09 Nisan 2026

, ,

Dahiye Doktrini



Giriş

ABD-Siyonist aksına bağlı güçler, emperyalizmin ekonomik ve askeri temellerini yeniden tesis etmek için varoluşsal bir savaş yürütüyor. Yani, başka yerlerde üretilen değeri emen emperyalist dünya sisteminin sürdürülmesinde merkezi bir rol oynayan askeri güç ve sermaye üzerindeki tekelini yeniden kurmayı hedefliyorlar.

Bu stratejik hedeflere savaş alanında ulaşamamakla kalmadılar, aynı zamanda varoluşsal krizlerini daha da derinleştiren, mevzi kaybettiren bir dizi yıkıcı stratejik aksaklık yaşadılar. Bu durum, diplomasideki sahtekârlıklarını ve bugün Beyrut’ta gördüğümüz üzere, silahsız insanlara yönelik katliamı yoğunlaştırma çabalarını tetikliyor. Ancak bu bile stratejik hedeflerini güvence altına almayacak, emperyalizm ve Siyonizm için daha da yıkıcı mevzi kayıplarına yol açacaktır.

Aşağıda, şu hususları ele alacağım:

1. Emperyalizm ve Siyonizmin stratejik hedefleri;

2. Bunların sadece başarısız olmakla kalmayıp, savaş alanında yıkıcı sonuçlar doğuran mevzi kayıplarına maruz kalmaları;

3. Bu durumun ABD-Siyonist liderliğindeki emperyalist düzenin varoluşsal krizini nasıl daha da derinleştirdiği. Bu noktada ABD ve Siyonizm, savaş alanında başaramadıklarını başarmak için umutsuzca Dahiye Doktrini’ne, silahsız insanların katledilmesi yöntemine geri dönüyorlar.

4. Hürmüz’ün İran ve Direniş Ekseni’nin başardığı ve sürdüreceği temel yapısal dönüşümle ilgili olarak gösterdiği tartışılmaz gerçek.

I. Stratejik Amaçlar veya Savaşı Başlatan Hususlar:
Emperyalist-Siyonist Bloğun Varoluşsal Paniği

ABD-Siyonist bloğu, bölgedeki anti-emperyalist güçleri silahsızlandırmak için ümitsiz bir çaba içine girdi, ancak bu hedef ulaşma konusunda her yerde, Gazze, Lübnan, Yemen, Irak, İran’da başarısızlıkla yüzleşti. Siyonist proje, dolayısıyla ABD emperyalist sistemi, bu hedefi başaramazsa kendini sürdüremez.

İran’a karşı savaşın tırmanması, İran’ı silahsızlandırmak ve iç birliğini parçalamak gibi açık bir amaçtan kaynaklanıyordu, zira bu, Gazze ve Lübnan’daki direnişi tecrit edip silahsızlandırmanın anahtarı olarak görülüyordu.

II. Savaş Alanının Sonucu: Stratejik Mevzi Kayıpları

Bu hususu açık ve kısa bir şekilde ifade edebiliriz: İran’ın kırk gün boyunca ABD’ye ait üslere ve kendi varlığına saldırmaya devam edebilmesi, İran’ı silahsızlandırma amacının başarısız olduğunu ortaya koyuyor. Bu başarısızlığın en net delili, İran’ın aslında Hürmüz üzerinde egemen güç olduğunu göstermek için çatışmayı tırmandırması ve ABD-İsrail bloğunun bu gerçeği inkar etme yeteneğine sahip olmaması olgusudur. Bu durum, emperyalizmin “ekonomik” ayağı olan yaptırım rejimini krize sokan güçlü bir ekonomik silahı ortaya çıkarmıştır.

Dolayısıyla, bir tür silahsızlanmanın çilesini çeken emperyalistler, doğrudan mali ve askeri yıpranma süreciyle yüzleşmekte, dolaylı olarak da taktiksel darbeleri stratejik kazanımlara dönüşmemektedir. Bu durum, ekonomik mesele için de geçerlidir, zira Hürmüz denklemi nedeniyle yaptırımlar gibi ekonomik silahlarının “gücünde” bir azalma yaşamaktadırlar.

İran’ı parçalama konusunda da mevzi kaybıyla ve aksaklıkla yüzleştiler. İran toplumu, suikastlar, sivil altyapıya ve hayata yönelik saldırılar karşısında parçalanmak bir yana, Cumhuriyet ile daha büyük bir birlik tesis ettiler, uyum içerisinde hareket etmeyi bildiler. Egemenliğin halk temeli azalmadı, bilâkis tazelendi.

Son olarak, cepheler meselesine gelelim. Tüm cephelerin aralarındaki bağlantı daha da derinleşti. Birbirlerinden kopartılamadılar. Hizbullah’ın sahneye girişi, öncelikle Siyonist güçlerin son 15 aydır Lübnan’a saldırmasına izin veren denklemi değiştirmekle ilgili olsa da, örgüt, İslam Cumhuriyeti ile daha önce görülmemiş bir kinetik uyum göstermeyi bildi.

III. Panik Derinleşiyor: Aldatma ve Dahiye Doktrini’ne Dönüş

Tarihsel düzlemde Batı emperyalizminin ekonomik ve askeri temelleri bu ölçekte sorgulandığı, düşman savaş yoluyla kontrol altına alınamadığında, emperyalist güç, diplomatik sahtekarlığa (yani antlaşma yapma/bozma) ve hedeflerini güvence altına almak için silahsız insanlara yönelik katliamın yoğunlaştırılmasına dönük adıma yöneliyor.

Dün, İran’ın 10 maddelik teklifinin kabul edilmesi, fiilen ABD-Siyonist teslimiyetini ifade ediyordu. İran, emperyalizmin aldatıcı hamlelerinin antlaşma sürecini bozabileceğinin farkındaydı, ancak aynı zamanda uzun vadede uyumu sağlamak için güçlü bir silaha (Hürmüz’e ve onun üzerinden edindiği becerilere) sahip olduğunun da bilincindeydi.

Siyonistler, savaş alanında yapamadıkları, “müzakereler” üzerinde baskı kurma girişiminde, Dahiye Doktrini’ne geri döndüler. Bu doktrin, direnişe bağlı silahsız halka (halkın beşiğine) soykırımcı bir katliam uygulayarak iç birliği parçalamayı, başka yollarla teslimiyeti zorlamayı amaçlayan bir stratejiydi. Beyrut’taki katliamın amacı, Lübnan toplumunun parçalanmasını yoğunlaştırmak ve maliyeti tüm sektörlere yaymaktır, böylelikle daha fazla güç komprador hükümetle ittifak kuracak, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını ve İran ile ilişkilerin kalıcı olarak kesilmesini talep edecektir.

Ancak burada da Siyonizmin geri adım attığını, stratejik amacı bağlamında mevzi kaybettiğini görüyoruz. Navaf Şalom hükümetine karşı öfkenin arttığı, İran’daki halk güçlerinin cephelerin ayrılması değil, birleşmesi gerektiğini savunduğu yönünde haberlere rastlıyoruz. Ayrıca, İspanya’nın yaptığı, bu teşekkülle her türden ticaret anlaşmasının askıya alınması çağrısında görüldüğü gibi, Siyonizmin iktidar sahiplerinden oluşan seçmenleri giderek ona sırtını dönüyor.

IV. Hürmüz Gerçeğin Faş Olduğu Yerdir

Bugün Beyrut’a yapılan zulüm, yol açılan dehşet, cevapsız kalmayacak. Bu katliam, emperyalizm ve Siyonizm için krizi yalnızca hızlandıracak ve derinleştirecektir. Bu durum, bölgedeki ve dünya sistemindeki yeni temel yapısal denklemi, İran’ın Hürmüz üzerindeki egemenlik hakkını, yani bölgeye petrol ve sermaye giriş çıkışını kontrol etme hakkını değiştiremeyecek. Geldiğimiz nokta, anti-emperyalizmin erişebileceği menzili ortaya koyuyor. Bu egemenlik hakkının askeri temeli altüst edilemez ve bu gece Tahran sokaklarındaki halkın egemenlik ifadesiyle birleşerek, bu teşekküle daha da büyük bedeller ödetecektir.

Vakit, Siyonizmin Dahiye Doktrini’nin stratejik hedefleriyle aynı doğrultuda hareket edip direnişe karşı çıkmak veya İran’ın ihanet ettiği imasında bulunmak değil, emperyalist-Siyonist bloktaki çatlakları ve ayrışmaları derinleştirmenin vaktidir. Beyrut şehitlerini onurlandırmak istiyorsanız, nerede olursanız olun, Siyonizmle her türlü normalleşmeye karşı muhalefeti ikmal edin, bu muhalefeti taze kanla besleyin.

Bikrum Gill
9 Nisan 2026
Kaynak

0 Yorum: