Rittik Gato’nun (Ritwik Ghatak)
Amar Lenin (Benim Lenin’im, 1970) filmi, genç, isimsiz bir kahramanın, altmışar
Bengal’inde bilinçlenme yolculuğuna çıkarken Bolşevik
lider Vladimir Lenin’in devrimci fikirleriyle karşılaşmasını konu alıyor. Film, kırsaldaki halk
tiyatrolarından (jatra) Kalküta’daki siyasi toplantılara kadar birçok
noktayı kesen yolculuğunda filmin kahramanının en nihayetinde
köyünde, toprak ağalığına karşı
bir ayaklanmaya katılmasıyla sonuçlanıyor.
Toprağın
köylülere dağıtılması
mücadelesinin Bengal’i kasıp kavurduğu dönemde, Lenin’e odaklanılması
tesadüf değildi.
Yirmi dakikalık kısa film, Batı Bengal hükümeti tarafından Lenin’in doğumunun
yüzüncü yılını kutlamak için sipariş edilmişti
ve muhtemelen iktidardaki Birleşik Sol Cephe’nin Leninist
ideallere olan bağlılığını
savunmayı amaçlıyordu. Ancak filmin yönetmeni Gato’nun ellerinde kamera, pasif
bir gözlem aracından çok daha fazlası haline geldi. Gato, topraksız bir köylü
kahramanın yolculuğu aracılığıyla
izleyiciyi Bengal’in siyasi çalkantılarıyla tanıştırarak, aynı anda şehirdeki
sol siyasete yönelik nazik ama çarpıcı bir eleştiri sunarken, kırsal kesimdeki toplumsal
ve politik değişimi
anlamak için bir teori de ortaya koydu. Belgeselin başlığındaki
iyelik eki, Amar Lenin (“Benim Lenin’im”), hem metropolün Lenin’i
yüceltmesine bir reddiye hem de dayanışmaya doğru
bir açılımı ifade ediyor.
Bu anlamda belgesel, Delhi’deki
May Day Kitabevi’nde Kızıl Kitaplar Günü’nü kutlamak için uygun bir seçimdi.
Kamera Komün ile işbirliği
içinde düzenlenen 21 Şubat 2025 tarihli gösterim, solcu
kitapları, sanatı ve halk hareketlerini öne çıkartmak için düzenlenen bir
programın açılışında gerçekleştirildi.
Bu yılın başlarında,
belgeselin sansürle ilk karşılaşmasından tam elli yıl sonra, Cadavpur
Üniversitesi’ndeki Amar Lenin gösterimi siyasi baskı sonucu iptal edildi.
Belgesel, 1971’deki gösteriminde olduğu gibi gene sansürle yüzleşmişti.
Başbakanlık
sekreterliğinin
elindeki arşiv
kayıtları, sansür kurulunun karakteristik inatçılığını
ortaya koyuyor. Sinema camiasından gelen sansüre yönelik öfkeye ve İndira
Gandi’nin kendi kabinesindeki isimlerin desteğine rağmen,
sansür kurulu, Gato’dan belirli sahneleri çıkartmasını istedi. Özellikle filmin
ikinci yarısında, köylüler, Bengal’in sonar mati’sini (altın
toprağını)
sürerken ve ıslah ederken, Lenin’in portrelerinin orak ve sopalarla birlikte
kaldırıldığı
sahnelerle ilgili sorun yaşadılar. Sansür kurulunun inatçılığı,
Leninist düşünceye
bağlılık
iddialarının devlet kurumları tarafından giderek nasıl sınırlandırıldığının
bir göstergesiydi.
Üniversitede sinema dersleri
veren Ömer Ahmed, altmışların sonlarında yaşanan,
genel manada Naksalcı hareketi başlatan olayların, Hindistan’ın
sömürgecilik sonrası tarihinde sosyo-politik bir “kopuş”u
işaret
ettiğini
öne sürüyor. Bu ayaklanma, bağımsız Hindistan’daki ilk köylü
isyanlarından biriydi ve sömürgecilik sonrası devletin kırsal kesimdeki
sosyo-ekonomik reformlara yaklaşımının sınırlarına dikkat çekti.
Ahmed, paralel sinemanın da hem biçim hem de ideolojik bağlılık
açısından temelden dönüştüğünü öne sürüyor.
Gato’nun uzun metrajlı filmleri,
kırsal yaşamın
temelini oluşturan
baskı, sömürü ve şiddet koşullarına
yöneldi. Çağdaşları
gibi Gato da, devlet baskısından kaynaklanan kayıp, şiddet
ve hayal kırıklığını sinematik olarak ifade etmeye
çalıştı.
Ancak Amar Lenin, ayaklanmaların şiddet temelli ve yerel olduğuna
ilişkin
yanlış
değerlendirmelere
doğrudan
cevap veriyor. Lenin’i yücelten farklı girişimler ve çabalar arasında bağ
kuran film, altmışlarda yaşanan
olaylarının aslında ortak bir gözeden çıktığını ortaya koyuyor.
İktidardaki
sol koalisyon, toprak ağalığına karşı
geniş
çaplı silahlı mücadele çağrısını, demokratik ve anayasal
reform politikasından bir sapma olarak gördü. Bu tutum, Hindistan Komünist
Partisi içinde bir bölünmeye yol açtı. Bu ayrışma neticesinde Hindistan Komünist
Partisi (Marksist-Leninist) kuruldu. Özünde, Amar Lenin, toprağun
yeniden dağıtılması
amacıyla başlatılmış
olan hareketin komünist fikirlerden bir sapma değil, Leninist düşüncenin
mantıksal bir zirvesi olduğunu öne sürüyor. Haberciliği
öykü anlatımıyla harmanlayan film, hem kırsal hem de kentsel bölgelerde Lenin’e
yapılan muhtelif atıfları kayıt altına alıyor. Kahraman Lenin ile ilkin Rus
Devrimi’nden sahneleri anıştıran tiyatro gösterilerini
dikkatle izleyen köylülerle birlikte katıldığı bir Marksist jatra’da
karşılaşıyor.
Yirminci yüzyıl Bengal’inde, halk tiyatrosu ve ritüel biçimini almış
performanstan kaynaklanan jatra, çeşitli politik ve toplumsal
örgütlerce fikirleri yaymak için kullanılıyordu. Duyita Mecmdur’un belirttiği
gibi, Amar Lenin’de kayıt altına alınan jatra, bu formun
sol politik hareketlerde nasıl kullanıldığına dair nadir bir örnektir. Burada
uzak bir ülke olarak Rusya’daki mücadeleyle ve onun zamansallığıyla
tuhaf bir bağ
ve yakınlık kuruyor. Gato’nun filmindeki kahraman için Lenin, artık bir yabancı
değil,
tarihin sayfalarından zuhur etmiş, capcanlı, kendisine yakın bir
çağdaşıdır.
Kamera, Lenin’i Rus kırsalında dolaşırken, ellerini havada güvenle ve
ölçülü bir kararlılıkla sallarken takip eder. İzleyicilerin yakında nasıl
ayaklanıp Bengal kırsalını sarsacağını önceden haber veriyor
gibidir.
Filmdeki Jatra’yı, şehirdeki
politik akımları yansıtmak için yeniden şekillendirilmiş
geleneksel bir biçim olarak okumak mümkün. Görüntüler, siyasi partilerin
bayrakları görüş alanının dışında
dalgalanırken, Enternasyonal’i Bengalce söyleyen Lenin’e eşlik
eden seslerin kakofonisiyle sona erer. Ancak Gato, Lenin’in fikirlerinin yayılmasının
kolay olmadığını,
bu fikirlerin mevcut toplumsal ve politik mücadelnin diliyle ortak bir zemin meydana
getirdiğini
öne sürer. Gato, bu noktayı vurgulamak için kullandığı
önemli bir sinemasal yöntem dâhilinde, tüm komünist dayanışma
şarkılarının
en güzelini, iş
ve emekle ilgili şarkılarla işitsel
olarak yan yana getirir. Böylelikle, Enternasyonal’in nakaratında geçen “Enternasyonal
insanlığı
birleştirir”
ifadesinden, iki kadının “Karnı doyacak insanlar var, ama işi
yapacak kimse yok” diyen bir çalışma şarkısının ritmiyle tahıl öğüttüğü
bir sonraki sahneye sorunsuz bir şekilde geçilir. Gato’nun altmışların
sonlarına ait ortak bir ses zeminine gösterdiği ilgi, belgeselde kullanılan “Lenin!
Lenin! Lenin!” tezahüratında da açıkça görülür. Bu tezahürattaki ritim, eski
Kalküta’da olduğu kadar köylerde de aynı ölçüde
yankı bulur.
Jatra’dan ilham alan filmin kahramanı,
işçi
sendikaları, gençlik örgütleri ve siyasi partiler tarafından düzenlenen yüzüncü
yıl kutlamalarına tanık olmak için eski Kalküta’ya cesur bir yolculuk yapar.
Burada belgesel, dönemin Sinema Şubesi’nin hazırladığı
haber filmlerine özgü geleneklerin izini sürer. Politik isimlerin sıralandığı
bir dizi görüntüye, Lenin heykellerinin açılışını yapan siyasi figürlerin
montajları da dâhil olmak üzere, anma törenlerinin çarpıcı görüntüleri eşlik
eder. Kahraman, bu kutlamalara tanık olmak için toplanan binlerce kişiden
biridir. Bir politik anma töreninden diğerine geçerken, kameranın gözü,
sadece olayların kendisine değil, aynı zamanda yürüyüşlere
ve politik eylemlilik içerisinde olan işçi ve köylülerin günlük
hayatlarına da yönelir. Kamera, kahramanın istisna olmadığını,
şehir
ve kırsal kesim arasında uzanan geniş kanalın bir parçası olduğunu
ortaya koyar.
Vikrant Dadavala’nın tespitiyle,
hazdan ziyade hayal kırıklığının damga vurduğu,
yetmişlerin
ortalarından sonlarına doğru uzanan dönemde üretilen
alternatif sinemanın aksine Amar Lenin, tümüyle devrimci olasılıklar ve
dayanışma
üzerine bir filmdir.
Belgeselin sondan bir önceki
sahnesinde, kahraman, toprak için verilen mücadelede bir araya gelen erkekler,
kadınlar, çocuklar, hatta sığırlarla birlikte görülür.
Belgeselde, köylülerin toprağı işleme ve tarımsal fazlayı ele
geçirip dağıtma
yönündeki sembolik tavırlarında şiddetten eser yoktur. Kamera, yay
ve mızraklarla hücuma geçen Adivasi köylülerine döner. Bu köylülerin özel
olarak hedef aldığı bir kişi
yoktur aslında. Ne toprak sahipleriyle ne de tarihsel olarak Bengal genelinde
ayaklanmaları bastırmak için kullanılan devlet mekanizmasıyla çatışmamaktadırlar.
Ayrıca, birçoğu
köylü ayaklanmalarını kınayan ve partiden birçok liderin ihraç edilmesini ve
zulüm görmesini destekleyen Komünist Parti üyeleri de filmde belirgin bir şekilde
yer almamaktadır.
Film, Bengal’deki birbirinden
farklı, ancak birbiriyle ilişkili muhtelif akımları
belgeleyerek, şehirdeki
heykellerde ve konuşmalarda ölümsüzleşen
Lenin ile fikirleri çiftçilerin topraklarında yeşeren Lenin’i birbirine bağlar.
Bir röportajında Gato, bir sanatçının içinde bulunduğu
dünyaya karşı
sorumluluğu
üzerine şunları
söyler: “Ben de dâhil hiçbir sanatçının, hızla değişen toplumsal düzen ve geniş
kapsamlı hareketlerle ilişkisini sürdürmeden iyi filmler
yapması imkânsızdır.” Mesaj gayet açık: Devletin, partinin ve bunlar için çalışanların
başarısız
olduğu
yerde, sanatçı dimdik durmalıdır.”
Koyna Tomar
23 Nisan 2025
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder