07 Ocak 2026

, ,

Yunanistan Komünist Partisi


YKP: NATO ve AB’nin Ortodoks Marksizm Kılığına Bürünmüş

Şovenist Evcil Köpeği

 

Tekelci finans kapitalizmi çağında, emperyalizmin sadece çıplak güçle değil, ideoloji, söylem ve güdülen muhalefet yoluyla da hüküm sürdüğü bir dönemde, imparatorluğun en değerli hizmetkârları, ne mal olduğu ortada olan liberaller veya gericiler değil, emperyalizmin siyasi işini yaparken Marksizm dilini kullanan örgütlerdir.

Yunanistan Komünist Partisi (YKP), bugün bu olgunun en açık ve en öğretici örneklerinden biridir. “Ortodoks Marksizm” kılığına bürünmüş, Lenin’e bağlılığını yüksek sesle ilan eden parti, Leninizmi devrimci içeriğinden sistematik bir çabayla kopartıyor.

Parti, söylemlerine rağmen değil, tam da bu söylemler sayesinde emperyalist şovenist bir evcil köpek haline gelmiştir.

Çin ve Rusya’yı sürekli “emperyalist güçler” olarak takdim edip kınayan yaklaşımıyla, “emperyalistler arası savaş” ifadesini saplantılı bir biçimde diline dolayan siyasetiyle, sınıf analizi kılıfına bürünmüş soyut ahlakçılığıyla parti, Batı emperyalizmine karşı bir direniş sergilememekte, esasen ona hizmet etmektedir. Bu hizmetin bilhassa Küresel Güney’deki anti-emperyalist mücadeleler için yıkıcı sonuçlar doğurduğu görülmeli.

YKP’deki yozlaşmanın teorik özünde, mekanik, diyalektik karşıtı, Leninist olmayan bir emperyalizm anlayışı yatıyor. Lenin’in analizinde emperyalizm, “silahlı kapitalizm”e denk düşen veya güç kullanan her türden devletin zamansız bir biçimde açığa çıkmış bir özelliği değildi. Tekelci sermayenin egemenliği, sanayi ve bankacılık sermayesinin finans sermayesiyle kaynaşması, sermayenin dünya çapında gerçekleştirdiği ihracat, tüm bölgelerin finansal oligarşilere tabi kılınması ve dünyanın bir avuç emperyalist merkez arasında bölünmesinin damga vurduğu, belirli bir tarihsel aşamayı ifade ediyordu.

YKP, bu analizi tüm maddi özgüllüğünden arındırıp skolastik bir formüle dönüştürüyor: Eğer bir devlet, kapitalistse ve askeri düzlemde faalse, emperyalist ilan ediliyor. Eğer bir devlet, egemenlik iddiasında bulunuyorsa, rakip bir emperyalist güç olarak takdim edilip kınanıyor. Eğer bir devlet, Batı egemenliğine direniyorsa, o, kendi emperyalist projesini takip etmekle suçlanıyor. Bu, Marksizm değil, biçimciliktir. Siyasette biçimcilik, her daim en kudretli güce hizmet eder.

YKP; ABD, NATO, Çin ve Rusya’yı aynı analitik düzleme yerleştirerek, dünya sisteminin gerçek hiyerarşisini teorik olarak ortadan kaldırıyor.

Oysa ABD, herhangi bir kapitalist devlet değil. Küresel tekelci finans kapitalinin merkezi organizatörü, dolar sistemini yöneten, yaptırımları kitlesel ekonomik yıkım silahı olarak uygulayan, yüzlerce askeri üssü koruyan, rejim değiştirme operasyonlarını düzenleyen ve Küresel Güney’i borç, ticaret rejimleri ve mali şantaj yoluyla disipline eden bir ülkedir.

Buna karşılık Çin, sömürgeciliğin yol açtığı yıkımın enkazının altından çıkmayı bilmiş, büyük ölçekli sanayiini geliştirmiş, teknolojisini yenilemiş, kesintisiz emperyalist baskı altında uzun vadeli planlamasına göre hareket eden, devrimini yapmış bir toplumdur.

Rusya, burjuva ve oligarşik çarpıklıklarına rağmen, NATO’nun doğuya doğru genişlemesine ve ülkeleri tüm varoluşuyla diz çöktürmeye dönük çabalarına direnen, yaptırımlara maruz kalan, kuşatma altında olan, esasen sermaye ithal eden bir devlettir.

Bu anlamda, ABD’yi, Rusya’yı ve Çin’i hep birlikte “emperyalist” olarak adlandırmak dürüstlük değildir. Bu, emperyalizme hizmet eden bir eşitleme pratiğidir. Bu pratik, emperyalizmin kendi merkeziliğini gizlemek istediğinde başvurduğu en sevdiği ideolojik hiledir.

Teorik ve politik düzeyde kurulan bu yanlış simetri, bilhassa yönetici sınıfın NATO ve Avrupa Birliği’ne tümüyle entegre olduğu Yunanistan gibi bir ülkede, net bir siyasi işlev görmektedir. YKP, ABD yanında Rusya ve Çin’i de kınamak suretiyle, Yunanistan’ın içine gömülü olduğu emperyalist yapıya hiç dokunmaz, bu düzlemde, bir tür denge yanılsaması yaratır. Yunan burjuvazisinin NATO taahhütlerini yerine getirmesine, askeri altyapı kurmasına ve emperyalist lojistiğe katılmasına imkân sağlayan parti, aynı burjuvazinin ağzına laf verir ve onun “komünistlere” işaret ederek şunu söylemesi için gerekli zemini oluşturur: “Komünistler bile Rusya ve Çin’in aynı ölçüde kötü olduğunu kabul ediyorlar.”

Bu yaklaşımın tesadüfen ortaya çıkmadığını bilmek gerekmektedir. İlgili yaklaşım, radikal dilin artık iktidarı tehdit etmediği için hoş görüldüğü, güdülen muhalefetler çağına uyarlanmış bir sosyal şovenizmin eseridir.

Bu tutum, Küresel Güney için felâketlere yol açar. Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu’daki anti-emperyalist mücadeleler, uzayda süzülen, soyut bir kapitalizmle değil, Batı’daki tekelci finans kapitalin egemen olduğu somut bir emperyalist düzenle boğuşmaktadır. Bu toplumlar açısından, Çin’in altyapı, endüstriyel kapasite, teknolojik işbirliği ve kalkınma finansmanı kaynağı olarak oynadığı rol, bu rol üzerinden, IMF ve Dünya Bankası’nın dayattığı siyasi ve askeri koşullara teslim olmamanın koşullarını yaratması, “emperyalist tehdit” değil, emperyalist kuşatmada açılmış somut bir gediktir.

Aynı şekilde, Rusya’nın NATO’ya karşı direnişi, ABD’nin tüm halkları hiç cezayla karşılaşmadan bombalamasına, onlara yaptırım uygulamasına ve aç bırakmasına izin veren tek kutuplu disiplini bozmaktadır.

YKP, bu hegemonya karşıtı güçleri “emperyalist” ilan ettiğinde, ezilenleri aydınlatmış, bilinçlendirmiş olmaz. Aslında onları ideolojik olarak silahsızlandırır, onlara sistem içindeki hiçbir çelişkinin istismar edilemeyeceğini, her gücün eşit derecede gerici bir nitelik arz ettiğini, direnişin kendisinin nihayetinde anlamsız olduğunu söyler.

İşte Marksizm, tam da bu yol üzerinden, devrim teorisinden umutsuzluk teolojisine evrilir. YKP’deki “ortodoksluk anlayışı, yaşayan tarihle ilgilenmeyi reddederken mutlak saflık talep eder. Gerçekte var olan tüm mücadeleleri “yetersiz”, devlet öncülüğündeki tüm kalkınmayı “kapitalist sapma”, tüm jeopolitik direnişi “emperyalist rekabet” olarak nitelendirir. Pratikte bu, gerçek dünya yaptırımlar, savaş ve ekolojik çöküş karşısında yanıp kavrulurken, asla gelmeyen o kusursuz devrimci durumu sonsuza dek beklemek anlamına gelir. Bu duruş, Lenin’in ifade ettiği “devrimci yenilgiciliğe” değil, devrimci çekimserliğe denk düşer. Böylesi bir duruşa sahip parti, gerçek çelişkilere müdahale etmeyi reddeder, bunu yapanlara karşı ahlaki üstünlük kurmaya çalışır.

Partinin Rusya’daki “komünistlere baskı uygulandığı”na dair yanıltıcı aktarımları her fırsatta sahiplenmesi, aktardığımız geniş çerçeve içerisinde anlaşılmalıdır. Birbirinden bağımsız vakaları bir araya getirerek, savaş koşullarını yok sayarak, Batılı liberal söylemleri kızıl bayrak altında yineleyerek YKP, tam da emperyalist meşruiyetin zayıfladığı anlarda emperyalist yalanlar için ideolojik bir aktarım aracı işlevi görmektedir.

Halkın egemenlerin ve burjuvazinin medyasına yönelik güveni dibe vurdukça, emperyalizm, dünyaya dair görüşlerini temize çıkartmak için muhalifmiş gibi görünen örgütlere giderek daha fazla bel bağlıyor. Bu bağlamda, YKP’nin müdahaleleri, cesaretle değil, siyasi uzlaşmayla tanımlı adımlardır. Parti, halkta muteber olan devrimci güç olduğunu iddia eder ama aslında savaş konusunda oluşan konsensüsün sürdürülmesine katkıda bulunur.

Öyleyse şahit olduğumuz şey, Marksist ortodoksluğun devam etmesi değil, kurumsal olarak etkisiz hale getirilmesidir. YKP, Marksizmin dilini korurken, onu stratejik ve tarihsel içeriğinden arındırmaktadır. Sürekli kapitalizmden bahseder, ancak emperyalist merkezi adıyla çağırmayı reddeder. Gücün yoğunlaştığı yerler haricinde her yerde oluşan gücü mahkûm eder. Ezilenleri, ezenin kampının içinden azarlar. Bunu yaparak, Batı emperyalizmi için son derece kullanışlı hale gelir: YKP, düşmanmış gibi görünen, havlayıp duran ama aslında kendisini besleyen eli asla ısırmayan bir köpek gibidir.

Gerçek anlamda bilimsel bir Marksizm, soyut şemalar değil, dünya tarihinin gerçek akışı üzerinden hareket eder. Günümüzde temel çelişki, ABD önderliğindeki tekelci finans kapital ile devletlerin ve halkların egemenlik, kalkınma ve hayatta kalma mücadelesi arasındadır. Bu çelişkiyi inkâr eden, emperyalizmi düz bir ahlaki kategoriye indirgeyen ve tahakkümle yapılandırılmış bir dünyada taraf tutmayı reddeden bir “komünist hareket”, devrimci olmaktan çıkar. Böylesi bir hareket, YKP’nin dönüştüğü şeye, ortodoks Marksizm kılığına bürünmüş, emperyalizm yanlısı, emperyalist şovenist bir evcil köpeğe dönüşür. Bu parti, emperyalizme ideolojik planda hizmetler sunarken, aynı emperyalizmin kurbanlarına saflık vaaz edip durmaktadır.

Bişarat Abbasi
28 Aralık 2025
Kaynak

0 Yorum: