06 Nisan 2026

, ,

Aliye

Bugün çıkıp “NATO, emperyalistlerin ve onların işbirlikçilerinin terör örgütüdür” [EMEP Başkanı] demelerine, “NATO’ya hayır” diye bağırmalarına bakmayın. Üç gün sonra yeniden Utku Çakırözer’in[1] ve Ziya Pir’in[2] emrine girecekler. Herkes, yeniden CHP’de hizalanacak, emperyalizmden medet umacak. “Kürtlerin, Beluçların ve diğer halkların bu savaşı devrimci fırsat olarak değerlendirerek özgürlük alanları yaratmaları haktır”[3] diyen kişinin tek teorisi ve tek siyaseti, emperyalizme uşaklıktır. Çeviri ücretini bile emperyalizmden alan sitenin NATO karşıtlığı, yalandır.

Bu örgütler, daha dün “Tayyip Amerika’ya giremez” diyorlardı. Amerika’dan konuşuyorlardı, onun safında olduklarını ima ediyorlardı. Amerika’dan ve NATO’dan yardım dileniyorlardı. BM’ye, AB’ye ve NATO’ya “bizi Tayyip’ten kurtarın” diye mektup yazıyorlardı. TV kanallarında, sosyal medyada ve gazetelerinde “AKP, ülkemizin Batı’yla ilişkilerini bozuyor” diye serzenişte bulunuyorlardı.

Bugün NATO protestolarının birinci sebebi, Tayyip’in Amerikan çizgisiyle al-verli ilişki içine girmesi. Düne kadar “AKP, Batılılaşmanın önünde engel” diyenler, yalandan çark ettiler. Yarın AKP eleştirel konum alsın, “Batı da Batı” diye feveran etmeye başlarlar.

İkinci sebep, Trump’ın NATO’ya yönelik çıkışları. AB içi gerilimler, Avrupa’nın Rusya ile üleşilmesi ihtimali. Üçüncü sebep, küçük burjuvanın, bütçeden NATO’ya daha fazla pay ayrılması talebine yönelik “malımı bölüşmem” diyen liberal tepkisi. Küçük burjuva, yeni koruyucu zırhlar arayışı içinde. Halka, işçi sınıfına ve ezilenlere güvenemez. O zemini yok etmek için çaba harcamaya mecbur.

Bu solcuların hamisi ve efendisi Almanya, her şey askerileştiriyor. Ülke dışına çıkan bile ordudan izin almak zorunda kalacak. Yeşiller Partisi liderleri askeri eğitim alıyorlar. Amerikan üslerini söküp atma talebini dillendirmekse sağcı partilere kaldı. Solcular, “İsrail’i savunma”nın derdinde. TİP, o liberal solculara kadro devşiriyor. Hep birlikte Filistin hareketiyle mücadele ediyor. Bu koşullarda siyasetlerini ve ülkeden çıkacakları günleri Alman ordusuna bildirmek zorunda olanların NATO karşıtlığı, yalan. Buranın gerçek halk mücadelelerinin içinde yetişmiş altmış ve yetmişli kadroların yapıp ettiklerinin arkasına saklanmalarının bir anlamı kalmadı.

Halk türkülerini aşağılayan, halkın dinine küfreden, Avrupa’nın klasik müziğini göklere çıkartan Yaşar Ayaşlı’nın küçük burjuva solculuğunun da bir anlamı kalmadı. “Biz de Mahirler gibi direniriz, ne var ki”[4] diye bugünde reklâm yapmanın bir anlamı yok. Mahir’i ölümü göze alıp öznel iradeye hapsedenler kör, köreltici. Ayaşlı’nın hapishanede gösterilen direşkenliği kendi yoldaşları bile artık “gericilik” kabul ediyor.

Filistin 36 filminin bir sahnesinde İngiliz sömürge valisi, “bu Araplar bireyden fazla topluma önem veriyorlar” diyor. O toplum algısını ve pratiğini parçalamak için Siyonistlere silah dağıtılıyor. Birey, burjuvayı, tekelleri ve sermayeyi ifade ediyor. Onun için yollar açılıyor.

Bugün sol, AKP’nin karşısına o İngiliz valisinin bireyini çıkartıyor. Ona karşı siyaseti ve mevzii bu bireycilik üzerinden inşa ediyor. İngilizcilik, bu damardan ilerliyor. Her şey, Mahir denilen bireye kapatılıyor. Mahir’i Elrom’u kaçırmaya iten nesnel gerçeklik, çöpe atılıyor. Çünkü bugünkü İran’a yönelik savaşta Mahirce bir eylemliliğin önü alınmak zorunda. Mahir, bu nedenle kuşatılıyor. Kızıldere’deki Mossad birimi, kendi solunu imal ediyor.

2004’te Bilgi Üniversitesi’nde TKP’liler, düzen kendi işini görecek komünist partiyi imal etsin diye Mustafa Suphi’lerin Dönüşü isminde sempozyum düzenliyorlardı. O düzen, o nedenle Barış Yıldırım gibi liberallere Mahir’i akademik çalışmanın konusu haline getirme emrini veriyor. “Suni denge” kavramının altını, sağını solunu boşaltmak için türlü taklalar atılıyor.

Mahir, Kızıldere’den sonra bir kez daha kuşatma altında.

Çevreleniyor, çerçeveleniyor, çitleniyor, belirli bir kalıba dökülüyor. Bir taraf, AKP’yle görüşmelerin, bir taraf CHP taşeronluğunun sınırlarına hapsetmeye çalışıyor. Bugünün nesnel gerçekliğinde herkes birilerinin bireyine yol açmaya, onun yolunu temizlemeye, o yola bekçilik etmeye çalışıyor. Buna, “sosyalizm”, “solculuk”, “devrimcilik” diyorlar. Bunlar, halktan, ezilenden ve işçi sınıfından kopartılıyor.

Abdülhamit tartışması, bu düzlemde gündeme getiriliyor. Otuz yıl önce Perinçek’in yaptığını yapıyorlar. Üretim güçlerinin gelişiminde burjuvaziye veya devlete halel gelmesin diye uğraşıyorlar. Herkes, ekonomist, “herkes üretim güçleri gelişsin de yolumuz açılsın”cı. Sadece hangi bireyi öne çıkartacakları konusunda anlaşamıyorlar. Devletin imal ettiği bireyle sermayenin imal ettiği birey arasındaki it dalaşının bir anlamı bulunmuyor.

Rockhill’in “emperyal Marksizm” veya “entelektüel emperyalizm”[5] dediği şeyin Türkiye mümessilliğini Birikim, Dipnot, Ayrıntı hattında aramak gerekiyor. Kaypakkayacılık alanına Dev-Yol müdahalesiyle uzatılan kol ise Teori vs. Politika. Bugün Küçükömer’i eleştiren Ayaşlı, kitabını bu derginin çakma Ayrıntı olma çabası içindeki hırsız yayınevinden çıkartmış, yazılarını bu dergiye vermiştir. Yeni yönelimde Ayaşlı, Kur’an’a ve Müslüman’a küfretmeye mecburdur. O Filistin toprağına çıkartma yapmış işgalci birey sürüsüne çoban olmanın derdindedir. Herkes, emperyalizmin ve Siyonizmin ilerleyişine asker edilmiştir. Mahir tabii ki tasfiye edilmelidir.

Vaktiyle Güney Afrikalı devrimci Steve Biko’nun kitabını sansürleyerek yayımlayan Dipnot yayınları, namlusunu Mahir’e çevirmiştir. Eleştirilere verdiği cevapta Çayan’a dair farklı yorumların zenginlik olduğunu söylüyor. Bu tüketimci kapitalist anlayış, akla İsmet Özel’in “İnsan için önüne çıkan bütün yollar ‘yürünebilir’ yollar ise, o insan artık kaybolmuştur” sözü geliyor. Mahirleri sulandırma çabası, bugünün savaş ve kriz gerçekliğinde idrak edilmeli. Onları bireysel hezeyana, yoruma, yola indirgeme çabası, kolektif ve nesnel niteliklerini silme amacını güdüyor.

Bu zeminde, sol, yirmi yıldır AKP’nin karşısına bireyi çıkartabiliyor. Onu burjuvazi ve devlet adına Müslümanı dövmek için fırsat ve bahane olarak kullanıyor. Mahirler, bu düzlemde istismar ediliyor, reklâm ve pazarlama materyaline dönüştürülüyor. Gerçeğinden ve özünden kopartılmış Mahir’in bugünde dolaşmasına ve dövüşmesine izin verilmiyor. Birey ve liberalizm adına bir yerlere sözler vermiş solcular, Mahirleri öldürmeye mecbur.

Tayyip, yıllar önce efendilerine “kişisel olan benim için kutsal, ona asla dokunmayacağım” diye söz vermiş, “ben muhafazakâr demokratım” demiş. Hâlâ solcular, laiklik ninnisi mırıldanıyorlar. Sol, o laiklik vurgusuyla bölgeden, Arap’tan, Fars’tan, Doğu’dan, Filistin’den kopacağını sanıyor. Koptuğuna dair bir yerlere sözler veriyor. Koptukça İran’ın direnişi karşısında içten içe İsrail ve ABD’nin zaferi için dua ediyor. Hepsi de “solun İslamcılarla kurduğu şeytani ittifaka son vermeliyiz” emri uyarınca siyaset yürütüyor. Yazdıkları Filistin kitabında bile “bizim bu namaz kılan, geri kalmış insanların yaşadığı yerde ne işimiz var” deniliyor. Denizler, o kirden arındırıldıktan sonra, buranın çıkarları için kullanılıyor.

Şimdi CHP kucağına koşmayanı dövdükleri için Ayaşlı da dümenini bu hatta kırmış görünüyor. Yeni politik birliktelikleri, “iki emperyalist kamp”tan azade bireyleri çağırıyor. İşçi sınıfına ve bölge halklarına ABD emperyalizmi ve Siyonizm gölgesine sığınmaya davet ediyor.

Ayaşlı, Küçükömer’i Kaypakkaya ile sentezleyen dergide yazdı, kitabını onlara bastırdı. “Bizim gelenek” dediği, “iki blok var, bizim kendi bayrağımız var” diyen Köz’le dolaşıyor.[6] Dünün yalancı Stalinisti, kripto-Troçkistiyle geziyor. Teorik ölçü nedense Birinci Dünya Savaşı üzerinden çekiliyor. İkinci Savaş süresince Sovyetler'i yıkmak için uğraşanların yanına hizalanılıyor. İran, bu kripto ve aleni Troçkistlere göre değerlendiriliyor.

İki emperyalist blok arası kavgadan söz eden, sinsi Natocu, utangaç Pentagoncudur. Emperyalizmi, asıl hedefi flulaştıranlar, “herkes emperyalist canım”cılar, doğrudan emperyalizme hizmet ediyorlar.

Devlette ve burjuvazide cisimleşmiş birey, Kutsal ve Vaat Edilmiş topraklara çıksın diye uğraşan solcular, NATO’cu, Pentagoncu, CIA-Mossadcı olmaya mecbur. Onları gizli yoldaşları olarak görüyorlar. Bu solculuk, devletin bireyini kirletti diye kapitalizme lafta eleştirmekten, burjuvanın bireyini kirletti diye emperyalizmi eleştiriyormuş gibi yapmaktan ibaret. Dönüp dolaşıp kendi bireyliklerini kuran güce ve iradeye hizmet ediyorlar.

O nedenle, EMEP, burjuvaziden ve devletten ari kılınmış bir gulyabani gibi resmediyor Trump’ı. böylelikle, ABD’deki Demokrat Parti ile İngiltere’deki İşçi Partisi çizgisine bağlanıyor. Oralardan çok fon geleceğini düşünüyor. Vekiline “Doğu Avrupalı gazeteci” denilerek bu yüzden Sorosçular ödül veriyorlar.[7]

Kimse sorgulamıyor: Ertuğrul Kürkçü, Paris Komünü’nü çevrelemeye, çerçevelemeye, burjuvazinin kalıbına dökmeye mecbur.[8] Onu küçülmecilik üzerinden okuyan Kürkçü, “İran’ı taş devrine döndüreceğim” diyen Trump’a bağlı. Emperyalizmin “haydut devlet” dediği yapılara yönelik, kalkınma sürecini baltama, ortadan kaldırma amaçlı saldırıları için ideolojik kılıf örüyor. “Zaten küçülmeliyiz, dümdüz edin İran’ı” diyor.

Sol, emperyalizm eti yasaklayacaksa veganlaşıyor. İşsizlik artıyorsa “çalışmak kölelik” diyor. Bir 28 Şubatçı olarak Erhan Nalçacı, emperyalistlerin emirlerini Kovid döneminde bilfiil yerine getiriyor. Üstelik komünist düzende halka böcek yedirmeyi vaad ediyor.[9] Bugün asıl NATO’culuğu buralarda aramak gerekiyor.

Deniz Gezmişler, 6. Filo’ya karşı miting düzenliyorlar. Ekibin bir tarafında Harun Karadeniz ve TİP’liler var. Denizler, Dolmabahçe’ye inip gemiye saldırmayı öneriyorlar. Bu öneri reddediliyor, “sadece Taksim’de bağırıp dağılalım” deniliyor. Mitingde Denizler, Gümüşsuyu’ndan aşağı inmek için toparlanıyorlar. Önlerine ilk barikatı polis değil, TİP’liler kuruyor. “Bugün Ulaş Bardakçı’nın olduğu yerde olmak bizi gururlandırıyor” diyen Erkan Baş yalan söylüyor. Ömrü, siyasi ömrü, Bardakçı ve yoldaşlarını ezmek ve susturmakla geçti. O, Mahirler devrimci şiddet eylemi gerçekleştirince partiye yönelik suçlamalara verdiği cevapta açıktan Mahirleri polise ihbar eden Behice Boranlar’ın soyundan geliyor. Bu kuşatmanın ve ablukanın aşılması, tayin edilen çerçevelerin kırılması gerekiyor.

Eren Balkır
5 Nisan 2026

Dipnotlar:
[1] “Natocu Sol”, 15 Ekim 2025, İştiraki.

[2] “Görevim Gereği Yurt Dışına Çıkmalıyım Ama”, 21 Kasım 2016, Evrensel. Evrensel, emperyalizmin ajanı Kavala için ağıt yakarken bir başka ajanın NATO toplantısına katılamamasını dert ediniyor.

[3] Deniz Bakır, “Bizim Kendi Bayrağımız Var”, 1 Nisan 2026, Sendika.

[4] Yaşar Ayaşlı, “Post-Mahir Dönem Tartışmalarına Bir Katkı”, 2 Nisan 2026, Sendika.

[5] Marxlenin Pérez Valdés, “Gabriel Rockhill Söyleşisi”, 23 Mart 2026, İştiraki.

[6] “Savaştan Devrime Giden Yolu Açmak İçin”, 19 Mart 2026, Köz.

[7] Eren Balkır, “Emir Erleri”, 25 Temmuz 2024, İştiraki.

[8] Ertuğrul Kürkçü, “Komün Dersleriyle Geri Geliyor, 20 Mart 2026, Yeniyaşam.

[9] Kutay Sırıklı ve Özgür Selvi, “Beslenmede Önemli Hayvansal Proteinlerin Kaynakları”, 19 Nisan 2021, BA.

0 Yorum: