15 Nisan 2026

,

Glock


Yalçın Küçük nedir, Küçükçülük kimdir?

Solculuk üzerinden belirli bir kültürel sermaye biriktirenlerin, geçimini solculukla sağlayanların devlete yaltaklanma biçimidir. Bunun burjuvaziye yaltaklanma biçimleri de mevcuttur. Bu anlamda, Tayyip huzurundaki el pençe ile askerin huzurundaki el pençe arasında bir fark yoktur!

Seksenlerin ortasında Yarın dergisinde bir polemiğe şahit olunur. Yarın yazarı, Küçük’ün Çözüm dergisine verdiği röportajda dergiyle ilgili dediklerine içerlemiştir. Orada Küçük, “Eylülist rejim, kendisi için şöyle bir çitleme sistemi geliştirdi. Bu stratejide gazete denilince Cumhuriyet, dergi denilince Nokta okuyacaksın, parti denilince SHP, lider denilince Ecevit’i destekleyeceksin, gençliği Yarın’a ve Gökyüzü’ne teslim edeceksin”[1] diyor. Devletin solu Yarın’a kapatmayı ve çitlemeyi kafasına koyduğunu söylüyor. Bu sözü kendisine Eylülist rejime çalışan, devlet içre dostları fısıldamış olmalı.

“Akıllı kavga”dan dem vuran Yarın yazarı, “Biz, senin Türkiye Üzerine Tezler için çalışma yaparken genelkurmaydan aldığın izinle arşivde gezindiğinden bahsediyor muyuz?” cevabını verir. Kitap hazırlanırken Üruğ Paşa’dan izin alınmıştır. Esasında ikisi de doğru söylemektedir: Solu Yasemin Çongar’ın Yarın’ına hapseden de Küçük’e o kitabı yazdıran da aynı devlettir. Aslında Tezler, 12 Eylül Kemalizminin açtığı düzlem için sipariş edilmiş bir çalışmadır. Kemalizm içi tartışmaya sebebiyet vermesi, toplum mühendisliği ve jeopolitikayla alakalıdır. Birilerinin Kürt’ün ve Ortadoğu’nun içine sızması gerekmiştir. Sızılmıştır. Bu sızma için geçiş süreci teorize edilmiş, kılıflar örülmüştür.

Çünkü “işçi de halk da değildik, varoşlara gittik, sosyalizm bitti. Sol, eninde sonunda aydın hareketidir” diyen Küçük, solu varoşlardan kurtarmaya ahdetmiştir. Bu emir de yukarıdandır. “Sol, varoşlardan çıkmalı” diyorsa, lafı ettiği dönemde illaki devlet ve sermaye, kentsel dönüşüm kararı almıştır, ayrıca varoşlar, devlet eliyle AKP’ye bırakılmıştır. Bu bilgi ve emir, Mehmet Ağar, Yiğit Bulut, Deniz Baykal gibi dostları üzerinden Küçük’e iletilmiştir. Bunu kendisi bulmuş gibi yutturabilmesi, önemli bir maharettir. Bir sahnesi vardır ve o sahnede tek kişilik gösterisinde, herkesi kendisine ikna etme konusunda başarılıdır. Şov devam etmelidir!


Varoşlardan goşistleri temizleyeceğine söz veren Küçük, kendi dergisinde yazan bir yoldaşının aktardığına göre, Ayrancı’daki bir evde 12 Eylül darbesinin haberini almış, “bunlar bizimkiler, Kemalistler, goşistleri temizleyecekler” diyerek, heyecanla yerinden fırlayıp ellerini çırpmıştır. Sonrasında ne yazdıysa yazdırıldığını varsaymak zorundayız. Tezler’in genelkurmay izni ve emriyle yazıldığını düşünebiliriz. Kongar, İran’daki devrim sürecinde “İslamcılarla görüşmek gerek” dediği, TKP’nin 12 Eylül günlerinde MSP ile ittifaktan söz ettiği, Sovyetler’in Kenan Evren’i desteklediği koşullarda, Cumhuriyet’in yeni yönelimine teorik kılıf örülmüştür. Bu çaba, “Kemalizm ülkeye dar gelen bir gömlek, Türkiye’nin agresif Atatürk’e ihtiyacı var” demiştir.[2] AKP’nin rahme düşürüldüğü zeminde bunu demeye mecburdur.

Garip olan şu ki devlet, bu tartışmaları bizzat yürütüyor. Ortamı hazırlamak için Küçük gibilere görev veriyor. Sonra devlet, diyelim, Suriye’ye girdiğinde, Yalçın Küçükçülere, “vay be hocam büyük kâhin, nasıl bildi ama!” diyerek, küçük insanlar gibi, “devlette adamamımız var” duygusuyla ömür tüketmek kalıyor.

Aslında Küçük, iş ve görev gereği Batı’da görülen, Brookings türünden bir enstitü ve düşünce kuruluşu olarak çalışmıştır. Parti ve mücadele fikrini her zaman tasfiye etmek için uğraşmıştır. ABD’de yetişmiş bir isim olarak bu enstitü işlerini bizzat üstlenmiştir. Onu, CIA’in Kültürel Özgürlük Kongresi’nden, sol anti-komünizmden, CIA eliyle çıkartılmış “Marksist” dergilerden ayrı ele almamak gerekmektedir. Neticede o, “komünist emperyalizm” diyen yoldaşı Avcıoğlu’ya bağlıdır.

Baba filminin hikâyesinin anlatıldığı dizide aktarıldığı üzere, filmi yaratan kişi, emperyalistlerin gözde enstitüsü RAND elemanıdır. Demek ki İtalyan mafyası ve mafyalaşma ile ilgili bir toplum mühendisliği işlemi yürütülmüş, bu alana bir kişi görevlendirilmiştir. Hollywood, işgal edilen Tahran Büyükelçiliği’nde rehin alınan Amerikalıları kurtarmak için doğrudan devreye sokulmuş bir yapıdır.

Bilim ve sanat arasında şovunu yapan bir isim olarak Yalçın Küçük de böylesi bir eleman olarak görülmeli, yazıları Marksist birikim değil, devletin müdahalesi ve gayreti üzerinden okunmalıdır. Küçük, devlet ne yapıyorsa onu yazmış, ne diyorsa onu söylemiştir.

İçkilerin devrildiği kalabalık bir ev muhabbetinde gaza gelen Küçük, hararetli konuşurken, sarhoşluğun da etkisiyle, sandalyesiyle birlikte geriye doğru devrilir. Herkesin kendisine güleceğini düşünür, bakar ki hâlâ dinleniyor, yerde sırt üstü yatan Küçük, konuşmaya devam eder. Bugün Küçük hatıraları anlatanlar, sola dair çok şey söylemektedir.

Ölmeden önce selam söylediği, TİP’e selam çakarken ismini andığı yoldaşı Metin Çulhaoğlu, yıllar önce kendisi ile ilgili yazdığı yazıda, onun “çekirdekten bir Marksist olmadığını, altmışların başındaki CHP-Yön-Planlama üçgeninin Marksizme taşıdığı yetenekli ve üretken bir aydın” olduğunu söyler.[3] “Onda bir adamları toplayıp bir adam yapıyorum” dediğini aktarır. Çulhaoğlu kendisine paye biçmektedir, zira Küçük'ün Marksizm ile ilişkisi dolaylı ve talidir.

Eski komünist Rasih Nuri İleri’nin Küçük’ün dergisi Toplumsal Kurtuluş’ta yazdığı, TİP-Doğan Avcıoğlu sürtüşmesi ile ilgili yazısında[4] vaat edilen birlik, Küçük şahsında gerçekleşmiştir. Küçük, diğer sola karşı Sovyet çizgisini, Sovyet solculuğuna da Kemalizmi bir bariyer olarak örmüştür. Tüm siyasetinin özeti budur. Burada Marksizme yer yoktur.

Rasih İleri’nin yazısını bugün okuyanlar, CIA’in Avcıoğlu’na karşı çektiği operasyonun izlerini ararlar mı, bilinmez. Orada İleri, “TİP sekterdi, Avcıoğlu kaypaktı” demektedir. Sabetayizm avcılığı yapacaksak, orada TİP adına karşı tarafa set çeken isimlerin de Avcıoğlu’nun kurduğu Sosyalist Kültür Derneği’nin de Yahudi niteliğine odaklanmamız gerekir. İsrail’in garnizon devlet olarak inşa edildiği, güçlenmek için her türlü yöntemi denediği, Arap olmayan civar devletlerle gizli istihbarat anlaşmaları imzaladığı dönemde birileri, Arap’la ve Müslüman’la ilişkili olarak ilerleyen sosyalizme set çekmek için uğraşmıştır. Yön çizgisinin derdi de Ortadoğu ve Doğu’yla ilişki kurmak değil, onu devlet ideolojisi içerisinde etkisiz kılmak, ülkedeki tesirini ortadan kaldırmaktır. 9 Mart, bilinçli yürütülmüş bir tasfiye operasyonudur.

Bugün Emre Kongar’ın ölüm yazısı, bu düzlemde kaleme alınmıştır. Yazı, Kemalist-komünist ittifakına tokat indirmiş, öğrencisi Vegan Zülal’in tepkisi tüy dikmiştir. Yalnız bu Kongar, otuz yıl önce intihalcilik suçlaması üzerinden ve sağa hizmet etmesiyle birlikte sol nezdinde tükenmiş bir isimdi. Onu popüler eden Merdan Yanardağ olmuştur. Her taşın altından çıkan Yanardağ, kendi örgütünü tasfiye etmiş bir isimken yıldız olmuştur. Uzunca bir dönem Yalçın Küçükçü olarak anılan bir çevreyle hareket etmiştir. Bugün yoldaşı, hocası Küçük’e küfretmektedir.

Veganzülal gibi isimlerin çıkışları, Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi içine dönük mesajdır. “Kemal Paşa’yı, ‘Duçemiz’i eleştirenlerin dilini keseriz” denilmektedir. Duçe harici bir sol ufka, sosyalizm tasavvuruna, devrim mücadelesine izin verilmeyeceğini söylemektedir. Bu, yüz küsur yıldır söylenendir. TKP, Veganzülal için yayınlarında “halka böcek yedireceğiz” diyen örgüttür. Bu kadar hakareti haketmemiştir!

Yalçın Küçükçülüğün mayası, özü tasfiyeciliktir. Varoşları temizlemek, goşistleri ıslah etmek, devletin ve burjuvazinin dişine uygun bireyler yetiştirmektir. Bu ekipten ayrılan genç bir kadının anlattıkları ibretliktir. İki yıllık birlikteliği akıl hastanesinde sonlanmıştır. Kendi kadınlığını istismar eden yoldaşı ve diğer yoldaşları, bu kadını Yıldız’da faşistlerin saldırısında bir başına bırakıp kaçmışlardır. Hepsinin derdi, kendi bireysel dünyaları, dünyalıkları, o dünyaya kestikleri solcu pozlarıdır. Yalçın Küçük, renkli bir kılıftan ibarettir.

Bu genç kadının anlattığına göre, İlkay Demir’in oğlu ve arkadaşları, Yalçın Küçükçü ekibe dâhil olmak ister. Toplantı sonrası şef, bu bahsini ettiğimiz arkadaşın yanına gelir ve “bunların içine gir, burayı dağıt, tasfiye et” der. Arkadaş da “iyi ama bunlar da bizim gibi Yalçın Küçükçü, bunu niye yapalım?” cevabını verir. İstanbul Üniversitesi’nden gelen bu ekibin başındaki kişi o kadar Küçükçüdür ki yaz kış, gece gündüz boynundaki kırmızı atkıyı çıkarmayan bir isimdir! Herkes ve her şey, kontrol altına alınmalıdır.

Bugün “Yalçın Küçük’ün ruhu, yöntemi bizde yaşıyor”[5] diyen Sos.org sitesi, şaibelidir. Bu isimler, önce Yalçın Küçük’ü enstitülerine çağırdılar, sonra şefleri Zeki Tombak’ı “örgütün paralarını ziyafet sofrası kurmak”la eleştirdiler, küçük burjuvalığını yüzüne vurmak için bize ait bir yazıyı bile kullandılar. Sonra bu isimler, mezun oldular, köşeyi döndüler, bu sefer de “Küçük burjuvaziyi eleştirmemek lazım, CHP’yi eleştirmenin yeri değil, Kemalizme dokunmamak gerek” demeye başladılar. Şimdi Yalçın Küçükçü ruhun kendilerinde yaşadığını söyleyerek, bir yerlere mesaj göderiyor, işmar ediyorlar. Genelkurmay kalıbından çıkma jeostrateji gevezelikleri döşeniyorlar. Parayla satın aldıkları ekonomi-politik malumatlarını kesip kesip satıyorlar. Muhayyel ve hafi enstitü, çalışıyor.

O dönem, bunların içine Yalçın Küçükçü ekipten biri geldi. Ertesi gün “arkadaşlar, Kuzey Irak’tan sekiz adet Glock marka girdi ülkeye, bunun birini biz alalım” dedi. O silahı alma yönünde atılacak her adım, o gençlerin önemli bir kısmının içeri girmesiyle sonuçlanacaktı. “Küçükçülük kimdir?” sorusunun cevabı burada aranmalı. Bireyin yürüyüşü, kitlesel kolektif yürüyüşe tahammül edemez. Aydın tarikatı olarak Küçükçülerin derdi, devletin muhayyel ve hafi enstitüsüne kadro olmak, bunun diyeti olarak, toplumsal-tarihsel bağları kesip atmaktır.

Neticede Toplumsal Kurtuluş, “Lenin ekonomi-politik bilmiyor, ben biliyorum, ekonomi-politiği devrimcileştiriyorum” sözüyle başladı, “Marx’a karşı Proudhon’u tercih etmek lazım” sözüyle sona erdi. Küçük, en son AKP’nin askeri temelli ekonomi-politiğini meşrulaştırmak için Fransız devriminin savaşlar için vergi toplayan maliye bakanını övüyordu.

Perinçek’in itibarsız olduğunu söyleyen Küçük, MedTV’ye sızmak zorunda. Daha önce “Kimse Kıbrıs çıkartmasında Rum öldürmedi” diyen Küçük, sadece Yunan illerinde basılan, burada her öksürüğü kitaba dönüştürülürken nedense yayımlanmayan röportaj kitabında, tecavüz ve katliamların yaşandığını, kendisinin de insan öldürdüğünü söylüyor, nabza göre şerbet veriyor. Kürt’ü ehlileştirdiğini söylüyor. “Dişlerini ben söktüm” diyor. Kuklaya odaklanıp kuklacıya bakılmıyor. Ona bunları yaptıranlarla kimse ilgilenmiyor, çünkü herkes, Yalçın Küçük olmak istiyor.

“İsrail Atatürk’ün Yahudi olduğunu söyleyecekti, buna ben mani oldum” diyor. Kimse, “Sen bu bilgiye nasıl ulaştın?” sorusunu sormuyor. AKP ile birlikte girişilen sabetayizm avcılığı, aslında “onları ben akladım, halklaştırdım, temize çektim” cümlesiyle sona eriyor. Demek ki paşanın kökenini İsrail, Küçük aracılığıyla açıklıyor! Sara ve diploma meselesi de ona söylettiriliyor.

Bireyin yürüyüşüne değil, sınıfi kitlenin kolektif yürüyüşüne bakmak, orayla düşünüp eylemek gerekiyor. Çeşitli momentlerin ürünü olan küçük aydınların peşinden gitmeyi solculuk, devrimcilik saymamak, bilgiyi onlara mal edip, kitapları o eşeğe yükleyip “solculuk” pozu kesmemek gerek. Yalçın Küçük’ün ölümü sonrası küçük YK’ların türemesi ihtimali, kolektif devrimci mücadele adına herkesi tedirgin etmeli. Muhayyel ve hafi enstitü ile proletarya adına dövüşülmeli.

Eren Balkır
15 Nisan 2026

Dipnotlar:
[1] Aktaran: Serdar Can, “İcazet Edebiyatı Üzerine Yalçın Küçük’e Kısa Bir Yanıt”, Yarın, Ocak 87, Sayı 65, s. 17. PDF.

[2] Yalçın Küçük, Emperyalist Türkiye, Başak yay., Temmuz 1992, s. 94.

[3] “Yalçın Küçük: Bir Soran Var!”, Temmuz 1988, Gelenek.

[4] Rasih Nuri İleri, Toplumsal Kurtuluş, Sayı 5, Kasım 1987, s. 32-35.

[5] Tevfik Atmaca, “1947 Şebekesi”, 12 Nisan 2026, Org.

0 Yorum: