci hızlandırdı, altyapı temelli kuşatma hamlesinin önemini artırdı. Artık kurşunların değil, asfaltın ve fiber optiklerin, tankların değil, terminallerin ve boru hatlarının savaşına tanık oluyoruz.

Koridorlar sağlamlaştıkça, Zengezur müzakerelerinin yeniden başlaması veya tek bir ablukanın bile geniş çaplı çatışmayı tetikleyeceği Suriye’de tırmanan savaş, şiddetin düğümlendiği noktalara ekleniyor. Ben Gurion Kanalı ekonomik nimetler vaat eden bir proje ama istikrarsızlığın süreklileşmesi pahasına kendisine zemin bulabiliyor.

Çatışmalar yarın mı yoksa on yıl sonra mı başlayacak, bunun bir önemi yok. Savaş sahası bugünden hazırlanıyor.

İbrahim Mecid
29 Temmuz 2025
Kaynak

0 Yorum: