23 Ocak 2026

,

Kadro Dergisi


Zamanla Kemalist devrim için bir ideolojinin formüle edilmesi, Atatürk Türkiye’si için önemli bir mesele haline geldi. Soldan sağa herkes, Kemalist hareketin önemini görüyor, tek başına bir ideolojiye ilham kaynağı olabilecek özelliklere sahip olduğunu düşünüyordu. Genel çerçeve, zaten Atatürk tarafından sunulmuştu. Geriye, eksiklerin çıkarlara hizmet edecek şekilde giderilmesi kalmıştı. Milliyetçiliği belli ölçüde özümsemiş olan Türk komünistleri de bu sürece iştirak ettiler. Eski komünistler, ilgili sürecin en ön safında konumlandılar.

Türkiye Komünist Partisi’nin hikâyesini Sovyet rejimi ile Atatürk’ün hükümeti arasındaki ilişkilerin genel seyri tayin etti. TKP, çoğu kez Sovyet dış politikasının bir uzantısı olarak iş gördü.

1925’de parti yasaklandı. Liderleri tutuklandı. Sonrasında neler yaşandığı konusunda elimizde sınırlı miktarda bilgi mevcut. Komintern ve Sovyet arşivleri açılırsa araştırmacılar, daha fazla bilgiye kavuşacaklardır.

Bu çalışma, mevcut bilgi eksikliği karşısında, boşlukları belli ölçüde doldurmayı amaçlamaktadır. Burada amaç, komünistlerin Atatürk hayattayken yeraltında yürüttükleri faaliyetlerin ana hattını izah etmektir. Bu noktada partinin yasa dışı yollardan çıkarttığı, bilhassa ülke içerisinde basılıp öncelikle parti üyelerine dağıttığı yayınlar incelenecek. Bir yandan da makale, TKP’nin yaklaşımına dair daha kapsamlı bir görüşe ulaşmak amacıyla Komintern’in basıp ülkelere dağıttığı yayınları TKP yayınlarıyla kıyaslayacak.

Bu çalışma, bahsi edilen alana esas olarak dört noktada katkıda bulunuyor:

1. Çalışma okura, Türkiye ile doğrudan ilişkisi bulunmayan, dünya genelinde cereyan eden olaylar yanında Kemalist rejim konusunda TKP’nin belirlediği çizgide yaşanan değişimleri takip etmesini sağlayacak bir değerlendirme sunuyor.

2. Çalışma, özelde Nâzım Hikmet’in rolü gibi parti içerisinde açığa çıkan sorunlar konusunda kapsamlı bir değerlendirmede bulunuyor.

3. Çalışma, TKP ile Komintern arasındaki ilişkide açığa çıkan kimi sorunlar konusunda bilgi veriyor.

4. Çalışma, Türkiye’de komünistlerin argümanlarının düşünsel gelişime hangi noktalarda tesir ettiği konusunda kapsamlı bir görüşün oluşturulmasına katkıda bulunuyor.

Ele geçen yeni belgeler sayesinde bugün partinin otuzların başında modern Türkiye için bir ideoloji geliştirilmesi konusunda “Kadro hareketi”nin ortaya koyduğu çabalarla ilişkisine ışık tutmak artık mümkün. Kadro dergisi, ülkeye dair külliyat içerisinde önemli kafa karışıklıklarına yol açmış bir meseledir. Dergi, Kemalizmin “devletçilik” ilkesi için gerekli ideolojik dayanakları temin eden çalışma olarak görülmüştür. Derginin etrafında toplaşmış grubun önemine farklı bir açıdan yaklaşanlarsa, ekibin üyelerini, altmışların sonu ve devam eden süreçte ülkede radikallere solcu fikirlerin komünist hareket üzerinden aktardıkları için övmüşlerdir.

Bu iki görüş de hakikati kısmen içerse bile ikisi de tümüyle doğru değil. Kadro dergisi çevresi, otuzlarda devletçilik için gerekli işlem kodunu temin etmeye çalışsalar da sonuçta tam anlamıyla başarılı olamamıştır. Devletçi ekonomi politikasının muhtevası ve tatbiki, Kadro’nun Marksizme çalan fikirlerinin en hararetli düşmanı olan, başını Celâl Bayar’ın çektiği bankacılık sektörü eliyle tanımlanıp yürürlüğe konulmuştur. Otuzlarda Türkiye’de uygulandığı biçimiyle devletçilik, Moskova çizgisindeki TKP’nin de tanıdığı bir olgu olarak Türk kapitalizmine bir tür “vitamin tedavisi” uygulamıştır. Türkiye’de devletçilik, Kadro dergisinin ilettiği mesajın da örtük olarak söylediği gibi, Sovyet deneyimini model alan kapsamlı planlı ekonomi için geliştirilmiş solcu bir formül değildi.[1]

Kadro’nun, bilhassa yetmişlerde, modern Türkiye’nin politik yapısını tehdit eden yeni radikallerle komünistler arasında bağ kurduğuna dair önerme, ancak bir noktaya kadar geçerlilik arz eden bir önermedir. İlk Kadro grubunun oluşmasını sağlayan isimlerden, eski TKP’li Şevket Süreyya Aydemir, örgütün ilkelerini altmışlı yıllara tanıklık eden kuşak için yeniden tanımlamaya çalışmıştır. Sonraki dönemde Aydemir, kimi öğrencilerin ilgisina mazhar olmuş, askeri rejimin solcu bir rejime geçiş sürecinin başlangıcını teşkil edeceğini düşünenlerin altmışların sonunda askeri iktidarı almaya teşvik eden isimlere destek sunmuştur. Bunun dışında, 1961-1967 arası dönemde çıkan etkili bir dergi olarak Yön, otuz yıl öncesinin Kadro’sunun taklidinden başka bir şey değildir.

Gelgelelim, altmışların ve yetmişlerin Türkiye’sinde genç radikaller, Kadro dergisinin Marksizm ve milliyetçilikten oluşan karışımından daha güçlü bir görüşü benimsediler. Onların hareketi ilhamını hem Sovyet görüşlerinden ve Maoist fikriyattan hem de Filistin’deki ve Latin Amerika’daki radikalizmden aldı. Kahramanları arasında Che Guevara ve Carlos Marighella gibi isimler bulunuyordu. Bu genç radikaller, eğitimlerini FKÖ’nün nispeten daha devrimci olan bileşenlerinin kurduğu kamplarda aldılar. Dolayısıyla, ülkede iki farklı sivil rejimi altüst eden sol şiddetin Kadro dergisinin öğretileri üzerinden oluştuğunu söyleyemeyiz.

Kadro hareketinin kurucularının “TKP ile bağlarını kopartmış olan hainler” olup olmadıkları veya bu isimlerin “Kemalizmi tahrip etmeye yönelik sinsi gayretleri dâhilinde esasen Moskova ile bağlarını muhafaza edip etmedikleri” türünden sorular, Türkiye’de uzun süredir tartışılmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra dergi, CHP’nin ülkeyi yönetmeye uygun parti olup olmadığına ve ilk Demokrat Parti liderlerinin dikkatsizliklerine dair tartışmalara katkı sunmuştur.

Moskova çizgisindeki TKP’lilerle Kadrocuların arasındaki farklılıklar incelendiğinde, TKP’lilerin Komintern’in görüşlerini uluslararası planda dile getirmek adına devlet kapitalizmine yönelik vurgudan vazgeçtikleri, bu kesimin sınıfı ülke içerisindeki gelişmelerin ana belirleyici unsuru olduğunu söyledikleri görülecektir. Öte yandan Kadrocular, sınıfsal çatışmanın kaçınılmazlığı fikrinden uzak duruyor, diyalektik materyalizmi kabul etse bile, dünyayı milliyetçi bir yerden ele alıyorlardı.

Söz konusu politik rekabet ilk baştaki önemini zamanla yitirdi. Ama gene de Kadro denilen girişim, Türk aydınları arasında önemini artıran bir akım olarak fener işlevi görmeyi sürdürdü. Kadroculardaki komünist ya da kapitalist olmayan “üçüncü yol” anlayışı CHP iktidarda iken bu parti eliyle tam anlamıyla uygulanmasa da ilgili görüşe ait unsurlar, uzun süre ülkedeki ekonomi düşüncelerine kendi renklerini çaldılar.

Kısmen Kadrocuların katkısıyla geliştirilen korumacılık anlayışı, Kemalist teorik yaklaşımın ilkesi haline geldi ve Menderes’in ülke ekonomisini yabancı yatırımlarına açma çabalarını sekteye uğrattı.

Altmışlarda ve yetmişlerde bu korumacılık anlayışı, Avrupa’nın ekonomi için önerdiği düzenlemelere Türkiye’nin dâhil edilmesi fikrine karşı çıkanlara gerekli düşünsel zemini sağladı. Ayrıca bu anlayış, uzun süre Türkiye’nin bürokratlarına iş dünyasının ekonomiyi liberalleştirip yabancı sermayeyi ülkeye çekme çabalarına karşı koymak için gerekli ilhamı verecek Türk ekonomi politikasının ihtiyaç duyduğu otokratik kalıbı temin etti.

Her ne kadar bu kendine tam anlamıyla yeten ülkenin inşa edilmesini isteyen, alabildiğine dar milliyetçi yaklaşım, bugün AB’ye katılmaya, ülke ekonomisini dış dünyaya ve serbest piyasaya açmaya yönelik kapsamlı baskılar karşısında zayıflamış durumda olsa da Kadro’nun sunduğu reçeteye ait tüm unsurların tüm cazibesini sonsuza dek yitirdiğini söylemek için henüz çok erken.

Şevket Süreyya Aydemir’in 1932’de Berlin’den aldığı, TKP’nin Kadro’nun birinci sayısındaki yazıları TKP’nin bakış açısı üzerinden eleştirdiği yazı, Kadrocuların TKP’li öncülleriyle ilişkisini açıklığa kavuşturan çalışmalara yönelik önemli bir katkıdır. Bu mektubun bir nüshasını bana ileten Aydemir, mektubu Kadro’daki deneyimlerini aktaracağı, henüz proje aşamasında olan kitabı için sakladığını söyledi.

Berlin’den gönderilen mektup, TKP’lilerin bugünkü yaklaşımlarını açığa vuran bir belge. Komintern’in Türkiye’de devletçiliğin gelişimine yönelik, açıktan dile döktüğü tepki bağlamında düşünüldüğünde mektup, yaptığı değerlendirmeyle, TKP’deki Stalinist dogma ile Kadro dergisinin ürettiği formül arasındaki farkı ortaya koyuyor. Mektup, aynı zamanda TKP’nin parti olarak aldığı emirlerin karanlık tarafına ışık tutuyor. Son olarak mektup, TKP’nin otuzlarda ülkede neden giderek önemini yitirdiğine dair anlayışa katkıda bulunuyor.

George Harris

[Kaynak: The Communists and the Kadro Movement: Shaping Ideology in Atatürk’s Turkey, Isis Press, 2002, 11-14.]

Dipnot:
[1] Bkz.: E. Günçe, "Early Planning Experiences in Turkey,” Yayına Hz.: S. İlkin ve E. İnanç. Planning in Turkey (Ankara: Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Yayın No. 9,1967), s. 13.

0 Yorum: