Rıza
Pehlevi’nin oğlu, Tahran’da sokağa çıkma çağrısı yaptı. Emri, ilkin Sendika.org,
Sol Haber, ESP, Devrimci Parti gibi yapılar yerine getirdi. Burada devrim ve
sosyalizm için göstermedikleri iradeyi, Amerika’nın ve İsrail’in İran’ı için
gösterdiler. Bu solcular, eylemlerde bir sokağın adını “Trump Sokağı” olarak değiştirenlere
destek verdiler. Amerika genelinde güvenlik güçlerinin öldürdüğü insanlarla ilgili kitlesel eylemleri hiçbirisi haber yapmadı.
Solculuğun
ekmeğini yiyenler, neden ve nasıl solcu olduklarının hesabını devletlerine ve
bağlı oldukları burjuvaziye verip duruyorlar. Başka bir işleri yok. Sosyalist
hareketi mesleğini solculuk, solculuğunu meslek bilenler yönetiyor. Bu kişiler,
her gün efendilerine yaranmak, onlardan taltif ve övgü almak için bir şeyler
yapıyormuş pozu kesiyor.
Bugün
“Jin Jiyan Azadi” sloganının NATO-Pentagon-CIA üretimi olduğu görülüyor.
Sloganın da, onu papağan gibi yineleme emrini yerine getirenlerin de kadınla,
hayatla, özgürlükle bir alakaları yok. Sloganın, 11 Eylül saldırısıyla birlikte
emperyalizme örgütlenen feminizm eliyle, bahsini ettiğimiz emperyalist
kurumların masalarında imal edildiği açık. Sol, ancak Amerika’ya yanaşınca Kürt
hareketine destek çıktı. Bu slogana bu düzlemde sahip çıkıyor.
Bunların
özgürlük diye bildikleri, sermayenin özgürlüğüdür. Eşitlik diye bildikleri,
burjuva devletlerinin eşitliğidir. “Jin, Jiyan, Azadi” sloganı, emperyalizmin
ayak sesidir. Onu sahiplenen, onu diline dolayan, emperyalizmin uşağı olarak
muamele görmelidir.
Sermayenin ve burjuvazinin yürüyüşünü solculuk biliyorlar. Sermayenin serbestleşmesini “özgürlük” diye kodlamışlar. Kendilerini “sermaye” zannediyorlar. Bazen geri düşse burjuvaziyi eleştiriyorlar.
Marx, burjuvazinin sermayenin cisimleşmiş
hali olduğunu söylüyor. Sermaye denilen ruhu sahiplenenler, Marksizmi tasfiye
etmeye mecburlar. Onu mülk edinerek, kendilerine benzeterek tasfiye ediyorlar.
Emperyalizmin havaya fırlattığı taş, kendi iradesiyle uçtuğunu zannediyor. “Hevalamın, biz ki çelişkileri yöneteniniz” diyen kişi[1], antiemperyalizmi de kimseye bırakmak istemiyor.
TKP,
“emperyalizm”in kötü bir şey olduğunu bilinçlere yerleştirdik ya işimizi
yaptık, bizden bu kadar” diyor. Çelişkilerin emriyle bir teori ve pratik inşa
edilmiyor.
Çünkü
sol, din ve millet düşmanlığında ekmek olduğunu biliyor. Bugünlere din ve
millet düşmanlığıyla geldiğinin bilincinde. Sol örgüt şefleri, efendilerine her
gün bu yönde rapor veriyorlar. Sermayenin ve burjuva devletinin prangaları olarak
din ve milletle dövüştüklerinde kırıntıdan pay alacaklarını görüyorlar. Her
sözleri, her eylemleri bir yerlere işmar, mesaj. Sermaye ve devlet, din ve millet
prangalarından rahatsız olduğu vakit solcuları sahaya sürüyor.
Bu
eylemlerin başlamasıyla CIA-Mossad eliyle birçok site kuruldu veya varolan
siteler, namluya sürüldü. Bunlardan birinde, rejimin yıkılması halinde, “İsrail
ve ABD’nin İran’a yönelik saldırı tehdidi, geçici de olsa ortadan kalkacaktır.
Bu, yalnızca can kayıplarını önlemekle kalmayacak, aynı zamanda bölgeye bir
süreliğine güvenlik de sağlayacaktır” deniliyor.[2] Bu düzenin güvenlikten ve huzurdan söz eden anarşistleri, Amerika’nın
ve İsrail’in sopasını sallıyor. Yazıyı yazan kişi, proletarya diktatörlüğüne de
karşı olduğunu söylüyor, tıpkı Türkiye’deki sosyalist örgütler gibi.
Ajanlaştırılmış zihniyet, “emperyalizmin gadriyle yüzleşmek istemiyorsan, ona
teslim ol, ben öyle yaptım” diyor.
Tüm
hakikati kendi varlığı etrafında tavaf ettirme çabası, sosyalist birey ve
örgütlerin teorisini ve pratiğini belirliyor. Herkes, halkı ve hakikati
kendisine mecbur kılmak, onları kendi önlerinde diz çöktürmek istiyor. Bu
irade, emperyalizmin iradesinin ve kuklalarının önünde eğiliyor.
Son
kalkışmada Kiş adasında da Pehlevi yanlısı yürüyüş yapılmış. Oysa bu ada,
devrim öncesinde sadece Pehlevi ailesinin girebildiği, diğer “aşağılık halk”ın,
tebaanın adım dahi atamadığı, sefahat ve işret alemlerine sahne olan bir
mekândı. Yani o eylemi yapanlar, uşaklık ettikleri şahın oğluna kalsaydı, o
adada yaşayamayacaklardı. Bunlar, kimseye emekli maaşı verilmesin fikrini savunan Özgür Demirtaş isimli ABD elemanının cumhurbaşkanı yapılmasını isteyen emeklilere benziyorlar.
İran-Irak
savaşında Kiş adası, Irak’ın eline geçti. Son dengeleyici hamle neticesinde İran,
kaybettiği topraklar dâhilinde, bu adayı da geri aldı. Adanın girişinde
kendisini Sasani imparatoru zanneden şahın emriyle inşa edilmiş bir saray var.
Eski bir sarayın kopyası. Bugün “padişahı biz yolladık” diyen bilcümle solcu,
bir krallık rejimi artığını önder biliyor. Adam, “benim ailem burada. Rejim
yıkılsa bile ben İran’ı Amerika’dan yönetirim” diyor. Tek gün çalışmamış bu
zat, o Kiş adası gibi mülklerini satan, devletin parasını çalan babasının
birikimlerini yiyor. “Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüz” diyor. Sol, şahçı pozlarıyla, ecdadına selam duruyor.
Eski
İran’a özlem duyan sosyalistler, bu adamın babasının idam ettiği Hüsrev
Gülesorhi’yi tanımıyor. Samed Behrengi’yi bilmiyor. Gülesorhi’nin mahkeme
sürecinin kayıtlarını[3] o “gerici İslamcılar”ın yayınladığını görmüyor.
Bugün “İran İdam Cumhuriyeti” diyenlerin pedofil, tecavüzcü ve Mossad ajanı olduklarını artık biliyoruz. Çünkü devletin değil, halkın uhdesinde olan idam cezası, bu kesimlere kesiliyor. Yarası olan gocunuyor. Rejimle dövüşenler, esasında halkla dövüşüyorlar.
Dine ve millete dair burjuva alerjisi, bireysel
kârla ve çıkarla ilgili bir mesele. Hesap vermek, sorumluluk almak istemeyenler, kendilerinden bildiği burjuvazinin koltuğunun altına sığınıyorlar. “İran’ın Filistin’de, Suriye’de,
Yemen’de ne işi var” diyen liberaller yönetiyor bu eylemleri. Liberalizm,
mülkünü paylaşmak istemeyenin ideolojisi olarak cisimleşiyor ve bu ideoloji, çeşitli
kapların şeklini alıyor. En çok da sosyalizm maskesi takarak konuşuyor.
Ulrike
Meinhof, altmışlarda Almanya’ya gelen şahı protesto hareketinin ürünü olan bir
örgütün üyesi. Şahın karısına bir mektup yazıyor.[4] Şah’ın “uyuşturucu baronu”
olduğunu söylediği mektubunda Meinhof, Şah’ın karısına, “Kocana toplama kampı
tesislerinin planlarını ve inşaatlarını neden sormuyorsun?” diyor. Bugün o
kamplarda sömürülen işçileri aşağılık varlıklar olarak gören Türkiye solu,
Ulrike’ye karşıdır, şahın karısının yanına oturmuştur. O şatafatın safındadır.
Onunla birlikte, şu an alev alev yanan dünya karşısında saçlarını taramaktadır.
Elindeki tarakla Alper Taş, Venezuela’yı eleştiren, Halttv’den Fethullahçı yoldaşına sitem ediyor. “Ama öyle deme, oradaki ekonomik sorunlar ablukanın sonucu”. Ama aynı Taş, aynı taşı İran’ı eleştirenlere atamıyor. Hemen Şah Rıza’nın bayrağını eline alıyor. Çünkü o, modernleşme ve kapitalistleşme açısından paşasıyla rekabet içerisinde olan şahı seviyor.
Taş’ın örgütü, İngilizlerle ilişki
dâhilinde İran’ın başına getirilmiş ismi yoldaş biliyor. Herkes, artık
nesnelci, kaderci, üretici güçler gelişsinci, biz kenara çekilip izleyelimci.
Emperyalizmin kuyruğunda tutunmanın tevilleri yazılıyor bugün.
Aynı
telden Veli Saçılık, solculuktan kazandığı paraların üzerinde oturup tvitırda
ahkam kesiyor. İran’ı Amerika ve İsrail’le birlikte bombalıyor. O nereden
geldiğini bilmediğimiz paralarla Küba’ya giden Saçılık, ablukayla boğuşan ülke
konusunda “oraya gittim, sosyalizm falan görmedim. Tek gördüğüm, sosyal
milliyetçilikti” diyor. Sola, “Bu ülke sosyalist değil, sahip çıkmayın!”
uyarısında bulunuyor. Bir kurşun da o sıkıyor. Emperyalizmin yürüyüşü sayesinde
elde ettiği paraların bizzatihi kendisi olarak konuşuyor. Din ve millet
düşmanlığı için birilerince beslendiğini o da çok iyi biliyor. Küba’daki
direşkenlikte sosyalizm değil, köhnemiş, yıkılması gereken, Amerikan
müdahalesiyle aşılması zorunlu bir “sosyal milliyetçilik” buluyor. Nasıl
oluyorsa Venezuela’ya yönelik son saldırıda o Kübalı “sosyal milliyetçiler”
katledildiler.
Aslında
Veli Saçılık değil, o paralar konuşuyor. Bugün paralar biraz suyunu çekmiş
olacak ki “ABD Küba’ya saldırırsa dostlar alışverişte görsün diye, biraz sokakta yürüyüp dağılalım” tviti atıyor. Sola
nizamat ve akıl veriyor. Yoldaşları, geçmişte Ukrayna’da yıkılan Lenin
heykeline seviniyordu. Zira her şey sermayenin özgürlüğü için!
Bunların
yoldaşı Ayşe Hür, “bugün komünistlik, emperyalizmin nimetlerinden
yararlanmaktır” diyor. Diğer candan yoldaşları “İsrail ve ABD’den yana olalım”
diye bağırıyor. Küba’da, Çin’de, Rusya’da, İran’da, Filistin’de, katışkı, kir,
bulaşıklık buldukları, saf kurgularına halel getirecek şeyler gördükleri için
oklarını sivrilten sol, kendi kanına karışan emperyalizmi, kendi ruhuna sinen
sermayeyi, kendi diline yerleşen burjuvaziyi gizlemeye çalışıyor. Perdeleri
yırtılmayı bekliyor.
“Kiş”,
Farsça kök demek. Ali Şeriati, köke ve öze dönüş diyen iradedir. Bugün “özümüz
de kökümüz de Sasani saraylarıdır” diyenle, “emekçi ve ezilen halk kitlelerinin
tarihsel mücadelelerde elde ettikleri birikimdir” diyenler cenktedir.
Yenilirsek, “yenildik ama dövüştük de yenildik, dövüşmeyenler zaten yeniktir”
deriz, yırtılan perdeyi savurup yolumuza devam ederiz. Madde ve diyalektik bunu emretmektedir.
Eren Balkır
9
Ocak 2026
Dipnotlar:
[1] Mahir Engizek, “Devrimci Netlik, Kürt Milliyetçi ve Liberal Sağ Akıl, Sol
Sekterizm”, 7 Ocak 2026, Sendika.
[2]
Zaher Baher, “Demonstrations and protests continue in Iran”, 3 Ocak 2026, Organise.
[3]
Mazyar Behruz, Kızıl Gül: Hüsrev Gülesorhi Biyografisi”, 29 Mart 2003, İştiraki.
[4]
Ulrike Marie Meinhof, “Farah Diba’ya Açık Mektup”, Haziran 1967, İştiraki.


0 Yorum:
Yorum Gönder