“Parti üyeleri meseleleri
anlamayan insanları küçümsemesinler diye uğraşıp duruyorum. Eğitimli, görünüşte
burjuva olan insanlara bile kibar bir dille cevap verilmelidir. Her şey onlara
olabildiğince ayrıntılı bir şekilde açıklanmalıdır. [...] Ben, cana yakın
olmaya çalışıyorum çünkü insanları ancak bu şekilde kazanırsınız. Ayrım çizgisi
çizerek, 'sen bu taraftasın, ben diğer taraftayım' diyerek insanları
kazanamazsınız; bu, bilinçsizlik göstergesidir. Kara Panter Partisi kurulduktan
sonra ben de az kalsın bu hataya düşüyordum. İnsanların benim bu kadar açıkça
gördüğüm şeye neden kör olduklarını anlayamıyordum. Sonra onların
anlayışlarının geliştirilmesi gerektiğini fark ettim.”
[Huey P. Newton, Kara Panter Partisi'nin Kurucularından]
Şahit
olduğum, deneyimlediğim ve hâlâ mücadele ettiğim bir mesele var. Paylaştığım
şey, nihai bir sonuç değil, on yıllık örgütlenme, devrimci metinler okuma,
yüzlerce grupla koalisyon kurma, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar sektöründe yol
alma ve kişisel hayatım dâhilinde öğrenerek ve unutarak şekillendirdiğim, halen
daha gelişmekte olan bir teoridir.
Artık
liberalizmin devrimci dayanışmayı sürdürmek için inşa edilmediğine, hatta iyi
niyetli insanları gericiye dönüştürebileceğine inanmaya başladım.
Devam etmeden evvel, bu yazıyı liberalizmin tanımıyla temellendirmek ve odak noktam olan liberal ideoloji ile liberal bireyler arasında net ve açık bir ayrım yapmak istiyorum.
Liberalizm, bireysel hakların, kişisel özgürlüğün ve eşit fırsatın
adil bir toplumun anahtarı olduğuna dair inanca dayanan bir siyasi ideolojidir.
Kapitalizm, ırksal tahakküm veya sömürgeci güç sistemlerini temelden tahrip
etmeden, kademeli reformlar, yasal korumalar ve piyasa temelli çözümler yoluyla
adaletin sağlanabileceğini varsayar.
Liberalizm;
klasik liberalizm, modern liberalizm ve neoliberalizm gibi muhtelif kollara
ayrılır. Ancak neticede bunlar aynı ideolojik çerçeve içinde faaliyet yürütürler.
Liberalizm, ABD’deki siyasi, ekonomik ve sosyal hayatımıza hâkimdir.
Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, kendilerini zıt kutuplar olarak takdim etselerde, aynı
liberal yelpazede yer alırlar: piyasalara, cezaevlerine ve ABD’nin küresel hâkimiyetine
bağlıdırlar, sadece farklı isimler almışlardır.
Sosyal
demokratlar (misal, Alexandria Ocasio-Cortez veya Bernie Sanders) gibi “ilerici”
sayılan siyasetçiler bile, iktidar yapısını temelden sarsmadan reformlar için
çabalayarak liberalizmin sınırları içinde hareket ederler. Bu tespit,
politikalarının önemsiz olduğu anlamına gelmez; ancak ideolojik olarak nerede
durdukları konusunda net olmamız gerektiğini söyler.
Ayrıca,
liberalizmin ABD’deki kurumların ve kültürün temelini oluşturması nedeniyle,
ideolojiyle özdeşleşsek de özdeşleşmesek de çoğumuz, liberal düşünme ve hareket
etme biçimlerine göre sosyalleşmiş durumdayız. Kvame Ture, Lenin, Angela Davis
ve Amílcar Cabral gibi devrimcilerin savunduğu gibi, liberalizm, nihayetinde
baskıcı sistemleri ortadan kaldırmak yerine, derin yapısal değişim yerine
sembolik jestler ve yüzeysel reformlar sunarak istikrara kavuşturma işlevi
görür.
Peki
tüm bu tespitler, hareket alanlarında, örgütlerde ve ilişkilerde birbirimizle
nasıl etkileşim kuracağımız hususunda bize ne söylüyor?
Liberalizm,
sadece seçim sandığında siyasetimizi şekillendirmekle kalmaz, aynı zamanda
çatışmaları nasıl ele aldığımızı, hesap verebilirliği nasıl tanımladığımızı ve
kiminle ilişki kurmaya değer olduğunu nasıl
belirlediğimizi de etkiler. Örgütlenme kültürümüze sızarak, bizi sonuçlardan
ziyade görünüşe, zarfa, dönüşümden ziyade izolasyona, kolektif büyümeden ziyade
kişisel etikete odaklanmaya yönlendirir.
Birisi
hata yaptığında, hesap verebilirlik ve düzeltme sürecine davet edilmek yerine
dışlandığında, hakkında dedikodu yapıldığında veya tamamen uzaklaştırıldığında, karşımızda
duran şey liberalizmdir. Toplumsal hesap verebilirliğin yerine eleştirilerin
öncelikli kılındığı veya liderliğin yaşanmış deneyim, siyasi netlik ve ilkeli
mücadele yerine karizma, popülerlik veya kimlikle tanımlandığı durumlarda da liberalizm
konuşur.
Bu,
liberalizmin bize adalet dilini sağlarken, kendi çerçevesi içinde kabul
edilebilir olanla sınırlı kaldığı ve nesillerdir topluluklarımıza zarar veren
sistemleri devirmek için gereken gücü inşa etmekle nadiren ilgilendiği anlamına
gelir.
Şifa
ve onarıcı adalet konularını ele alıyor, ancak bu uygulamaları birbirimize
nadiren uyguluyoruz. Onları sadece hizmet ettiğimizi söylediğimiz topluluklara
uyguluyoruz. Bu durum, kendimizi sömürge okullarının yöneticilerine benzer
şekilde kurtarıcı olarak görmemize yol açıyor; yoksullara ve eğitimsizlere “yardım
ediyoruz”, ancak sömürgecilik sisteminin kendisini asla sorgulamıyoruz.
Liberalizm,
bize başkalarını, kurumları ve iktidar yapılarını eleştirmeyi öğretir, ancak bu
süreçte kendimizi dönüştürmeyi öğretmez. Hele ki bu dönüşüm, kendi servetimizi,
mülkiyetimizi veya bireysel ayrıcalıklarımızı koruyan sistemlerle yüzleşmemizi
gerektiriyorsa, hiç öğretmez.
Uygulamadan
ziyade performansa, süreçten ziyade saflığa, bağlılıktan ziyade eleştirilere, ekosistemden
ziyade egoya öncelik verir .
Sonra
da, durup düşünmek, sorumluluk almak ve yaklaşımımızın sorunun bir parçası olup
olmadığını sorgulamak yerine, iç çekişmeler veya durumu anlamayan insanlar
karşısında yaşadığımız hayal kırıklığını dile getiririz.
Sloganlardan
ve liberal çerçeveden kopup, daha fazla insanı kucaklayacak bir yaklaşım
geliştirmeye başlamamızın vakti geldi. Bize, Huey’nin dediği gibi, insanların
bilincinin geliştirilmesi gerektiğini kabul eden bir yaklaşım gerek. İlişkileri
ve maddi koşulları merkeze alan bir yaklaşım. Gerçekten de bir devrim süreci içindeymişiz
gibi damarlarımızda dolaşan, zihnimizi diri tutup işleten bir yaklaşım.
Çünkü
gerçekten de bir devrim sürecindeyiz.
Devrim,
uzun süren bir mücadeledir. Sabra, kendini dönüştürmeye ve kolektif dönüşüme
ihtiyaç duyar. Bireysel, toplumsal ve örgütsel çelişkileri sabit veya sonsuza
dek kusurlu şeyler değil, gelişme fırsatları olarak gören bir mücadeledir.
Daha
iyi olmalıyız. Daha devrimci olmalıyız. Devrimin ve evrimin birbirinden
ayrılamaz olduğunu aklımızdan çıkartmamalıyız. Bu değişimi gerçekleştirmezsek,
ortadan kaldırmak için çalıştığımızı söylediğimiz dogmatizm, kullanılabilirlik,
kontrol, gerçeklerden kaçınma ve cezalandırma gibi dinamiklerle tekrar tekrar
yüzleşiriz.
Eric Morrison-Smith
24
Haziran 2025
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder