Giriş
ABD-Siyonist
aksına bağlı güçler, emperyalizmin ekonomik ve askeri temellerini yeniden tesis
etmek için varoluşsal bir savaş yürütüyor. Yani, başka yerlerde üretilen değeri
emen emperyalist dünya sisteminin sürdürülmesinde merkezi bir rol oynayan
askeri güç ve sermaye üzerindeki tekelini yeniden kurmayı hedefliyorlar.
Bu
stratejik hedeflere savaş alanında ulaşamamakla kalmadılar, aynı zamanda
varoluşsal krizlerini daha da derinleştiren, mevzi kaybettiren bir dizi yıkıcı
stratejik aksaklık yaşadılar. Bu durum, diplomasideki sahtekârlıklarını ve
bugün Beyrut’ta gördüğümüz üzere, silahsız insanlara yönelik katliamı
yoğunlaştırma çabalarını tetikliyor. Ancak bu bile stratejik hedeflerini
güvence altına almayacak, emperyalizm ve Siyonizm için daha da yıkıcı mevzi
kayıplarına yol açacaktır.
Aşağıda,
şu hususları ele alacağım:
1.
Emperyalizm ve Siyonizmin stratejik hedefleri;
2.
Bunların sadece başarısız olmakla kalmayıp, savaş alanında yıkıcı sonuçlar doğuran
mevzi kayıplarına maruz kalmaları;
3.
Bu durumun ABD-Siyonist liderliğindeki emperyalist düzenin varoluşsal krizini
nasıl daha da derinleştirdiği. Bu noktada ABD ve Siyonizm, savaş alanında
başaramadıklarını başarmak için umutsuzca Dahiye Doktrini’ne, silahsız
insanların katledilmesi yöntemine geri dönüyorlar.
4.
Hürmüz’ün İran ve Direniş Ekseni’nin başardığı ve sürdüreceği temel yapısal
dönüşümle ilgili olarak gösterdiği tartışılmaz gerçek.
I.
Stratejik Amaçlar veya Savaşı Başlatan Hususlar:
Emperyalist-Siyonist Bloğun Varoluşsal Paniği
ABD-Siyonist
bloğu, bölgedeki anti-emperyalist güçleri silahsızlandırmak için ümitsiz bir
çaba içine girdi, ancak bu hedef ulaşma konusunda her yerde, Gazze, Lübnan,
Yemen, Irak, İran’da başarısızlıkla yüzleşti. Siyonist proje, dolayısıyla ABD
emperyalist sistemi, bu hedefi başaramazsa kendini sürdüremez.
İran’a
karşı savaşın tırmanması, İran’ı silahsızlandırmak ve iç birliğini parçalamak
gibi açık bir amaçtan kaynaklanıyordu, zira bu, Gazze ve Lübnan’daki direnişi tecrit
edip silahsızlandırmanın anahtarı olarak görülüyordu.
II.
Savaş Alanının Sonucu: Stratejik Mevzi Kayıpları
Bu
hususu açık ve kısa bir şekilde ifade edebiliriz: İran’ın kırk gün boyunca ABD’ye
ait üslere ve kendi varlığına saldırmaya devam edebilmesi, İran’ı
silahsızlandırma amacının başarısız olduğunu ortaya koyuyor. Bu başarısızlığın
en net delili, İran’ın aslında Hürmüz üzerinde egemen güç olduğunu göstermek
için çatışmayı tırmandırması ve ABD-İsrail bloğunun bu gerçeği inkar etme
yeteneğine sahip olmaması olgusudur. Bu durum, emperyalizmin “ekonomik” ayağı
olan yaptırım rejimini krize sokan güçlü bir ekonomik silahı ortaya
çıkarmıştır.
Dolayısıyla,
bir tür silahsızlanmanın çilesini çeken emperyalistler, doğrudan mali ve askeri
yıpranma süreciyle yüzleşmekte, dolaylı olarak da taktiksel darbeleri stratejik
kazanımlara dönüşmemektedir. Bu durum, ekonomik mesele için de geçerlidir, zira
Hürmüz denklemi nedeniyle yaptırımlar gibi ekonomik silahlarının “gücünde” bir
azalma yaşamaktadırlar.
İran’ı
parçalama konusunda da mevzi kaybıyla ve aksaklıkla yüzleştiler. İran toplumu,
suikastlar, sivil altyapıya ve hayata yönelik saldırılar karşısında parçalanmak
bir yana, Cumhuriyet ile daha büyük bir birlik tesis ettiler, uyum içerisinde
hareket etmeyi bildiler. Egemenliğin halk temeli azalmadı, bilâkis tazelendi.
Son
olarak, cepheler meselesine gelelim. Tüm cephelerin aralarındaki bağlantı daha
da derinleşti. Birbirlerinden kopartılamadılar. Hizbullah’ın sahneye girişi,
öncelikle Siyonist güçlerin son 15 aydır Lübnan’a saldırmasına izin veren
denklemi değiştirmekle ilgili olsa da, örgüt, İslam Cumhuriyeti ile daha önce
görülmemiş bir kinetik uyum göstermeyi bildi.
III.
Panik Derinleşiyor: Aldatma ve Dahiye Doktrini’ne Dönüş
Tarihsel
düzlemde Batı emperyalizminin ekonomik ve askeri temelleri bu ölçekte
sorgulandığı, düşman savaş yoluyla kontrol altına alınamadığında, emperyalist
güç, diplomatik sahtekarlığa (yani antlaşma yapma/bozma) ve hedeflerini güvence
altına almak için silahsız insanlara yönelik katliamın yoğunlaştırılmasına dönük
adıma yöneliyor.
Dün,
İran’ın 10 maddelik teklifinin kabul edilmesi, fiilen ABD-Siyonist teslimiyetini
ifade ediyordu. İran, emperyalizmin aldatıcı hamlelerinin antlaşma sürecini
bozabileceğinin farkındaydı, ancak aynı zamanda uzun vadede uyumu sağlamak için
güçlü bir silaha (Hürmüz’e ve onun üzerinden edindiği becerilere) sahip
olduğunun da bilincindeydi.
Siyonistler,
savaş alanında yapamadıkları, “müzakereler” üzerinde baskı kurma girişiminde,
Dahiye Doktrini’ne geri döndüler. Bu doktrin, direnişe bağlı silahsız halka (halkın
beşiğine) soykırımcı bir katliam uygulayarak iç birliği parçalamayı, başka
yollarla teslimiyeti zorlamayı amaçlayan bir stratejiydi. Beyrut’taki katliamın
amacı, Lübnan toplumunun parçalanmasını yoğunlaştırmak ve maliyeti tüm
sektörlere yaymaktır, böylelikle daha fazla güç komprador hükümetle ittifak
kuracak, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını ve İran ile ilişkilerin kalıcı
olarak kesilmesini talep edecektir.
Ancak
burada da Siyonizmin geri adım attığını, stratejik amacı bağlamında mevzi
kaybettiğini görüyoruz. Navaf Şalom hükümetine karşı öfkenin arttığı, İran’daki
halk güçlerinin cephelerin ayrılması değil, birleşmesi gerektiğini savunduğu
yönünde haberlere rastlıyoruz. Ayrıca, İspanya’nın yaptığı, bu teşekkülle her
türden ticaret anlaşmasının askıya alınması çağrısında görüldüğü gibi,
Siyonizmin iktidar sahiplerinden oluşan seçmenleri giderek ona sırtını dönüyor.
IV.
Hürmüz Gerçeğin Faş Olduğu Yerdir
Bugün
Beyrut’a yapılan zulüm, yol açılan dehşet, cevapsız kalmayacak. Bu katliam, emperyalizm
ve Siyonizm için krizi yalnızca hızlandıracak ve derinleştirecektir. Bu durum,
bölgedeki ve dünya sistemindeki yeni temel yapısal denklemi, İran’ın Hürmüz
üzerindeki egemenlik hakkını, yani bölgeye petrol ve sermaye giriş çıkışını
kontrol etme hakkını değiştiremeyecek. Geldiğimiz nokta, anti-emperyalizmin erişebileceği
menzili ortaya koyuyor. Bu egemenlik hakkının askeri temeli altüst edilemez ve
bu gece Tahran sokaklarındaki halkın egemenlik ifadesiyle birleşerek, bu teşekküle
daha da büyük bedeller ödetecektir.
Vakit,
Siyonizmin Dahiye Doktrini’nin stratejik hedefleriyle aynı doğrultuda hareket
edip direnişe karşı çıkmak veya İran’ın ihanet ettiği imasında bulunmak değil,
emperyalist-Siyonist bloktaki çatlakları ve ayrışmaları derinleştirmenin
vaktidir. Beyrut şehitlerini onurlandırmak istiyorsanız, nerede olursanız olun,
Siyonizmle her türlü normalleşmeye karşı muhalefeti ikmal edin, bu muhalefeti
taze kanla besleyin.
Bikrum Gill
9 Nisan 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder