Bugün çıkıp “NATO, emperyalistlerin ve onların işbirlikçilerinin terör örgütüdür” [EMEP
Başkanı] demelerine, “NATO’ya hayır” diye bağırmalarına bakmayın. Üç gün sonra yeniden
Utku Çakırözer’in[1] ve Ziya Pir’in[2] emrine girecekler. Herkes, yeniden CHP’de
hizalanacak, emperyalizmden medet umacak. “Kürtlerin, Beluçların ve diğer
halkların bu savaşı devrimci fırsat olarak değerlendirerek özgürlük alanları
yaratmaları haktır”[3] diyen kişinin tek teorisi ve tek siyaseti, emperyalizme uşaklıktır. Çeviri
ücretini bile emperyalizmden alan sitenin NATO karşıtlığı, yalandır.
Bu
örgütler, daha dün “Tayyip Amerika’ya giremez” diyorlardı. Amerika’dan
konuşuyorlardı, onun safında olduklarını ima ediyorlardı. Amerika’dan ve NATO’dan
yardım dileniyorlardı. BM’ye, AB’ye ve NATO’ya “bizi Tayyip’ten kurtarın” diye
mektup yazıyorlardı. TV kanallarında, sosyal medyada ve gazetelerinde “AKP,
ülkemizin Batı’yla ilişkilerini bozuyor” diye serzenişte bulunuyorlardı.
Bugün
NATO protestolarının birinci sebebi, Tayyip’in Amerikan çizgisiyle al-verli
ilişki içine girmesi. Düne kadar “AKP, Batılılaşmanın önünde engel” diyenler, yalandan
çark ettiler. Yarın AKP eleştirel konum alsın, “Batı da Batı” diye feveran
etmeye başlarlar.
İkinci
sebep, Trump’ın NATO’ya yönelik çıkışları. AB içi gerilimler, Avrupa’nın Rusya
ile üleşilmesi ihtimali. Üçüncü sebep, küçük burjuvanın, bütçeden NATO’ya daha fazla
pay ayrılması talebine yönelik “malımı bölüşmem” diyen liberal tepkisi. Küçük
burjuva, yeni koruyucu zırhlar arayışı içinde. Halka, işçi sınıfına ve
ezilenlere güvenemez. O zemini yok etmek için çaba harcamaya mecbur.
Bu
solcuların hamisi ve efendisi Almanya, her şey askerileştiriyor. Ülke dışına
çıkan bile ordudan izin almak zorunda kalacak. Yeşiller Partisi liderleri
askeri eğitim alıyorlar. Amerikan üslerini söküp atma talebini dillendirmekse sağcı
partilere kaldı. Solcular, “İsrail’i savunma”nın derdinde. TİP, o liberal
solculara kadro devşiriyor. Hep birlikte Filistin hareketiyle mücadele ediyor. Bu
koşullarda siyasetlerini ve ülkeden çıkacakları günleri Alman ordusuna
bildirmek zorunda olanların NATO karşıtlığı, yalan. Buranın gerçek halk
mücadelelerinin içinde yetişmiş altmış ve yetmişli kadroların yapıp ettiklerinin
arkasına saklanmalarının bir anlamı kalmadı.
Halk
türkülerini aşağılayan, halkın dinine küfreden, Avrupa’nın klasik müziğini
göklere çıkartan Yaşar Ayaşlı’nın küçük burjuva solculuğunun da bir anlamı
kalmadı. “Biz de Mahirler gibi direniriz, ne var ki”[4] diye bugünde reklâm
yapmanın bir anlamı yok. Mahir’i ölümü göze alıp öznel iradeye hapsedenler kör,
köreltici. Ayaşlı’nın hapishanede gösterilen direşkenliği kendi yoldaşları bile
artık “gericilik” kabul ediyor.
Filistin
36
filminin bir sahnesinde İngiliz sömürge valisi, “bu Araplar bireyden fazla
topluma önem veriyorlar” diyor. O toplum algısını ve pratiğini parçalamak için
Siyonistlere silah dağıtılıyor. Birey, burjuvayı, tekelleri ve sermayeyi ifade
ediyor. Onun için yollar açılıyor.
Bugün
sol, AKP’nin karşısına o İngiliz valisinin bireyini çıkartıyor. Ona karşı siyaseti
ve mevzii bu bireycilik üzerinden inşa ediyor. İngilizcilik, bu damardan
ilerliyor. Her şey, Mahir denilen bireye kapatılıyor. Mahir’i Elrom’u kaçırmaya
iten nesnel gerçeklik, çöpe atılıyor. Çünkü bugünkü İran’a yönelik savaşta Mahirce
bir eylemliliğin önü alınmak zorunda. Mahir, bu nedenle kuşatılıyor. Kızıldere’deki
Mossad birimi, kendi solunu imal ediyor.
2004’te
Bilgi Üniversitesi’nde TKP’liler, düzen kendi işini görecek komünist partiyi
imal etsin diye Mustafa Suphi’lerin Dönüşü isminde sempozyum düzenliyorlardı.
O düzen, o nedenle Barış Yıldırım gibi liberallere Mahir’i akademik çalışmanın
konusu haline getirme emrini veriyor. “Suni denge” kavramının altını, sağını
solunu boşaltmak için türlü taklalar atılıyor.
Mahir,
Kızıldere’den sonra bir kez daha kuşatma altında.
Çevreleniyor,
çerçeveleniyor, çitleniyor, belirli bir kalıba dökülüyor. Bir taraf, AKP’yle
görüşmelerin, bir taraf CHP taşeronluğunun sınırlarına hapsetmeye çalışıyor.
Bugünün nesnel gerçekliğinde herkes birilerinin bireyine yol açmaya, onun yolunu
temizlemeye, o yola bekçilik etmeye çalışıyor. Buna, “sosyalizm”, “solculuk”, “devrimcilik”
diyorlar. Bunlar, halktan, ezilenden ve işçi sınıfından kopartılıyor.
Abdülhamit
tartışması, bu düzlemde gündeme getiriliyor. Otuz yıl önce Perinçek’in
yaptığını yapıyorlar. Üretim güçlerinin gelişiminde burjuvaziye veya devlete
halel gelmesin diye uğraşıyorlar. Herkes, ekonomist, “herkes üretim güçleri
gelişsin de yolumuz açılsın”cı. Sadece hangi bireyi öne çıkartacakları
konusunda anlaşamıyorlar. Devletin imal ettiği bireyle sermayenin imal ettiği
birey arasındaki it dalaşının bir anlamı bulunmuyor.
Rockhill’in
“emperyal Marksizm” veya “entelektüel emperyalizm”[5] dediği şeyin Türkiye
mümessilliğini Birikim, Dipnot, Ayrıntı hattında aramak gerekiyor. Kaypakkayacılık
alanına Dev-Yol müdahalesiyle uzatılan kol ise Teori vs. Politika. Bugün
Küçükömer’i eleştiren Ayaşlı, kitabını bu derginin çakma Ayrıntı olma çabası içindeki
hırsız yayınevinden çıkartmış, yazılarını bu dergiye vermiştir. Yeni yönelimde Ayaşlı,
Kur’an’a ve Müslüman’a küfretmeye mecburdur. O Filistin toprağına çıkartma
yapmış işgalci birey sürüsüne çoban olmanın derdindedir. Herkes, emperyalizmin
ve Siyonizmin ilerleyişine asker edilmiştir. Mahir tabii ki tasfiye
edilmelidir.
Vaktiyle
Güney Afrikalı devrimci Steve Biko’nun kitabını sansürleyerek yayımlayan Dipnot
yayınları, namlusunu Mahir’e çevirmiştir. Eleştirilere verdiği cevapta Çayan’a dair
farklı yorumların zenginlik olduğunu söylüyor. Bu tüketimci kapitalist anlayış,
akla İsmet Özel’in “İnsan için önüne çıkan bütün yollar ‘yürünebilir’ yollar
ise, o insan artık kaybolmuştur” sözü geliyor. Mahirleri sulandırma çabası,
bugünün savaş ve kriz gerçekliğinde idrak edilmeli. Onları bireysel hezeyana,
yoruma, yola indirgeme çabası, kolektif ve nesnel niteliklerini silme amacını
güdüyor.
Bu
zeminde, sol, yirmi yıldır AKP’nin karşısına bireyi çıkartabiliyor. Onu burjuvazi ve devlet adına Müslümanı dövmek için fırsat ve bahane olarak kullanıyor. Mahirler, bu
düzlemde istismar ediliyor, reklâm ve pazarlama materyaline dönüştürülüyor. Gerçeğinden
ve özünden kopartılmış Mahir’in bugünde dolaşmasına ve dövüşmesine izin
verilmiyor. Birey ve liberalizm adına bir yerlere sözler vermiş solcular, Mahirleri
öldürmeye mecbur.
Tayyip, yıllar önce efendilerine “kişisel olan benim için kutsal, ona asla dokunmayacağım” diye söz vermiş, “ben muhafazakâr demokratım” demiş. Hâlâ solcular, laiklik ninnisi mırıldanıyorlar. Sol, o laiklik vurgusuyla bölgeden, Arap’tan, Fars’tan, Doğu’dan, Filistin’den kopacağını sanıyor. Koptuğuna dair bir yerlere sözler veriyor. Koptukça İran’ın direnişi karşısında içten içe İsrail ve ABD’nin zaferi için dua ediyor. Hepsi de “solun İslamcılarla kurduğu şeytani ittifaka son vermeliyiz” emri uyarınca siyaset yürütüyor. Yazdıkları Filistin kitabında bile “bizim bu namaz kılan, geri kalmış insanların yaşadığı yerde ne işimiz var” deniliyor. Denizler, o kirden arındırıldıktan sonra, buranın çıkarları için kullanılıyor.
Şimdi
CHP kucağına koşmayanı dövdükleri için Ayaşlı da dümenini bu hatta kırmış
görünüyor. Yeni politik birliktelikleri, “iki emperyalist kamp”tan azade
bireyleri çağırıyor. İşçi sınıfına ve bölge halklarına ABD emperyalizmi ve
Siyonizm gölgesine sığınmaya davet ediyor.
Ayaşlı, Küçükömer’i Kaypakkaya ile sentezleyen dergide yazdı, kitabını onlara bastırdı. “Bizim gelenek” dediği, “iki blok var, bizim kendi bayrağımız var” diyen Köz’le dolaşıyor.[6] Dünün yalancı Stalinisti, kripto-Troçkistiyle geziyor. Teorik ölçü nedense Birinci Dünya Savaşı üzerinden çekiliyor. İkinci Savaş süresince Sovyetler'i yıkmak için uğraşanların yanına hizalanılıyor. İran, bu kripto ve aleni Troçkistlere göre değerlendiriliyor.
İki emperyalist blok arası kavgadan söz eden, sinsi Natocu, utangaç
Pentagoncudur. Emperyalizmi, asıl hedefi flulaştıranlar, “herkes emperyalist
canım”cılar, doğrudan emperyalizme hizmet ediyorlar.
Devlette
ve burjuvazide cisimleşmiş birey, Kutsal ve Vaat Edilmiş topraklara çıksın diye
uğraşan solcular, NATO’cu, Pentagoncu, CIA-Mossadcı olmaya mecbur. Onları gizli
yoldaşları olarak görüyorlar. Bu solculuk, devletin bireyini kirletti diye
kapitalizme lafta eleştirmekten, burjuvanın bireyini kirletti diye emperyalizmi
eleştiriyormuş gibi yapmaktan ibaret. Dönüp dolaşıp kendi bireyliklerini kuran
güce ve iradeye hizmet ediyorlar.
O
nedenle, EMEP, burjuvaziden ve devletten ari kılınmış bir gulyabani gibi
resmediyor Trump’ı. böylelikle, ABD’deki Demokrat Parti ile İngiltere’deki İşçi
Partisi çizgisine bağlanıyor. Oralardan çok fon geleceğini düşünüyor. Vekiline “Doğu
Avrupalı gazeteci” denilerek bu yüzden Sorosçular ödül veriyorlar.[7]
Kimse
sorgulamıyor: Ertuğrul Kürkçü, Paris Komünü’nü çevrelemeye, çerçevelemeye, burjuvazinin
kalıbına dökmeye mecbur.[8] Onu küçülmecilik üzerinden okuyan Kürkçü, “İran’ı
taş devrine döndüreceğim” diyen Trump’a bağlı. Emperyalizmin “haydut devlet”
dediği yapılara yönelik, kalkınma sürecini baltama, ortadan kaldırma amaçlı
saldırıları için ideolojik kılıf örüyor. “Zaten küçülmeliyiz, dümdüz edin İran’ı”
diyor.
Sol,
emperyalizm eti yasaklayacaksa veganlaşıyor. İşsizlik artıyorsa “çalışmak
kölelik” diyor. Bir 28 Şubatçı olarak Erhan Nalçacı, emperyalistlerin
emirlerini Kovid döneminde bilfiil yerine getiriyor. Üstelik komünist düzende
halka böcek yedirmeyi vaad ediyor.[9] Bugün asıl NATO’culuğu buralarda aramak
gerekiyor.
Deniz
Gezmişler, 6. Filo’ya karşı miting düzenliyorlar. Ekibin bir tarafında Harun
Karadeniz ve TİP’liler var. Denizler, Dolmabahçe’ye inip gemiye saldırmayı
öneriyorlar. Bu öneri reddediliyor, “sadece Taksim’de bağırıp dağılalım”
deniliyor. Mitingde Denizler, Gümüşsuyu’ndan aşağı inmek için toparlanıyorlar. Önlerine
ilk barikatı polis değil, TİP’liler kuruyor. “Bugün Ulaş Bardakçı’nın olduğu yerde
olmak bizi gururlandırıyor” diyen Erkan Baş yalan söylüyor. Ömrü, siyasi ömrü, Bardakçı
ve yoldaşlarını ezmek ve susturmakla geçti. O, Mahirler devrimci şiddet eylemi
gerçekleştirince partiye yönelik suçlamalara verdiği cevapta açıktan Mahirleri
polise ihbar eden Behice Boranlar’ın soyundan geliyor. Bu kuşatmanın ve
ablukanın aşılması, tayin edilen çerçevelerin kırılması gerekiyor.
Eren Balkır
5 Nisan 2026
Dipnotlar:
[1] “Natocu Sol”, 15 Ekim 2025, İştiraki.
[2]
“Görevim Gereği Yurt Dışına Çıkmalıyım Ama”, 21 Kasım 2016, Evrensel. Evrensel,
emperyalizmin ajanı Kavala için ağıt yakarken bir başka ajanın NATO
toplantısına katılamamasını dert ediniyor.
[3]
Deniz Bakır, “Bizim Kendi Bayrağımız Var”, 1 Nisan 2026, Sendika.
[4]
Yaşar Ayaşlı, “Post-Mahir Dönem Tartışmalarına Bir Katkı”, 2 Nisan 2026, Sendika.
[5]
Marxlenin Pérez Valdés, “Gabriel Rockhill Söyleşisi”, 23 Mart 2026, İştiraki.
[6]
“Savaştan Devrime Giden Yolu Açmak İçin”, 19 Mart 2026, Köz.
[7]
Eren Balkır, “Emir Erleri”, 25 Temmuz 2024, İştiraki.
[8]
Ertuğrul Kürkçü, “Komün Dersleriyle Geri Geliyor, 20 Mart 2026, Yeniyaşam.
[9] Kutay Sırıklı ve Özgür Selvi, “Beslenmede Önemli Hayvansal Proteinlerin Kaynakları”, 19 Nisan 2021, BA.




0 Yorum:
Yorum Gönder