14 Nisan 2026

,

Liberalizmin Ötesine Geçmek: Devrimci Bir Kültüre Doğru

“Parti üyeleri meseleleri anlamayan insanları küçümsemesinler diye uğraşıp duruyorum. Eğitimli, görünüşte burjuva olan insanlara bile kibar bir dille cevap verilmelidir. Her şey onlara olabildiğince ayrıntılı bir şekilde açıklanmalıdır. [...] Ben, cana yakın olmaya çalışıyorum çünkü insanları ancak bu şekilde kazanırsınız. Ayrım çizgisi çizerek, 'sen bu taraftasın, ben diğer taraftayım' diyerek insanları kazanamazsınız; bu, bilinçsizlik göstergesidir. Kara Panter Partisi kurulduktan sonra ben de az kalsın bu hataya düşüyordum. İnsanların benim bu kadar açıkça gördüğüm şeye neden kör olduklarını anlayamıyordum. Sonra onların anlayışlarının geliştirilmesi gerektiğini fark ettim.”

[Huey P. Newton, Kara Panter Partisi'nin Kurucularından]

 

Şahit olduğum, deneyimlediğim ve hâlâ mücadele ettiğim bir mesele var. Paylaştığım şey, nihai bir sonuç değil, on yıllık örgütlenme, devrimci metinler okuma, yüzlerce grupla koalisyon kurma, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar sektöründe yol alma ve kişisel hayatım dâhilinde öğrenerek ve unutarak şekillendirdiğim, halen daha gelişmekte olan bir teoridir.

Artık liberalizmin devrimci dayanışmayı sürdürmek için inşa edilmediğine, hatta iyi niyetli insanları gericiye dönüştürebileceğine inanmaya başladım.

Devam etmeden evvel, bu yazıyı liberalizmin tanımıyla temellendirmek ve odak noktam olan liberal ideoloji ile liberal bireyler arasında net ve açık bir ayrım yapmak istiyorum. 

Liberalizm, bireysel hakların, kişisel özgürlüğün ve eşit fırsatın adil bir toplumun anahtarı olduğuna dair inanca dayanan bir siyasi ideolojidir. Kapitalizm, ırksal tahakküm veya sömürgeci güç sistemlerini temelden tahrip etmeden, kademeli reformlar, yasal korumalar ve piyasa temelli çözümler yoluyla adaletin sağlanabileceğini varsayar.

Liberalizm; klasik liberalizm, modern liberalizm ve neoliberalizm gibi muhtelif kollara ayrılır. Ancak neticede bunlar aynı ideolojik çerçeve içinde faaliyet yürütürler. Liberalizm, ABD’deki siyasi, ekonomik ve sosyal hayatımıza hâkimdir. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, kendilerini zıt kutuplar olarak takdim etselerde, aynı liberal yelpazede yer alırlar: piyasalara, cezaevlerine ve ABD’nin küresel hâkimiyetine bağlıdırlar, sadece farklı isimler almışlardır.

Sosyal demokratlar (misal, Alexandria Ocasio-Cortez veya Bernie Sanders) gibi “ilerici” sayılan siyasetçiler bile, iktidar yapısını temelden sarsmadan reformlar için çabalayarak liberalizmin sınırları içinde hareket ederler. Bu tespit, politikalarının önemsiz olduğu anlamına gelmez; ancak ideolojik olarak nerede durdukları konusunda net olmamız gerektiğini söyler.

Ayrıca, liberalizmin ABD’deki kurumların ve kültürün temelini oluşturması nedeniyle, ideolojiyle özdeşleşsek de özdeşleşmesek de çoğumuz, liberal düşünme ve hareket etme biçimlerine göre sosyalleşmiş durumdayız. Kvame Ture, Lenin, Angela Davis ve Amílcar Cabral gibi devrimcilerin savunduğu gibi, liberalizm, nihayetinde baskıcı sistemleri ortadan kaldırmak yerine, derin yapısal değişim yerine sembolik jestler ve yüzeysel reformlar sunarak istikrara kavuşturma işlevi görür.

Peki tüm bu tespitler, hareket alanlarında, örgütlerde ve ilişkilerde birbirimizle nasıl etkileşim kuracağımız hususunda bize ne söylüyor?

Liberalizm, sadece seçim sandığında siyasetimizi şekillendirmekle kalmaz, aynı zamanda çatışmaları nasıl ele aldığımızı, hesap verebilirliği nasıl tanımladığımızı ve kiminle ilişki kurmaya değer olduğunu nasıl belirlediğimizi de etkiler. Örgütlenme kültürümüze sızarak, bizi sonuçlardan ziyade görünüşe, zarfa, dönüşümden ziyade izolasyona, kolektif büyümeden ziyade kişisel etikete odaklanmaya yönlendirir.

Birisi hata yaptığında, hesap verebilirlik ve düzeltme sürecine davet edilmek yerine dışlandığında, hakkında dedikodu yapıldığında veya tamamen uzaklaştırıldığında, karşımızda duran şey liberalizmdir. Toplumsal hesap verebilirliğin yerine eleştirilerin öncelikli kılındığı veya liderliğin yaşanmış deneyim, siyasi netlik ve ilkeli mücadele yerine karizma, popülerlik veya kimlikle tanımlandığı durumlarda da liberalizm konuşur.

Bu, liberalizmin bize adalet dilini sağlarken, kendi çerçevesi içinde kabul edilebilir olanla sınırlı kaldığı ve nesillerdir topluluklarımıza zarar veren sistemleri devirmek için gereken gücü inşa etmekle nadiren ilgilendiği anlamına gelir.

Şifa ve onarıcı adalet konularını ele alıyor, ancak bu uygulamaları birbirimize nadiren uyguluyoruz. Onları sadece hizmet ettiğimizi söylediğimiz topluluklara uyguluyoruz. Bu durum, kendimizi sömürge okullarının yöneticilerine benzer şekilde kurtarıcı olarak görmemize yol açıyor; yoksullara ve eğitimsizlere “yardım ediyoruz”, ancak sömürgecilik sisteminin kendisini asla sorgulamıyoruz.

Liberalizm, bize başkalarını, kurumları ve iktidar yapılarını eleştirmeyi öğretir, ancak bu süreçte kendimizi dönüştürmeyi öğretmez. Hele ki bu dönüşüm, kendi servetimizi, mülkiyetimizi veya bireysel ayrıcalıklarımızı koruyan sistemlerle yüzleşmemizi gerektiriyorsa, hiç öğretmez.

Uygulamadan ziyade performansa, süreçten ziyade saflığa, bağlılıktan ziyade eleştirilere, ekosistemden ziyade egoya öncelik verir .

Sonra da, durup düşünmek, sorumluluk almak ve yaklaşımımızın sorunun bir parçası olup olmadığını sorgulamak yerine, iç çekişmeler veya durumu anlamayan insanlar karşısında yaşadığımız hayal kırıklığını dile getiririz.

Sloganlardan ve liberal çerçeveden kopup, daha fazla insanı kucaklayacak bir yaklaşım geliştirmeye başlamamızın vakti geldi. Bize, Huey’nin dediği gibi, insanların bilincinin geliştirilmesi gerektiğini kabul eden bir yaklaşım gerek. İlişkileri ve maddi koşulları merkeze alan bir yaklaşım. Gerçekten de bir devrim süreci içindeymişiz gibi damarlarımızda dolaşan, zihnimizi diri tutup işleten bir yaklaşım.

Çünkü gerçekten de bir devrim sürecindeyiz.

Devrim, uzun süren bir mücadeledir. Sabra, kendini dönüştürmeye ve kolektif dönüşüme ihtiyaç duyar. Bireysel, toplumsal ve örgütsel çelişkileri sabit veya sonsuza dek kusurlu şeyler değil, gelişme fırsatları olarak gören bir mücadeledir.

Daha iyi olmalıyız. Daha devrimci olmalıyız. Devrimin ve evrimin birbirinden ayrılamaz olduğunu aklımızdan çıkartmamalıyız. Bu değişimi gerçekleştirmezsek, ortadan kaldırmak için çalıştığımızı söylediğimiz dogmatizm, kullanılabilirlik, kontrol, gerçeklerden kaçınma ve cezalandırma gibi dinamiklerle tekrar tekrar yüzleşiriz.

Eric Morrison-Smith
24 Haziran 2025
Kaynak

0 Yorum: