08 Nisan 2026

, ,

Zillet Yerine Onur



ABD ve İsrail, Ali Hamaney’i ve daha birçok önde gelen siyasi ve askeri lideri, ayrıca en az 3.500 bebeği, çocuğu, kadını ve erkeği öldürdü. Buna karşılık İran, yaklaşık 50 önemsiz İsrailli ve Amerikalıyı öldürmüş gibi görünüyor. Birçok kaybı gizlediklerini varsaysanız bile, bu sayı muhtemelen 100 civarındadır. Maddi hasar açısından da benzer bir dengesizlik söz konusu. Bilhassa İran’a yönelik onlarca yıl sürdürülen kuşatma, o ekonomik terör ve boğazın kapatılmasının büyük hasar vermeye başladığı noktayı göz önünde bulundurursak, oradaki hasar gayet büyük.

Bunun caydırıcılık sağlamak ve savaşın yakında yeniden başlamasını önlemek için yeterli olduğunu düşünüyorsanız, kendinize şu basit soruyu sorun: Herhangi bir rasyonel insan, bu takas oranını tekrar memnuniyetle kabul etmez mi?

Birkaç düzine pedofil tecavüzcü yerleşimciyi öldürüyorsunuz ve karşılığında ben sizin Yüksek Liderinizi ve binlerce kişiyi öldürüyorum? Bu takası her zaman tereddüt etmeden kabul edeceklerdir.

Sincap
8 Nisan 2026
Kaynak

* * *

 

Bu analiz, caydırıcılığın stratejik ölçekte nasıl işlediğini, anti-emperyalist savaşın gerekli, acı verici mantığını alabildiğine yanlış anlıyor.

Sincap, Avrupa merkezli bir çerçeveye hapsolmuş durumda. Şii geleneğinden ilham alan İran ile Direniş Ekseni’nin ölümün anlamını Siyonist-emperyalist bloktan nasıl geri aldığını görmezden geliyor.

Ayrıca Ho Chi Minh ve Besil Arac’ın öğrettiği dersleri de unutuyor: Devrimci aydın, sömürgeci ve sömürge, emperyalist ve anti-emperyalist arasındaki kayıpları asla kıyaslamamalıdır, çünkü bu kıyaslamalar, hep taraflı olacaktır.

Önemli olan, direnişçi toplumun bu bedelleri göğüslerken kendini yeniden üretme kapasitesini (veya Emel Saad’ın “kendini yeniden üretme yoluyla caydırıcılık” dediği şeyi) nasıl ortaya koyduğudur.

Temelde Sincap, caydırıcılığı yalnızca çok dar bir taktiksel ölçekte, her iki taraftaki kayıpları sayma açısından kavrayabiliyor gibi görünüyor. Bu anlamda, ABD-Siyonist bloğunun İran ve Lübnan’da daha fazla insan öldürdüğü, bu ülkelerde daha fazla yıkıma yol açtığı doğrudur. Evet, İran’a diledikleri vakit, orantılı bir karşı tepkiyle yüzleşmeden saldırma yeteneğini muhafaza ediyorlar.

Ancak, Siyonist-emperyalist blok, İran’ın caydırıcılık becerisini ortaya koymasıyla birlikte, taktiksel saldırılarını stratejik kazanımlara dönüştüremedi.

Örneğin, ABD-Siyonist bloğun suikastları, saldırganların stratejik amacı olan kurumsal parçalanmaya yol açmadı, bunun yerine saldırılar, kurumsal ve yönetimsel süreklilik ve tutarlılıkla karşılandılar.

Sivil altyapıya ve sivil hayata yönelik saldırılar, stratejik beklenti olan toplumsal parçalanmaya yol açmadı, bunun yerine, ulusal ve toplumsal bütünleşme, Cumhuriyet’in halk egemenliği temelinin yenilenmesiyle karşılık buldu.

Temel ekonomik altyapıya yönelik saldırılar, İran’ı sanayisizleştirmeyi başaramadı, bunun yerine İran, kısa vadede gerekli onarım ve takviyeyi hızla gerçekleştirerek ve orta vadede restorasyonun gerçekleşebilmesi için kapasitelerini koruyarak karşılık verdi.

En önemlisi de İran, taktiksel darbelere genel olarak, Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğini cümle âleme göstererek, savaşı tırmandırma konusunda üstünlüğü ele geçirerek karşılık verdi.

İran’ın “savaşı tırmandırma konusunda sahip olduğu üstünlüğü” veya caydırıcılığı stratejik ölçeğe taşıması, düşmanın kayıplara ve yıkıma yol açabileceğini, ancak stratejik bir ilerleme kaydedemeyeceğini ortaya koydu.

Aslında, ABD kimi stratejik aksaklıklar yaşadı: gelir kaybıyla yüzleşti (ABD günde 2 milyar dolar harcadı), mühimmatı yıprandı ve içeride toplumsal parçalanmayla yüzleşti (ABD'de savaşa karşı artan muhalefet). ABD, Körfez İşbirliği Konseyi için güvenlik garantörü olma konumunu kalıcı olarak kaybetti.

Belki de en önemlisi, Trump ve Hegseth, İran’ı ölümle tehdit ettiğinde onların aldıkları cevaptı: “Ölümden korkmuyoruz, zillet yerine onuru seçiyoruz.”

Bu tavır, emperyalist gücü silahsız kılma etkisine sahip bir tavırdır. O, milyarlarca dolar harcayarak ölüm saçabilir, ancak stratejik olarak hiçbir şey elde edemez.

Şimdi, kendimizi nerede bulduğumuza bakalım. Ateşkesi desteklemek veya baltalamak artık ABD’nin elinde değil, inisiyatif İran’ın elinde. Hürmüz Boğazı, yaptırımlara karşı bir uygulama mekanizmasıdır, bu, ABD’nin artık kabul etmesi gereken bir gerçektir. İran ayrıca, ABD’nin ayda 65 milyar dolar harcasa da stratejik bir kazanım elde edemeyeceğini, hatta Körfez’in artık bir güvenlik garantörü olma vasfını yitirmesiyle birlikte stratejik açıdan kaybedebileceğini göstermiştir.

Savaş tekrar başlayabilir tabii, ancak şu gerçek su yüzüne çıkmıştır: İran, zayıflıktan ve panik halinden uzaklaşmış, ABD ise bölgeye aktardığı gücün stratejik ölçekte geri döndürülemez bir biçimde zayıfladığını görmüştür.

Bikrum Gill
8 Nisan 2026
Kaynak

0 Yorum: