Zamanla
Kemalist devrim için bir ideolojinin formüle edilmesi, Atatürk Türkiye’si için
önemli bir mesele haline geldi. Soldan sağa herkes, Kemalist hareketin önemini
görüyor, tek başına bir ideolojiye ilham kaynağı olabilecek özelliklere sahip
olduğunu düşünüyordu. Genel çerçeve, zaten Atatürk tarafından sunulmuştu. Geriye,
eksiklerin çıkarlara hizmet edecek şekilde giderilmesi kalmıştı. Milliyetçiliği
belli ölçüde özümsemiş olan Türk komünistleri de bu sürece iştirak ettiler. Eski
komünistler, ilgili sürecin en ön safında konumlandılar.
Türkiye
Komünist Partisi’nin hikâyesini Sovyet rejimi ile Atatürk’ün hükümeti
arasındaki ilişkilerin genel seyri tayin etti. TKP, çoğu kez Sovyet dış politikasının
bir uzantısı olarak iş gördü.
1925’de
parti yasaklandı. Liderleri tutuklandı. Sonrasında neler yaşandığı konusunda
elimizde sınırlı miktarda bilgi mevcut. Komintern ve Sovyet arşivleri açılırsa
araştırmacılar, daha fazla bilgiye kavuşacaklardır.
Bu
çalışma, mevcut bilgi eksikliği karşısında, boşlukları belli ölçüde doldurmayı
amaçlamaktadır. Burada amaç, komünistlerin Atatürk hayattayken yeraltında
yürüttükleri faaliyetlerin ana hattını izah etmektir. Bu noktada partinin yasa
dışı yollardan çıkarttığı, bilhassa ülke içerisinde basılıp öncelikle parti
üyelerine dağıttığı yayınlar incelenecek. Bir yandan da makale, TKP’nin yaklaşımına
dair daha kapsamlı bir görüşe ulaşmak amacıyla Komintern’in basıp ülkelere
dağıttığı yayınları TKP yayınlarıyla kıyaslayacak.
Bu
çalışma, bahsi edilen alana esas olarak dört noktada katkıda bulunuyor:
1.
Çalışma okura, Türkiye ile doğrudan ilişkisi bulunmayan, dünya genelinde
cereyan eden olaylar yanında Kemalist rejim konusunda TKP’nin belirlediği çizgide
yaşanan değişimleri takip etmesini sağlayacak bir değerlendirme sunuyor.
2.
Çalışma, özelde Nâzım Hikmet’in rolü gibi parti içerisinde açığa çıkan sorunlar
konusunda kapsamlı bir değerlendirmede bulunuyor.
3.
Çalışma, TKP ile Komintern arasındaki ilişkide açığa çıkan kimi sorunlar
konusunda bilgi veriyor.
4.
Çalışma, Türkiye’de komünistlerin argümanlarının düşünsel gelişime hangi
noktalarda tesir ettiği konusunda kapsamlı bir görüşün oluşturulmasına katkıda
bulunuyor.
Ele
geçen yeni belgeler sayesinde bugün partinin otuzların başında modern Türkiye
için bir ideoloji geliştirilmesi konusunda “Kadro hareketi”nin ortaya koyduğu
çabalarla ilişkisine ışık tutmak artık mümkün. Kadro dergisi, ülkeye
dair külliyat içerisinde önemli kafa karışıklıklarına yol açmış bir meseledir. Dergi,
Kemalizmin “devletçilik” ilkesi için gerekli ideolojik dayanakları temin eden
çalışma olarak görülmüştür. Derginin etrafında toplaşmış grubun önemine farklı
bir açıdan yaklaşanlarsa, ekibin üyelerini, altmışların sonu ve devam eden
süreçte ülkede radikallere solcu fikirlerin komünist hareket üzerinden aktardıkları
için övmüşlerdir.
Bu
iki görüş de hakikati kısmen içerse bile ikisi de tümüyle doğru değil. Kadro
dergisi çevresi, otuzlarda devletçilik için gerekli işlem kodunu temin etmeye
çalışsalar da sonuçta tam anlamıyla başarılı olamamıştır. Devletçi ekonomi
politikasının muhtevası ve tatbiki, Kadro’nun Marksizme çalan
fikirlerinin en hararetli düşmanı olan, başını Celâl Bayar’ın çektiği
bankacılık sektörü eliyle tanımlanıp yürürlüğe konulmuştur. Otuzlarda Türkiye’de
uygulandığı biçimiyle devletçilik, Moskova çizgisindeki TKP’nin de tanıdığı bir
olgu olarak Türk kapitalizmine bir tür “vitamin tedavisi” uygulamıştır. Türkiye’de
devletçilik, Kadro dergisinin ilettiği mesajın da örtük olarak söylediği
gibi, Sovyet deneyimini model alan kapsamlı planlı ekonomi için geliştirilmiş
solcu bir formül değildi.[1]
Kadro’nun, bilhassa
yetmişlerde, modern Türkiye’nin politik yapısını tehdit eden yeni radikallerle
komünistler arasında bağ kurduğuna dair önerme, ancak bir noktaya kadar
geçerlilik arz eden bir önermedir. İlk Kadro grubunun oluşmasını
sağlayan isimlerden, eski TKP’li Şevket Süreyya Aydemir, örgütün ilkelerini
altmışlı yıllara tanıklık eden kuşak için yeniden tanımlamaya çalışmıştır. Sonraki
dönemde Aydemir, kimi öğrencilerin ilgisina mazhar olmuş, askeri rejimin solcu
bir rejime geçiş sürecinin başlangıcını teşkil edeceğini düşünenlerin
altmışların sonunda askeri iktidarı almaya teşvik eden isimlere destek
sunmuştur. Bunun dışında, 1961-1967 arası dönemde çıkan etkili bir dergi olarak
Yön, otuz yıl öncesinin Kadro’sunun taklidinden başka bir şey
değildir.
Gelgelelim,
altmışların ve yetmişlerin Türkiye’sinde genç radikaller, Kadro
dergisinin Marksizm ve milliyetçilikten oluşan karışımından daha güçlü bir
görüşü benimsediler. Onların hareketi ilhamını hem Sovyet görüşlerinden ve
Maoist fikriyattan hem de Filistin’deki ve Latin Amerika’daki radikalizmden
aldı. Kahramanları arasında Che Guevara ve Carlos Marighella gibi isimler
bulunuyordu. Bu genç radikaller, eğitimlerini FKÖ’nün nispeten daha devrimci
olan bileşenlerinin kurduğu kamplarda aldılar. Dolayısıyla, ülkede iki farklı
sivil rejimi altüst eden sol şiddetin Kadro dergisinin öğretileri üzerinden
oluştuğunu söyleyemeyiz.
Kadro hareketinin
kurucularının “TKP ile bağlarını kopartmış olan hainler” olup olmadıkları veya
bu isimlerin “Kemalizmi tahrip etmeye yönelik sinsi gayretleri dâhilinde esasen
Moskova ile bağlarını muhafaza edip etmedikleri” türünden sorular, Türkiye’de
uzun süredir tartışılmaktadır.
İkinci
Dünya Savaşı’ndan hemen sonra dergi, CHP’nin ülkeyi yönetmeye uygun parti olup
olmadığına ve ilk Demokrat Parti liderlerinin dikkatsizliklerine dair
tartışmalara katkı sunmuştur.
Moskova
çizgisindeki TKP’lilerle Kadrocuların arasındaki farklılıklar incelendiğinde,
TKP’lilerin Komintern’in görüşlerini uluslararası planda dile getirmek adına
devlet kapitalizmine yönelik vurgudan vazgeçtikleri, bu kesimin sınıfı ülke
içerisindeki gelişmelerin ana belirleyici unsuru olduğunu söyledikleri
görülecektir. Öte yandan Kadrocular, sınıfsal çatışmanın kaçınılmazlığı
fikrinden uzak duruyor, diyalektik materyalizmi kabul etse bile, dünyayı
milliyetçi bir yerden ele alıyorlardı.
Söz
konusu politik rekabet ilk baştaki önemini zamanla yitirdi. Ama gene de Kadro
denilen girişim, Türk aydınları arasında önemini artıran bir akım olarak fener
işlevi görmeyi sürdürdü. Kadroculardaki komünist ya da kapitalist olmayan “üçüncü
yol” anlayışı CHP iktidarda iken bu parti eliyle tam anlamıyla uygulanmasa da
ilgili görüşe ait unsurlar, uzun süre ülkedeki ekonomi düşüncelerine kendi renklerini
çaldılar.
Kısmen
Kadrocuların katkısıyla geliştirilen korumacılık anlayışı, Kemalist teorik yaklaşımın
ilkesi haline geldi ve Menderes’in ülke ekonomisini yabancı yatırımlarına açma
çabalarını sekteye uğrattı.
Altmışlarda
ve yetmişlerde bu korumacılık anlayışı, Avrupa’nın ekonomi için önerdiği
düzenlemelere Türkiye’nin dâhil edilmesi fikrine karşı çıkanlara gerekli
düşünsel zemini sağladı. Ayrıca bu anlayış, uzun süre Türkiye’nin
bürokratlarına iş dünyasının ekonomiyi liberalleştirip yabancı sermayeyi ülkeye
çekme çabalarına karşı koymak için gerekli ilhamı verecek Türk ekonomi
politikasının ihtiyaç duyduğu otokratik kalıbı temin etti.
Her
ne kadar bu kendine tam anlamıyla yeten ülkenin inşa edilmesini isteyen, alabildiğine
dar milliyetçi yaklaşım, bugün AB’ye katılmaya, ülke ekonomisini dış dünyaya ve
serbest piyasaya açmaya yönelik kapsamlı baskılar karşısında zayıflamış durumda
olsa da Kadro’nun sunduğu reçeteye ait tüm unsurların tüm cazibesini sonsuza
dek yitirdiğini söylemek için henüz çok erken.
Şevket
Süreyya Aydemir’in 1932’de Berlin’den aldığı, TKP’nin Kadro’nun birinci
sayısındaki yazıları TKP’nin bakış açısı üzerinden eleştirdiği yazı, Kadrocuların
TKP’li öncülleriyle ilişkisini açıklığa kavuşturan çalışmalara yönelik önemli
bir katkıdır. Bu mektubun bir nüshasını bana ileten Aydemir, mektubu Kadro’daki
deneyimlerini aktaracağı, henüz proje aşamasında olan kitabı için sakladığını
söyledi.
Berlin’den
gönderilen mektup, TKP’lilerin bugünkü yaklaşımlarını açığa vuran bir belge.
Komintern’in Türkiye’de devletçiliğin gelişimine yönelik, açıktan dile döktüğü
tepki bağlamında düşünüldüğünde mektup, yaptığı değerlendirmeyle, TKP’deki Stalinist
dogma ile Kadro dergisinin ürettiği formül arasındaki farkı ortaya koyuyor.
Mektup, aynı zamanda TKP’nin parti olarak aldığı emirlerin karanlık tarafına ışık
tutuyor. Son olarak mektup, TKP’nin otuzlarda ülkede neden giderek önemini
yitirdiğine dair anlayışa katkıda bulunuyor.
George Harris
[Kaynak: The
Communists and the Kadro Movement: Shaping Ideology in Atatürk’s Turkey,
Isis Press, 2002, 11-14.]
Dipnot:
[1] Bkz.: E. Günçe, "Early Planning Experiences in Turkey,” Yayına Hz.: S.
İlkin ve E. İnanç. Planning in Turkey (Ankara: Ortadoğu Teknik
Üniversitesi, Yayın No. 9,1967), s. 13.


0 Yorum:
Yorum Gönder