YKP: NATO ve AB’nin Ortodoks Marksizm Kılığına Bürünmüş
Şovenist
Evcil Köpeği
Tekelci
finans kapitalizmi çağında, emperyalizmin sadece çıplak güçle değil, ideoloji,
söylem ve güdülen muhalefet yoluyla da hüküm sürdüğü bir dönemde,
imparatorluğun en değerli hizmetkârları, ne mal olduğu ortada olan liberaller
veya gericiler değil, emperyalizmin siyasi işini yaparken Marksizm dilini
kullanan örgütlerdir.
Yunanistan
Komünist Partisi (YKP), bugün bu olgunun en açık ve en öğretici örneklerinden
biridir. “Ortodoks Marksizm” kılığına bürünmüş, Lenin’e bağlılığını yüksek
sesle ilan eden parti, Leninizmi devrimci içeriğinden sistematik bir çabayla
kopartıyor.
Parti,
söylemlerine rağmen değil, tam da bu söylemler sayesinde emperyalist şovenist
bir evcil köpek haline gelmiştir.
Çin
ve Rusya’yı sürekli “emperyalist güçler” olarak takdim edip kınayan
yaklaşımıyla, “emperyalistler arası savaş” ifadesini saplantılı bir biçimde
diline dolayan siyasetiyle, sınıf analizi kılıfına bürünmüş soyut ahlakçılığıyla
parti, Batı emperyalizmine karşı bir direniş sergilememekte, esasen ona hizmet
etmektedir. Bu hizmetin bilhassa Küresel Güney’deki anti-emperyalist
mücadeleler için yıkıcı sonuçlar doğurduğu görülmeli.
YKP’deki
yozlaşmanın teorik özünde, mekanik, diyalektik karşıtı, Leninist olmayan bir
emperyalizm anlayışı yatıyor. Lenin’in analizinde emperyalizm, “silahlı
kapitalizm”e denk düşen veya güç kullanan her türden devletin zamansız bir
biçimde açığa çıkmış bir özelliği değildi. Tekelci sermayenin egemenliği,
sanayi ve bankacılık sermayesinin finans sermayesiyle kaynaşması, sermayenin
dünya çapında gerçekleştirdiği ihracat, tüm bölgelerin finansal oligarşilere
tabi kılınması ve dünyanın bir avuç emperyalist merkez arasında bölünmesinin
damga vurduğu, belirli bir tarihsel aşamayı ifade ediyordu.
YKP,
bu analizi tüm maddi özgüllüğünden arındırıp skolastik bir formüle
dönüştürüyor: Eğer bir devlet, kapitalistse ve askeri düzlemde faalse,
emperyalist ilan ediliyor. Eğer bir devlet, egemenlik iddiasında bulunuyorsa,
rakip bir emperyalist güç olarak takdim edilip kınanıyor. Eğer bir devlet, Batı
egemenliğine direniyorsa, o, kendi emperyalist projesini takip etmekle
suçlanıyor. Bu, Marksizm değil, biçimciliktir. Siyasette biçimcilik, her daim
en kudretli güce hizmet eder.
YKP;
ABD, NATO, Çin ve Rusya’yı aynı analitik düzleme yerleştirerek, dünya
sisteminin gerçek hiyerarşisini teorik olarak ortadan kaldırıyor.
Oysa
ABD, herhangi bir kapitalist devlet değil. Küresel tekelci finans kapitalinin
merkezi organizatörü, dolar sistemini yöneten, yaptırımları kitlesel ekonomik
yıkım silahı olarak uygulayan, yüzlerce askeri üssü koruyan, rejim değiştirme
operasyonlarını düzenleyen ve Küresel Güney’i borç, ticaret rejimleri ve mali
şantaj yoluyla disipline eden bir ülkedir.
Buna
karşılık Çin, sömürgeciliğin yol açtığı yıkımın enkazının altından çıkmayı
bilmiş, büyük ölçekli sanayiini geliştirmiş, teknolojisini yenilemiş,
kesintisiz emperyalist baskı altında uzun vadeli planlamasına göre hareket
eden, devrimini yapmış bir toplumdur.
Rusya,
burjuva ve oligarşik çarpıklıklarına rağmen, NATO’nun doğuya doğru
genişlemesine ve ülkeleri tüm varoluşuyla diz çöktürmeye dönük çabalarına
direnen, yaptırımlara maruz kalan, kuşatma altında olan, esasen sermaye ithal
eden bir devlettir.
Bu
anlamda, ABD’yi, Rusya’yı ve Çin’i hep birlikte “emperyalist” olarak
adlandırmak dürüstlük değildir. Bu, emperyalizme hizmet eden bir eşitleme
pratiğidir. Bu pratik, emperyalizmin kendi merkeziliğini gizlemek istediğinde
başvurduğu en sevdiği ideolojik hiledir.
Teorik
ve politik düzeyde kurulan bu yanlış simetri, bilhassa yönetici sınıfın NATO ve
Avrupa Birliği’ne tümüyle entegre olduğu Yunanistan gibi bir ülkede, net bir
siyasi işlev görmektedir. YKP, ABD yanında Rusya ve Çin’i de kınamak suretiyle,
Yunanistan’ın içine gömülü olduğu emperyalist yapıya hiç dokunmaz, bu düzlemde,
bir tür denge yanılsaması yaratır. Yunan burjuvazisinin NATO taahhütlerini
yerine getirmesine, askeri altyapı kurmasına ve emperyalist lojistiğe
katılmasına imkân sağlayan parti, aynı burjuvazinin ağzına laf verir ve onun “komünistlere”
işaret ederek şunu söylemesi için gerekli zemini oluşturur: “Komünistler bile
Rusya ve Çin’in aynı ölçüde kötü olduğunu kabul ediyorlar.”
Bu
yaklaşımın tesadüfen ortaya çıkmadığını bilmek gerekmektedir. İlgili yaklaşım,
radikal dilin artık iktidarı tehdit etmediği için hoş görüldüğü, güdülen
muhalefetler çağına uyarlanmış bir sosyal şovenizmin eseridir.
Bu
tutum, Küresel Güney için felâketlere yol açar. Asya, Afrika, Latin Amerika ve
Ortadoğu’daki anti-emperyalist mücadeleler, uzayda süzülen, soyut bir
kapitalizmle değil, Batı’daki tekelci finans kapitalin egemen olduğu somut bir
emperyalist düzenle boğuşmaktadır. Bu toplumlar açısından, Çin’in altyapı,
endüstriyel kapasite, teknolojik işbirliği ve kalkınma finansmanı kaynağı
olarak oynadığı rol, bu rol üzerinden, IMF ve Dünya Bankası’nın dayattığı
siyasi ve askeri koşullara teslim olmamanın koşullarını yaratması, “emperyalist
tehdit” değil, emperyalist kuşatmada açılmış somut bir gediktir.
Aynı
şekilde, Rusya’nın NATO’ya karşı direnişi, ABD’nin tüm halkları hiç cezayla
karşılaşmadan bombalamasına, onlara yaptırım uygulamasına ve aç bırakmasına
izin veren tek kutuplu disiplini bozmaktadır.
YKP,
bu hegemonya karşıtı güçleri “emperyalist” ilan ettiğinde, ezilenleri aydınlatmış,
bilinçlendirmiş olmaz. Aslında onları ideolojik olarak silahsızlandırır, onlara
sistem içindeki hiçbir çelişkinin istismar edilemeyeceğini, her gücün eşit
derecede gerici bir nitelik arz ettiğini, direnişin kendisinin nihayetinde
anlamsız olduğunu söyler.
İşte
Marksizm, tam da bu yol üzerinden, devrim teorisinden umutsuzluk teolojisine
evrilir. YKP’deki “ortodoksluk anlayışı, yaşayan tarihle ilgilenmeyi
reddederken mutlak saflık talep eder. Gerçekte var olan tüm mücadeleleri “yetersiz”,
devlet öncülüğündeki tüm kalkınmayı “kapitalist sapma”, tüm jeopolitik direnişi
“emperyalist rekabet” olarak nitelendirir. Pratikte bu, gerçek dünya
yaptırımlar, savaş ve ekolojik çöküş karşısında yanıp kavrulurken, asla
gelmeyen o kusursuz devrimci durumu sonsuza dek beklemek anlamına gelir. Bu
duruş, Lenin’in ifade ettiği “devrimci yenilgiciliğe” değil, devrimci
çekimserliğe denk düşer. Böylesi bir duruşa sahip parti, gerçek çelişkilere
müdahale etmeyi reddeder, bunu yapanlara karşı ahlaki üstünlük kurmaya çalışır.
Partinin
Rusya’daki “komünistlere baskı uygulandığı”na dair yanıltıcı aktarımları her fırsatta
sahiplenmesi, aktardığımız geniş çerçeve içerisinde anlaşılmalıdır. Birbirinden
bağımsız vakaları bir araya getirerek, savaş koşullarını yok sayarak, Batılı
liberal söylemleri kızıl bayrak altında yineleyerek YKP, tam da emperyalist
meşruiyetin zayıfladığı anlarda emperyalist yalanlar için ideolojik bir aktarım
aracı işlevi görmektedir.
Halkın
egemenlerin ve burjuvazinin medyasına yönelik güveni dibe vurdukça,
emperyalizm, dünyaya dair görüşlerini temize çıkartmak için muhalifmiş gibi
görünen örgütlere giderek daha fazla bel bağlıyor. Bu bağlamda, YKP’nin müdahaleleri,
cesaretle değil, siyasi uzlaşmayla tanımlı adımlardır. Parti, halkta muteber
olan devrimci güç olduğunu iddia eder ama aslında savaş konusunda oluşan konsensüsün
sürdürülmesine katkıda bulunur.
Öyleyse
şahit olduğumuz şey, Marksist ortodoksluğun devam etmesi değil, kurumsal olarak
etkisiz hale getirilmesidir. YKP, Marksizmin dilini korurken, onu stratejik ve
tarihsel içeriğinden arındırmaktadır. Sürekli kapitalizmden bahseder, ancak
emperyalist merkezi adıyla çağırmayı reddeder. Gücün yoğunlaştığı yerler haricinde
her yerde oluşan gücü mahkûm eder. Ezilenleri, ezenin kampının içinden azarlar.
Bunu yaparak, Batı emperyalizmi için son derece kullanışlı hale gelir: YKP, düşmanmış
gibi görünen, havlayıp duran ama aslında kendisini besleyen eli asla ısırmayan
bir köpek gibidir.
Gerçek
anlamda bilimsel bir Marksizm, soyut şemalar değil, dünya tarihinin gerçek
akışı üzerinden hareket eder. Günümüzde temel çelişki, ABD önderliğindeki
tekelci finans kapital ile devletlerin ve halkların egemenlik, kalkınma ve
hayatta kalma mücadelesi arasındadır. Bu çelişkiyi inkâr eden, emperyalizmi düz
bir ahlaki kategoriye indirgeyen ve tahakkümle yapılandırılmış bir dünyada
taraf tutmayı reddeden bir “komünist hareket”, devrimci olmaktan çıkar. Böylesi
bir hareket, YKP’nin dönüştüğü şeye, ortodoks Marksizm kılığına bürünmüş,
emperyalizm yanlısı, emperyalist şovenist bir evcil köpeğe dönüşür. Bu parti, emperyalizme
ideolojik planda hizmetler sunarken, aynı emperyalizmin kurbanlarına saflık
vaaz edip durmaktadır.
Bişarat Abbasi
28
Aralık 2025
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder