21 Nisan 2026

, ,

Devrimin Ahenkli Yürüyüşü

Rittik Gato’nun (Ritwik Ghatak) Amar Lenin (Benim Lenin’im, 1970) filmi, genç, isimsiz bir kahramanın, altmışar Bengal’inde bilinçlenme yolculuğuna çıkarken Bolşevik lider Vladimir Lenin’in devrimci fikirleriyle karşılaşmasını konu alıyor. Film, kırsaldaki halk tiyatrolarından (jatra) Kalküta’daki siyasi toplantılara kadar birçok noktayı kesen yolculuğunda filmin kahramanının en nihayetinde köyünde, toprak ağalığına karşı bir ayaklanmaya katılmasıyla sonuçlanıyor.

Toprağın köylülere dağıtılması mücadelesinin Bengal’i kasıp kavurduğu dönemde, Lenin’e odaklanılması tesadüf değildi. Yirmi dakikalık kısa film, Batı Bengal hükümeti tarafından Lenin’in doğumunun yüzüncü yılını kutlamak için sipariş edilmişti ve muhtemelen iktidardaki Birleşik Sol Cephe’nin Leninist ideallere olan bağlılığını savunmayı amaçlıyordu. Ancak filmin yönetmeni Gato’nun ellerinde kamera, pasif bir gözlem aracından çok daha fazlası haline geldi. Gato, topraksız bir köylü kahramanın yolculuğu aracılığıyla izleyiciyi Bengal’in siyasi çalkantılarıyla tanıştırarak, aynı anda şehirdeki sol siyasete yönelik nazik ama çarpıcı bir eleştiri sunarken, kırsal kesimdeki toplumsal ve politik değişimi anlamak için bir teori de ortaya koydu. Belgeselin başğındaki iyelik eki, Amar Lenin (“Benim Lenin’im”), hem metropolün Lenin’i yüceltmesine bir reddiye hem de dayanışmaya doğru bir açılımı ifade ediyor.

Bu anlamda belgesel, Delhi’deki May Day Kitabevi’nde Kızıl Kitaplar Günü’nü kutlamak için uygun bir seçimdi. Kamera Komün ile işbirliği içinde düzenlenen 21 Şubat 2025 tarihli gösterim, solcu kitapları, sanatı ve halk hareketlerini öne çıkartmak için düzenlenen bir programın açılışında gerçekleştirildi.

Bu yılın başlarında, belgeselin sansürle ilk karşılaşmasından tam elli yıl sonra, Cadavpur Üniversitesi’ndeki Amar Lenin gösterimi siyasi baskı sonucu iptal edildi. Belgesel, 1971’deki gösteriminde olduğu gibi gene sansürle yüzleşmişti. Başbakanlık sekreterliğinin elindeki arşiv kayıtları, sansür kurulunun karakteristik inatçılığını ortaya koyuyor. Sinema camiasından gelen sansüre yönelik öfkeye ve İndira Gandi’nin kendi kabinesindeki isimlerin desteğine rağmen, sansür kurulu, Gato’dan belirli sahneleri çıkartmasını istedi. Özellikle filmin ikinci yarısında, köylüler, Bengal’in sonar mati’sini (altın toprağını) sürerken ve ıslah ederken, Lenin’in portrelerinin orak ve sopalarla birlikte kaldırıldığı sahnelerle ilgili sorun yaşadılar. Sansür kurulunun inatçılığı, Leninist düşünceye bağlılık iddialarının devlet kurumları tarafından giderek nasıl sınırlandırıldığının bir göstergesiydi.

Üniversitede sinema dersleri veren Ömer Ahmed, altmışların sonlarında yaşanan, genel manada Naksalcı hareketi başlatan olayların, Hindistan’ın sömürgecilik sonrası tarihinde sosyo-politik bir “kopuş”u işaret ettiğini öne sürüyor. Bu ayaklanma, bağımsız Hindistan’daki ilk köylü isyanlarından biriydi ve sömürgecilik sonrası devletin kırsal kesimdeki sosyo-ekonomik reformlara yaklaşımının sınırlarına dikkat çekti. Ahmed, paralel sinemanın da hem biçim hem de ideolojik bağlılık açısından temelden dönüşğünü öne sürüyor.

Gato’nun uzun metrajlı filmleri, kırsal yaşamın temelini oluşturan baskı, sömürü ve şiddet koşullarına yöneldi. Çağdaşları gibi Gato da, devlet baskısından kaynaklanan kayıp, şiddet ve hayal kırıklığını sinematik olarak ifade etmeye çalıştı. Ancak Amar Lenin, ayaklanmaların şiddet temelli ve yerel olduğuna ilişkin yanlış değerlendirmelere doğrudan cevap veriyor. Lenin’i yücelten farklı girişimler ve çabalar arasında bağ kuran film, altmışlarda yaşanan olaylarının aslında ortak bir gözeden çıktığını ortaya koyuyor.

İktidardaki sol koalisyon, toprak ağalığına karşı geniş çaplı silahlı mücadele çağrısını, demokratik ve anayasal reform politikasından bir sapma olarak gördü. Bu tutum, Hindistan Komünist Partisi içinde bir bölünmeye yol açtı. Bu ayrışma neticesinde Hindistan Komünist Partisi (Marksist-Leninist) kuruldu. Özünde, Amar Lenin, toprağun yeniden dağıtılması amacıyla başlatılmış olan hareketin komünist fikirlerden bir sapma değil, Leninist düşüncenin mantıksal bir zirvesi olduğunu öne sürüyor. Haberciliği öykü anlatımıyla harmanlayan film, hem kırsal hem de kentsel bölgelerde Lenin’e yapılan muhtelif atıfları kayıt altına alıyor. Kahraman Lenin ile ilkin Rus Devrimi’nden sahneleri anıştıran tiyatro gösterilerini dikkatle izleyen köylülerle birlikte katıldığı bir Marksist jatra’da karşılaşıyor. Yirminci yüzyıl Bengal’inde, halk tiyatrosu ve ritüel biçimini almış performanstan kaynaklanan jatra, çeşitli politik ve toplumsal örgütlerce fikirleri yaymak için kullanılıyordu. Duyita Mecmdur’un belirttiği gibi, Amar Lenin’de kayıt altına alınan jatra, bu formun sol politik hareketlerde nasıl kullanıldığına dair nadir bir örnektir. Burada uzak bir ülke olarak Rusya’daki mücadeleyle ve onun zamansallığıyla tuhaf bir bağ ve yakınlık kuruyor. Gato’nun filmindeki kahraman için Lenin, artık bir yabancı değil, tarihin sayfalarından zuhur etmiş, capcanlı, kendisine yakın bir çağdaşıdır. Kamera, Lenin’i Rus kırsalında dolaşırken, ellerini havada güvenle ve ölçülü bir kararlılıkla sallarken takip eder. İzleyicilerin yakında nasıl ayaklanıp Bengal kırsalını sarsacağını önceden haber veriyor gibidir.

Filmdeki Jatra’yı, şehirdeki politik akımları yansıtmak için yeniden şekillendirilmiş geleneksel bir biçim olarak okumak mümkün. Görüntüler, siyasi partilerin bayrakları görüş alanının dışında dalgalanırken, Enternasyonal’i Bengalce söyleyen Lenin’e eşlik eden seslerin kakofonisiyle sona erer. Ancak Gato, Lenin’in fikirlerinin yayılmasının kolay olmadığını, bu fikirlerin mevcut toplumsal ve politik mücadelnin diliyle ortak bir zemin meydana getirdiğini öne sürer. Gato, bu noktayı vurgulamak için kullandığı önemli bir sinemasal yöntem dâhilinde, tüm komünist dayanışma şarkılarının en güzelini, iş ve emekle ilgili şarkılarla işitsel olarak yan yana getirir. Böylelikle, Enternasyonal’in nakaratında geçen “Enternasyonal insanlığı birleştirir” ifadesinden, iki kadının “Karnı doyacak insanlar var, ama işi yapacak kimse yok” diyen bir çalışma şarkısının ritmiyle tahıl öğüttüğü bir sonraki sahneye sorunsuz bir şekilde geçilir. Gato’nun altmışların sonlarına ait ortak bir ses zeminine gösterdiği ilgi, belgeselde kullanılan “Lenin! Lenin! Lenin!” tezahüratında da açıkça görülür. Bu tezahürattaki ritim, eski Kalküta’da olduğu kadar köylerde de aynı ölçüde yankı bulur.

Jatra’dan ilham alan filmin kahramanı, işçi sendikaları, gençlik örgütleri ve siyasi partiler tarafından düzenlenen yüzüncü yıl kutlamalarına tanık olmak için eski Kalküta’ya cesur bir yolculuk yapar. Burada belgesel, dönemin Sinema Şubesi’nin hazırladığı haber filmlerine özgü geleneklerin izini sürer. Politik isimlerin sıralandığı bir dizi görüntüye, Lenin heykellerinin açılışını yapan siyasi figürlerin montajları da dâhil olmak üzere, anma törenlerinin çarpıcı görüntüleri eşlik eder. Kahraman, bu kutlamalara tanık olmak için toplanan binlerce kişiden biridir. Bir politik anma töreninden diğerine geçerken, kameranın gözü, sadece olayların kendisine değil, aynı zamanda yürüyüşlere ve politik eylemlilik içerisinde olan işçi ve köylülerin günlük hayatlarına da yönelir. Kamera, kahramanın istisna olmadığını, şehir ve kırsal kesim arasında uzanan geniş kanalın bir parçası olduğunu ortaya koyar.

Vikrant Dadavala’nın tespitiyle, hazdan ziyade hayal kırıklığının damga vurduğu, yetmişlerin ortalarından sonlarına doğru uzanan dönemde üretilen alternatif sinemanın aksine Amar Lenin, tümüyle devrimci olasılıklar ve dayanışma üzerine bir filmdir.

Belgeselin sondan bir önceki sahnesinde, kahraman, toprak için verilen mücadelede bir araya gelen erkekler, kadınlar, çocuklar, hatta sığırlarla birlikte görülür. Belgeselde, köylülerin toprağı işleme ve tarımsal fazlayı ele geçirip dağıtma yönündeki sembolik tavırlarında şiddetten eser yoktur. Kamera, yay ve mızraklarla hücuma geçen Adivasi köylülerine döner. Bu köylülerin özel olarak hedef aldığı bir kişi yoktur aslında. Ne toprak sahipleriyle ne de tarihsel olarak Bengal genelinde ayaklanmaları bastırmak için kullanılan devlet mekanizmasıyla çatışmamaktadırlar. Ayrıca, birçoğu köylü ayaklanmalarını kınayan ve partiden birçok liderin ihraç edilmesini ve zulüm görmesini destekleyen Komünist Parti üyeleri de filmde belirgin bir şekilde yer almamaktadır.

Film, Bengal’deki birbirinden farklı, ancak birbiriyle ilişkili muhtelif akımları belgeleyerek, şehirdeki heykellerde ve konuşmalarda ölümsüzleşen Lenin ile fikirleri çiftçilerin topraklarında yeşeren Lenin’i birbirine bağlar. Bir röportajında Gato, bir sanatçının içinde bulunduğu dünyaya karşı sorumluluğu üzerine şunları söyler: “Ben de dâhil hiçbir sanatçının, hızla değişen toplumsal düzen ve geniş kapsamlı hareketlerle ilişkisini sürdürmeden iyi filmler yapması imkânsızdır.” Mesaj gayet açık: Devletin, partinin ve bunlar için çalışanların başarısız olduğu yerde, sanatçı dimdik durmalıdır.”

Koyna Tomar
23 Nisan 2025
Kaynak

0 Yorum: