İmparatorluk,
silahlarını ve askerlerini konuşlandırmaya devam ederken, onun hedefindeki hükümetlerin
yıkılışına alkış tutan “solcular” ve “anarşistler”den daha onursuz bir şey var
mı?
Biri,
“ben, ABD Dışişleri Bakanlığı ile aynı gündemleri destekleyerek sisteme karşı
geliyorum” diyebiliyor. Bir anarşist çıkmış, “Trump’ın danışmanı John Bolton’ın
bizzat yürüttüğü savaş propagandasına ait söylemleri papağan gibi yineliyorum,
bir yandan da punk rock yapıyorum” diye övünüyor. Sosyalist eksik kalır mı, o
da “gelmiş geçmiş en güçlü imparatorluğun dış politika hedeflerine destek sunarak
iktidarla mücadele ediyorum” diye bağırıyor.
Bu
sözler ve sahipleri utanmıyor, onlardan utanmaksa bize düşüyor.
Ciddi
bir siyasi görüşe sahip olmak istiyorsanız, dünyayı “istibdat kötüdür”den başka
bir şeyler diyen, meseleleri çok katmanlı olgular olarak ele alan bir idrakiniz
olmalı. Çünkü biz Batılıları yeryüzündeki en zalim güç yönetiyor. Bu güç; İran,
Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Küba gibi küresel güç şemsiyesine katılmaya başarıyla
direnen az sayıdaki devleti durmaksızın hedef alıyor. Bu devletler, emperyalist
operasyonları ve sızmaları engellemek için kontrolü ele geçirmekten çekinmeyen
güçlü hükümetlere sahip olmaları sayesinde emperyalist yapıya başarıyla direnebildiler.
Bu
demek değil ki söz konusu hükümetler harika ve kusursuz. Burada sadece bir
devletin imparatorluğun darbelerine, başlattığı vekâlet savaşlarına, renkli
devrimlere ve dışarıdan nüfuz etme amaçlı operasyonlara direnmeyle ilgili
vasıflarına vurgu yapılıyor. Eğer devlet iktidarına ait dinamiklerle ilgili tek
analiziniz “istibdat kötüdür” ise, doğal olarak kendinizi henüz birleşmemiş
devletlerin karşısında, (kabul etseniz de etmeseniz de) dünyanın en müstebit rejimi
olan ABD merkezli Batı imparatorluğunun yanında bulursunuz.
Yirmi
birinci yüzyıl, dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanı katleden,
sivilleri ölümcül açlık yaptırımlarıyla hedef alan, darbeler düzenleyen, vekâlet
savaşları başlatan ve gezegeni yüzlerce askeri üsle kuşatan başka bir güce
tanıklık etmedi. Bunların altında sadece ABD imparatorluğunun imzası var. Tüm
gezegeni acımasız bir kaba kuvvetle domine etmek, olabilecek en zalimce şey.
Eğer bu doğru değilse, hiçbir şey doğru değildir.
Ciddi
bir siyasi dünya görüşüne sahip olmak istiyorsanız, bu konuda gerçekçi
olmalısınız. Batı imparatorluğunun merkezinde yaşıyorsanız ve bu imparatorluk,
şu anda o hükümeti devirmek için çalışıyorsa, “Otoriter bir hükümetin yıkılışı
her daim olumlu bir gelişmedir” diyemezsiniz.
İmparatorluk,
ne kadar güç emerse o kadar büyük ve kudretli hale gelir. Onun hedef aldığı
hükümetin yıkılmasını istemek, ABD imparatorluğu için daha fazla güç
istemektir.
Kendinize
yalan söyleyip İran’ın ABD imparatorluğunun kontrolüne girmesini
istemediğinizi, sadece halkının özgür ve demokratik bir ülkede yaşamasını
istediğinizi söyleyebilirsiniz. Ama ikimiz de bunun olmayacağını biliyoruz.
İran hükümeti yıkıldığı vakit iktidar boşluğu oluşacak, bu boşluğu, kontrolü
ele geçirebilen herhangi bir fraksiyon dolduracak; en güçlü fraksiyon ise ABD
ve müttefikleri tarafından desteklenen fraksiyon olacak. Şu anda İran içinde,
mevcut olan haricinde, ABD’ye bağlı kukla rejimin kurulmasına karşı koyabilecek
kudrette, halktan güç alan bir fraksiyon bulunmuyor.
Durumun
gerçekliği bu. İdeal değil, ama gerçek bu. Gerçeklerle yüzleşmeyi
seçebilirsiniz ya da psikolojik olarak gerçeklerden uzaklaşıp, ABD
imparatorluğunun en çok nefret ettiği tüm ülkelerde “tesadüfen” başlayan
küresel bir halk devrimi hakkında bir sürü masal anlatmayı seçebilirsiniz. Ben
şahsen ikinci seçeneğin seçilmesini, onursuzca, insanı alçaltan, iktidara
hizmet eden bir davranış olarak görüyorum.
Caitlin Johnstone
15
Ocak 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder