16 Nisan 2026

, , ,

Mariátegui Bizim


“Özetle, Mariátegui bir Marksist-Leninistti. Bunun da ötesinde, Partinin kurucusu olarak Mariátegui’de, Başkan Mao’nun evrenselleştirdiği tezlere benzer tezler buluruz. Dolayısıyla, benim görüşüme göre, Mariátegui, bugün yaşasa bir Marksist-Leninist-Maoist olurdu. Bu bir spekülasyon değil, sadece José Carlos Mariátegui’nin yaşamını ve çalışmalarını anlamanın ürünü olan bir tespittir.”

[Başkan Gonzalo, Röportaj, 1988]

Jacobin dergisi, kısa süre önce Michael Löwy ile Jose Carlos Mariátegui üzerine bir röportaj yayınladı.[1] Derginin eğilimine sadık kalan yazarlar, röportajda, Mariátegui’yi kendi zamanından ve mekânından kopartmaya, düşüncesinin içeriğini zayıflatmaya ve gerçek mirasını tamamen göz ardı etmeye çalışıyorlar. Dergi yazarları, Mariátegui’yi Avro-komünistlerin gözdesi Antonio Gramsci’nin yanına yerleştiriyorlar. Bu manevralar, uzun bir karşı devrimci ajitasyon tarihinin parçasıdır ve ele alınmayı hak etmektedir.

Dürüst olmayan teorisyenler, neredeyse sürekli olarak, en büyük devrimci liderlerin erdemlerini ayaklar altına almaya çalışırlar. Buna defalarca kez tanık olunmuştur. Bu kişiler, karşı-devrimle işbirliği içerisindedirler. Lenin, devrimcilerden bahsederken bu olaya değinmiştir:

“Ölümlerinden sonra, ezilen sınıfları ‘teselli etmek’ ve onları kandırmak amacıyla, devrimciler, zararsız ikonalara dönüştürülürler, tabiri caizse, aziz ilan edilirler, isimleri belli ölçüde kutsallaştırılır, ama öte yandan, devrimci teori özünden kopartılır, devrimci yanı köreltilir, sıradanlaştırır.”

[Lenin, Devlet ve Devrimi]

Lenin’in ortaya koyduğu bu olgu, her çağda, her ülkede ve çoğu devrimci liderde bir dereceye kadar görülmektedir. Lenin’in bahsettiği üzere, İkinci Enternasyonal Marx ve Engels’in içini boşaltmıştır. Çinli revizyonistler, Mao’yu salt bir ulusal kahramana indirgeyip sıradanlaştırmıştır. Jacobin dergisi kendi imgeleminde imal ettiği Mariátegui’yi herkese dayatır.

Lenin biz komünistlere, “bu türden sahiplenme, mülk edinme pratikleriyle mücadele edin, onları karşı-devrimci yönünü açığa çıkartın” talimatı vermektedir. Egemen sınıfın fikirlerine hiçbir şekilde meydan okumayan, aksine, onları kırmızı bir gecelikle örtbas eden, güçsüz ve iradesiz bir isyan fikrini herkese pazarlamaya çalışan her türden karşı-devrimci girişim reddedilmelidir.

Aynı şekilde, Leninizmden bağımsız olarak, yani Marksizm-Leninizmin Lenin sonrası gelişmelerini ve dünya üzerindeki olağanüstü etkisini değerlendirmeden, Lenin’i değerlendirmek imkânsızdır. Lenin, Lenin’den daha büyüktür ve yalnızca yaşamıyla değil, ölümünden sonra eserlerinin kazandığı yaşamla da daha iyi anlaşılabilir. Aynı şey, Mariátegui için de geçerlidir. Bizi burada ilgilendiren de budur.

Akademik sahte Marksizmde, bazı büyük düşünürlere tutunup, fikirlerinin halk hareketlerinde ve en önemlisi de devrimci hareketlerde nasıl hayat bulduğunu incelemeden, onların fikirlerinin sadece zihinlerde ve tartışma topluluklarında kaldığını iddia etmek bir moda haline gelmiştir. Mariátegui'yi ve kurduğu Peru Komünist Partisi’ni, partinin yeniden yapılanmasını, liderliğini ve Başkan Gonzalo’nun yol gösterici düşüncesini kavramadan dürüstçe değerlendiremezsiniz. Gonzalo, Mariátegui’nin öğretileri ve düşünceleri üzerine inşa ederek, bunları geliştirmiş ve bu öğretileri gerçeğe dönüştürmüştür.

Peru Komünist Partisi’nin (PKP) 1968 tarihli bir belgesinde, parti âdeta Jacobin türü tahrifçilere cevap veriyor gibidir:

“Onu sessizliğe gömmeye çalışanlar, Mariátegui hakkında çok şey yazıp çizdiler. Elbette, onu gizemli kılmak, sistematik olarak çarpıtmak, anlamsız ukalalıkla onu ‘daha iyi’ göstermek için Mariátegui’den epey bahsedildiğini de görüyoruz. Mariátegui hakkında ilk olarak, kendini davaya adamış bir Marksist olmadığı, düşüncesinin Marksizm-Leninizm tarafından desteklenmediği söylendi.”

Parti, genelin özele uygulanmasını gerçekten anlamanın önemini vurguladı:

“Mariátegui, sadece dört beş formülü bilen, onları ezberden tekrar eden biri değildi. Çok daha fazlasıydı, daha derin, daha Marksistti. Marksizm-Leninizmi alıp gerçekliğimizle bütünleştiriyor, ülkemize taşıyor, toprağımızda somutlaştırıyor; Marksizm-Leninizmi somutlayıp, takdim ettikten, onun ülkeye nüfuz etmesini sağladıktan sonra bizi halen daha güncel olan bir düşünceyle bizi aydınlatıyor.”

Jacobin makalesi, Mariátegui’yi Troçki’ye sempati duyan biri olarak gösteriyor. Bunu 1923’te Troçki’nin kültür hakkındaki görüşleri üzerine yazdığı bir makaleye dayandırıyor. Mariátegui’nin en büyük içgörülerinden saparak, Jacobin röportajı, Stalin ve ait olduğu çoğunluğu Marksizmi Rusya’nın gerçekliğine en etkili şekilde uygulayabilecek kişiler olarak gösteren, Troçki’nin sürgününe dair 1929 tarihli makalesini görmezden geliyor. Mariátegui, Troçkistleri yalnızca komünist hareketin teori takıntısına itiraz eden eleştiriler sundukları için yararlı buluyor.

Mariátegui, Peru’yu Peruluların kılmayla ilgili konumuyla tutarlılık arz eden yaklaşımı dâhilinde şunları söylüyor:

“Rus devrimi, ulusal örgütlenme dönemindeydi. Bu dönemde mesele, sosyalizmi uluslararası düzeyde kurmak değil, iki kıtaya yayılan, bu nedenle, coğrafi ve tarihi bir bütünlük teşkil eden 130 milyonluk bir ulusta kurmaktı. Bu aşamada, Rus devriminin, onun ulusal karakterini ve sorunlarını daha derinden hisseden insanlarca temsil edilmesi en mantıklısıydı.

Saf bir Slav olan Stalin, bu adamlardan biridir. O, her zaman Rus topraklarına kök salmış devrimciler grubuna mensuptur; Troçki, Radek ve Rakovski ise hayatlarının büyük bir bölümünü sürgünde geçiren bir gruba mensuptur.”

[Mariátegui, “Troçki’nin Sürgünü Üzerine”, 1929]

İki çizgi mücadelesinin rolünü ve geneli özele uygulama zorunluluğunu sezgisel olarak kavrayan Mariátegui, aydınlatmaya devam ediyor:

“Bu nedenle Bolşevik Parti, ne huzurun hâkim olduğu, herkesin aynı fikri savunduğu bir okul değildi. Lenin, ölümünden kısa bir süre öncesine kadar yaratıcı liderliğini partiye dayattı, ancak bu olağanüstü liderin muazzam ve eşsiz otoritesine rağmen parti içinde şiddetli tartışmalar yaşandı. Lenin, otoritesini kendi gücüyle kazandı. Daha sonra bu gücü düşüncesinin üstünlüğü ve keskinliğiyle korudu. Bakış açıları her zaman gerçekliğe en iyi şekilde karşılık geldiği için galip geldi. Ancak birçok kez Lenin’in düşünceleri, Bolşeviklerin tutucu kesimine mensup isimlerin direnişini kırmak zorunda kaldı.”

Troçki konusunda ise Mariátegui, onun Marksizmi Rusya’nın özel yönlerine uygulama konusunda başarısız olduğunu düşünüyordu. Kendi ülkesinde devrim yapma ile ilgili görüşü üzerinden Mariátegui şu tespiti yapıyordu:

“[...] Stalin’in yerine Marksist programı gerçekleştirme konusunda nesnel planda daha büyük beceriye sahip bir lideri geçiremediği gerçeği üzerinden bakıldığında olayların, Troçkizmin doğru olmadığını ispatladığı açıktır.”

Bir de şu tespitini aktarmak gerek:

“Troçkizmde, somut ve net formüller içerisinde yoğunlaşma imkânı bulamamış teorik radikalizm havası vardır. Bu zeminde Stalin ve çoğunluk, yönetim sorumluluğunun yanı sıra, olasılıklar konusunda daha gerçekçi bir anlayışa sahiptir.”

Jacobin dergisi, Mariátegui’yi (beceriksizce de olsa) olağanüstü bir düşünür olarak öne çıkarmaya çalışırken, Peru İşçileri Genel Konfederasyonu’nu kurması, programını ve anayasasını yazması gibi gerçek örgütlenme çabalarını sistematik olarak göz ardı etmektedir. O, sadece yerli köylülere ulaşma ihtiyacını teorize etmekle kalmamış, bunu başarmak için ilk pratik adımları da atmıştır. En önemlisi de, proletaryaya ve halka liderlik edecek Peru Komünist Partisi’ni kurmuştur.

İçi boşaltılmış bir Mariátegui ile övünme eğilimi yeni bir şey değil. Başkaları, bunu Jacobin’den daha kapsamlı bir biçimde yaptı. Aslında Peru Komünist Partisi onlarca yıl önce yoldan sapmış, Mariátegui’nin kattığı özü yitirmişti.

“Partinin gelişimi ve ondan çıkarılacak dersler konusunda şunları söylemek mümkün: Parti tarihini, çağdaş Peru toplumunun üç dönemine karşılık gelen üç bölüme ayırarak anlayabiliriz. Birinci dönem, ilk bölüm, Partinin Kuruluşu’dur. Bu dönemde tam anlamıyla Marksist-Leninist olan José Carlos Mariátegui’ye sahip olduğumuz için şanslıydık. Ancak kaçınılmaz olarak Mariátegui’ye karşı çıkıldı, onun çizgisi terk edildi, yarım bıraktığı kuruluş kongresi hiçbir zaman yapılmadı. Yapıldığı söylenen kongre ise, bildiğimiz gibi, Mariátegui’nin teorilerine tümüyle karşı olan sözde ‘ulusal birlik’ çizgisine onay verdi. Bu şekilde Parti, Del Prado’nun bağlantılı olduğu Browderizmin ve daha sonra modern revizyonizmin etkisi altında kalarak, oportünizm tuzağına düştü. Bu süreç, bizi ikinci döneme, Partinin Yeniden Yapılanması dönemine götürüyor. Bu, özetle, revizyonizme karşı bir mücadeledir. Net bir biçimde gördüğümüz gibi, bu dönem altmışların başında yoğunluk kazanmıştır. Bu süreç, Parti üyelerinin revizyonist liderliğe karşı birleşmesine ve daha önce de belirttiğim gibi, Ocak 1964’teki 4. Konferans’ta onları partiden ihraç etmelerine yol açtı. Yeniden yapılanma süreci, 1978-1979’a kadar parti içinde devam etti ve bu dönemde sona erdi. Ardından üçüncü dönem, Halk Savaşı'nı yönetme dönemi başladı ki bu da şu anda içinde yaşadığımız dönemdir.”

[Başkan Gonzalo, “Röportaj”, 1988]

Jacobin dergisi ve benzeri yayınlar, genelin özele uygulanmasıyla birlikte partiye rehberlik edecek düşüncenin ortaya çıktığını söyleyen temel ilkeyi anlayamıyorlar. Jose Carlos Mariátegui’nin uğruna yaşadığı ve öldüğü şey tam da bu uygulamaydı. Partiyi onun düşüncesi kurdu. Bu düşünceye yönelik inceleme ve onu uygulamaya dönük adımlar,sonrasında genel Maoizmle birleşti. Böylece seksenlerde ve doksanlarda halk savaşını yeni ve şaşırtıcı zirvelere taşıyacak, günümüze dek devam edecek olan Gonzalo Düşüncesi ortaya çıktı. Kafalarını iki ellerinin arasına alıp derin düşüncelere dalan, doğrudan sınıf mücadelesini ve Marksizmin temellerini reddedenler, bu gerçekleri göz ardı ediyorlar.

Mariátegui'yi proto-Maoist olarak anlamak, Peru’da devrimin nasıl ve neden bu şekilde geliştiğini anlamamızı sağlar. Mariátegui, Mao gibi, salt halk cephesine bağlı kalmakla yetinmedi. Mariátegui, komünist liderliğe henüz teorileştirilmemiş olan kitle çizgisini armağan etti. Faşizm ve kadınlar konusundaki çalışmaları eşsizdi. Bu konularda en gelişmiş analizlerin temelini attı. İlgili analizlerin, Mariátegui'nin kurduğu parti tarafından geliştirilmesi hiç de şaşırtıcı değildi.

Jacobin’de çıkan röportajda görüşülen kişi, Michael Löwy, tarihsel materyalizmi tamamen reddediyor. Bu reddiye üzerinden, Mariátegui’yi birey olarak ele alıyor. Bireye dair yorumun tüm tarihsel gerçeklerin, kanıtların ve bağlamın önüne geçtiğini düşünüyor. Bu manevra, bu tür isimlerin çıkarları için hayati önem taşıyor.

Jacobin, sorgulama sürecinde Mariátegui’yi çarpıtmak amacıyla yalanları tekrarlayarak şu türden iddialarda bulunuyor:

“Mariátegui’nin tepkilerini ve fikirlerini anlama çabası üzerinden birileri çıkıp onun kitaba bağlı olduğunu söylüyor, birileri de kitap dışı olduğunu. Üçüncü Enternasyonal’in kıyıya köşeye attığı bir isimken Mariátegui, sonrasında yetmişlerde Latin Amerika’da ortaya çıkan Yeni Sol eliyle yeniden keşfediliyor. Hatta kısa süre önce Latin Amerika’da Pembe Dalga denilen, solcu hükümetlerin kurulduğu dönemde ismi yeniden gündeme geldi.”

O halde, tarihin hayal gücüyle nasıl çeliştiğine dair bir örnek olarak, Mariátegui’nin önderlik ettiği ve kurduğu partinin programlarına ve yazılarına tekrar göz atalım:

“Partili komünistler, Üçüncü Enternasyonal’e bağlıdır. Partiyi oluşturan grupların da ona bağlanmasını sağlamak için çalışmayı kabul ederler. Benimsediğimiz ideoloji, felsefi, siyasi ve sosyo-ekonomik, tüm yönleriyle kabul ettiğimiz devrimci ve militan Marksizmdir. Desteklediğimiz yöntemler, ortodoks devrimci sosyalizmin yöntemleridir. İkinci Enternasyonal’deki sosyal demokrasisin yöntemlerini ve eğilimlerini sadece reddetmekle kalmıyor, aynı zamanda her türlü yolla ve biçimde bunlarla mücadele ediyoruz.”

[Mariátegui’nin 1 Mart 1930’da PKP Merkez Komitesi’ne sunduğu, aynı yılın 4 Mart’ında onaylanan belgeden]

Yukarıdaki cümleleri idrak ettiğimizde, “Pembe Dalga”nın da Jacobin gibi Marksizmi katledenlerin de bizim Mariátegui’mizi görmezden gelip ona karşı çıkarken, yalnızca sahte bir Mariátegui’yi pazarlamaya çalıştıklarını net bir biçimde görüyoruz.

Röportaj yapılan kişi, tamamen katılmamız gereken bir gerçeği daha dile getiriyor:

“Mariátegui’nin yazılarında dil bulan, komünizmin Yerli Amerikalı köklerine yönelik vurgusu Afrikalı Amerikalıların mücadelelerine de uygulanabilir.”

Bu uygulama, geneli özele uygulama gerekliliğini kavrayan Maoistler dışında hiç kimse tarafından denenmemiştir. Eğer Siyahi Milleti, Mariátegui’nin öğretilerinin temel gerçeklerini kavrarsa, Jacobin türü paçavralar bu kavrayışın sonuçları karşısında tir tir titreyecektir.

Röportaj yapılan kişi, “Latin Amerika’da bu yolu örtük olarak ya da açıktan yürüyen bir politik güç var mı?” sorusuna, kasıtlı olarak ki Peru ve yakın tarihi hakkında az da olsa bilgi sahibi olduğunu varsayarsak, “kasıtlı olarak” demek zorundayız, PKP’nin varlığını, her zaman Mariátegui’nin yolunu savunduğunu, hatta bu nedenle burjuvazi tarafından hakaret olarak kullanılan “Aydınlık Yol” ismiyle anıldığını görmezden geliyor. Jacobin röportajında şöyle deniyor:

“Onun örnekliğinin izinden giden Aníbal Quijano ve Alberto Flores Galindo gibi önemli Perulu düşünürleri de anmak lazım. Yerlilerin politik mücadelelerine önderlik eden isimlerden olan Hugo Blanco, Mariátegui’nin düşüncelerinden etkilenmiş biri. Yakın dönemde onun Hugo Chavez ve sizin de bahsini ettiğiniz MST gibi köylü hareketleri üzerindeki etkisinden söz etmek gerek tabii. Ama bence bugün Mariátegui’nin genel anlayışını kendi varlığında en iyi şekilde cisimleştirmeyi bilmiş devrimci hareket, her ne kadar yazılarının açtığı yoldan ilerlemiyor olsa da, Chiapas’taki Zapatist deneyimidir.”

Röportaj yapılan kişi, PKP’yi görmezden geliyor, Mariátegui’nin gerçek takipçilerinin Zapatistalar olduğunu iddia ediyor! Mariátegui’nin proletarya diktatörlüğü, devrimci şiddet ve öncü parti teorilerine bağlılığını ise hiç dikkate almıyor.

Röportajda Mariátegui’nin mitin gücü ve dini sembolizmin kullanımına dair yazıları olumlu bir şekilde ele alınırken, onun çizgisinin Peru koşullarına pratikte uygulanmasına dönük çabalar göz ardı ediliyor.

Mariátegui ve mitin gücü tartışılırken, Başkan Gonzalo önderliğindeki PKP’nin bu gücü somutlaştırdığını ve gerçeğe dönüştürdüğünü anlamak gerekiyor. Peru’nun yerli köylüleri, Başkan’a “Puka Inti” diye hitap ederdi. Bu tabir, İnka mitolojisinden beslene Quechua halkının dilinde “Kızıl Güneş” demek. Birçoğu Gonzalo’yu, efsanelerde aktarılan, yüzlerce yıl önce İspanyol zalimleri hayal kırıklığına uğratan, dondan dona giren ruhlardan biri olarak görüyordu.

PKP’nin, insan yağını emerek beslenen efsanevi bir varlığı tanımlayan “Piştako” terimini kullanarak köylülere emperyalizmi öğrettiğini hatırlamak gerekiyor. Bu örnekler ve Gonzalo’nun devrimci kitlelere olan inancı üzerinden PKP, Mariátegui’yi “büyük bir düşünür” olarak görüp öven kişilerce “metafiziğe dayalı görüşlere sahip kıyametçi bir tarikat” olarak tarif etti. Mao, sarayını ejderhalarla süsleyen ancak gerçek bir ejderhayı görünce kaçan imparatordan bahsederken, esasen Jacobin türü yayınların ardındaki kişilerin zihniyetini özetlemişti.

Jose Carlos Mariátegui’nin öğretileri ve düşüncelerinin yeniden ele alınması ve somut gerçekliğe uygulanması gerektiği doğrudur. Ancak bu noktada şunu söylemek gerrekiyor: ilgili öğretiler ve düşünceler, Marksizm-Leninizm-Maoizm, özellikle de Maoizm merceğinden değerlendirilmeli, bu şekilde, Jacobin dergisi ve Michael Löwy de dâhil olmak üzere, Marksizmi tahrif edenlere karşı bu öğretiler ve düşünceler zincirlerinden kurtulmalıdırlar.

Kavga
21 Aralık 2018
Kaynak

Dipnot:
[1] Nicolas Allen, “Mariátegui’s Heroic Socialism”, 15 Aralık 2018, Jacobin. Türkçesi: İştiraki.

0 Yorum: