16 Ocak 2026

, ,

İran’da Rejim Değişikliğine Alkış Tutan Solculara ve Anarşistlere

İmparatorluk, silahlarını ve askerlerini konuşlandırmaya devam ederken, onun hedefindeki hükümetlerin yıkılışına alkış tutan “solcular” ve “anarşistler”den daha onursuz bir şey var mı?

Biri, “ben, ABD Dışişleri Bakanlığı ile aynı gündemleri destekleyerek sisteme karşı geliyorum” diyebiliyor. Bir anarşist çıkmış, “Trump’ın danışmanı John Bolton’ın bizzat yürüttüğü savaş propagandasına ait söylemleri papağan gibi yineliyorum, bir yandan da punk rock yapıyorum” diye övünüyor. Sosyalist eksik kalır mı, o da “gelmiş geçmiş en güçlü imparatorluğun dış politika hedeflerine destek sunarak iktidarla mücadele ediyorum” diye bağırıyor.

Bu sözler ve sahipleri utanmıyor, onlardan utanmaksa bize düşüyor.

Ciddi bir siyasi görüşe sahip olmak istiyorsanız, dünyayı “istibdat kötüdür”den başka bir şeyler diyen, meseleleri çok katmanlı olgular olarak ele alan bir idrakiniz olmalı. Çünkü biz Batılıları yeryüzündeki en zalim güç yönetiyor. Bu güç; İran, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Küba gibi küresel güç şemsiyesine katılmaya başarıyla direnen az sayıdaki devleti durmaksızın hedef alıyor. Bu devletler, emperyalist operasyonları ve sızmaları engellemek için kontrolü ele geçirmekten çekinmeyen güçlü hükümetlere sahip olmaları sayesinde emperyalist yapıya başarıyla direnebildiler.

Bu demek değil ki söz konusu hükümetler harika ve kusursuz. Burada sadece bir devletin imparatorluğun darbelerine, başlattığı vekâlet savaşlarına, renkli devrimlere ve dışarıdan nüfuz etme amaçlı operasyonlara direnmeyle ilgili vasıflarına vurgu yapılıyor. Eğer devlet iktidarına ait dinamiklerle ilgili tek analiziniz “istibdat kötüdür” ise, doğal olarak kendinizi henüz birleşmemiş devletlerin karşısında, (kabul etseniz de etmeseniz de) dünyanın en müstebit rejimi olan ABD merkezli Batı imparatorluğunun yanında bulursunuz.

Yirmi birinci yüzyıl, dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanı katleden, sivilleri ölümcül açlık yaptırımlarıyla hedef alan, darbeler düzenleyen, vekâlet savaşları başlatan ve gezegeni yüzlerce askeri üsle kuşatan başka bir güce tanıklık etmedi. Bunların altında sadece ABD imparatorluğunun imzası var. Tüm gezegeni acımasız bir kaba kuvvetle domine etmek, olabilecek en zalimce şey. Eğer bu doğru değilse, hiçbir şey doğru değildir.

Ciddi bir siyasi dünya görüşüne sahip olmak istiyorsanız, bu konuda gerçekçi olmalısınız. Batı imparatorluğunun merkezinde yaşıyorsanız ve bu imparatorluk, şu anda o hükümeti devirmek için çalışıyorsa, “Otoriter bir hükümetin yıkılışı her daim olumlu bir gelişmedir” diyemezsiniz.

İmparatorluk, ne kadar güç emerse o kadar büyük ve kudretli hale gelir. Onun hedef aldığı hükümetin yıkılmasını istemek, ABD imparatorluğu için daha fazla güç istemektir.

Kendinize yalan söyleyip İran’ın ABD imparatorluğunun kontrolüne girmesini istemediğinizi, sadece halkının özgür ve demokratik bir ülkede yaşamasını istediğinizi söyleyebilirsiniz. Ama ikimiz de bunun olmayacağını biliyoruz. İran hükümeti yıkıldığı vakit iktidar boşluğu oluşacak, bu boşluğu, kontrolü ele geçirebilen herhangi bir fraksiyon dolduracak; en güçlü fraksiyon ise ABD ve müttefikleri tarafından desteklenen fraksiyon olacak. Şu anda İran içinde, mevcut olan haricinde, ABD’ye bağlı kukla rejimin kurulmasına karşı koyabilecek kudrette, halktan güç alan bir fraksiyon bulunmuyor.

Durumun gerçekliği bu. İdeal değil, ama gerçek bu. Gerçeklerle yüzleşmeyi seçebilirsiniz ya da psikolojik olarak gerçeklerden uzaklaşıp, ABD imparatorluğunun en çok nefret ettiği tüm ülkelerde “tesadüfen” başlayan küresel bir halk devrimi hakkında bir sürü masal anlatmayı seçebilirsiniz. Ben şahsen ikinci seçeneğin seçilmesini, onursuzca, insanı alçaltan, iktidara hizmet eden bir davranış olarak görüyorum.

Caitlin Johnstone
15 Ocak 2026
Kaynak

0 Yorum: